11 Ocak 2013 Cuma

10-11 Ocak 2013 Maccabi-Fenerbahçe (91-73) ve Efes-Alba Berlin

Maccabi eski Maccabi değil diyerek rakibin zayıflığını ön plana çıkarabiliriz ya da top 16'da mücadele eden ve evinde oynayan bir EL takımı olarak rakibi fazlaca güçlü görebiliriz. Her iki düşüncede doğru tespitler yapmamıza mani olur. sorun rakipten değil tamamen bizden kaynaklanıyor. Maccabi deplasmanında Fener ilk üç periodda en azından skor tabelasında sadece 5 sayı ile gerideydi ve maç sonuna kadar bu skoru koruyabilse kazanadabilirdi. Ancak Fenerbahçe son periodda 25 sayı gibi oldukça yüksek bir skor katkısı ile oynamasına rağmen potasında gördüğü 38 sayı ile adeta yıkıldı. Piagiani maç sonrası Siena ile ilk iki maçta iki mağlubiyet almasına rağmen F4 yaptığını hatırlatarak henüz kaybedilmiş birşey olmadığını söyledi. Çok da haklı. Herkesin malumu olduğu üzere Fenerbahçe'nin temel sorunu savunmada. Özellikle de pota altı savunmasında. EL'in pota altında en ağır takımı. andersen ve batiste yaşları nedeniyle savunmada neredeyse yoklar. Bunun yanısıra piagiani'nin 4 kısalı sistemi (bogdanovic'in kısa savunmasından rahatsız olan piagiani onu parkede daha fazla tutmak için 4 numaraya kaydırdığını düşünüyorum.)pota altı savunmasının tamamen çökmesine sebep oluyor. ilginçtir dün Fenerbahçe gördüğüm kadarıyla sadece oğuz parkede iken rakibine karşı 8 sayı gibi bir diferans yakalayabildi (5 sayı gerideyken 3 sayı öne geçebildi.) yaklaşık 7. ile 15. dakikalar arasında oyunda kalan Oğuz yanılmıyorsam sonrasında bir daha oyuna girmedi ve Fenerbahçe de maç içinde bir daha öne geçemedi. Bogdanovic'in kendi pozisyonuna dönmesi ve batiste ya da andersen'den herhangi bir yollanarak pota altı için alınabilecek bir savunma bakanı ile Fenerbahçe mevcut kadrosu çok işler yapabilir. Mccalebb'e yapılan corciani (dış şutunu riske etme)muamelesinin rakipler adına ters tepmesi yakındır. Mccalebb'in dış şutu zayıf değil. geçen sene siena'da %50 üçlük yüzdesi ile oynamıştı. şu an top 16'da %16 ile oynuyor ama bu yüzde düzelecektir. Zaten biraz yüzdeli sokmaya başladığında savunma kendisine biraz daha yaklaşacak ve rakibini eksilten Mccalebb'in müthiş penetrelerini daha fazla izleme şansı bulacağız. ancak asıl mesele son kez altını çizmemiz gerekirse atılamayan sayılarda değil, savunulamayan toplardan kaynaklanıyor. Umarım tez zamanda Piagiani kendisinde var olan umutları parkede takımının oyunu ile bizlere aşılamayı başarır. 11 sayı ortalaması ile oynayan Shawn James'den 22 sayı yememiz pota altını savunamamamızı göstermesi açısından önemli bir örnek. Buradan Efes-Alba maçına geçebiliriz. Shawn James'in biraz kısası ve forvet pozisyonunda oynayanı: Dean Thompson ise, adeta tek başına koca Efes pota altında takımını zafere taşımaya çalıştı. top 16'da efes maçı öncesi 5 sayı ortalama ile oynayan Dean, Efes potasına 15 sayı gönderdi. Efes'in de en önemli sorunu aynı Fener gibi pota altı savunması. maçın sonunu iki kısa uzunu ile oynamayı tercih eden Mahmudi (bu tercih bu maç özelinde bana çok saçma gelmişti)bu tercihi ile maçı kazandı. Alba Efes'den 8 ribaunt fazla aldı ve bu 8 ribaunt ile kendi adına tarihi bir deplasman galibiyetine oldukça yakınlaşmıştı. Doğrusu oynanan basketbola baktığımızda Alba'nın arzuladığı senaryonun gerçekleştiği söylenebilir. Efes maçı bir türlü koparamadı. Ancak hücumda savanovic ve farmar gibi yıldızlarının gösterdikleri performans Alba'nın doğruları fazlasıyla sahaya yansıttığı Efes deplasmanından galip gelmesine fırsat vermedi. Takımda taşların oturmadığı şu günlerde alınacak her galibiyetin büyük önemi var. Umarım işler Efes adına hep böyle devam eder. Uleb'de dahil olmak üzere kötü başladığımız hafta en azından değerli bir galibiyetle bitti.

