fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Mart 2012 Perşembe

Fenerbahçe: Milli Takımdan da Kötü


Son haftalarda Fenebahçe'yi Türkiye Milli takımına benzetiyor ve buradan hareketle Hidding'in veciz sözü ile alamadığı galibiyetleri "it's a little bir the turkish way" sözü ile değerlendiriyordum. Ancak milli takım aynı fenerbahçe gibi kendi fırsatlarını yaratmıyor ama ayağına gelen fırsatları da bu şekilde kenara itmiyordu.

Fenerbahçeli oyuncular aslında bu fırsatı itmeye çok önce başladılar. Daha ilk turda gruptan elenmekle başbaşa olan takım, şansın da yardımıyla grup birincisi oalrak ürt tura çıkmıştı. Unics'in Milano'ya kaybettiği haberi ile Panathinakos'a karşı aslında grup birinciliği maçına çıkmışlardı. Ama çok da iyi olmayan Panathinaikos'u yenmemek için ellerinden geleni yaptılar. buna rağmen hala Unics'i 5-6 sayı ile yenerek en azından grup ikincisi çıkma ihtimali vardı. unics'ii yenmemek için herşeyi yaptılar. neyseki unics de 5-6 sayı ,ile kaybetmek için herşeyi yaptı. Maç uzadı. Uzatmalarda yine eline gelen fırsatı tepmek için önce bogdanovic sonra da Ukic'İn yaptığı fauller ile ve sonrasında Gist'in topu oyuna sokmak yerine dışarı atması ile unics son bir üçlükle işi bitirme şansı yakaladı. Neyseki o üçlük girmedi ve Milanoı maçı bizim için bir anlam kazandı.

Ununu elemiş Milano ile karşılaşılaqn ekibimiz, panathinaikos'un Unics'i yenmesi ile ikinci olarak üst tura çıkacaktı. Barcelona ile eşleşmemek adına Panathinaikos'un mutlaka kazanamsı gerekiyordu. kaybettiği anda grup ikincisi olacaktı. Fenerbahçe ise Milano'yu yenecek ve en azıdnan top8'e bir takımımızı göndereceğiz diye düşünüyorduk.

Final maçında Fenerbahçe'nin daha sert bir oyun ortaya koyacağını düşünmüştüm ama o sertliği fenerbahçe bir türlü sağlayamadı. Ömer'in yoklupu bunda mutlaka etkili ya da Mirsat'ın knock down sonrası devre dışı kalması bu sertliğin olmamasında etkili olabilir.

Ancak asıl problem sahada daha maçın ilk dakikasından itibaren mücadele eden herhangi bir oyuncu olmamasıydı. belli bir düzeydeki basketbolda müsabakalarıdna rakip sizden kalite olarak kötü de olsa akıttığınız ter kadar sonuç alabilirsiniz. terden ıslanmamış forma ile maç kazanılmaz. nitekim daha çok terleyen daha çok terletmiş oldu. Panathinaikos'un Unics'i yenmesi ile üzüntümüz katmerlendi...

Solomon Ömer kinsey gibi ön alanda çok baskılı ve ömer ve semih'le pota altında sert olan Fenerbahçe'den ruhsuz ve mutsuz oyunculardan kurulu bir takım yaratan Spahija'a sevgiler. Tanjevic'i arayacaksınız deselerdi bir tarafımızla gülerdik herhalde. Heyhat, saha içi %75 ile oynayan ve rakipte onu duruduracak bir tane oyuncu yokken Oğuz'un sadece 10 dakika tutulması bile büyük sorun.

Avrupa defterini kapatan Fenerbahçe için sene başındaki iki hedeften de uzaklaşılmış durumda. Ömer ve Mirsat'ın ruhu play-off'larda ortada olmazsa 3. hedeften de uzaklaşmaları tahminlerinden daha öabuk gerçekleşebilir.

2 Şubat 2012 Perşembe

Fenerbahçe-Panathinaikos ve CSKA-Galatasaray: Basketbolumuz nereye?



Rakibi kırmayı beceremiyoruz ama çok kırılganız.

Bu haftaki EL maçlarımızdan önce size takımlarımız toplam 54 sayı fark yiyecek deselerdi ne düşünürdünüz. Benim aklımdan şöyle bir senaryo geçerdi. Herhalde Efes 6-7 sayı, Fener 9-10 sayı fark yemiştir diye düşünür ve geriye kalan 37-39 sayılık farkı da Galatasaray'ın hanesine yazardım. işin traji-komik tarafı bu 54 sayılık farkdan payına en az düşen Galatasaray. EL'in bence gelmiş geçmiş en iyi kadrosuna karşı ilk sezonunda hem de deplasmanda oynayarak EL'in gediklisi olmuş diğer takımlarımızdan daha az fark yediler.

Kabus gibi bir hafta ve hatta kabus gibi Top 16. toplam oynadığımız 9 maçta 3 galibiyet 7 mağlubiyetimiz var. Bana sorarsanız Galatasaray'ın OLY galibiyeti haricinde kayda değer galibiyetimiz yok.

Top 16'ya 3 takımla katılmak ne kadar gurur verici ise aldığımız sonuçlar da o kadar gurur kırıcı...

Sene başında yanlış hatırlamıyorsam two nations Cup'ta Efes-OLY ve Fenerbahçe-Panathinaikos maçlarında toplam 35 sayı fark atmıştık. şimdi onlar bizimkilere 39 sayı fark attı. Bence yatıp kalkıp bunun üzerinde düşünmemiz lazım.

Maçlara gelirsek; CSKA maçı için söylenecek fazla bir şey yok. Galatasaray kendisinden beklenen mütevaiz oyunuyla elinden geleni yapmaya çalıştı. Mahmudi'Nin sözleri ile rakip "daha tecrübeli, daha atletik ve daha fizikliydi". buna ek olarak daha kaliteli oyunculardan kuruluydu. Genç Furkan'ın Avrupa'Nın en iyi pota altı rotasyonuna karşı ortaya koyduğu yürek keza Lucas ve Ender'in katkıları önemliydi. Caner ve Shipp'de katkı veren oyunculardandı. Lakovic, Andric ve Shumpert'tan büyük katkı almadan GS'ın büyük maç kazanam ihtimali yok.

Fenerbahçe sene başından beri vurguladığımız gibi her şeyi yapabilir. Garip mağlubiyetler ve beklenmeyen galibiyetler alabilir. Ancak benim izlnimim Spahija dün gece intihar etmeyi tercih etti. Ömer sakat ya da hasta mı? Vidmar da öyle. Maça başlaması gereken iki oyuncun da sahada değil. fenerbahçe'de Aydın Örs'le birlikte kısa rotasyonundaki inanılmaz savunma yerine kağıttan bir savunma ile başlandı. İlk periodda gelen farkın ile demoralize olan Fenerbahçe bir daha toparlanamadı.

Ribauntlardaki 12 ribaunt daha az aldık (Smith sakatlanmasa ribaunt farkı daha da büyük olabilirdi.) daha fazla top kaybettik, daha az top çaldık ve daha az asist yaptık. Sahannın her yerinde kaybettik. Kaya haricinde maçta yüreğini koyan bir oyuncu yoktu. Kaya'nın iyi oynama nedeni de ilk beşte sahaya çıkmış olmasından kaynaklandı diye düşünüyorum.

Enseyi karartmayalım ama şapkayı önümüze koyup düşünme vaktimiz geldi. kayda değer bütçeler ile bu kadar kırılgan kadrolar oluşturmayı nasıl başardık. İstanbulda oynanacak F4 öncesi son 16'da 3 takımımız var ve bırakın f4'ü Top 8'e bile kalacak takımımız yok gibi...

24 Ocak 2012 Salı

F4: Hayaller ve Gerçekler


F-4 konusunu tartışmak için çok erken olsa da içimdeki sese kulak vermek zorunda hissettim. Özellikle OLY-CSKA maçını seyrederken Efes ve GS için işlerin ne kadar zor olduğunu gördüm. OLY'dan hareketle bizim takımları değerlendirmek biraz garip bir durum olsa da aslında geleceğe ilişkin önemli bir takım ipuçlarını OLY'dan hareketle değerlednirmek mümkün.

Sene başındaki two nations cup bu yazının hareket noktası. Efes-OLY maçını hatırlayanlarınız vardır mutlaka. 25 sayı gibi bir farkla Efes olympiacos'u tarumar etmişti. Aynı OLY aynı kupada Fenerbahçeyi yenmişti. EL'de ise Fenerbahçe Yunanistan'da 7 sayı ile kaybedip içerde 16 sayı ile OLY'u ikili averajda geride bırakacak sonucu almayı başardı.

Olympiakos önceki yıllarda kıyaslandığında küçük bir bütçe ile yola çıktı ara transferde açıklarını kapatabilecek oyuncular alarak yoluna devam etti. Neredeyse bir oyuncuya bağımlı olarak kurduğu kadroda (spanoulis'den bahsediyorum)o oyuncudan yoksun şekilde çıktığı deplasmandan galibiyet almayı becerdiler. Mutlak favori CSKA'ya karşı ise bence çok iyi direndiler. Maçı kazanacak bir kadroları olmasa da yeni rotasyonları henüz oturmasa da çok iyi basketbol oyandılar. OLY EL için oldukça vasat kabul edilebilecek kadrosuna rağmen zaman içinde bence hem doğru eklemeler hem de coach'un katkısı ile kadrosuna oranla iyi sonuçlar alan bir takım oldu. OLY'nin sene başındaki savruk görüntüsü giderek kayboldu. basketbol olarak baktığımızda yükselen bir trende sahip oldukları söylenebilir.

Sene başındaki GS ve Efes ise şuandaki görüntüsünden daha iyi basketbol oynuyordu. EL eleme turunda GS'ın oyandığı basketbolu biraz BARCA maçında görebildik bir daha o oyunun izine rastlayamadık. Two Nations Cup'ta Yunan Takımlarını parçalayan Efes'i bir daha izleme fırsatımız olmadı. Gerek GS'ın gerekse Efes'in takıma yaptıkları ilaveler ile güçlendiklerini iddia etmek büyük iyimserlik olur. Efes'in OLY'u normal şartlarda rahat geçip grup birinciliği için CSKA ile ikili averaj hesabı yapması gerekirken, tahminim OLY ile ikincilik hesabı yapacak. Galatasaray'ın ise OLY'dan galibiyet alması beklenirken son dönemde GS'ın oynadığı basketbol karşısında bu beklentiyi korumak pek kolay değil. Grup ikinciliği Efes için F-4 hedefinin bittiği anlamına gelmez. Çaprazda muhtemelen Siena grup birincisi olur ve doğrusu Madrid daha kolay bir rakip olsa da iki kere kaybettiğimiz Madrid yerine Siena ile F4 mücadelesine girmek daha keyifli olabilir. Galatasaray'ın tek şansı OLY ve Efes'den en az birer galibiyet alarak 3'lü averajı kovalamak olabilir. Ama çaprazdaki rakipler karşısında GS'ın F4 yapma ihtimali yok.

Fenerbahçe en zor değerlendirilecek takımımız. Sene başında two nations cup'ta daha güçlü Panathinaikos'u yenen buna karşılık daha zayıf OLY'a kaybeden bir takımdan bahsediyoruz. Fenerbahçe aynı milli takımımız gibi, o kadar yabancı oyuncusu olmasına rağmen, profesyonel olmaktan ziyade, psikolojik faktörler ile mücadele eden bir takım. "It is i think a little bit a Turkish way" veciz sözü Fenerbahçe'ye o kadar uyuyor ki. Bu anlamda Top 16'daki en zayıf takıma yenilebilir ve elenebilir ya da en güçlü takımı yenerek daha da ilerilere gidebilir. Kağıt üstünde kısa rotasyonundaki o inanılmaz zenginlik ile aslında F4 için Fenerbahçe çok kuvvetli bir aday. Çaprazda Barca ve Maccabi var. Maccabi'nin ikinci olacağını düşündüğümüzde, grup birinciliği Fenerbahçe için çok önemli. Two nations Cup'ta rahat kazanılan Panathinaikos maçını veri olarak aldığımızda grup birinciliği için FB'nin çok kuvvetli bir aday olduğunu söyleyebiliriz.

