31 Temmuz 2009 Cuma

Zaman İçinde Yolculuk / Büyürken Küçülmek

Türkiye´de basketbolun sevilmesinde büyük katkısı olduğu için övünen Galatasaray, Halil Üner yönetimindeki kadrosuyla play out oynayıp ligde kalmayı son anda başarınca, kulüp değişim zamanının geldiğini düşünerek, sezona Ülker´i şampiyon yapan Murat Özyer´le başlama kararı verdi.
Şubede profesyonel isimlerle çalışmak istediğini belirtip bu fikir doğrultusunda girişimlerde bulunan Özyer, bu adımıyla şubeye yakınlarını yerleştiren liselilerin tepkisini çekmeye başlamıştı. Farkını hissettiren Özyer çalışmalarına devam ederek Florya´daki antrenmanların yapıldığı salonun ve soyunma odalarının tadil edilmesini sağlayıp, takımın rahat bir ortamda çalışmalarına başlamasına imkan tanıdı.
Sezona beklentileri karşılar bir düzeyde başlamasına rağmen iki başkent ekibi karşısında aldığı mağlubiyetlerle kafalarda soru işareti yaratan Galatasaray, ezeli rakiplerinden Beşiktaş´ı deplasmanda mağlup ederek rahat bir nefes aldı. İnişli çıkışlı bir grafik çizen Galatasaray, sezonu 4. sırada bitirip play off çeyrek final serisinde Beşiktaş´ı 3-0´lık skorla geçmesine rağmen, ezeli rakibi Fenerbahçe´ye karşı yarı final serisinde alınan 3-0´lık mağlubiyetle sezona noktayı koydu.
Sezon içerisinde gelen taraftarı -gelenlerin sayısı az da olsa-, onore eden, onların önemini vurgulayan Murat Özyer, bu davranışıyla taraftarın salona dönmesine öncülük ediyordu. Bu durumu değerlendirmek isteyen şube yönetimi, ilk kez basketbol kombinesi çıkarma kararı alıyor ve 2000´e yakın kombine satışıyla basketbolda bir ilki gerçekleştiriyordu.
2007-2008 sezonuna Banvit galibiyetiyle merhaba diyen Galatasaray, ligin ilk yarısını uzun bir aradan sonra zirvede tamamlamasına rağmen ikinci yarıda aldığı mağlubiyetlerle zirveden yavaş yavaş uzaklaştı. Bu süreçte ligdeki olumsuz gidişata rağmen Avrupa´da işler yolunda gidince çatlak seslerin çıkması önleniyordu. Gruptan çıkmayı başaran sarı kırmızılılar önce Asvel ardından Canaria´yı eleyerek ULEB´de son 8´e kalmayı başarıyor, Torino´da düzenlenen finallerde Beşiktaş´ı da eleyerek adını ilk 4´e yazdıran Galatasaray kurucusunun gösterdiği hedefler doğrultusunda yoluna devam ediyordu.
Sezon bitiminde Murat Özyer´in şubeyi profesyonellerle birlikte yönetmesinden rahatsız olan liseliler, Özyer´in sözleşmesinin bitmesini de fırsat bilerek kongrede kendilerine söz verildiğini iddia ediyor bu nedenle şube yönetiminin tekrar kendilerine verilmesini istiyor, istemekle kalmıyor takımın başına Erman Kunter´i getiriyordu. Takımı yeni sezonda kimin çalıştıracağı tartışması devam ederken gözde yerli oyuncular diğer takımların yolunu tutuyordu. Şubedeki iktidar savaşından kimin galip çıktığı tartışılabilir ama kaybedeni belliydi, kaybeden Galatasaray´dı. Krize Yiğit Şardan el koyup belirsizliğe son verirken, teknik kadro da kaliteli yerli oyuncu açığını yabancı oyuncularla kapatmaya çalıştı. Avrupa´da elde edilen başarı, şubedeki işlerin profesyonelce yürütülmesi sayesinde Milan Gurovic, Andrea Zizic, Dejan Milojevic gibi isimlerin takıma katılması sağlanıyordu.
Sezona beklentilerin aksine kötü bir başlangıç yapan, ULEB Cup ön elemesini geçemeyip Avrupa´da yoluna Euro Challenge´da devam eden Galatasaray, sürpriz Beşiktaş mağlubiyetinin ardından Murat Özyer ile yollarını ayırıyor, Koray Mincinozlu´yu takımın başına getiriyordu. Sezonu dördüncü tamamlayıp play off çeyrek final serisinde Beşiktaş´ı 3-0 ile geçen takımımız, sezona 3-0´lık Efes mağlubiyetiyle nokta koydu.
Şubede yeniden yapılanmanın başladığı 2006-2007 sezonundan bugüne kadarki süreci değerlendirdiğimizde, son sezon hariç hedeflenen başarıların yakalandığını söylersek yanlış olmaz. Sonuçta play out oynayan takım bir sezon sonra play off´ta yarı finale yükseliyor, takip eden yılda ligde beklenen başarı elde edilemese de ULEB´de son dörde kalma başarısı gösteriliyor. Geride kalan sezonda ise şube için harcanan bütçe ile elde edilen başarılar birlikte ele alındığında başarılı olamadığımız aşikâr.
Son sözümüzü Murat Özyer´i yetersiz bulup geldiği günden bu yana göndermeye çalışan, amacına ulaştığında da; sezon ortasında hoca bulmak zor diyerek 5 sezondur basketbolla uzaktan yakından ilgilenmeyen Mincinozlu´yu göreve getiren, sezon bitiminde de görevi Okan Çevik´e devrettiren liselilere söyleyelim. Galatasaray´ın basketbol şubesi artık oyuncağınız olamayacak kadar büyüdü, izin verirseniz büyümeye de devam edecek!..
YAZAN: ONUR YAVUZ