4 Ocak 2013 Cuma

Efes-Panathinaikos ve Fenerbahçe-Siena (ya da Bobby Brown)

Efes 2013'ün ilk, top 16'daki ikinci maçında, Diamantidis'siz Panathinaikos'u pek zorlanmadan yenebildi. Efes'in 9 kişilik bir rotasyonla oynadığı bir maçtı. Kadroda olan Kerem Tunceri, Doğuş ve Ermal'e Mahmudi süre vermemeyi tercih etti. Maç sonrası mikrofonlara konuşan Mahmudi, maçın sonunda farkın 20'li sayılardan 14 sayıya inmesinin nedeninin, son perioddaki durağan oyun olduğunu açıklaması aslında Efes'in bu sene ne yapabileceğinin temel göstergesi. Mevcut Efes kadrosu ağırlıklı olarak hızlı oynamak zorunda. Set hücumunda da skor üretebilecek opsiyonları olsa da özellikle Farmer'ın açık alandaki maharetleri set ya da Mahmudi'nin tabiriyle durağan oyunda adeta yok oluyor. Efes'deki temel sorun ise tam bu noktada karşımıza çıkıyor. Mahmudi kanımca (her ne kadar kendisi kabul etmese de) durağan basketbol ile parıldayan bir koç. günümüz basketbolu çok hareketli ve Mahmudi bu basketbola uyabilmek için amerikalı kısa ve hareketli oyun kurucular seçiyor. Solomon, Jenkins, Gordon, Farmar... liste uzamaya müsait. Mahmudi ile hızlı hücum bir arada nasıl olabilir sorunu kadar önemli bir diğer sorun ise mevcut Efes pivot rotasyonu ile durağan olmayan bir basketbolun nasıl oynanabileceği. Barac, Ermal ve Semih ağır ayaklara sahipler ve çabuk ayaklı uzunlara karşı önemli sıkıntıları var. Bu iki sorunun altından Efes'in bu sene kalkabileceğine ben inanmıyorum ve bu iddiamı Efes'in bu sene en iyi oynadığı maçtan sonra dile getiriyorum. umarım beni yanıltırlar. Dün gece Efes uzunları karşılarında kendilerinden daha ağır bir pivot rotasyonu bulabildiği için parıldadı. Mahmudi,Big Sofo'nun savunması için Barac ve Semih'i uyarmış. Fiziksel temeaslı bir mücadele ile onu tutamayacakları açıktı ve oyunculara geri çekilip blok yapma savunması uygulamalarını belirtmiş ve Semih ve Barac Sofo'ya sahayı dar ettiler. Tebrikler Efes... Fenerbahçe kazanması gereken bir maçta maalesef Siena'ya boyun eğdi. halef ile selef'in (bobby brown ile mccalebb) eşleşmesinde Bobby Brown EL tarihine geçecek bir performans sergiledi. 50 raking aldığı maçta brown 41 sayı 7 asist'lik performansı %67 şut ve %100 serbest atış yüzdesi ile sağladı. Bobby Brown'u durudurmak ya da yavaşlatmak adına Ömer tercih edilebilirdi. Bunu pek denemedik ve maçı seyrederken bu durumu çok yadırgadım. Aslında iki takım adına da olumsuz bir maç olduğu söylenebilir. Geçmişte Euroleague'in ön alanda en iyi savunma yapan takımlarının savunmada bu kadar kötü olmaları şaşırtıcı. Siena'yı bilemem ama FB'nin bu işe acil önlem alması lazım. her maç 100 sayı civarında yiyerek top 16'da barınmak mümkün değil. kadroda yer alan tripkovic'in savunması iyi olsa da kısa rotasyonundaki temel açıkları giderebilecek bir oyuncu olmadığını biliyorum. daha da vahimi F.B'nin temel sorunu pota altında. FB maçın yarıya yakınını 4 kısa ile oynadı. Oğuz, Kaya kadrodaydılar ama hiç süre alamadılar. Batiste ve Andersen ise 20 dakikadan daha fazla oynayabilecek fizik-kondisyona sahip değiller ve sahip olamayacaklar. Piagiani sanırım uzun rotasyonuna güvenmiyor ve Bogdanovic'i uzun forvet olarak kullanma yolunu deniyor. Top 16'dan çıkmayı başarsalar bile mevcut kadro ile yollarının uzun olmadığı rahatlıkla söylenebilir. bu noktada en büyük endişem kısa vadede gelebilecek bir başarısızlığın Piagiani'ye mal edilme ihtimali. Piagiani umarım uzun yıllar ülkemizde, ülkemiz basketboluna hizmet eder. Efes ve Fener top 16 öncesinde doğru takviyeler yapabilirdi. umarım kaçan balıklara üzülmeye devam etmeyiz.