Son tahlilde F4 için en kuvvetli adayımız Fenerbahçe. Ancak onun F4 için grup birincisi olması adeta şart. Bu nedenle de EA7 gibi bir takıma maç kaybetme lüksü yok. Bu hafta takımlarımız için en önemli hafta. GS-OLY maçı Efes'i de yakından ilgilendiriyor. CSKA maçı Efes'in gücünü görmek adına önemli bir maç. Fener için EA7 maçı ise mutlaka kazanılması gereken bir maç.

tüm takımlarımıza f4 yolunda başarılar...

18 Ocak 2012 Çarşamba

Unics-Fenerbahçe: 76-71


Bizim takımların performanslarına ilişkin değerlendirme yapmak pek de kolay değil. temelde iki büyük sorunumuz var. birincisi, skor avantajını elimize geçridiğimizde rakibi yıkacak farkı yakalayamıyoruz. Boks terimi ile rakip groggy durumdayken, knockout vuruşunu neden yapamıyoruz? ikincisi ise rakip knockdown olduğunda tekrar dirilmesine neden izin veriyoruz. bu ikincisini dün akşam izledik. ilk durumu ise Unics'e karşı Galatasaray'ın istanbulda oynadığı maçta izlemiştik. Galatasaray çok iyi başlamıştı. Ancak son vuruşu yapamadı ve son çeyrekte maç gitti. bu ilk duruma ilişkin örnekleri arttırmamız fazlasıyla mümkün. bunu açıklamak da görece kolay. rakibi groggy duruma getirecek kadar kuvvetliyiz ama knockout yapacak kadar kuvvetli değiliz. İkincisini açıklamak çok zor. Rakibin dirilmesine neden bu kadar kolay izin veriyoruz. Unics maçı bizim için bunu açıklamak adına maalesef güzel bir örnek.

öncelikle sevgili yorumcu abimiz ve spiker kardeşimize ilişkin nacizane fikrimi paylaşmak isterim. Doğrusu NTV'nin elindeki en iyi ikili olduğunu söylemek mümkün. ancak maalesef maç kaybedilmeye başlandığında hakeme ilişkin açıklamalara kolayca sarılabiliyorlar. dün bunu aslında dile getirmediler ancak bilinç altları o kadar buna açık ki. Hakem lehte faul açldığında nihayet ya da en sonunda çaldılar şeklinde kelimeler dillerinden kaçıyor. Kaybedince sorunu dışımızda değil kendimize aramamız gerekir. Bunu herp birlikte yapabilediğimizde belki başarıya giden yolu aralayabiliriz. Bilemiyorum belki yayıncı kuruluş muhtemelen takımlarımızı, yöneticilerini üzmemek adına onlara eleştiri getirilmesini yorumcu ve spikerlerine yasaklamış olabilir ya da onlar kendi kendilerine bu noktada bir sansür uyguluyor olabilirler ancak bu tip sorunları dile getirmemek sorunların var olmadığı anlamına gelmez. Gerek idari gerekse teknik bakımdan Avrupa'nın önde gelen klüplerinin çok gerisindeyiz. Bu sadece Fenerbahçe için değil, Efes ve Galatasaray için de geçerli. Galatasaray buralarda yeni oynamaya başladığı için bu hoş görülebilir belki ama fenerbahçe ve efes'in teknik ve idari hataları can sıkıcı oluyor.

Aslında sonuca bakarsak, mağlubiyet olsa da kötü bir sonuç değil. Fenerbahçe istanbul'da bu takıma karşı gerekli farkı yakalar. Ancak fenerbahçe çok istikrarsız büyük olmayan ama potansiyelli takımlara karşı kaybetmeye açık bir görüntü veriyor. Bilbao'ya karşı alınan mağlubiyetler maalesef bizi bu düşünceye sevk ediyor.

Maça geldiğimizde yorumcu Bayülgen sürekli rakibin farkı kapatırken çok yorulduğunu çok efor sarf ettiğini bu nedenle de maçın sonunda Fenerbahçe'nin daha kuvvetli kalabileceğinin üstünü sürekli çizdi. genel olarak basketbolda büyük farklar gerçekten de aşırı efor ile kapatılabilir ancak dün Unics'li oyuncular normal üstü bir efor sarf etmeden maçı çevirdiler. eğer gerçekten öylesi bir efor sarf edilmiş olsaydı 30'lu yaşlarının üzerinde hatta 35'lerine merdiven dayamış oyuncuların (lyday, samaylenko, domercant), 33 dakika civarı bir ortalama süre ile oynamaları ve bu süreçte dakikalar ilerledikçe performanlarında bırakın düşmeyi artma olmasını açıklamak mümkün olamazdı. Unics'li oyuncular antremendan hallice bir mücadele ile maçı lehlerine çevirdiler ve Fenerbahçe için can skını olan da zaten bu durum. rakip çok ekstra efor harcamadan ve çok ekstra bir oyun oynamadan kolaylıkla 17 sayılık farkı eritiverdi. ve biz tv başında bunu seyrederken, koç benchte ve oyuncular ise saha içinde bunu aynı bizim gibi sadece seyrettiler.

Fenerbahçe %50 ile üçlük attığı bir maçı kaybetti. Kaybetme nedeni ise ikilik atışlarda bizim %30'larda rakibin ise %50'lerde olması. Doğrusu özellikle elinizde Vidmar gibi savunma açısından Avrupa'nın belki de en sert oyuncusuna sahipken ve karşınızda uzun rotasyonu açısından Avrupa'daki sıradan takımlardan birisi varken pota altında bu kadar zorlanmak Fenerbahçe için can sıkıcı. Fener'in gerçekten çok kaliteli bir kısa rotasyonu var ve basketbolda kısa rotasyonu uzun rotasyonundan daha önemli ancak uzunları hiç kullanmamak böylesi sonuçlara yol açıyor.

Sorunlardan en önemlisi bence Fener'in Ukic'i oyun kurucu ile yedeklememesi. Preldzic oyun kurucu gibi oynadığındanbu sıkıntı gün yüzüne çıkmıyor ancak Preldzic kötü olduğunda Jerrels (her ne kadar son günlerde beklenenden üstün bir oyun ortaya koysa da) oyun kurmadığından Fenerbahçe pota altından hücum etme yönünde bir irade ortaya koymuyor.

Özellikle ayakları çok ağır olmayan uzun oyuncular Fenerbahçe'yi çok zorluyor. Vereemenko muhtemelen verimlilik puanında kariyer rekorunu bu maçta kırmıştır.

basketbolda galibiyet için temel faktör rakibin zaaflarını görmek ve oralara yüklenmekten ve kendi zaaflarımızın üstünü mümkün mertebede örtmekten geçer. Fenerbahçe galibiyetlerinde dahi rakibin zaaflarına yüklenmiyor. Kendi zaaflarını da örtmeye çalışmıyor. Benim kadrom daha kaliteli diye sahaya çıkan Fenerbahçe kendisinden daha kötü kadrolara sırf bu yüzden kaybediyor. Kendi zaalarını örtmeye çalışmayan ve rakibin zaaflarına yüklenmeye çalışmayan Fenerbahçe yenebileceği maçları kaybederek taraftarlarını fazlaca üzüyor. kısacası yazının başındaki soruya geri dönersek, Fenerbahçe özelinde genel olarak bizim takımlarımız akılları ile değil, gönülleri ile oynuyorlar.

Fenerbahçe normal sezondaki grup birinciliğini Top 16'da üst tur olarak değerlendirememzse çok yazık olur.

7 Aralık 2011 Çarşamba

Efes-EA7 Milano: 84-70 (Efes Kısaları Ses Vermeye Devam Etti) ve Nancy:53 Fenerbahçe 73 (Preldzic Ses Verdi)



Efes'de potansiyeline göre kötü oynayan bir oyuncu var mıydı sorusu ile başlayalım. Barac haricinde verebilecek cevabımız yok gibi. %40 gibi bir ikilik yüzde ile oynadı. Savunmada daha etkili olabilirdi. Doğrusu efes uzun rotasyonunda şöyle bir görev paylaşımı var. Savanovic ve batista genelde beraber oynuyorlar ve bu durumda ribaunt ve savunma yükünü ağırlıklı olarak batista üstleiyor barac ve ersan durumunda ise bu yükü ersan üstleniyor.

Yukarıdaki souryu bir de tersten soralım; potansiyelinden daha iyi oynayan bir oyuncu var mıydı? Biraz Cenk, biraz da sinan bu soruya verebileceğimiz isimler. E sinan hazirandan beri yani neredeyse 6 aydır dinleniyor artık patlama yapma zamanı gelmişti. Cenk ise 6 yıldan fazladır dinleniyor (EL'de 8 sezonu ve Uleb'de ise 1 sezon en azından isim bazında var) e artık kariyeine basketbolda devam edip etmeyeceği yönünde bir karar vermesi lazımdı. Cenk'in performansında Ersan faktörünün önemli bir yeri olduğunu düşünüyorum. daha önce yazdığım için tekrar etmeyeceğim bu konuyu. unutamayacağım bir pozisyon var. Efes set hücumunda hızla top çevirdi ve Cenk boş şut pozisyonu yakaladı. o sırada savunma oyuncusu üzerine doğru geliyordu. Cenk üçlük kullanmak yerine bir vücut fake'i ile oyuncuyu geçti, penetre sonrasında uzunları görünce göz yaşı damlası bıraktı. Cenk böyle devam edip yıllardır gizlenmiş potansiyelilni sahaya yansıtacak mı yoksa traş bıçağını kaydırıp bıyıklarına veda ettiğinde alışık olduğumuz Cenk'i mi göreceğiz?

İlievski kendi normalini sahaya yansıttı ve sonunda Kerem'in yedeğinden katkı bulduk. Ancak bu durum oyun kurucu rotasyonunun zayıflığını örtmüyor.

Efes, kısalarından verim aldığı sürece başarılı olacak. Kinsey sağlam döndüğü zaman Efes kısa rotasyonu tat vermeye başlayacak ancak F4 adayı takımlarla kıyaslandığında Efes'in çok iyi uzun rotasyonuna (Ersan'ın boşluğu nasıl telafi edilecek merak ediyorum) sahip olduğu söylenebilir ancak maalesefr aynı şeyi kısa rotasyonu için söylemek mümkün değil. Basketbolda kısa rotasyonunun uzun rotasyonundan bir parça daha önemli olduğu gerçeğini buna eklediğimizde efes mevcut kısa rotasyonu ile top 16'da başarılı olabilmek için sürekli ekstra katkıalra ihtiyaç duyacak. Umarım Sinan ve Cenk bu katkıları sürekli verebilirler.



Fenerbahçe ise efes'in tam tersi bir kadro yapısına sahip. Uzun rotasyonunda zayıf kalsa da Avrupa'nın en iyi kısa rotasyonlarından birisine sahip. Ancak takımın iskeleti ve oyun şablonu yok. bunun temel nedeni ise oyun kurucuların takımı oynatmaya dönük isimler olmaması. Ukic çok formsuz. Jerrels combo guard. saf olarak oyun kurucu değil. Dolayısıyla takımı oynatabilecek tek isim Preldzic ve hücumu organize etmeseydi yarım nancy bile başa bela olabilirdi.

Fener'in kısa rotasyonundaki zenginlik göz kamaştırıyor ve her ne kadar dün Jerrels hücum anlamında üstün bir oyun sergilese de Fenerbahçe'nin ihtiyaç duyudğu oyun kurucunun takımı daha oynatmaya dönük bir oyuncu olması gerektiğine inanıyorum. Sağlam bir Engin bu kadroya büyük katkı sağlayacaktır.