Telekomun SonTransferleri

Telekom; point guard (Demond mallet) ve shooting guard (andre owens) pozisyonlarına amerikalı oyuncular tercih etti. Owens oyun kurucu olarak da oynayabilecek yeteneklere sahip. Bu oyuncular aslında oyunun tek yönünde oldukça iyiler. Mallet tam bir hücum oyuncusu. Owens ise tam bir savunmacı. Umalım bu farklılıkları koç Murat Özyer harmanlayabilsin. Gelin oyuncuları biraz daha yakından tanıyalım:

Demond Mallet
Mallet tanıdığımız bir oyuncu. Hücum özellikleri oldukça gelişmiştir. Kendi şutunu yaratır. Penetresi kuvvetlidir. Basketbol zekası yüksektir. Penetre sonrası pas verebilir. Kısacası oyunu da yönlendirebilen klasik kısa Amerikalı oyun kuruculardandır. Şutu girmediğinde ısrarla sokmaya çalışır. Çok istikrarlı bir şutör olmasa da şutuna çok güvenir. Hücumda ne akdar etkiliyse savunamda da bir o kadar zayıftır. Pozisyon almayı bilmez. Perdelerden pek kurtulamaz. Savunma konsantrasyonu zayıfıtır. Savunamda El aminden birazcık iyi. Hücumda El amin kadar iyi değil ama hücumda sadece kendini değil takımı da oynatması önemli bir artısı. Çok güzel paslar verir. Fast Break hücumlarında kenardan koşan atletik bir uzunu olsa TT’nin çok şık smaçlar izletebilir bize. Şöyle de hayal edebiliriz. Owens’ın etkili savunması sayesinde kapılan top bir şekilde Mallet ile buluşursa muhtemelen Owens’a verilen şık bir asist ile sonuçlanabilir. Ben kısa Amerikalı oyuncuları çok beğenmiyorum. İstisnaları var tabi. Bu istisnalardan iki tanesi fener’de (solomon ve greer). Gerçi onlarında çeşitli zaafları var. Neyse onu başka bir yazıda tartışalım. Amerikalı kökenli oyuncu kuruculardan hiçbirisi benim için Rivers’ın yerini tutamaz. Avrupa’da başka bir Rivers olmadığından kısa Afrika kökenli Amerikalı oyun kurucular havuzundan seçilebilecek ortalamanın üstünde bir oyuncu almışlar. Yararlı olabileceğini düşünüyorum. Benim tahminim sezon sonunda 13-14 sayı, 3-4 asist 1-2 ribaunt, 2-3 top kaybı gibi bir istatistiği %35 civarı üçlük ve %45 civarı ikilik yüzdeleri ile tutturabilir.