8 Aralık 2012 Cumartesi

Efes Evinde Kayıp (Efes: 76- Cajasol: 91)

Daha zayıf olan kadro'nun daha iyi bir takım olduğunu gösteren bir maç oldu adeta. Aslında garip bir şekilde aynı şeyi hem fener hem de efes için söylemek mümkün. McCalebb ve Farmer sahada değilken (fiziki ya da mental) her iki takımımız ne yapacakları ya da daha doğrusu yapamayacakları ile maçın kendileri adına sonunu hazırlıyorlar. Garip bir şekilde zayıflıkları maç içinde aşırı ön plana çıkıyor ve kuvvetli yanlarını bir türlü sergileyemiyorlar. Aslında Fenerbahçe'yi ayrı yazmayı planlamıştım ama paralellikler o kadar fazla olunca aynı yazı içinde hem Efes hem de Fener'i değerlendirmek mümkün. Efes'in kadrosu biraz daha kuvvetli ama kenar yönetimi açısından Fenerbahçe bir adım önde. iki takımın da pota altı savunması kötü. Batiste çok yaşlanmış. Baby Shaq bile ona karşı çabukluğunu kullanıyorsa bu noktada düşünmek lazım. Kaya ve ilkan haricinde ayağı çabuk oyuncu yok pota altında. Kaya düşünülmüyor. basketbol oynamak için her türlü fiziki yeteneğe sahip ilkan ise hem tecrübesiz hem de savunmada hücumdaki kadar aktif olmayı sevmiyor. Efes için işler görece yolunda. Vujacic haricinde herkesin kötü oynadığı bir günde(mahumudi de kötüydü) mağlubiyet kaçınılmazdı. Vujacic'in bu oyunu devam ederse Efes'den daha iyi sonuçlar bekleyebiliriz. Ancak aynı Fenerbahçe gibi pota altı savunmasına bir çözüm bulmaları şart. ihale, Barac'a kalıyor ancak rotasyondaki 5 oyuncundan tek birindeki sorun bu kadar can acıtmaz bence. Barac çok değerli bir oyuncu kim ne derse desin. Ancak pota altında barac'la birlikte oynarken onun açıklarını kapatabilecek bir oyuncu olmaması büyük sorun, savunmacı,blokcu ve ribauntcu bir dört numarası olmaması Efes'de Barac'ın aşırı göze batmasına sebep oluyor. Uzun rotasyonuna yapılacak bir hamle ile hem fenerbahçe hem de Efes kötü başlayan seneyi aynı geçen sezon OLY'un yaptığı gibi mutlu sonla bitirebilir.

