30 Kasım 2009 Pazartesi

Tüm Basketbol Emekçileri: Birleşin!


Futbol Muhalifinin blogunda gördüğüm güzel bir yazı üzerine ben de bir şeyler yazmak istedim. Futbol muhalifinin yazısına buradan ulaşabilirsiniz.

Yazı Kaya ile Radikal’de yer aln bir röportajdan hareket etmiş. Radikal’de yayınlanan Kaya röportajına buradan ulaşabilirsiniz. Röportajın benim için önemli kısmını aşağıya alıntıladım.

“Galatasaray Cafe Crown’da Cemal Nalga’nın usulsüz olarak oynatılmasıyla ortaya çıkan skandalın üzücü olduğunu dile getiren Kaya, "Ben burada önemli bir noktaya değinmek istiyorum. Oyuncuların hiçbir suçunun olmadığını ve verilen cezaların çok yüksek olduğunu düşünüyorum, özellikle de Tufan’a verilen cezanın. Disiplin Kurulu’nda nasıl görüşüldü bunlar bilmiyorum, ama şu an bizim bir oyuncu birliğimiz bile yok. Sonuçta biz bir kontrat imzalıyoruz ve herkes biliyor ki kulüp ne derse o yapılıyor. Tufan o gün çıkıp ’Benim formamı veremezsiniz’ dese, belki ona gülerlerdi. Oyunculara daha değişik cezalar verilebilirdi. İnşallah itirazları kabul görür de bu oyuncuların cezaları en aza indirilir" diye konuştu. (aa)”

Kaya oyuncular için bence çok önemli olan bir konuya değinmiş. Oyuncunun yöneticilerin ve koçun elinde bir oyuncak olmaması için birlik kurmaları daha doğrusu bir an önce sendikalaşmaya gitmeleri gerektiğinin altını çizmiş.

Oyuncuların yöneticilere ve hatta federasyona karşı haklarını korumalarını sağlayacak bir kuruma ihtiyaçları var. Sendikanın olmaması, oyuncu menejerlerin bir anlamda bu işi de üstlenmesini sağlıyor ve oyuncu ile menejer arasındaki ilişki ile yöneticiler ile menejer arasındaki ilişkiler yumağında gasp edilen aslında oyuncuların hakları oluyor.

Cemal ve Tufan basit örnekler. Okan Çevik geçmişte çalıştırdığı klüplerde böyle ahlaki açıdan sorgulanabilecek uygulamalar yaptı mı bilemem ama bu teklif Türkiye’de her klüpte ve her oyuncuya yapılabilir ve oyuncuların böyle teklifleri ve uygulamaları reddedebilmeleri için arkalarında sağlam bir sendika olmalı.

Sendika oyuncuların karşılaştıkları her türlü haksızlıkta arkalarında olacak onları koruyacak ve kollayacak bir kurum. Geçmişte hastalığı nedeniyle Ülker’le ilişiği kesilen Haluk’un haklarını da sendika kollayabilirdi.


Galatasaray’da yaşanan bu skandalın basketbolumuz için en azından oyuncuların haklarını koruyacak bir sendika oluşumuna vesile olması en büyük temennimdir. Yurt dışında da oynamış kaya gibi önemli bir oyuncunun bu konuyu gündeme getirmeye çalışması, bu iş için başlangıç olması dileğiyle…

26 Kasım 2009 Perşembe



Orleans doğrusu Efes’e rakip olabilecek bir takım değil. Bu nedenle maça ilişkin çok bir şey yazmanın anlamı yok. Ancak bu maç bazı önceki yazılarımda belirttiğim bazı görüşlerimi pekiştirmesi açısından iyi oldu.