Görebildiğim en önemli sorun Bogdanovic'in savunmada yokları oynaması. Savunmada silik bile değil adeta görünmez. Rakip sürekli 5'e 4 hücum etti. Zayıf takımlara karşı bu durum soprun teşkil etmese de ciddi rakiplere karşı Bogdanovic'in bu vurdumduymaz savunması çok baş ağrıtıcı olabilir. Savunmamız iyi olduğu için rakibi 53 sayıda tutmadık, rakip dağınık olduğu için 53 sayıda kaldılar. hem hücumda hem de savunmada daha organize işler yapmak lazım. ama özellikle Ukic'in sayı olarak değil ama asist olarak, takım idare etmek olarak ipleri eline alması kendine gelmesi gerekiyor.

2 takımımız galibiyet aldı. şu ana kadar beceremedik umarım bu hafta 3 galibiyet alabiliriz.

24 Kasım 2011 Perşembe

Uzatmalarda Gelen Sevinç-Hüzün



Önce sevindik sonra üzüldük. 3'te üç yapmaya çok yaklaşmıştık ta ki uzatmalarda Fenerbahçe teslim bayrağını çekene kadar.

Galatasaray maçının normal süresinin son beş dakikasını ve uzatmalarını seyredebildim. O nedenle fazla bir şey söyleyemem. Zaza'nın katkı vermesi ile "Zaza'nın kazanılması olumlu bir gelişme" şeklinde bir argüman ortaya atıldı. Ben buna pek katılmıyorum şöyle ki; takımın bireysel performanslara bağımlı olması bence iyi olmaktan ziyade olumsuz bir durum. Özellikle Efes ve Galatasaray kadrolarındaki büyük değişikliklere rağmen sene başında oynadıkları takım oyunundan giderek uzaklaşarak, bireysel yeteneklerin kendilerini göstermeleri ile galibiyet almaya başladılar ve uzun vadede bunun iyi sonuçlar doğurmayacağı rahatlıkla söylenebilir. Takımın 2 hatta 3 oyun kurucu ile oynadığı, genelde de 4 kısa ile mücadele ettiğini düşündüğümüzde rakibin ise hiç galibiyet almamışl bir takım olduğunu buna eklediğimizde takımın sadece 14 asist ile oynaması ve buna karşın 20 top kaybı yapması düşündürücü.

Ancak takımın geriye düştükten sonra galibiyet için inanılmaz efor sarfetmesi ise takdire şayan bir durum. Özellikle oyuncularının terlerinin son damlasına kadar mücadele etmeleri ve maçı çevirebilmeleri sadece rakibin genç ve tecrübesizliğine değil, Galatasaray'lı oyuncuların kazanma hırsına dayalıydı. Takımın bu denli hırslı olmasını sağlayan faktör ise; taraftarının inanılmaz desteği idi. Galatasaray'ın gerçek gücünü haftaya test etme olanağı bulacağız. Galatasaray'ın bu sene neler yapabileceğini gösterecek en önemli maçı haftaya. Ya mağlubiyeti telafi edeceğiz ya da 4. olarak gruptan çıkacağız.






Fenerbahçe ölüm grubunda oynuyor. tüm takımlar eşit ayarda gibi. grup birincisi ve sonuncusu her an değişiebilir. Doğrusu Nancy ve Cantu sürpriz yaptılar. OLY, Caja Labarol, Bilbao ve Fenerbahçe rahatlıkla ilk dört'ü alır beklentisi vardı. Olmadı. Şu an için gruptan kim çıkacak o bile belli değil. tüm takımlar 5 galibiyet 5 mağlubiyet alabilir. Bu anlamda dün akşamki maç, hem gruptan çıkmak ve hem de birinci çıkmak için çok önemliydi. Fenerbahçe 3 period boyunca maçı kazanacak şekilde oynadı. 4. periodda Caja'lı oyuncular sazı ellerine aldılar ve uzatmalarda da kazanmayı bildiler.

Bogdanovic hücumda her geçen gün daha etkili olmaya başladı ama aynı bogdanovic işin savunma kısmında da giderek kötü oynuyor. San Emeterio her pozisyonda Bogdanovic'i geçti. Hatti bogdanovic durumu seyretti diyelim, savgili Spahija örneğin Sefolosha ile Emeterio'yu savunmayı neden düşünmedi doğrusu anlam veremedim. Basketbolda kısa rotasyonu da uzun rotasyonu da çok önemli. ancak kısa rotasyonu uzun rotasyonundan bir parça daha önemli önemli. kısalar iyi olduğunda vasat uzunlarla bile iş yapmak mümkün. ancak en yi uzunlara kötü kısalar eşlilk ettiğinde takımın galibiyet ççıkartması mümkün değil. Bu noktada Fenerbahçe'nin en büyük avantajı kısa rotasyonunun isim bazında çok iyi olması. Feerahçe'Nin top 16'ya kalmasını sağklayacak tek faktör bu olacak gibi. Oyuncular formsuz, koç formsuz, uzunlar kötü, sakatlar var ancak kısa rotasyonu çok kaliteli isimlerden oluştuğu için bu takım çok can yakacak. Form düzeyi arttığında ve eksikler takıma tam anlamıyla aktıldığında ise çok tehlikeli bir Fenerbahçe karşımıza çıkacak. bu arada ilginç bir şekilde takım oyunu içinde yükselme olanı olan oyunucların Fenerbahçe maçlarında ortalamaları üzerinde oynadıklarını görüyoruz. Bu sene Prigioni, printizesis, moerman, banic ve san emeterio gibi oyuncular ortalamaları üzerinde bize karşı oynadılar. Neyse yolumuz açık olsun.

10 Kasım 2011 Perşembe

Parçalı Bulutlu



Slovenya deplasmanından Galatasaray galibiyetle dönmeyi başararak EL'deki ilk sezonunda 2 galibiyete, iki deplasman galibiyetine ulaşmayı başardı. Mevzu basketbol olunca erken ötmek pek doğru olmasa da bence galatasaray Top 16 biletini bu galibiyetle cebine koymuş oldu. Unics'i deplasmanda 4 sayının üzerinde yenebilirsek üçüncü olarak üst tura çıkarız.

Galatasaray pek de iyi oynamadığı maçı biraz zorlansa da maçın kırılma anlarında daha doğru bir oyunla kazanamyı başardı. Maça ilişkin söylenebilecek çok şey var ama bunlara fazlaca girmeden genel yoruumu paylaşmak istiyorum. EL'deki ilk maçtan itibaren sözünü ettiğim bir konu var. Rakip, ikili oyunları durduğunda, Lakovic de pek iyi bir gününde değilse Galatasaray nasıl galip gelebilir? 5 numarada Songolia'yı değerlendirerek onun post oyunundan yararlanmak bir çözüm olabilir. Ya da Shipp üzerinden yine post up oyunu çizilebilir. Takımın hücumda ikili oyun haricinde alternatif üretmek zorunda olduğunu burada defaten yazmıştım. Dün sürpriz şekilde Lucas'ın post up'larına şahit olduk. Umuyorum Mahmudi böyle yeni oyunları salonda sahnelemeye devam eder çünkü buna çok ihtiyacımız var.

Lakovic arzu edilen skor patlamasını 2-3 haftadır yapmıyor. Lakovic geçmişinde çok skorer bir oyuncu olsa da mental olarak takımın bir parçası olmayı daha çok tercih eden bir basketbolcu. Panathinakos'da oynadeığı 3-4 sezonda EL'de 13 sayı civarında bir ortalama tutturmuştu. Panathinaikos'dan önce Krka Novo'da ELde'ki ilk sezonunda 20'lerin üzerinde bir sayı ortalaması ile oynamıştı ama o takımda da doğrusu çift hanelere çıkabilecek başka bir oyuncu yoktu desek yeri var. Kısacası Lakovic attırmayı atmaktan daha çok seven bir oyuncu. Lakovic bireysel zorlamaları ile değil takımın işleyişi içinde sayı üreten ve takımın işleyişini güzelleştiren bir oyuncu. Maç boyu sevgili yorumcu ve anlatıcı abimiz/kardeşimiz Lakovic'in sahne almasını istediler. bu bence yanlış bir beklenti. lakovic işler yolunda gitmediğinde sazı eline alıp takımı sürükleyecek Spanoulis tarzı bir guard değil. Bunu yapamaz demiyorum ama o bunu tercih etmez. Takımı oynattıran ve o oyun esnasında bulduğu pozisyonları değerlendiren çok değerli bir oyuncu. Molalarda koçu adeta 18 yaşındaki bir oyuncu heyacanıyla dinleyen ve parkede elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışan, görevini yerine getiren değerli bir oyuncu. sahne alacağı anlar, daha fazla sayı yapacağı anlar tabi ki olacak ama tek başına takımı taşınmasını beklemek; onun ruhuna ters ayrıca Galaatsaray'ın kaliteli kadrosuna haksızlık ve de Euroleague kalitesine aykırı bir istek. Bence bu maç özelinde Lakovic'in konuşulmasından ziyade diğer oyun kurucuları ender ve Tutku'nun konuşulması lazım. Toplamda 30-35 dakika süre alan bu guard ikilisinini ben asist yaptığını hatırlamıyorum.En az toplamda 3-4 asist yapmış olmaları gerekirdi. buna karşılık çok kötü günündeki Andric 3 asist ile maçı tamamladı yanlış hatırlamıyorsam. Furkan'a da bir parantez açmak lazım. Süre verildiği takdirde genç oyuncuların neler yapabileceğini göstermesi açısından güzel bir örnek. gerek Karşıyaka'da aldığı süreler ile tecrübesini arttıran genç oyuncu EL'de de bileğinin hakkıyla aldığı süreleri başarılı bir şekilde değerlendiriyor. yolu açık olsun. Karşıyaka'da onun üzerinde emeği olan tüm hocalarının dün akşam dururla Furkan'ı izlediklerini hissettim. Zaza sağlam olsaydı belki ilk beşte onu görecektik ve böyle bir Furkan izleyemeyecektik.


Fenerbahçe kötü oyununa devam ederek bir galibiyet hem de deplasmanda ciddi denebilecek bir rakibi yendi. Ciddi denilecebilecek diyorum çünkü ilk maçta OLY'u rahat bir şekilde yendiler sonrasıdna ise 3 mağlubiyet aldılar. Bilbao bir zamanlar Kaan Kural'ın Fenerbahçe için kullandığı terimle Kaos oyunu ile rakibi bozan değişik bir takım. Hızlı oyun ile telaşlı oyun arasında bir yerlerde garip bir takım. Vakti zamanının real madrid'inin kemiği ellerinde ve iyi denilebilecek eklemeler ile vasat üstü bir kadroları olmasına rağmen garip bir hücum anlayışı ile bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. OLY gağlibiyeti sonrasında Cantu Nancy gibi grubun zayıf denilebilecek takımlarına mağlup oldular. O mağlubiyetleri unutturabilmek ve telafi edebilmek için ellerindeki belki de son şans Fenerbahçe'yi yenmekti. Bu Fenerbahçe^'yi yenmek doğrusu çok da zor değil. Neyseki buna muvaffak olamadılar.