16 Kasım 2012 Cuma

Anadolu Efes - Emporio Armani: 77-71

Armani farklı bir takım geçen sene yaptığı yatırımın meyvesini pek alamamıştı ancak bu seneye iyi başlamıştı. ilk iki hafta değerli galibiyetler alabilmişti ancak işler bir anda tersine döndü ve Efes'le karşılaşmadan önce zalgiris caja labarol ve ve OLY'a 3 hafta üst üste kaybettiler. Son olarak Efes'e de kaybettiler ve grup çıkma ihtimallerini zayıflatacak bir duruma geldiler. şu an için gruptan dördüncüsü olarak çıkabilecek bir durumları olsa, caja labarol ya da cedevita'ya karşı alacakları mağlubiyet(ler)ile EL dışı kalmaları mümkün olabilir. Nasıl ki Armani için işler iyi değilse aslında aynısı Efes için de söz konusu. Efes'in inişli çıkışı görüntüsü maç içinde sürekli karşımızda. 40 dakika iyi oynayan bir Efes hepimizin arzusu. Nisan ayını bekliyoruz hep birlikte. bu maçı çok fazla değerlendirmeden oyunculardan hareketle bir kaç şey söylemek isterim. Vujacic ve KG bu maç özelinde çok fazla ön plana çıktı ve çıkarıldı ancak bu--tam da bu noktada Gordon'u anmamak bence büyük haksızlık olur. Gordon Shipp geldiğinden bu yana en iyi oyununu sahneledi. Oyun kurucu görevini layığı ile yerine getirdiği gibi sorumluk alması ve hritik penetreleri ile rakibi oldukce iyi oldu.ça zorladı ve bu galibiyetin altına en az Vujacic ve KG kadar imza atmış oldu. bu maçı değerli kılan hususlardan birisi Farmar'ın fiziken olduğu ama ruhen olmadığı durumda Efes'in ne yepacağı konusundaki endişeler bence birazcık hafiflemiş oldu. Vujacici her maç böyle olmayacak onu hepimiz biliyoruz ancak Vujacic iddia edildiği gibi savunma yap(a)mayan bir oyuncu olmadığını dün gösterdi. Vujacic'in hücumda bu kadar iyi olmasının nedeni bana göre savunmada gayretinden dolayı hücumda zihnini rahatlamış olmasıdır. Yaptığı atışları ve seçtiği şutları hak ettiğini düşünmesi, daha öz güvenli atışlar yapmasını sağladı. Son tahlilde Farmar'sız Efes'in de isterse sahaya bir karakter koyabileceğini görmüş olmamız bence bu maçın en büyük yararıdır. bu grupta her an herşeyin olabileceğini düşünürsek, ikili averajı yakalayacak bir sonuç elde etmemiş olmamız da ayrıca güzel oldu. En büyük dileğimiz ikinci yarıdaki mücadeleci görüntüyü maçın geneline yayabilmemizdir. ıca tartışlı Diğer bütün takımların olduğu gibi Efes'in de önemli eksiklikleri var. bu takım Mahmudi'nin olmadığı gibi, takımın, mahmudi sistemine uygunluğu da ayrıca tartışılabilir. ancak oyunculara bireysel bazda bakıldığında çok önemli ve değerli isimlerin kadroda olduğu görülebilir. Bu değerli oyunculardan bir takım kimyası yaratmak işi ise Mahmudi'nin omuzlarında. kendisine kolaylıklar diliyorum.