Andre owens
Gerektiğinde oyun kurucu da oynayabilecek fundemental’a sahip. Asıl olarak 2 nuamrada oynuyor. 2 nuamra için kısa bir boya sahip olsa da Mallet’ın aksine oyunun savunma alanında çok etkili olan bir oyuncu. Şutu fena değil. Ama hücumda çok çön plana çıkmayı seven bir yapısı yok. Savunma konsantrasyonu çok üst düzey olan owens özellikle oyun kurucu savunmasında oldukça etkili olabiliyor. TT’nin yeni kelepçesi diyebiliriz. Savunmada rakibine adeta yapışan owens rakip oyun kurucuları yıldırmak için kullanılırsa çok etkili bir silaha dönüşebilir.
Benim tahminim sezon sonunda 10 sayı, 1-2 asist 2 ribaunt, 1-2top kaybı 1-2 top çalma gibi bir istatistiği %35 civarı üçlük ve %55 civarı ikilik yüzdeleri ile tutturabilir.

Buradan telekom’un kadrosuna şöyle bir bakarsak

p.g. Demond Mallet, Tutku açık, Soner Şentürk
s.g. Andre Owens, Serkan Erdoğan
s.f. Bekir Yarangüme
s.f. Erwin Dudley, Ümit Sonkol
c. Chris Lang, Hüseyin Beşok

Erwin Dudley Turk statüsüne geçmişti ve Ersin Dağlı olmuştu. Herhalde onu kadroda tutarlar. Telekom onu türk statüsünde oynatmak için başvuru da yapmıştı ama sonucu ne oldu bilmiyorum. Benim bildiğim oyuncu türk olmasından sonra türk olarak oynayabilmesi için 3 sezon kadroda yer almalı. Guard konusunda böylesine bir bolluk yaşarken forvet sıkıntısı olduğu gözüküyor. Dudley türk statüsünde oynarsa (?) chris lang’in de kadroda kaldığını varsayarsak bir p.f ve bir de s.f transferine ihtiyacı var telekomun. Yukarıdaki kadronun doğru olduğunu varsayarsak ve Dudley yabancı statüsünde ise telekom bir oyuncu transfer eder ve o oyuncu Avrupalı olmalı. Dudley yerli ise bence iki transfer daha yapmaları gerekir ve o oyunculardan en az biri Avrupalı olmak zorunda. Lang’i gönderip daha iyi bir pivot alabilirler ama her durumda uzun rotasyonunda bence 5 oyuncu kadroda olmalı.

30 Temmuz 2009 Perşembe

Interview with Nachbar



Question: As a player who proved himself at all levels, what attracted you to join Efes Pilsen and Euroleague (other than money)?
Nachbar : It is a very well organized team with very high goals, great players, very good coach and it is in one of the best european cities.

Question: Before signing what was your opinion about Efes Pilsen and Turkey?
Nachbar : I heard good things. the team is proffesional, they have great fans. I hope I can help this team reach even higher.