Fenerbahçe'lilerin enseyi karartması için bence sebep yok.Nancy maçını saymadığımızda takımın asist ortalaması 7,5 civarında. En önemli sıkıntı da bu. Bunun temel nedeni ise özellikle oyun kurucuların kötü durumu. Ukic birazcık toparlansa Fenerbahçe bu gibi maçları en az on sayı farkla rahatlıkla kazanır. Ukic'in anlamsız kötü oyunu ve Engin'in hala tam düzelememiş olması takımın Jerrels'ın ellerine teslim edilmesi ile sonuçlanıyor. Jerrels her ne kadar son periodda maçı kazandıran adammış gibi gözükse de kötü şut seçimleri ile (sokması seçiminin doğru olduğu anlamına gelmez) takımının oyununu bozuyor. Fenerbahçe'nin şu anda oyunu kurmak konusunda elindeki tek seçenek Preldzic. o da her maç Nancy maçındaki gibi olamıyor. Mümkün mertebede top Preldzic'in elinde kalmalı. Bu noktada ben Spahija'nın seçimlerinin de tartışılması gerektiği kanaatindeyim. özellikle Vidmar bu uzun rotasyonunda sadece 15 dakika oynayacak oyuncu değil. Vidmar birazcık bana Godfread'i hatırlatıyor. Basketbol erkek oyunu derdi. kendisine yapılan faulleri göstermek yönünde bir çaba sergilemez ve kendi gücüyle elinden geleni yapardı. Vidmar, aynı Godfread gibi kendisine yapılan faulleri göstermiyor bu nedenle sıfır tolerans olan bir ortamda dahi lehine çalınabilecek pek çok faul, çalınmıyor ve pota altında düşük yüzde ile oynumuyormuş izlenimi uyanıyor. Spahija Vidmar'ı daha uzun süre oyunda tutsa o çalınmayan fauller biraz daha fazla çalınmaya başlayacak ve Vidmar muhtemelen kendisini bulacaktır. Bir de Vidmar doğru yerde topla buluşturmuyor bunun en önemli nedeni de oyun kurucuların formsuzluğu ya da basketbol akıllarındaki yetersizlikten kaynaklanıyor. Fenerbahçe rakibini, rakibinin oynadığı şekilde yenmeye çalışıyor. kendi oyununu dayatamıyor bu bağlamda iki fizikli pivotu olan Fenerbahçe, rakibin duruduramayacağı bu oyuncular yerine maçın önemlice bir kısmında Gist'i 5 numarada kullanarak rakibin teleşlı oyununa ayak uydurdu. Bu seçimin ben yanlış olduğunu düşünüyorum ancak işin bir başka boyutu da var. Spahija belki de haklı olarak şunu düşündü. Oyun kurucular kötü olduğu için pivotlardan yararlanamıyorum o zaman ben de Biilbao gibi takımı kısaltıp daha hızlı olayım istedi. bu noktada Harvelle'n sakatlanması Fenerbahçe'nin işini kolaylaştıran önemli bir etmen oldu.

Fenerbahçe oyun kurucu pozisyonununun acilen sağlıklı bir Engin'e ve geçen seneki Ukic'e ihtiyacı var. onlar geldiği zaman işler Fenerbahçe için çok daha farklı olacak.

4 Kasım 2011 Cuma

Gallinari'nin Oscar Adaylığı Kısa Sürdü ve İyi ki Varsın Sefolosha


Yıllar sonra Efes'i ama o eski, Naumoski'li Ufuk'lu Volkan'lı Richard'lı Tamer Oyguç'lu Efes'i hatırladım. işte Efes'in EnFES savunması bir oyuncunun (basketbol yeteneklerinden ziyade aktörlük yeteneklerini konuşturan bir oyuncunun) ne duruma düşebileceğini göstermesi açısından da keyif vericiydi. Gallinari'ye 9 faul çalındı ama çalınanlardan hangisi gerçekten fauldü? Gelen her teması gosterebilmek adına abartılı uçuşlarını izledik. Gerçekten bu konuda çok yetenekli ve zamanlaması harika. Ağır çekimde seyrederken Efes'li oyunculardan teması alış anındaki reaksiyonu, kısacası zamanlaması gerçekten mükemmel. Faul almak için kullandığı enerjiyi ve zamanlamayı basketbola ayırsa hem takımı hem de biz izleyicler için daha hayırlı bir görevi yerine getirebilir. Maçın sonunda hakemler Gallinari'ye arzu ettiği Oscar heykeli yerine soyunma odasının loş koridorlarını uygun gördüler. Ama sonrasında seyirci reaksiyonundan çekinerek, parkedeki EA7 beşlisinin Efes'lileri pataklamalarına seyirci kalmayı tercih etti hakemler.

EA7 Milano Güçlü bir takım. Çok iyi oyunculardan kurulu. Özellikle Gallinari ile çok can yakabilecek güce sahip. Ancak Efes rakibini ciddiye alıp savunmasını bu şekilde konuşturduğunda rakibin galip gelebilmesi için ekstra bir skorer ya da mevcut skorerlerinden ekstra bir performans almak zorunda. Dün EA7 ne ekstra bir skorer bulabildi ne de mevcut skorerlerden ekstra bir katkı. Tebrikler ve teşekkürler Efes geçen haftaki mağlubiyeti bu güzel savunma basketbolu ile unutturduğu ve telafi ettiği için. Umarım bundan sonraki maçlarında telafi edilecek bir başka mağlubiyet almazlar. Çünkü EL'in ilerleyen haftalarında telafisi mümkün olmayan maçlar Efes'i bekliyor. Kinsey'i ise ayakta alkışlamak istiyorum. Olumsuz gördüğüm pek çok şey var. özellikle Vujacic'den skor katkısı alamadığında rakip içeri kaçtığında kısa forvetlere uygun şut imkanı yaratamıyoruz ama bunlar halledilebilecek sorunlar. En önemli sorunlar ise guard rotasyonununu ve coaching'in f4 için yetersizliği. Kritik maçlarda Kerem'in ve İlievski'nin iyi oynaması gerekecek. Neyse olumsuzlukları bir kenara bırakarak galibiyetin ve savunmanın keyfini çıkarmak lazım.

Fenerbahçe maç sonrası Ömer'in çok güzel özetlidiği gibi 30 sayı farkla galip kapatacağı maçta neredeyse mağlup olacaktı. Akingbala olmadan oynamaya alışık olmayan Nancy, Fenerbahçe'Nin etkili oyunu karşısında tamemn dışa bağımşlı halde oynamaya başladı ve 20'li sayılar civarında bir farkla geriye düştü. İkinci yarı başlarak hepimiz Fenerbahçe'nin vurup geçeceğini bekliyorduk ama tam tersi oldu. Ancak Akingbala yoksa da bizler varız ve Fenerbahçe pota altından oynarız diyen Nancy'li oyuncular çok yetenekli olmasalar da sadece ve sadece Fenerbahçe'nin pota altı savunma zaafını birazcık kazıyıp maçı kazanma noktasına kadar yaklaştılar. Neyseki maçlar 40 dakika. 42 dakika olsa muhtemelen Nanacy maçı alıp evine öyle gidecekti.

Fenerbahçe çok güçlü ve çok iyi oyuncualrdan kurulu ancak savunmayı bir türlü toparlayamıorlar. Fenerbahçe savunma yapmaya başlayınca bence EL'in en güçlü takımlarından birisi olabilecek kapasiteye sahip. Sefolosha'Nın muhteşem oyunu hepimize keyif vcerse de Fenerbahçe teknik heyetinde olsam bundan memnun olmazdım. Marko dönene kadar idareten alınan ve savunması ile önplana çıkması beklenen oyuncunun başrolü kapması düşündürücü.

26 Ekim 2011 Çarşamba

Galatasaray ve Fenerbahçe'nin Rakipleri: Unics Kazan ve OLY


Fenerbahçe'den başlayayım çünkü onun işinin daha kolay olduğunu düşünüyorum. Bu seneki OLY oldukça genç ve pek de gelecek vaad etmeyen oyunculardan kurulu. Abilik görevi verilen ve her maç 20'li sayılar yapması beklenen Spanoulis'in sakatlık sonrası toparlanamaması en büyük handikapları. Bu nedenle Gecevicius onun görevine soyunuyor ancak Spanoulis kadar kaliteli bir oyuncu olmadığı için OLY, maçlarda çok zorlanıyor. Printezis ve Papanikalou gibi beklentilerin yüksek olduğu oyuncuların da çok formsuz olması nedneniyle OLY vasat rakiplere bile farklı kaybedebiliyor. bkz. bilbao maçı bunun en güzel örneği. Ancak son lig maçına baktığımızda Spanoulis'in beklenen katkısı ile OLY ligde ilk maçını kazanabildi. Printezis bu maçta EL'deki görüntüsünden çok daha iyi bir oyun sergiledi. Hines ise kısa boyuna rağmen, atletik özellikleri ve güçlü fiziği ile skora büyük katkı yaparak OLY'nin galip gelmesinde önemli rol oynadı. Son lig maçı FB'ye karşı OLY'nin Bilbao maçından daha iyi bir görüntü çizeceğini gösteriyor. Ancak bu noktada Fenerbahçe'nin tek oyuncu üzerinden hücum eden takımlara karşı ömer onan faktörünü devreye sokrarak rakibin tüm sistemini alt üst etme yönünde önemli bir tecrübesi ve alışkanlığı olduğunu hatırlatalım. (bkz. nicholas'lı Efes). Son lig maçında oynatılmayan Papadapoulos'un bu maçta da oynamama ihtimali göz önüne alınırsa Fenerbahçe'nin bu seneki en büyük sıkıntısı olan uzun rotasyonunun bu maç özelinde söz konusu sıkıntıyı yaşamayacağı kolaylıkla söylenebilir. Bu bağlamda ben Fenerbahçe'nin çok rahat bir galibiyet alacağına inanıyorum.

Aynı Galatasaray gibi El'in yeni takımalrından biri olan Unics, çok güçlü ve tecrübeli bir rotasyona sahip. Özellikle Domercant'ın hem EL'de hem de Rusya liginde çok dominant bir skorer olduğunu hatırlatalım. Özellikle guard rotasyonunda aynı Galatasaray gibi dört değerli ve hatta daha değerli bir kısa rotasyonuna sahipler. Samaylenko, Greer, Lyday ve Domercant'dan oluşan mahşerin dört atlısında tanıdık isimler çok fazla. Bu dört oyuncudan Sameylenko haricindekiler Türkiye liginde oynadılar. Kısa forvet olarak Mccartty gibi önemli, tecrübeli ve skorer bir oyuncuya sahipler. Uzun rotasyonuna baktığımızda ise Savrasenko gibi çok fizikli bir oyuncuya ve Jawai gibi yine çok güçlü bir oyuncu ile pivot rotasyonunu tamamlamışlar. Buna karşın forvet olarak dışarıdan oynamayı tercih eden ama ribaunt katkısı ve savunmada sert özelilkleri olan Wilkinson (Gs taraftarları onu tanırlar ve çok severler) ve Veeremenko ile dört numara rotasyonunu sağlıyorlar. Aynı Galatasaray gibi kısa forvetleri olan McCarty'i 30 dakikadan fazla oyunda tutuyorlar ve onu dinelendirmek için koçun kardeşi olan Pashutin oyuna giriyor. Galatasaray'da ribaunt yükü büyük ölçüde Shippin üzerindeyken aynı görevi yaşlı olmasına rağmen McCarty başarıyle uyguluyor. Özellikle Shipp-McCarty eşleşmesi izleyenlere büyük keyif verecektir diye düşünüyorum. Pota altında Galatasaray'ın bir parça daha üstün olduğunu buna karşılık guard rotasyonunda ise Kazan ekibinin bir parça üstün olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle belirleyici olan eşeleşmenin kısa rotasyonu olacağını ve kısa rotasyonunda daha verimli olan takımın galibiyete uzanacağına inanıyorum. Tabiki bu iddianın gerçekleşmesi için temel varsayımın olan guard ve uzun rotasyonunun dengeli bir verimlilik sağladığı durumun gerçekleşmesidir. Bu noktada hem taraftarımız önünde oynayacak olmamız hem de daha kaliteli olduğuna inandığım bir koça sahip olduğumuz için galibiyet alacağımıza inanıyorum. Top 16 için daha üst sıraları zorlamak adına farkın önemini maç boyu unutmayarak çift haneli rakamlarda tam konsantrasyon ile oynamalıyız.

her iki takımımıza da başarılar dilerim.