25 Temmuz 2012 Çarşamba

Koç Değişiklikleri

"4 büyük"ler (bjk-gs-efes ve fb) koçlarını değiştirdi. GS'ın koçu efes'e GS'a gelmesi beklenen koç BJK'a BJK'ın koçu GS'a geldi. Bu değişiklik yumağından sağ salim kurtulan tek takım olan FB, BJK'nın eski GS'ın yeni koçunun yardımcısı olan bir isimle anlaştı. bunların hepsini tek bir yazıya sığdırmak kolay olmayacak.
Ataman'la başlayalım. Malum en çok eleştirilen o oldu. Ataman geçen sene BJK'ın basketbol tarihini adeta yeniden kaleme aldı. dile kolay 3 kupa. yanlışların bu kadar doğru sonuçlanması olacak iş değil ama o mesele dipsiz kuyuya taş atmak gibi bir şey. Ataman sene sonunda GS'a geçti. ondan beklenecek bir hamle diyelim ama düşündüğünüz anlamda değil. ben kişisel olarak Ataman'ın antrenörlüğünden ve oyuncu seçimlerinden haz etmem ancak yiğidi öldürsem de hakkını vermeyi severim. bu topraklarda doğru bildiğini yapmaktan ve söylemekten kaçınmayan ender insanlardan birisidir Ataman. Ataman'ın kararını Ataman açısından değerlendirsek aslında ne kadar "irrasyonel" bir karar olduğunu görmemiz zor değil. BJK'ta kalsa ve başarısız olsa Ataman ne kaybedebilir. sponsor yok. para yok. ne kadar ekmek o kadar köfte der ve çekilir. Ama GS'da işler öyle değil. Ataman 3 kupayı GS ile alamazsa başarısız kabul edilecek. bunu bilecek kadar akıllı bir insan ve adeta meydan okuyor. kime? bence kendisine. Bence zoru seçiyor. belki de pişman olacak ama onun doğası öyle. yada öyle kodlanmış diyelim.
Mahmudi'ye gelelim. Türkiye'de işlerin ne kadar sonuç odaklı geliştiğinin en güzel örneği. Tarihi Moskova zaferi sonrası yıllarca GS'ın başında kalacağını beklerken Türkiye lig şampiyonluğunda BJK'a boyun eğmesi ve faturayı da yöneticilere kesmeye çalışması ile bir anda gözden düştü. onun için kötü mü oldu? Hayır aksine daha iyi bir bütçe daha iyi tanıdığı bir klüple anlaştı ve EL'de mücadele şansı yakaladı. İtibar mı kaybetti. bence hayır ama GS basketbol yönetimi bu süreçte itibar kaybetti. EL mutluluğu yaşatan antrenörüne güzel bir teşekkürü bile çok gördüler.
Ve huzurlarınızda Erman Kunter. liseli olması nedeniyle her sene takımın başına düşünülen ama bir türlü yurda dönemeyen başarılı insan. yine aynı senaryo ile GS'a geleceği düşünülürken bir anda kendisini BJK'ta bulan büyük koç. ve bir anda EL'de bulan büyük koç. Memleketteki saçmalıklardan dolayı seneye tekrar Fransa'ya gideceğine dair büyük bahisler oynayabilirim ama bu sene için çok çırpınacağı ve emeklerinin karşılığında hiç bir şey elde edemeyeceğini düşündüğüm büyük koç. bence Fransa'da kalsa onun için daha hayırlı olurdu. yolu açık olsun demek istiyorum ama onun da farkında olduğu gibi çok zor günler geçireceğini tahmin etmek içim müneccim olmaya gerek yok.
gelelim senenin en önemli hamlesine. piagiani. ben kendisini Ataman'ın yardımcısı olarak tanımıştım. boynuz kulağı geçer atasözünün cuk oturduğu durumlardan birisidir piagiani'nin hikayesi. Piagiani büyük koç. EL'in isimsiz takımını EL'in en önemli takımlarından birisi haline getirdi. Savunma ve hücum basketbolunun bir arada nasıl oynanabileceği konusunda ve takım oluşturma konularında uzmanlaşmış çok değerli bir antrenör. umarım değeri bilinir. McCalebb'i alabildiği takdirde bence özlenen F4 uzakta olmayacaktır. kısa vadedeki beklentiler ve arzulanan oyun kurucu transferinin yapılamamsı neticesinde beklenen sonuçların gerçekleşmemesi durumunda umarım kısa vadede vazgeçmek gibi bir yanılgıya düşülmez. Uzun yıllar hem Fenerbahçe'nin ve hem de Türkiye basketbolunun hizmetinde olmasını beklediğimiz bir koç.