Question: Some people have called Euroleague a perfect combination between the NCAA and the NBA: the very passionate crowds and team basketball of the former, with a skill level that is always getting closer to the latter. Do you agree with that? What is your opinion?
Nachbar : I agree. Euroleague is definetly getting better and more competitive year by year. Every year you have more teams that are better, have better rosters and better, new arenas. I think it's a great league. The only thing I dont like is the system of the season, but as a player, you must adjust to that.

Question: Here is the Efes roster for 2009-2010

p.g. kerem tunceri, ender arslan
s.g. igor rakocevic, charles smith
s.f. bootsy thornton, sinan guler
p.f. boštjan nachbar, kerem gonlum
c. mario kasun, kaya peker, dusan cantekin

Can this roster reach final 4? Which position do you think is the weakest link in the roster?
Nachbar : I think so, but it will not be easy. I hope we have as little weaknesses as possible.

Question: You are a versatile player. You are tall and strong enough to play in pf. Besides you shoot well and your ball handling is good enough to play sf position easily. You will probably play as a power forward in Efes. Maybe you can switch s.f position depending on strategies of the coach? Which position do you prefer most in terms of both defensive and offensive side? Will it be difficult for you to play as a power forward? Or do you prefer to play as a s.f?
Nachbar : My original psition was always small forward, but I am versatile player, so I can adjust to power forward. In the past I also played some shooting guard, so changing positions for me is not a problem.

Question: in our league we have a foreign player rule: a team can only play with 3 foreigner on the court and 2 on the bench. How do you see this rule? most probably foreign players get low minutes in the league and much more minutes in the euroleauge games? How does it effect you?
Nachbar : I have played with the same rule last year in Russia with Dynamo and I didn't have any problems.

Question: We know your basketball style but we don’t know how do you see your basketball style? Could you define your basketball style? What are your stronger sides and your weak sides?
Nachbar : Probably shooting and open court basketball are my strenghts. Also the versatility. I will never speak about my weaknesses, I just work on them inj practice, to become even better player.

Question: you will play with top players like Rakocevic and Kasun as well as top turkish and american players. Considering the playing style of them especially rakocevic and kasun; what kind of a team do you think we will watch? (technically; defence oriented? Offence oriented or transition game?)
Nachbar : That is up to the coach to decide. I am sure he will find the right combination, so our team can win as many games as possible.

Question: As you know your ex head coach David Blatt's career was at the high when
he was coaching the champion Russia in the European Championship. However,
he was unsuccessful with Efes Pilsen and Dynamo Moscow. What do you think
is the main reason for the failure of Blatt in Moscow?

Nachbar : Blatt is not the only one to blame for failure of Dynamo. Problems started when financial situation started getting very bad and players started leaving. Coach can not control that, so you can not blame him.

Question: Slovenian national team has high level players such as Lakovic, Smodis,
Nesterovic, Lorbek, Vujacic and you of course. However, there were no any
significant success of this bright generation. What could be the reason
for this?
Nachbar : Many reasons. But we don't like to look back. We want to look ahead and we hope to make a big success soon.

Question: Last question: We know a lot about your basketball style. But we know little about your personality. I know it is a very challenging question but, can you describe yourself?
Nachbar : I am a positive person, passionate for basketball and fans. I can be stubborn sometimes, but I turn it into a good thing. I also like to laugh and joke a lot, so I hope I will have a lot of fun with my new teammates and the fans.

Beşiktaş Gerçeği


Bu sene transfer piyasasını yakından mercek altına aldığımızda bütçelerine göre en etkin transfer yapan takımlar olarak Beşiktaş, Banvit ve Kepez ön plana çıkmaktadır. Özellikle Beşiktaş takım yapısına en uygun transferlerini gerçekleştirerek dikkatleri üzerine çekmekte. Aslında geçen sene de Beşiktaş çok iyi transferler yapmıştı. Stanojevic, Chatman ve Austin gibi Avrupa’da orta düzey her takımın isteyebileceği oyucuncuları almak büyük başarıydı. Ancak, hepimizin bildiği sebeblerden dolayı sezonun başlarında Stanojevic ve Austin takımdan ayrılmak durumunda kaldı. Yerine gelen oyuncular fena değildi ama takıma alışma ve oyun yapısının oturma süreci derken geçen sezon istikrarlı bir yapı oturtulamadı.