Efes'in rakibi, hem kadro ve hem de isim olarak onun rakibi olamayaak bir takım olduğu için analiz yapmaya gerek görmedim. Anadolu Efes'li dostlar alınmasın.

20 Ekim 2011 Perşembe

Fenerbahçe Ülker: Enseyi Karartmayalım



Fenerbahçe Ülker birleşmesi ile büyük hedefler ortaya konmuştu. Hedef koymak tek başına önemli değil, hedefleri gerçekleştirebilecek organizasyonu kurmak önemli. Aydın Örs ile başlayan atılım; belirli bir kimya oluşturmuştu. Kısa savunması konusunda avrupanın en güçlü takımı görünümündeydi. Uzunlar ise ribaunt ve bloklarıyla savunmada iş yapıyor ve kendilerini geliştirecek bir ortam içinde giderek pişiyorlardı. Tanjevic ve onun süre dağılımı sistemi maalesef oyuncuların basketboldan keyif almalarını engellediği gibi oyuncuların gelişimini de bence sekteye uğrattı. Bir kaç basit örnek vereyim. Semih, Ömer ve Vidmar bence Tanjevic'den kaçarak oyunlarını geliştirdiler. Oğuz çok acı bir örnektir. Türkiye'nin gelmiş geçmiş en iyi pivotu olabilecek oyuncu maalesef kayboluyor. Yeteneklerini geliştirmesi gerekirken giderek köreldi. Preldzic (87) doğumlu ve ümit milli takımlar düzeyinde yine 1987 doğumlu ersan'la birlikte en değerli ve gelecek vaad eden oyuncuydu. Preldzic hala çok değerli bir oyuncu ancak oyununda maalesef bir gelişme yok. Yeteneklerini sahaya yeterince yansıtamıyor.






Geçmiş senelerdeki Fenerbahçe'ler daha savunmacı ama görece daha az skorer oyunculardan kuruluydu. Şimdi ise görece daha skorer ama birazcık daha az savunmacı bir yapıya büründüler. Özellikle bu seneki transferlerden Jerrels bence bu düzeylerin oyuncusu değil. İlk periodu düşünün. Ukic çıkarken Fenerbahçe 8 sayı ile öndeydi. Jerrels girdikten sonra 11-0'lık seri yedi Fenerbahçe. Jerrels'a verilecek süreleri Berkay'ın kullanmasının daha doğru olacağı kanaatindeyim.




Şunu da söylemeden geçemeyeceğim; enseyi karatmamak gerek. Fenerbahçe çok kaliteli ve üst düzey oyunculara sahip. Ritim yakalarlarsa çok tehlikeli ve güçlü bri takım da olabilirler. Temel sorun işbölümünün, görevlerin anlaşılmamış olması. Ukic yokken Jerrels oynayacaksa, mutlaka hücumu Preldzic'in organize etmesi gerekiyor. Bu kadroda Preldzic ve Bogdanovic 13-15 dakika süreler alacak oyucnular değil, tersine 25-30 dakika aralağında oynaması gereken oyuncular. Oğuz 20 dakika civarında oynamış olmalı. Benim hatırladığım bir atışı var. Oğuz'u sırtı dönük kullanmak lazım.






Caja laboral son 10 yılda Avrupa'nın en önemli takımlarından birisi oldu. Bugün EL tarihi yazılmaya başlansa adından en çok söz edilecek takımlardan birisi. Ama bu seneki Caja Labarol sıradan vasat bir El takımı haline gelmiş. Fenerbahçe İspanya'da bu takımı rahatlıkla yenebilecek güçte.




Ancak can sıkıcı olan, bu sene Türkiye'de oynanacak F4 için Fenerbahçe daha kuvvetli bir takım kurabilirdi. Ne olursa olsun sadece bu maça bakarak Fenerbahçe'nin f4 adayı olamayacağını iddia etmek bana akıllıca gelmiyor. Fenerbahçe çok kötü oynamasına rağmen ve Caja Laboral ise kadrosuna oranla iyi bir maç çıkarmasına rağmen Fenerbahçe maçı alabilirdi. Bu kadar gününde bile takımın kazanabilecek bir gücü olması bence önemli. Özellikle takımda görev tanımları oturduğunda, maç sonrası Koçun ve Sefelosha'nın belirttiği üzere "takım olduklarında" (5 asistle takım olunmaz) Fenerbahçe, Diğer takımların kadroları düşünüldüğünde bence önemli bir F4 adayıdır.

12 Ekim 2011 Çarşamba

Zordur Almak Bizden Kupayı: İki Dev'in 40 Dakikaya Sığmayan Mücadelesi




Başlığa aldanmayın. Bu başlık iki takımı da ihtiva ediyor. Kupayı Galatasaray aldı ama kolay almadı aynı lig kupasını Fenerbahçe'nin almasında olduğu gibi.



2010-2011 basketbol sezonunun finalistlerinin Kayseri'de karşılaştığı Cumhurbaşkanlığı kupasını rakibi Fenerbahçe Ülker'i 103-97 yenerek Galatasaray müzesine ikinci kez götürmeyi başardı.



Bu tip final maçlarına ilişkin analizlerin bir yanı hep boşta kalır. Hele bir de iki uzatmaya gittiyse kimin hangi gerekçeyle kazandığını anlatmak pek de kolay olmaz. Cumhurbaşkanı olsaydım eğer maç sonunda kupayı ikiye böldürür ve takımlara paylaştırırdım.



Geleneksel olarak Galatasaray Mahmudi ile yeni bir oluşum içine girdiği ve bunun meyvelerinin toplandığı söylene gelmekte. Önce yıllar sonra gelen lig finali, ardından EL'e katılma hakkını elde etmek ve şimdi de Cumhurbaşkanlığı kupası Mahmudi'li Galatasaray'ın eseri. Ama tam da bu noktada Cem Akdağ'a da teşekkür edilmesi gerekir. Galatasaray tarihinin bence en zor, acı gününde takıma sahip çıkması ve o takıma herkesin takdirini kazanacak bir oyun oynatması ile bugünü hazırlayan Cem Akdağ'dan başkası değildir.



Doğrusu maç öncesi Fenerbahçe Ülker'e ilişkin izlenimlerim ve Galatasaray'a ilişkin izlenimlerimi teraziye koyduğumda maç içinde Galatasaray'ın 15-20 sayı farkı yakalayacağını ancak sonra Fenerbahçe'nin geri dönüş yapacağını ve 6-7 sayı farkla maçı Galatasaray'ın kazanacağını düşünmüştüm. Senaryo benim düşündüğümden oldukça farklı gelişti. bunun temel nedeni Galatasaray'lı oyuncuların mevcut Fenerbahçe Ülker'i olduğundan daha kuvvetli görmeleriydi. Vurup geçeceğini düşündüğüm anlarda bir şekilde frenlediler. Rakipden çekindiler. Rahat kazanabileceklerine dair en ufacık bir inançları yoktu. Rytas maçındaki inanılmaz faul yüzdesinden bu maçtaki kötü faul yüzdesine düşüşü ben başka bir şekilde açıklıyamıyorum. Maçın sonuna gelip maçın sonunda dikkatli olursak kazanabiliriz havasındalardı.



Fenerbahçe Ülker ise son periodda tecrübemizle bu işi götürürüz dedi. Tam da o anda son 5 dakikada 7 sayılık farkı yakaladıklarında Shumpert'in üçlüğü ile dirilen Galatasaray maçı kazanacak konuma geldi. Gordon kaçırdığı faul, Preldzic'in dengesiz hücumla sayı çıkartması, Ender'in son hücumunda ona yapılan faulun çalınmaması maçı uzatmaya götürdü. Bu noktada hakemlerin kötü yönetim gösterdiğinin de altını çizmek gerekir. Maçın sonucuna etkileri olduğunu falan söylemiyorum. Tabi tek kabahatli hakemler değil, bu sıfır tolerans denen saçmalığın uzatılması ile basketbol izleme keyfi öldürülüyor. Her dokunmaya düdük çalınması çok can sıkıcı. Ama ilginçtir Lakovic derdini anlatmak için hakemin kolunda çektiğinde orada tolerans göseriyorlar. Sıfır toleransı oyuncu ve koç tepkilerine uygulamayı anlayabiliyorum ama mücadeleyi yok edecek şekilde uygulanmasını kabullenemiyorum. İlerleyen haftalarda bu giderek esneyecek ve sezonun ikinci ayrısında sıfır tolerans ortadan kalkacak ama o günlere gelininceye kadar basketbol keyfimizin içine edecekler anlaşılan.



Mevcut durum düşünüldüğünde sıfır tolerans giderek gevşediğinde Galatasaray'ın daha da avantajlı bir konuma geleceğini düşünüyorum. Daha sert ve daha savunmacı olan Galatasaray'ın sezonun ikinci yarısında ve özellikle play-off sürecinde daha da iyi olacağını beklemek mümkün.

Maça ilişkin larak temel fark bence Galatasarsay'ın 31 asistine karşılık Fenerbahçe'nin 21 asiste kalması. Galatasaray hücumu daha pasa dayalı. Galatasaray özellikle ikili oyunlarda sıkıştığında önemli sorun yaşıyor. O dakikalaro genellikle savunma sertliği ile aşıyor ama sıfır tolerans durumunda o sertliği uygulayamıyor. Bu tip dönemler için Songolia'nın sırtı dönük hücumlarını bir alternatif olarak kullanmak zorunda. Özellikle EL maçlarında.



Fenerbahçe yarı afrika kökenli isviçreli NBA oyuncusu Thabo Sefolosha'yı kadrosuna katmış. Doğrusu savunması ile bilinen bir oyuncunun Fenerbahçe kısa rotasyonuna dahil olması önemli. Çünkü geçmiş senelerde hem uzun hem de kısa pozisyonunda belki de savunma potaansiyeli olarak en güçlü takım olan Fenerbahçe, bu sene Ömer Onan ve Vidmar haricinde savunmayla ilgilenen oyuncuya sahip olmaması en büyük handikapı. Bunun kadar önemli bir sorun ise Fenerbahçe'nin yerli rotasyonun ve özellikle de kısa rotasyonunun Engin, Marko ve Mirsat'ın sakatlıkları nedeniyle büyük sıkıntı yaşaması. Özellikle kısa pozisyonunda yeterince yerli olmaması nedeniyle Vidmar yabancı kontenjanına takılıyor ve az süre alıyor bu ise Fenerbahçe'in savunma zaaflarını daha da görünür hale getiriyor. Özellikle Engin'in nasıl döneceği Fenerbahçe için bence bu sene temel belirleyici olacak.



İlginç bir şekilde Zaza hem fizik hem de mental olarak hazır olmaktan çok uzak bir görünümdeydi. Galatasaray'ın mevcut başarılarının altında yatan temel faktör hem savunmada hem de hücumda hızlı oynamaları idi. Zaza o kadar ağır oynuyorduki; Zaza'lı anlarda takım bir anda sürat teknesi kıvamından, ağır vasıta kıvamına doğru bir dönüşüm içinde giriyordu. Zaza lig düşünülerek değil, EL düşünülerek yapılan bir transfer. İyi bir Zaza takıma çok şey katabilir. Umarım takım kimyasına olumsuz nir etkisi olmaz.




Foto: Rotahaber.com












5 Ekim 2011 Çarşamba

Düşene Vurmanın Kolaycılığı: Suçlu Ataman Değil



Memlekette düşene vurmak gibi kötü bir alışkanlığımız var. Ama düşeni tesbit etmek konusunda ciddi sıkıntılarımız var. Bazen birileri çıkıp kendilerini doğrudan hedef tahtasına koyabiliyor ve gerçek düşenin kim olduğuna bakılmaksızın hazırda bulunan hedefe doğrudan saldırılıyor.