1 Mart 2012 Perşembe

Fenerbahçe: Milli Takımdan da Kötü


Son haftalarda Fenebahçe'yi Türkiye Milli takımına benzetiyor ve buradan hareketle Hidding'in veciz sözü ile alamadığı galibiyetleri "it's a little bir the turkish way" sözü ile değerlendiriyordum. Ancak milli takım aynı fenerbahçe gibi kendi fırsatlarını yaratmıyor ama ayağına gelen fırsatları da bu şekilde kenara itmiyordu.

Fenerbahçeli oyuncular aslında bu fırsatı itmeye çok önce başladılar. Daha ilk turda gruptan elenmekle başbaşa olan takım, şansın da yardımıyla grup birincisi oalrak ürt tura çıkmıştı. Unics'in Milano'ya kaybettiği haberi ile Panathinakos'a karşı aslında grup birinciliği maçına çıkmışlardı. Ama çok da iyi olmayan Panathinaikos'u yenmemek için ellerinden geleni yaptılar. buna rağmen hala Unics'i 5-6 sayı ile yenerek en azından grup ikincisi çıkma ihtimali vardı. unics'ii yenmemek için herşeyi yaptılar. neyseki unics de 5-6 sayı ,ile kaybetmek için herşeyi yaptı. Maç uzadı. Uzatmalarda yine eline gelen fırsatı tepmek için önce bogdanovic sonra da Ukic'İn yaptığı fauller ile ve sonrasında Gist'in topu oyuna sokmak yerine dışarı atması ile unics son bir üçlükle işi bitirme şansı yakaladı. Neyseki o üçlük girmedi ve Milanoı maçı bizim için bir anlam kazandı.

Ununu elemiş Milano ile karşılaşılaqn ekibimiz, panathinaikos'un Unics'i yenmesi ile ikinci olarak üst tura çıkacaktı. Barcelona ile eşleşmemek adına Panathinaikos'un mutlaka kazanamsı gerekiyordu. kaybettiği anda grup ikincisi olacaktı. Fenerbahçe ise Milano'yu yenecek ve en azıdnan top8'e bir takımımızı göndereceğiz diye düşünüyorduk.

Final maçında Fenerbahçe'nin daha sert bir oyun ortaya koyacağını düşünmüştüm ama o sertliği fenerbahçe bir türlü sağlayamadı. Ömer'in yoklupu bunda mutlaka etkili ya da Mirsat'ın knock down sonrası devre dışı kalması bu sertliğin olmamasında etkili olabilir.

Ancak asıl problem sahada daha maçın ilk dakikasından itibaren mücadele eden herhangi bir oyuncu olmamasıydı. belli bir düzeydeki basketbolda müsabakalarıdna rakip sizden kalite olarak kötü de olsa akıttığınız ter kadar sonuç alabilirsiniz. terden ıslanmamış forma ile maç kazanılmaz. nitekim daha çok terleyen daha çok terletmiş oldu. Panathinaikos'un Unics'i yenmesi ile üzüntümüz katmerlendi...

Solomon Ömer kinsey gibi ön alanda çok baskılı ve ömer ve semih'le pota altında sert olan Fenerbahçe'den ruhsuz ve mutsuz oyunculardan kurulu bir takım yaratan Spahija'a sevgiler. Tanjevic'i arayacaksınız deselerdi bir tarafımızla gülerdik herhalde. Heyhat, saha içi %75 ile oynayan ve rakipte onu duruduracak bir tane oyuncu yokken Oğuz'un sadece 10 dakika tutulması bile büyük sorun.

Avrupa defterini kapatan Fenerbahçe için sene başındaki iki hedeften de uzaklaşılmış durumda. Ömer ve Mirsat'ın ruhu play-off'larda ortada olmazsa 3. hedeften de uzaklaşmaları tahminlerinden daha öabuk gerçekleşebilir.