Chatman’ın takımda kalması bence en büyük transferdir. Geniş saha görüşü, orta düzey bir şutu ve mücadele yönü ile bir oyun kurucuda olması gereken her türlü vasıflara sahip tecrübeli ve istikrarlı bir oyuncunun takımda tutulması büyük başarıdır. Ayrıca kişisel olarak seyretmekten çok zevk aldığım bir oyuncudur. Hatta Ahmet ile aramızda Efes Pilsen bu oyuncuyu alsa ne kadar iyi olur diye konuştuğumuz bir oyuncudur. Ben bir basketbolsever olarak bu oyuncunun Türkiye’de kalmasından çok mutluyum.

Wesson’un yerine transfer edilen Baxter Avrupa’da büyük takımlarda oynamış (Panathinaikos, Siena, Joventut, Panionios) tecrübeli bir oyuncudur. Özellikle 4 numara için biraz boyu kısa kalsa da güçlü fiziği ile bu açığını kapatıp fazlaya geçebilen nadir oyunculardandır. Ayrıca, Beşiktaş taraftarlarının da sevebileceği tarzda bir oyuncu olduğunu düşünüyorum.

2 sezon Yunanistan'da oynayan ve ligde All-Star olmayı da başaran Newley Beşiktaş’ın geçen sene en büyük sıkıntısı olan dış şut sorununu rafa kaldırabilecek oyuncudur. Özellikle Chatman’ın müthiş delici özelliği ve bencil olmayan basketbol anlayışı ile bu sezon Newley epey ekmek çıkaracaktır. Hatırlatalım; Newley bir maçta attığı 8 de 8 üç sayı isabeti ile Yunanistan Lig rekorunu elinde tutmaktadır.

Sonuç olarak bu sene Chatman etrafında bir takım kurulduğunu düşünüyorum ki bence yapılması gereken buydu. Elinde Chatman gibi bir hazine var ise etinden sütünden herşeyinden faydalanmalısın. Chatman gibi bir oyun kurucu yanında oynayan oyuncular kendi pozisyonunu yaratan oyunculardan ziyade, bitirici özellikleri daha ön plana çıkan oyuncular olmalıdır. Newly ve Baxter bu tanıma cuk diye oturan oyunculardır. Chatman-Newley-Baxter ve Engin-Haluk-Cevher üçlüsü iyi bir ahenk yakalar ise yeme de yanında yat türü bir rotasyon oluşabilir ki bu da Beşiktaş taraftarlarını salona ve biz basketbolseverleri ekran başına çekecektir. Beşiktaş taraftarı değilim ama takımı seyretmek için can atıyorum. Umarım maddi sorunlar geçen seneki gibi takımın başına musallat olmaz.

Terence Kinsey Fenerbahçe’ye mi geliyor: Milli Takım için Aday Oyuncu Olabilir mi?


Ülkemizden ayrıldığı için üzüldüğüm ama hayali peşinden gittiği için onun adına sevindiğim bir oyuncuydu. Onun hakkında daha ilk maçında çok faydalı bir oyuncu olduğu izlenimini edinmiştim. Özellikle baskılı savunması, ribaunt katkısı ve hücumda penetre ve ikilik şutları ile oldukça etkiliydi. Solomon’la da iyi bir ikili olmuşlar ve böylece Avrupa’nın en iyi savunma yapan kısa rotasyonlarından birisine Fenerbahçe sahip olmuştu. White ve Ömer'e; solomon ve kinsey’in hücum performansını da ekleyince iyi bir kısa rotasyonu ve ciddi bir takım ortaya çıkıyordu.