Beşiktaş klübü basketbolu özellikle cola-turca sponsorluğu sonrasında kötü yönelitilmeye başlandı. Galatasaray zaten kötü yönetiliyordu ancak cafe crown sponsorluğu ile yönetimde bir anlayış değişimi olmadı. Ülker'in sponsorluğu ile düzgün yürütülen tek klüp Fenerbahçe oldu. Klüp takımları için özellikle 2000'lerden sonra amatör branşlar adeta katlanılması gereken yüklerdi. Galatasaray yönetiminin kadın takımını Avrupa kupalarına göndermemek yolunda irade koyduklarını hatırlıyorum. Yol ve kalacak yer masrafları düşünülüyordu. Tam bu süreçte sponsorluklar başladı. isim sponsorlukları. Amatör branşlara verilen bu sponsorluk gelirleri, futboldaki açığı kapatmak için kullanılmaya başlandı. Bu yapının başarı getirmeyeceği açıktı. bu bağlamda sponsorlar klüp yönetimlerine de adam sokmak gibi yöntemlere başvurdular. Ancak ortaya çıkan sıkıntılar önelenemedi. Fenerbahçe'nin bu sponsorluk sürecinde daha ayrıcalıklı olması, BJK ve GS taraftarları için ülker grup şirketlerinin sponsorluğuna hep bir mesafe duymalarına ve bu sponsorluğun efektif işlemesine mani oldu. En sonunda her iki klüp ülker grup şirketlerinin adından ayrılmak zorunda kaldılar.






Yeni sonsor bulmak ise kolay değildi. Beşiktaş sponsor bulamamanın sıkıntısını yaşarken oyuncularına da ciddi yaptırımlar uygulayarak geçmiş seneden gelen kontratlarını iptal ettirme yoluna gittiler. Oyuncuların birlik olamaması yani sendikalaşmamaları onlar üzerinde böyle uygulamaları mümkün kılmakta. Ahlaki olarak bu tutum sorgulanabilir ancak hukuki olarak sorgulanamaz. Beşiktaşın bu vefasızlığı sistemin ona tanıdığı ve verdiği bir güç. Buna karşı bir alternatif istemedikçe, bu sisteme karşı bir alternatif üretmedikçe, buralardan ahlak adalet diye bağırmanın bence bir anlamı yok.






Milli takım düzeyinde milli 2-3 oyuncuya sahip olabilirseniz alacağınız yabancılar ile şampiyonluğa oynayacak bir kadro kurabilirsiniz. Beşiktaş bütçesini sene başında belirleyemediğinden, milli takım düzeyinde yerli bir tek oyuncu ile bile anlaşamamış ve NBA yıldızları ile anlaşma yolunda bir adım atmıştı. Beklenti, NBA yıldız(lar)ının kendilerini amorti edecek sponsorluklara kapı acacağı ve bütçenin kendi kendisini döndürebileceğine ilişkindi. Kısacası klübün kasasından para çıkmadan şampiyonluk alabilecek bir yapı oluşturulmaya çalışıldı. Yerli oyuncu sıkıntısı ve özellikle anlaşmak üzere oldukları uzunlarla anlaşılamaması ile Beşiktaş eurocup'dan elendi.






Tüm bu süreç Ataman'ın sırtına yüklenmiş. Bıyıktay'la işler sanki süperdi de Ataman'la bozuldu gibi bir izlenim de yaratılmaya çalışılıyor. Ataman'ın kişiliği ve mizacı gerek federasyon gerekse basın (taraftarlar) için kabul edilemez bir nitelikte. Çok politik olmayan ve davranmayan, gördüğü haksızlıklara ses çıkaran yapısı ile seveni sevmeyeninden daha az olan bir basketbol adamı ve portresi çıkartıyor karşımıza. Ancak şu süreçte bence en son suçlanması gereken kişidir kendisi. Koca Beşiktaş camiasının yönetimsel hatalarına (futboldaki gaziantep maç örneğine bakınız) koçun yapabileceği pek bir şey yok. Petravicius'un sakatlığı olmasaydı ya da Eze ile anlaşılmış olsaydı daha farklı bir görüntü mutlaka olacaktı. Kimse kusura bakmasın ama teknik olarak sorun; takımın savunma yapamayan oyunculardan kurulu olması falan değil bence. Aksine hücum etkinliğinin sağlanamaması. Kısacası pota altından hücum varyasyonu sağlanamaması. Bu sıkıntı bir uzun transferi ile halledilecektir.






Ancak şu sponsor sıkıntısının ve bütçe sıkıntısının aşılması gerekli. En az 3 yıllık bir bütçe ortada olmadan 3 yıllık bir plan yapmak mümkün olmayacak bu nedenle de Beşiktaştan uzun vadeli bir plan beklemek sadece hayalcilik olur.






Doğrusu Federasyon ise bu kötü yönetimlere kendi kötü yönetimi ile destek oluyor. Yerli statüsünde oynayacak yabancı oyuncular konusunda takımların çektiği son sıkıntıyı Salsabasket'ten takip ettik. Chatman ve Kinsey yerli statüsünde oynayamayacakmış. Geçen sene yerli transferinin son günü olarak belirlenen yerli statüsü başvurusu bu sene 30 ağustos'a çekilmiş. Dolayısıyla bazı takımlar buna yetişemedi. takımların da idari anlamda bu klonuda mutlaka kabahatleri var ancak federasyonun da bazı konularda esnek davranması mümkün olabiliyor. Harun'un eşi konusunda esneyebilen bir federasyon, aynı esnekliği bu takımlara neden göstermiyor olabilir?






Son tahlilde gerek basketbol federasyonumuz, gerek milli takımımız gerekse klüplerimiz kötü yönetiliyor. Gerek yazılı gerekse görsel basın, federasyon ve milli takımın yönetimsel hatalarına ilişkin suskunluklarını konu Ataman olduğunda fazlasıyla ve bence haksız bir şekilde dillendiriyorlar.






Ataman'ı sevdiğim söylenemez ancak ben genel olarak yigidi öldürürüp hakkının yenilmemesinden yanayımdır. Türkiye basketbol tarihinin en başarılı antrenörüdür. Yurt dışında Avrupa'da yabancı takım çalıştırarak Avrupa kupası kazanan (siena-saporta kupası) tek antrenördür. Milli takımda erman kunter'in yardımcılığı dışında görev alamamıştır. Milli takımın başında iken bildiğim (hatırlayabildiğim bir başarısı yok.) Daha sonra iki final 4, bir Avrupa kupası, 2-3 şampiyonluk, 4-5 cumhurbaşkanlığı kupası gibi başarıları olan bir antrenörün milli takımı bu başarıları esnasında çalıştıramaması ilginçtir. Keza Avrupa'da Ataman'dan sonra en başarılı olan Kunter'in ve kariyerinde yurt içinde çok sayıda şampiyonluğu olan Mahmudi'nin de milli takım için düşünülmemesi şaşırtıcıdır.






Foto: basketbolig.com






24 Şubat 2011 Perşembe

4-12-17 Numaralar İyi Oynadı


Geçen hafta iki takımımızın da yenilmesi sonrasında: "Fenerbahçe euroleague takımı ya Efes Pilsen?" başlıklı bir yazı planlamıştım ama maalesef yazamadım. Zalgiris'e yenilen Fenerbahçe benim gönlümde yenilmemişti. Yenilmesi için her türlü şart hazır olmasına rağmen sahadaki oyuncular sonuna kadar mücadele ettiler. Fenerbahçe karakterli bir takım olduğunu gösterdi. Efes ise Nicholas'ın geldiği dönemden beri farklı bir hüvviyette. Büyük oyuncuları olan küçük takım hüvviyetinde. Nicholas, Smith, Rakocevic'in form durumları ve arzuları efes'in kadaerini belirliyor son 4 yıldır. Bir oyuncunun takımı bir yere taşıyamayacağının hikayesini değil, kalın bir romanını yazdı Efes ve korkarım da yazmaya devam edecek...


OLY iyi oyuncuları var. Ama eksikleri de var. Fenerbahçe için de bu söylem geçerli. Futbol gazetecisi ağzıyla yazarsak; OLY ile Fener'in eksik oyuncularını bir araya getirsek EL için çok iyi kabul edilebilecek bir beş sahaya sürmek mümkün. Fenerbahçe'nin beni gerçekten hayal kırıklığına uğrattığı tek maç bu oldu. Doğrusu ilk kez takımın pes ettiğini gördüm. Bunu, farkın açıldığı dönem için söylemiyorum. Daha ikinci periodun başında Fenerbahçe farkı yakalamadan önce Fenerbahçeli oyuncuların gözünde maçı kazanacaklarına dair bir ışık göremedim. Fenerbahçe farkı açarken dahi Ivkovic'in kenardaki sakinliği bu maçın adeta OLY'a gideceğini gösteriyordu.

Preldzic'in o erken şut seçimi ile OLY yakaladaığı seri ile Fenerbahçe'yi nakavt etti. Rakip OLY olunca belki mazur görülebilir bu mağlubiyet ama bütün senenin emeğinin meyvelerinin toplanacağı maçın bu şekilde kaybedilmesini doğrusu sindirmek zor. Yukarıda bahsettiğim takım karakterinin ilk kez parkeye yansımadığını görmek ise üzücü.


Ancak kaybeilmiş önemli bir şey olmadığını düşünüyorum. Valencia maçı şimdi çok kritik bir hal aldı. Doğrusu grup birinciliğinin kaçmasına hiç yanmıyorum. Çaprazdan kimin geleceği de çok önemli değil. (muhtemelen madrid gelecek). Ancak Valencia'da yaşanacak bir kaza bütün senenin çöpe atılması anlamına gelecek. Ancak böyle bir senaryonun yaşanmayacağından da emin olduğumu belirtmek isterim. Bu sene Fenerbahçe yediği tokatlardan güzel dersler çıkarttı. ilk kez üst üste iki mağlubiyet aldılar. Üçüncüsünün olabileceğine ihtimal dahi vermiyorum. Fenerbahçe, Valencia'yı dümdüz edip üst tura çıkacak ve oradan da F4'e rahatlıkla çıkacaktır.


20 Ocak 2011 Perşembe

OLY-Fenerbahçe: 21. Maç Sonunda Evinde Teslim Oldu


Başlık herşeyi anlatıyor. Zor deplasman. Güçlü bir takım. Kendi evinde EL'de son 20 maçını da kazanan bir takım. Bir tarafta kolay kolay 75 sayının üzerinde sayı yemeyen Fenerbahçe diğer tarafta ise 80'nin altında kolay kolay sayı atmayan OLY. İbre kimi gösterecek. Farkın bile önemli olduğu bir durum. Çünkü grup birincisi ya Fenerbahçe olacak ya da OLY olacak.


Kuralar çekildiğinde sene başında genç oyuncuları ile Fenerbahçe'nin OLY'a karşı çok iyi mücadele ettiğini dillendirmiştim. Tecrübeli oyuncuları ile Fenerbahçe'nin OLY'a karşı şansı olabileceğinin altını çizmiştim. Fenerbahçe beklediğimden de iyi çıktı. Her oyuncu için bir şeyler söylenebilir. Ömer, May, Kinsey, Preldzic, Tomas, Ukic her biri çok iyi oynadı. Jasikevicius oynadığı kısa sürede 5 top kaybına rağmen kritik anlarda tecrübesi ile takıma katkı sağladı. sadece hücum organizasyonunda ya da attığı sayılar ile değil, savunmadaki gayreti ile. Fenerbahçe'yi OLY'dan ayıran en önemli fark da burada yatıyor. OLY'un daha büyük yıldızları olabilir. Ama fenerbahçe oyunun her iki yanını da daha iyi oynayabiliyor. Fenerbahçe'nin savunmadaki etkinliğini neredeyse her maç görebiliyoruz. Fenerbahçe'nin savuması hücumundan hücumu ise savunmasından besleniyor. Oyun kurucusuz oynanan Siena maçını çıkarttığımızda Fenerbahçe'nin bu seneki performansının üst düzeyu olduğunu söyleyebiliriz.