Ergin Hoca ender’in oyun kurmasını yetersiz buluyor bu nedenle de ne zaman Ender’i oyuna alırsa Rako’yu da oyuna alıyor. Hücum düzeni açısından mantıklı duran bu hamle savunma düzeni açısından bakıldığında pek de mantıklı değil çünkü ne ender ne de rako yeterince savunma yapmıyor. Bence Rako ve Sinan yan yana oynatılmalı. Sinan topu getirir ve hücumda Rako’ya verir. Oyunu da Rako kurar. Sinan’a top taşıma görevi vermek çok mantıklıymış gibi gözükmese de bence çok efektif sonuçlar doğurabilir. Şöyle ki Ender ve özellikle de Kerem takımın hücuma çıkmasını adeta geciktiriyorlar. Sinan varken ise hem savunma sertleşiyor ve sertleşen savunmanın getirdiği top çalmalar ile takım daha fazla hızlı hücuma çıkabiliyor. Özellikle ribaunt sonrası sinan’a verilen bir pas ve sonrasındaki hızlı hücum, Kerem ya da Ender sahadayken göremeyeceğimiz bir hücumdu. Kaya kendi yarsı sahasının yarısında kaptığı top ile takımı hızlı hücuma çıkarttı. Tüm sahayı dribbling ile geçen kaya boyalı alanda pas fake’i yapıp tersteki adama pas vererek hızlı hücumun nasıl yapılması gerektiği konusunda ders verdi adeta takımının oyun kurucularına. Son dönemlerdeki en iyi hızlı hücumlardan biriydi.
Oyun kurucularımızın yetersi,zliğini göstermesi açısından şöyle bir istatistik vereyim. Toplamda 40 dakika civarı oynayan kerem-ender ikilisi 4 asist yapabildi buna karşın tpolamda 50 dakika oynayan thornton-rako ikilisi 13 asist yaptı.
Ben ısrarla Kaya ve Kasun’un yan yana oynaması gerektiğini savunuyorum. Takımın ribaunt zaafının ancak bu ikili ile minimuma ineceğini düşünüyorum. Keza pota altındaki sertlik de bu ikili ile sağlanabilir inancındayım. asıl önemli nokta ise kısa rotasyonunda mümkün mertebede Thornton, Smith ve Sinan’dan en azından ikisinin sahada yer alması gerekliliği. Takım savunması açısından bu oyuncuların çok önemli olduğunu düşünüyorum. Rako, Nachbar ve Ender ise savunma zaaflarını ortaya çıkarıyor. Bu oyunculardan ikisinin yan yana olması büyük tehlike. Hele üçünün yan ayan olması felaket doğuruyor. Bu üçlünün bir ara yan yana gelmesi ile bir anda fark kapandı.

Efes’in zamana ihtiyacı var. Ama kadroda değişikliğe de ihtiyacı var. Bakalım ilerleyen haftalar bize ne gösterecek. Ataman pek çok farklı rotasyonları deneme imkanı buldu. Umarım elindeki malzemeyi daha iyi kullanmaya başlar…

Benim ilk beşim: rako, Sinan, Thornton, Kaya, Kasun

22 Kasım 2009 Pazar

CEZA(LAR): Defacto Olarak Küme Düşürüldü


Cezalar açıklandı. Resmen küme düşülmese de Galatasaray'ın aldığı bu ceza sonrası küme de kalması ancak mucizelere bağlı. Son iki sırada yer alan takım küme düşecektir. Galatasaray şu an -4 puanla sonuncu sırada. sıfır galibiyet ve 6 mağlubiyeti var. kendisi gibi ligde galibiyeti olmayan dacka'nın puanı ise 6. Yani aradaki fark 10 puan. Basketbolda bunun anlamı, rakibinden 10 maç daha fazla kazanman gerektiğidir. Bu mantıktan devam ettiğimizde kümede kalabilmek için Galatasaray'ın şu an için 14. sıradaki rakibini yani Mersin'i geçmesi gerekmektedir. Mersin'in puanı sekiz. Galatasaray'la arasındaki fark 12 puan. dolayısıyla galatasaray'ın Mersin'in kazandığından 12 maç daha fazla kazanmalı. ligde 24 maç kaldı. Galatasaray kalan tüm maçalrını kazansa bile (imkansız olduğunu biliyoruz) Mersin'in ve üstündeki takımların 12 galibiyet alması durumunda bile Galatasaray küme düşecek. Çok fazla uzatmaya gerek yok. Galatasaray'ın kümede kalması mucizelere bırakılmıştır.


Bu bence ağır bir ceza değil. Yapılanlara karşılık böyle bir ceza verilmesi normal. Ancak sorun federasyonuni bu standardı, her takıma karşı ya da her eyleme karşı aynı uygulamaması, farklı uygulamasıdır. Her zaman kurala göre duruma göre karar almasıdır. Saha kapatmalarda, sahaya girmelerde vb. çok örneğpini gördük. Örneğin Kinsey'in cezasına bakalım. Bir oyuncuya yumruk atılmasına 9 maç ceza veren federasyon taraftara yumruğa 2 maç verdi. Sinirlenen oyuncu taraftarın burnunu kırabilir. Umarım gelecekte bu tip cezaları her durumda ve ortamda, takım ve yetkili ayırt etmeksizin verebilecek bir iradeye ve güce sahip bir federasyonumuz olur. Bu gerçekleştiği zaman; Türkiye basketbolu hak ettiği düzeyelere gelebilecektir. Gerçek basketbolseverler, salonnları dolduracaktır.