Kinsey Fenerbahçe forması ile ligde %30 üçlük %47 ikilik yüzdesi ile oynamıştı. Fena olmayan yüzdeler ama dediğim gibi istatistiklere çok yansımayan savunma potansiyeline 5 civarı ribaunt, 2 civarı asist ve 12 civarı sayı ortalamalarını da ekleyince ciddi bir oyuncu ile karşı karşıyayız.

Bu transferin Fenerbahçeye çok şey katacağını düşünüyorum. Kinsey Devin Smith’in yerine transfer edilecek. Smith’in istatistikleri neredeyse Kinsey’in istatistikleri ile aynı. Ancak Kinsey’in bahsettiğim savunma potansiyeli onu çok ayırt edici bir oyuncu konumuna getiriyor. Ayrıca Fenerbahçe sisteminde; kısa rotasyonunda oynayan oyuncunun, o savunmayı yapması gerekiyor. Bu bağlamda olası bir Smith-Kinsey değişikliğinin istatistikler göstermese bile takıma çok şey katacağını düşünüyorum. Ancak bu noktada iddialar doğrusu ise teklif edilen paranın bir hayli fazla olduğunu söyleyelim. 1.5 milyon dolar edecek bir oyuncu değil. Makul bir ücrette anlaşılabilirse uzun vadeli bir kontrat yapılabilir. Yıllarca ligimizde seyretmekten keyif alabileceğimiz bir oyuncu.

Bu arada eski tartışmalara geri dönersek Kinsey’in milli takımda oynaması gibi bir durum da söz konusuydu. Milli takıma yabancı kökenli bir oyuncu alınacağı varsayıldığında alınacak oyuncunun pozisyonunun ne olacağı önemli. Daha doğrusu milli takımın hangi pozisyon için devşirme oyuncuya gereksinimi var? Burada ciddi bir ikilemle karşılaşıyoruz. Geçmiş zamanlarda iyi kısa oyuncularımız vardı ama ciddi bir uzun sıkıntısı çekerdik. Yıllarca Tamer’in yanına pota altında oynayacak bir oyuncu bulamamıştık. Ama ya şimdi; ciddi bir uzun oyuncu bolluğuna sahibiz. Şöyle bir sayalım: Memo, Semih, Ömer, Hüseyin, Kerem, Kaya, Oğuz, Ermal, Fatih, Asım, Cevher, Mirsat… liste daha da uzatılabilir. Ama ya kısalar? Özellikle 2 numara. Eskiden Ufuk, Harun ve son olarak ibo s.g pozisyonunda milli takımda çok önemli işler yaptılar. Bu dönemde onların işini Serkan üstlenmeliydi. Bu görevi üstlendiğini ve hakkıyla yerine getirdiğini de görmüştük. Ama sonra? Serkan kayboldu. Serkan’ı yok ettik demiyorum çünkü kendi takımında da kayboldu. Oyun kurucu konusunda da ciddi sıkıntımız var. Alttan gelen oyunculara bakıldığında da kısa vadede Doğuş Balbay’ın oyun kurucu konusundaki açığımızı kapatacağını umuyorum. Bu bağlamda eğer bir milli takım için bir yabancı oyuncu düşünülecekse bu Kinsey olabilir. Milli takımın hedefinin 2010 senesi olduğunu düşündüğümüzde 2009, 2010 için sadece bir prova olacak. Bu provanın sonucuna göre ise milli takım için yabancı oyuncu konusu yeniden gündeme gelecektir. ancak son söz olarak şunu şöylemek isterim: Bence milli takımın devşirme oyuncuya ihtiyacı yok. Elimizdekileri kullanabilelim yeter.