Tüm bu söylediklerimizden takıma ilişkin hiçbir sıkıntının olmadığını söyleyemeyiz. Bir kere dün akşamki üçlük yüzdesi bırakın sık karşılaşmayı ender olarak bile karşılaşılabilecek bir durum değil. Serbest atışlarda bile %80 gibi bir ortalama yakalamak kolay değil. Fenerbahçe bu sene %75 ile serbest atış kullanıyor. Maçın kafaya gittiği dönemlerde Fenerbahçe %40'Lar civarında bir ikilik ve %83 gibi üçlük yüzdesi ile hücum ediyordu. Bu dönemde dışarıdan da atış kullanmamız gerektiğini düşünüyordum. May oyuna girip, hem hücum ribauntlarında etkin olması ve hem de pota altından sayı üretmesi ile Fenerbahçe dışarıdan da daha rahat sayı bulmaya başladı. o ana kadar savunmayı dışarı çok çıkaran OLY içeri biraz gömülmek zorunda kaldı ve işler Fenerbahçe için kolaylaştı. Burada bence kritik olan husus May'in performansı idi. İlerleyen haftalarda bu meseleyi çok konuşacağız ancak Fenerbahçe bu sisteminde Oğuz'u değerlendiremiyor. daha doğrusu pick and roll oyunlarında Oğuz'dan fazlaca bir şey beklemek haksızlık olur. Oğuz'u oyunda olduğu anlarda onu, birebir bırakarak rakibin içeri gömülmesini sağlayacak bir düzen Fenerbahçe için daha iyi sonuçlar doğurabilir. Dün Lavrinovic'in bile savunbma alanında verdiği katkı unutulmayacak cinsdendi. Pota altındaki savunma sıkıntısına Lavrinovic'in katkısı gerçekten değerliydi.


Tüm oyuncuları teker teker kutlamak lazım. zoru, kolaya çevirdiler. Umalım, okyanusu geçtikten sonra derede boğulmayız.

4 Ocak 2011 Salı

Euroleaugue Kurası


Önce Fenerbahçeyi değerlendirelim. Görece kolay bir grup olduğunu söylememiz mümkün. Sena başında Olimpiakos ile yapılan hazırlık maçında genç oyunculardan kurulu Fenerbahçe ile OLY'e karşı oldukça iyi mücadele etmişti. Fenerbahçe gerçekten ciddi tecrübeye sahip yabancı oyuncular tercih etti. Bu oyuncuların kritik maçlarda takımı taşıyacağına inancım tam. Son maç yazısında Fenerbahçenin pota altı sorunundan bahsetmiştim. Vidmar'dan yoksunluk pota altı savunmasında ciddi sorunlara yol açıyor. Bunu nasıl çözecekler bilemiyorum. Ama en azından kurada gelen rakiplerden nikincilik için Fenerbahçeyi zorlayabilecek takım olmadığını düşünüyorum. OLY maçlarındaki performans ise Fener için F4'ün kapısını birazcık daha aralayacaktır.
Efes'in işi oldukça zor. Zorluğun nedeni Siena ya da Real Madrid değil, asıl neden Partizan'dan kaynaklanıyor. Deplasmanda Efes'in partizandan galibiyet çıkarabileceğini düşünmüyorum. Deplasman fukarası Efes için bence en büyük sorun bu olacak. Real Madrid iyi bir kura olarak bile değerlendirilebilir. İniş çıkışları çok olan bir takım. İniş anında yakalarsa Efes real'den iki galibiyet alabilir belki. Siena ise Efes için yutulamayacak büyüklükte bir lokma. Siena'da taşlar yerine oturmaya başladı. Takım şekillendi. Bu nedenle de Efes'in Siena'dan galibiyet alabileceğine ben inanmıyorum. Mesele Siena'nın deplasmanda Efes haricinde galibiyet alıp alamayacağına bağlı olacak.
Efes beni yanıltırsa ve fener ise yanıltmazsa top 8'de iki takımımızı görebiliriz. Temennilerim bu yönde...

3 Ocak 2011 Pazartesi

Fenerbahçe-Efes: İkinci yarıda tahminlerimiz tuttu


Nereden başlasam nasıl anlatsam diye düşünmek zorunda olduğum bir maç. Maçta takımların vasat ve altındaki oyunları değil ama maç dışında konuşulacak şeylerin fazlaca olması beni düşündürüyor.


Efes Saras'ın oynamaması için maç başlamadan itirazda bulunmuş. Saras oyuna girince de "kapalı zarf" ile itirazını iletmiş. Muhterem spiker ve yorumcularımız zarfın kapalı olmasına neden takıldılar anlamak pek mümkün değil. Neyse buraya takılmayacağım. Efes Saras'ın oynamasına neden itiraz etti? Burada birazcık sesli düşünelim. Saras transferi sonrasında Efes muhtemelen Saras'ın kendi maçlarına yetiştirilmesi için federasyonun maçı bir gün ileriye aldığını düşündü. Buna ilkesel olarak ya da reel nedenlerle itiraz etmiş olabilir. Geçmişteki Fenerbahçe serileri ve bunları sonrasında klüpten ve yöneticilerden yapılan açıklamalara ilişkin olarak parkede değil parke arkasında bir mücadele de yürütebileceklerinin mesajını vermek isteyebilir. Süreci ve sonucu merakla bekliyorum. Maç sonuçlarının parkede belirlenmesi gerektiği inancımı tekrardan paylaşıp bu meselelere takılmamak gerektiğinin altını çizelim.


Muhterem spiker ve daha muhterem yorumcular gerçekten maç izleme keyfimizi kaçırıyorlar. Pozisyon tekrarlarıın veremeyen kamera ve yönetmene de ayrıca bir teşekkür edelim. Nihayetinde bu maçları izlemek için belli bir maliyete katlanıyoruz. Karşılığında sunulan hizmetin (piyasa mantığı ile bakarsak) kalitesizliği düşündürücü. Efes Saras üzerinden hücum etmeliymiş. E Fener de Rako üzerinden hücum etsin o zaman. Sahada muhteşem bir basketbol varmış. top 16 değil top 8 kalitesinde bir oyun varmış. Kimse kusura bakmasın ama top 8 kuvvetindeki herhangi bir takım dünkü gibi oynayan takımalrı "evire çevire" yenerdi. Aman en savunma varmış. 5 kişinini arasına girip boş turnike atanları bir tek izleyiler mi görüyor? 50 yılımız verdik diyor muhteremlerden bir tanesi. EL'i biz bilmeyelim de kim bilsin demeye getiriyor ama daha bir yüzyıl daha verseler bu işi beceremezler gibi...Basketbolu bunların at gözlüğü ile baktıkları zihniyetten arındırmak yararlı olur gibi geliyor.


Maç öncesi Efes'in yenebileceğine ihtimal veren var mıydı bilmiyorum. Efes'in durumu bu. Hatta bence maksimumu bu. Gördüğüm kadarıyla wisnievski yerine ender tercih edilebilirdi gibi bir düşünce hakim. Efes'in iyi olduğu beşe baktığımızda wisnievski'nin olduğunu görüyoruz. Efes sekiz sayı farkla öndeyken wisne 3. faulu aldı ve cıktı. Ukic'i bence ilk yarıda çok iyi müdafa etti. Efes'in kısa rotasyonunda wisne'nin müdafa katkısını yapabilecek tek bir oyuncu var o da Sinan. Dünkü Sinan'ı özel olarak konuşmak istiyorum çünkü gerek BJK'da gerek Efes'de ve gerekse de milli takımdaki maçları sonrasında Sinan'ı çoğu zaman başrole koymuştum. Dün Sinan yine başroldeydi. Ancak bu sefer beklenen hiçbir şeyi yapmayarak. Marko Tomas'ı savunması gerekiyordu. Marko Türkiye'deki kariyerinin en iyi oyununu oynadı. Sinan'da en kötü. Marko Tomas'ı tutmak için belki Cenk tercih edilebilirdi.


Efes'in sorunu sadece uzun rotasyonunda değil. Bu nedenle de Raduljica'nın dönmesi ile Efes Pilsen'de büyük bir değişim olacağını düşünmüyorum. Efes'in köklü bir değişime ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.


Fenerbahçe'de Tomas'ın devreye girmesi sevindirici. Lavrinvic'den hiç katkı gelmemesi ise düşündürücü. F4 'nün realistik bir hedef olabilmesi için Fenerbahçe'nin lavrinovic'den katkı alması gerekiyor. Vidmar'ın yokluğu pota altı savunmasında ciddi zaaflara yol açıyor. Efes Vujcic yorulana kadar oradan çok sayı üretti. Kaya'nın hırlı oyunu bu sorunun çok fazla göze batmasına engel olsa da daha ciddi rakiplere karşı tek başına Kaya'nın hırsı ve istekliliği (eski takımına hatta perasovic'e karşı oynamasının bu noktada onu hırslandırdığını belirtelim) ile bu sorunun üstesinden gelmek pek mümkün değil.

10 Kasım 2010 Çarşamba

Fenerbahçe Tam Yol Devam Ediyor


Barca maçı sonrası "büyük değişim" demiştim Fenerbahçe'de yaşananlara. Doğrusu o yazıyı yazarken Siena maçını Fenerbahçe'nin çok daha rahat kazanacağını düşünmüştüm. Maç öncesi Fenerbahçe'nin 20 sayılık bir fark ile kazanabileceğini düşünüyordum. Bunun temel nedenlerinden birisi Siena'nın eski Siena kadar güçlü olmaması. Geçmiş senelerle kıyaslandığında Siena'nın önemli iki eksiği olduğunu söyleyebiliriz. Bunlardan birisi 3 numaradaki sıkıntı. Siena'nın en önemli özelliklerinden birisi Avrupa'da üst düzey olarak kabul edebileceğimiz 3 numaralarla oynaması. Thornton ve Sato düzeyinde bir üç numara olmaması takımın kimliğini değiştirmese de kalitesini düşürmekte. Moss El'de iyi takımlarda ancak yedek olarak oynatılabilecek bir oyuncu. Zaten maç sonrası Pianigiani'nin açıklamalarına bakarsak bazı oyuncuların El tecrübesi olmamasının maçı katbetmelerinde bir neden olarak kabul ettiğini görebiliriz. Siena'nın ikinci önemli eksikliği ise Eze ayarında pota altında rakip oyuncuları döven bir pivota sahip olmaması. Böyle bir oyuncunun olmaması rakiplerin Sİena pota altına daha rahat girmesini sağlıyor. Örneğin Siena'nın be sene 20'den büyük bir farkla kazandığı Cibona maçında riabuntlarda rakibinden sadece bir tane fazla ribunt almıştı. Keza yine galip geldiği Rytas maçında, ribauntları 34-30 kaybetmişti. Önceki senelerde McIntyre gbi bir oyun kurucusu vardı. bu oyun kurucunun olmamasını bir eksikilk olarak görmüyorum. Çünkü onun yerine alınabilecek iyi oyucnulardan birini aldılar.


Tüm bunları Fenerbahçe'nin galibiyetini küçümsemek adına yazmadım. Grupta üçte üç yapan ve ismi Sİena olan bu takımı geçen seneki mantalite ile yenemezdik ve hatta far yerdik. Fenerbahçe kadro olarak gerçekten son yıllarda hep iyi yerlerdeydi. Barca maçında yeni gelenlerin maça katkısının neredeyse olmadığını hatırlatmam gerek. Bu maçta da ise bir tek Marko Tomas katkı verdi. Lavrinovic beklentilerin altında oynadı. Geçen seneden Ömer ve Semih gibi iki önemli oyuncusu yok ve buna rağmen Fenerbahçe büyük takım gibi oynayarak rakibini yeniyor. Siena'nın tüm hamlelerine karşılık verip yeniyor. Büyük değişimin devam ettiğini izlemek büyük keyif.