Oyunculara verilen cezalara geçelim. Nalga'nın 2 yıl ceza almasına üzüldüm doğrusu. Çünkü yaşadığı ceza korkusu bile onun akıllanmasını sağlamıştır. Ancak bu cezalanın mantığı doğru. En azından kısmen doğru. Şöyle ki; bu cezalar, "kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla" mantığını izliyor. Böyle bir şeyle yakın gelecekte karşılaşmamak adına verilmiş büyük cezalar. Ancak böylesi bir sahtekarlığa cesaret edilebilmesinin nedeni bence federasyonun geçmiş uygulamaları. Burada sahtekarlık yapılamsını meşrulaştırmıyorum. Ama Federasyonun basiretsiz uygulamalarına dikkat çekmek istiyorum. Federasyonun büyük takımlar söz konusu olduğunda olayların üstünü örtmesi böylesi davranışlara sebep olabilir. Federasyonun hiç mi suçu yok?


Gelelim cezaların mantıksız olan yanına. Tufan'a verilen cezadan bahsediyorum. tamam 4 ayla sınırlı ama o mantıkla hareket edildiğinde o maçta oynayan her oyuncuya o zaman ceza vermek gerekir. Sadece Tufan'a ceza vermek saçma olmuş. Olayın bilenb her oyuncuya ceza vermek gerekirdi.
koç, teknik heyet ve yöneticiler ise bu cezaları hak etmişlerdir.

18 Kasım 2009 Çarşamba

Yalancının Mumu: Yatsı Vakti Geldi

Cemal olayından sonra Galatasaray'dan özür geldi. Rezalete sebep olanların görevine son verildiği açıklandı. Okan Çevik, Cengiz Karadağ, Mert Uyguç ve Koray Mincinözlü ile yollar ayrılmış. Teknik ve idari heyet ile yolların ayrılması çok doğru bir hamle ancak basketboldan sorumlu yöneticinin hala koltuğunu koruyabilmesini anlayabilmiş değilim? Doğrusu klüpten ilişiği kesilenlerin kim olduğu, resmi olarak açıklanmadı. Ama basketboldan sorumlu yöneticinin bu işden sıyrılması bence olanaklı değil. Bana kalırsa başkan, ikinci başkan, başkan yardımcısı da doğrudan bu işten sorumludur.

Memlekette sahtekarların el üstünde taşındığı bir ortamda Galatasaray yönetiminin sorumluluğu üstlenmesi ve tüm kamuoyundan özür dilenmesi, unutturmak ya da sulandırmak gibi bir çaba gösterilmemesi bence çok önemliydi. Galatasaray adının yanına böyle bir leke bulaştırılmasına neden olan herkes; tüm yöneticilerin bence genel kurulu toplayıp istifalarını vermeleri gerek.

Gelelim Galatasaray'ı bekleyen cezaya. Önce iki gazetemizden örnek vereyim. Hürriyet "galatasaray küme düşürülüyor" diye başlık atmış. Milliyet ise "...cimbom küme düşürülebilir" diye bir başlık atmış. Hürriyet yeni başlayan hukuki sürecin nihai kararını vermiş: küme düşürülüyor. Hürriyet'in kendisine çeki düzen vermesi lazım ama bu pek mümkün gözükmüyor. Neyse gazetenin ayıbını gazeteye bırakalım ve durumu inceleyelim. Ligden ihraca ilişkin kuralda yapılan değişiklik ile Galatasaray'ın küme düşürülmeyeceğini tahmin ediyorum. "iki kez hükmen yenik sayılan takım küme düşürülür" şeklindeki madde "iki kez maça çıkmayan takım küme düşürülür" haline getirilmiş. Bu bağlamda küme düşürülme gibi bir ceza çıkmayacağını düşünüyorum. Ama sahtekarlığa ilişkin başka maddelere dayandırılarak küme düşme cezası da verilebilir. Ben şöyle bir cezanın uygun olacağını tahmin ediyorum: Cemal'in oynadığı tüm resmi maçların takımın aleyhine 20-0 tescil edilmesi ve Cemal'e 5 maç oynamama cezası bence uygun olur.

Cemal'e verilebilecek ceza konusu karışık bir durum. Şöyle bir örnek vereyim. muhasebecisiniz ve şirket sahibi sizden vergiyi düşük göstermek için sahte belge kullanmanızı istiyor. Muhasebeci de sahtekarlığın bir parçası oluyor. Bu muhasebecinin hiç mi suçu yok.

Cemal'in saha içinde yaptığı olumlu davranışlarından bahsetmiştim ama bu sahtekarlığın bir parçası olması benim neznimde kendisini bitirmiştir. Sporcunun önce ahlaklı olması lazım. Bana oyna dediler. ben nihayetinde maaşlı oyuncuyum ne derlerse onu yaparım demiş Cemal. "Öl" deseler intihar mı edecek? Burada oyucunun da dahil olduğu bir ahlaksızlık vardır. Bence kimsenin gözünün yaşına bakmamak lazım. İyi halden bir indirim alabilir mi bilmiyorum ama doğrusu bu rezaleti galatasaray adına bulaştıranların derhal istifa etmemleri ve klüpten uzaklaştırmaları gerektiğine inanıyorum. Başkan-Mehmet Helvacı, Yiğit Şardan ve Ahmet Dedehayır'ın da sadece ynetimden değil klüpten de ihraç edilmeleri gerektiğine inanıyorum.