22 Şubat 2012 Çarşamba

İtilmiş(ler)in Mücadelesi: GS-Efes: 64-56


Kimin kazanacağının iki takım için de fazlaca bir önemi yoktu. Efes yenebilseydi eğer üst tura çıkmak adına matemetatiksel olarak şansını devam ettirebilecekti belki ama, CSKA'nın olduğu grupta OLY'a iki maçta kaybedip de üst tura çıkma umudu taşıyabilmek ancak basketbolun mucizileri ile mümkün olabilirdi. Galatasaray evinde Efes'i yenerek mucize beklentisini hızla sonlandırmış oldu.

Galatasaray kaybetseydi, fazlaca birşey kaybetmeyecekti. Oly'u yenmek mecburiyetinde idi. Ancak Efes'i yenince artık 1 sayılık bir mağlubiyet de GS'a Top8'in yolunu açacak. OLY takımı, kadro olarak olmasa da isim tecrübesi ile bir adım önde. Evinde oynayacağı için yine bir adım önde.

Galatasaray'ın bu sene EL'de oynaması bile mucize kabul edilebilirken, önce top 16'ya kalması ve son maçlar öncesinde hala grupta ikinci olması çok önemli. grup maçlarında iyi oynadığı maçlar olsa da büyük takımları yenememişti Galatasaray. öyle ki forumlarda ve basketbol sitelerinde bu takımın top 16'da galibiyet yüzü göremeyeceğini iddia edenlerin sayısı hiç de az değildi. Galatasaray CSKA gibi yenilmeyen bir devi, OLY ve Efes gibi bu düzeylerde basketbol oynamaya alışmış takımları bir bir yendi.

Başlığa dönersek kimdi bu itilmişler:

85-86 jenerasyonunda hırvatların göz bebeği olan Barac'a karşı, onun arka planında kalmış Andric. Andric'in Galatasaray'a katkısı ile Barac'ın Efes'e katkısını göz önüne getirin.

Geleceğin oyun kurucusu olarak lanse edilen Doğuş'a karşı, görev adamı kimliğiyle ümit takımlarda oynayan Göksenin. Doğuş Top 16'da sadece 4 saniye görev aldı. Göksenin ise 15 dakika.

Ömrü, Kerem'e yedeklik yapmakla geçmiş Ender dün Efes'in fişini çekmekle meşguldu. Ender'in yerine getirilen oyunculardan hiçbirisi Kerem'i yedek bırakacak kalitede olmaması enteresan.

Sırpların geç parlayan yıldız forveti Savanovic'e karşı ikinci hatta üşüncü planda dahi hatırlanmayan Savovic.

İsmi oyunundan büyük olan Cenk Akyol'a karşı, oyunu isminden büyük olan Caner.

NBA yıldızı Vujacic'e karşı, boyunda büyük işler yapan Gordon.

Yıllardır ülkemizde oynayan Shumpert Efes için yetersiz görülüp bırakılmıştı. şimdi o pozisyonda Efes'in yedeği yok.

Biri 2008'de diğeri 2009'da ülkemize gelen ve aynı işleri yapan iki oyuncudan Kinsey geldiğinden beri EL'de oynama şansı yakalamışken, büyük takımlarda oyanamışken, NBA'de oynamışken, Shipp ona göre hep ikinci planda kalmıştı.

Bu itilmiş oyuncular, boylarından büyük bir işe soyundular ancak boylarıdan büyük iş yapmayı seviyorlar. umarım rüyaları mutlu sonla biter.

Maça ilişkin bence yazılacak pek birşey yok. Daha çok isteyen, kazanamyı başarabildi. Efes savunma direncini arttırdıkça Galatasaray daha da fazla arttırdı. Ancak bu düzeylerde sadece savunma ile maç kazanmak kolay değil. Galatasaray'ın hücumda alternatifler üretmesi gerekiyor. dönem dönem hücumda patlamalar yaşasa da,hücumun tıkandığı anlarda, hakemler sertliğe fazla müsade etmediklerinde Galatasaray'ın galibiyet çıkartması pek mümkün olmuyor.

Umarım şu ana kadar sergiledikleri mücadeleyi OLY'a karşı da sergileyerek arzulanan bir galibiyet alırlar ve hakettikleri yerlere ulaşırlar.