Kadro, hakkını vermeye başladı. Önceki haftanın yıldızı Kinsey'in durduğu bir anda, preldzic'in, Kaya'nın var ile yokları oynadığı bir anda rahat denilebilecek bir galibiyet alabilmek için takım olmak gerekir. Fenerbahçe bu yolda hızla ilerliyor.


Bu değişim Fenerbahçe taraftarınca olumlu karşılanmış olmalı. Geçen sene 1000 taraftar bile bulamayan takım bu sene 15000 taraftara oynuyor. Başka söze hacet yok...

8 Kasım 2010 Pazartesi

Büyük Değişim: Fenerbahçe-Barcelona


Geçen seneki Fenerbahçe ile bu senekini karşılaştırırsak ne söyleyebiliriz? Mrsic gitti, Engin geldi. Ömer-Semih gitti, Lavrinovic-Kaya geldi. Gricek gitti, Marko Tomas geldi.


Barcelona maçına baktığımızda Engin sakat ve dolayısıyla yok. Kaya sakat değil ama yok. Lavrinovic belki de kariyerinin en vasat oyunlarından birisi ile sahada. Tomas eh işte. Yani takıma yeni gelenlerin takıma verdiği çok da bir şey yok. Sorun gidenlerde miydi? SOrun onlarda olsa örneğin bir Mrsic'i teknik heyette görmezdik ya da sorun semih ve ömer'deyse onları da NBA'de görmezdik. Peki Fenerbahçe'deki bu değişim ne?


Önce değişimin ne olduğunu yazayım. Rakip kendisinden güçlü olunca teslim olan bir Fenerbahçe izlerdik. Ne zaman? Tanjevic'li dönemde...


Tanjevic'li dönem sona erince daha karakterli bir takım izler olduk. Spahija'lı dönemde ise basketbol oynayan bir takım izlemeye başladık. sadece yüreğiyle değil aklıyla oynayan bir takım. Oyuncuların kenar yönetime güvenleri bu kısa sürede oluşmuş ve oyuna giren ya da çıkan oyuncuların küsmesi gibi bir durum yok. (Kaya'yı tenzih edelim.) Sahada olan neden sahada olduğunu ve kenarda olan da neden kenarda olduğunu biliyor. Geçen sene süre dağılıı eşit dağılacak prensibi vardı. Oyuna giren ve çıkanlar, performanslarına göre değil, bu süre dağılımındaki eşitliği sağlamaya yönelik olarak girip çıkıyorlardı. İyi oynayan oyuncuların kenara alındığı ve kötü oynayanların ise sahaya sürüldüğü çok maç hatırlıyoruz.


Oyuncuların özgüvenlerini kazandıkları bu yeni ortamda daha karakterli oynayan, son topa kadar mücadele eden bir takım izliyoruz. umalım bu yapı tamamen yerleşir ve ilerleyen haftalarda bu oyunu hep birlikte alkışlarız.


Fenerbahçe bu oyunuyla maçı kaybetmiş dahi olsa muhtemelen yazdıklarım bu minvalde olurdu. Mesele Barca'yı yenmiş olmak değil. Oynana karakterli oyun beni ziyadesiyle mutlu etti...


Foto: sportsport.ba

8 Temmuz 2010 Perşembe

Lavrinovic ve Raduljica: Transfer Politikasındaki Değişim

Lavrinovic Avrupa basketbolunun önemli uzunlarından birisi. Özellikle Avrupa'da oynayan uzunların NBA'e gitmeleri ile kaliteli uzun bulmak gerçekten zor bir iş. Bu anlamda Fenerbahçe klübünü böyle önemli bir transfer nedeniyle tebrik etmek gerekiyor.
Raduljica benim için Lavrinovic'den bile daha değerli bir transfer. Transfer haberinin gerçekleştiğini (resmi açıklama henüz gelmedi) ilk Maliano'nun twitter hesabından duydum. Daha önce transferin gerçekleşmemesi nedeniyle oyuncuyu alamadığımızı düşünüyordum. Ama efes işi bitirmiş her halde. Avrupa basketbolunu yakından takip eden Maliano'nun Raduljica'ya ilişkin yorumu "çok güçlü ve sert" bir oyuncu. Güçlü kısmına katılmakla birlikte izlediğim Raduljica'nın savunma konusunda zaafları olduğunu düşünmüştüm. Post-up oyunu oldukça başarılı. Tabiri caizse uzun oyuncu doğrusu kısa oyuncudan biraz daha geç pişer. Şu an için şutu çok istikrarlı olmasa da ileride orta mesafede daha istikrarlı bir şutör olacağını söylemek mümkün. Fiziğine oranla çabuk br oyuncu olduğunu söylemek lazım.
Efes'in uzun rotasyonu tamamlanmamış olsa da şu an için Raduljica, Dudley ve Kerem Gönlüm'ün takımın uzun rotasyonunun önemli halkalaları olduğunu söylemek mümkün. Doğrusunu isterseniz bu rotasyona bence en az iki büyük isim eklemek gerekli. El düşünüldüğünde Raduljica Dudley ve Kerem yedek olarak iyi oyuncular ama hedef F4 ise daha büyük isimlerle anlaşmak gerekir.
Bu transferin 5 yıllık olduğu söyleniyor. NBA ihtimali olan böyle genç oyuncular ile uzun vadeli kontrat yapmak akıllıcadır. Daha da önemlisi Efes'i uzun vadede kapanmayacağına dair umutlarımız da böylesi uzun vadeli kontratlar ile artıyor.
Gelelim koç/klüp stratejisine. Doğrusu Fenerbahçe Tanjevic yönetiminde Türkiye'nin en değerli genç 3 uzun oyuncusuna sahipti. Hatta 4 bile diyebiliriz. Semih, Oğuz, Ömer ve Enes. Oğuz'u ve Semih'i ümit takımlarından beri takip ederiz. Doğrusunu isterseniz bu oyuncuların (enes'i ayıralım) çok gelişme kaydetmediklerini söylemek mümkün. Beklenen düzeye gelemediler. Bu oyunculara dayalı takımın hedefi 2010'da Avrupa şampiyonluğu idi. Hedef gerçekleşmedi ama gerçekleşmeme nedeni tek başına bu oyuncuların kaydedemedikleri gelişme değildi. Vidmar yerine Lavrinovic olsaydı, gricek yerine sakat olmayan büyük bir oyuncu alınsaydı, ukic sezonun başından beri olsaydı. Kısacası genç oyuncularla önemil tecrübeli oyucnular iyi harmanlansaydı Avrupa'da ses getirmek mümkün olabilirdi. Bu yapılmadı.
Bu dört genç önemli uzundan 3'ü kaybedildi. Ayrıca Vidmar'da gönderildi. Lavrinovic ve Kaya alındı. Bir önemli uzun oyuncu daha alınacak. O transferden sonra genel değerlendirmeye geçebiliriz. Ancak Fenerbahçe'nin transfer politikasında bir değişiklik olduğunu söyleyebiliriz. Şöyle ki geçmiş yıllarda Oğuz, Semih, Vidmar gibi genç oyunculara yönelen takım bu sene tecrübeli oyuncuları hedefliyor. Uzun vadeli planların tutmaması dolayısıyla kısa vadede başarı peşinde koşuluyor. Bu strateji bence Elinizde genç yetenekler varken onlarla birlikte başarıya koşmak gerekirdi. Yeni sistemin eksikliği olarak uzun vadeli bir planın olmadığı söylenebilir. Kısa vadeli başarılar uğruna "kalıcı" başarılar feda edilebilir mi? Ben Fenerbahçe'Nin stratejisinin doğru olduğunu düşünüyorum. Aydın Örs faktörünün önemli olduğuna inanıyorum. Furkan transferine ilişkin Fenerbahçenin teklifi uzun avdeli bir düşünce olduğunu da bize gösteriyor. Biz Furkan'ı alalım ama bir sene daha takımında oynasın şeklindeki teklif Fenerbahçe'nin genç oyucnular konusundaki yeni tutumunu gösteriyor. Bence doğruyu sonunda yakaladılar ama buna ulaşana kadar Semih, Ömer ve Enes'i kaybettiler. Kısacası Örs yerine yapılan Tanjevic tercihi bunu ortaya koymakta.
Olayın iç yüzünü bilmemekle birlikte Aydın Örs'ü de bir bağlamda eleştirmek mümkün olabilir. Tanjevic zamanında aynı görev Örs'e teklif edilmişti ama o bunu kabul etmemişti. Şimdi kabul etti. Tanbjevic, Spahija, Örs ve zaman dörtgeninde bir yerlerde bu sorunun cevabı mutlaka vardır...
Son tahlilde hem Efes'in hem de Fenerbahçe'nin doğru yolda olduğunu düşünüyorum. Umarım kalan transferleri ile her iki takımımız önümüzdeki sene dördüncü torbanın daha üstlerinde yer alacakları bir kadroya ve dereceye sahip olabilirler...

17 Haziran 2010 Perşembe

Oyun Kurucu Transferleri: Tutku-Cüneyt-Engin


Birer gün ara ile önemli yerli oyun kurucularımızın transfer olduğunu gördük.


Üç sene öncenin en değerli oyun kurucusu idi Tutku. Ama bir türlü milli formayı giyememişti. Tutku hem penetre eden hem de vasat üstü şutu olan iyi bir oyuncu. El Amin'in telekom'a gelmesi ile performansı düşmüştü. Sonrası ise sakatlıklarla boğuştu ve eski performasına bir türlü ulaşamadı. Nasıl bir Tutku izleyeceğimiz ve Mahmudi sistemi ile ne kadar uyumlu olacağı doğrusu endişe verici olsa da Engin'den sonra isim bazında olabilecek en iyi seçim gibi gözüküyor.


Temas alarak fazlaca faul yaptıran kimliği ve itirazcı yapısı nedeniyle bana çok sempatik gelmeyen bir oyun kurucudur. Ama etkili şutları, penetresi ve asistci ve top çalma yeteneklerini de önemli bulurum. Mahmudi savunmada onun daha agresif olmasını isteyecek hücumda ise duygularından ziyade aklıyla oynamasını isteyecek. işte o anlarda Mahmudi ile diyaloğunun nasıl gelişeceğini doğrusu merak ediyorum.


Cücü yeniden İstanbul'da. Doğrusu Beşiktaş seyircisi ölüyü diriltiyor. Misal K. Tunceri, Engin... Beşiktaşa gelip de kötü oynayan bir oyun kurucu doğrusu ben hatırlamıyorum. Cücü'nün kariyerinin son yıllarında çok başarılı olacağını düşünüyorum. Engin'i kaptırdıktan sonra lider ve tecrübeli bir oyun kurucu aldılar. Bence çok da iyi bir iş yaptılar. Engin'i kaybetmeseler oyun kurucu rotasyonunu yerli oyuncularla tamamlamış olacaklardı.


Gelelim bu transferler içinde en flaş olanına. Engin bu sene Beşiktaşta yaptığı çıkış ile şu anda Türkiye'nin bence tartışmasız en iyi oyun kurucusu. Ancak bir şeyi unutmamak gerek. Beşiktaş seyircisinin oyuncunun performansı üzerindeki olumlu etkisi. EL'de oynamak istediği için Fener ile anlaşmış. Sorumluluk aldığında çok iyi işler yapıyor. Umarım Beşiktaşta aldığı süreleri Fener'de de alabilir. Spahija ile iyi anlaşacağını tahmin ediyorum. Coachable olarak tabir edilen oyunculardan. Ukic ile iyi ikili olacaklardır.