Daha Büyük Rezalet


Cemal 5 maç ceza almıştı. hazırlık maçlarında oynamayarak bu cezaları tamamladığı söylenmişti. Cezaları tamamladığı için de resmi maçlarda oynadı. ama meersem öyle değilmiş. cemal'in oynamadığı söylenen skyliners maçında Tufan'ın forması ile oynadığı söyleniyor. videosu, istatistikleri ve fotografı var. işte burada.


Doğrusu inanmak gelmiyor insanın içinden. eğer söylenenler doğru ise bu resmen sahtekarlık. bu resmen suç. bu suçun cezasız kalmaması gerekir.


cemal'i 3-5 maçya oynatmak böyle bir ahlaksızlıktan çok daha mı önemli?


basketbolda son dönemde yaşananları gördükçe insan giderek daha da soğuyor. basketbolun başında ne biçim insanlar var?

15 Kasım 2009 Pazar

REZALET

Bu ne tahrikle açıklanır ne de başka bir şeyle. Şu dakikadan sonra maçın bir anlamı kalmamıştır.

Bu taraftarlar Galatasaraylı, Beşiktaşlı, Fenerbahçeli… Bunlar gerçek taraftar değil yalanını bırakmamız lazım. Ufacık bir kıvılcımdan büyük bir yangın çıkartırlar. Malzeme bu ve etkin bir yaptırım getirilmediği sürece bu rezaletleri yaşayacağız.

Bu maç devam etmemeli. Ne seyircili ne de seyircisiz. Basketbol seyircisiz olmaz. Bu seyirciyle de basketbol oynanmaz.

Beşiktaş - Efes Pilsen


Maçın kısa özeti; kadrosu derin olan kazandı. Efes iki uzunla oynarken farkı 8 sayıya kadar çıkartmıştı. 4 kısa ile maça denge geldi. 5 kısa ile Beşiktaş s korda olmasa da oyunda üstünlüğü ele geçirdi. Ama nefesleri yetmedi.

Bu maçta Efes’in ve Ataman’ın eksikleri iyice görünür oldu. Efes’in ilk sorunu oyun kurucudan başlıyor. Oyun kurucuların takımı oynatmada çok başarılı olmadıklarını düşünüyorum ama daha da önemlisi oyun kurucuların savunmasında ciddi zaaf var. Kerem her pozisyonunda rakibini kaçırıyor. Sonra şöyle bir kolunu arkadan topa deyebilme adına uzatıyor. Ya faul yapıyor ya da adamı kaçırmış oluyor. Ender zaten hiçbir zaman iyi savunmacı olamadı. Özellikle Oyun kuruculardan biri sahada iken yanında rakocevic de varsa efes kısa savunması ciddi alarm veriyor. Bu durumda Efes’İn yediğinden fazla atması gerekiyor. Dar bir rotasyona karşı bunu yapabilir ama daha diri takımlara karşı bunu gerçekleştirmesi kolay olmaz. Bu nedenle ben Rako’nun (transfer edildiğinde oyun kurucu olarak oynatılmasına karşı olsam da) oyun kurucu olarak oynatılması gerektiğini düşünmeye başladım. Sinan’ın da ligde süre almasının gerektiğine inanıyorum.

Bu maçta iyi başlayan Kasun’u unutmak Ataman’ın en büyük yanlışıydı. Bu nedenle maçı da kaybetme noktasına geldiler. Bu maçı Beşiktaş kazansaydı; Ataman’a basketbol yorumcularından ciddi eleştiri gelirdi.

Efes’in bu savunma ile bu rotasyon ile Avrupa’da başarılı olması bence çok zor.

Beşiktaş’ın özellikle Chatman’ı dinlendirememesi; maçın sonlarında bu oyuncunun yorgunluk nedeniyle yanlış seçimler yapması ve maçın kaybedilmesi ile sonuçlandı. Adem’in bu düzeyler için yetersiz bir oyuncu olması uzun rotasyonunun 3 oyuncuya yığılmasına neden oluyor ve maçın sonlarında diri takımlara karşı zorlanmaları kaçınılmaz oluyor.

Chatman’ı kadroda tutmaları Beşiktaş için çok önemli. Chatman’ın Avrupa’nın önemli oyun kurucularından birisi olduğunu düşünüyorum. Ligdeki 3+2 kuralı engin, muratcan, cevher ve haluk’uın performanslarının daha da önemli hale getiriyor. Engin’in yokluğunda diğer türk oyuncuların katkısı çok önemli.