28 Temmuz 2009 Salı

Turgay Demirel ve Avrupa Şampiyonası:


Hürriyet gazetesine göre Demirel şampiyona için şunları demiş:
Demirel, ‘12 Dev Adam’ın iyi takım olduğu zaman çok iyi performans sergilediğini ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü: “2004 yılında yapılan 2005 Avrupa Şampiyonası elemelerinde 6’da 6 yaptık. 2006 Dünya Şampiyonası’nda da çok başarılı olduk. 2008’de yapılan 2009 Avrupa Şampiyonası elemelerinde de aynı şekilde 6’da 6 galibiyetle grup birincisi olduk. Biz sanki ‘çift haneli yıllarda iyi takım oluyoruz, tekli yıllarda olamıyoruz’ diye bir durum vardı. İnşallah bu sezon Hidayet’in liderliğinde bunu bozacağız. Hem 2009 Avrupa Şampiyonası’nda hem de 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası’nda başarılı olacağız.”

Kısacası yıllardır Avrupa şampiyonasında beklentileri, gerçekleştiremiyoruz, başarısız demek o kadar zor gelmiş olmalı ki; çift hanelerde başarılıyız da tek hanelerde başarılı değiliz gibi garip bir durum ortaya koymaya çalışmış. Çift haneli yıllarda iyi takım oluyormuşuz da tek hanelilerde olamıyormuşuz. Tek haneli yıllarda ay tutulması gibi bir etken bizim takımın toplanma günlerine denk gelmesin? Takımın birlik ve beraberliği etkileniyordur belki ay tutulmasından. Bir federasyon başkanının yapacağı açıklama bu olmamalı. Tek yıllar ve çift yıllar analizini de bir kenara bıraksak, durum değerlendirmesinde bence hata var. Dünya şampiyonası (2006) haricinde takımın iyi olduğunu söylediği şampiyonalar Avrupa şampiyonası elemeleri. Avrupa şampiyonası elemelerinde iyiyiz ama şampiyonanın kendisine katılabildiğimizde iyi takım olamıyoruz gibi bir değerlendirmedir bu. Yani görece zayıf takımlara karşı iyiyiyiz ama bizim gibi elemeleri geçip de şampiyonada oynayacak takımlara karşı iyi takım olamıyoruz. Şöyle söyleyeyim; Varsayalım 2010’dan sonra şampiyonada değişiklik yapılsa ve artık; elemeler “tek yıllarda” şampiyona ise “çift yıllarda” yapılmaya başlansa bu sefer sayın federasyon başkanımız çıkıp: “tek yıllarda iyi takımız ama çift yıllarda iyi takım olamıyoruz” gibi bir açıklama yapar ve akabinde ama bu sefer hem 2019 senesinde hem de 2020 senesinde “Enes Kanter”in liderliğinde çok başarılı olacağız der gibi geliyor bana.

fanatikte ise aşağıdakileri söylemiş:
Türkiye Basketbol Federasyonu Başkanı Turgay Demirel, son üç Avrupa Şampiyonası’nda istedikleri sonuçları alamadıklarını belirterek, “2009’da bunu tam tersine çevirmek istiyoruz” diye konuştu. Turnuvadaki ilk hedeflerinin çeyrek final olduğunu vurgulayan Demirel, “Ondan sonra birinci de olabiliriz, sekizinci de. Hidayet’in NBA’de gösterdiği büyük ilerleme, milli takıma da olumlu yansıyacaktır. Onun takıma katkısıyla, ekibimizin önemli başarılara imza atacağını düşünüyorum” açıklamasını yaptı.

Son 3 Avrupa şampiyonasında ne yaptığımızı bir hatırlayalım. 2001’de Avrupa şampiyonasında gümüş madalya aldıktan sonra böylesine bir düşüşü kimse tahmin edemezdi. 2003’de gruptaki 3 maçta iki galibiyet alıp daha sonra Sırplara karşı oynayıp elenmiştik. 2005’de Tanjevic'in milli takımın başındaki ilk resmi turnuvasında grupta bir tek bulgaristanı yenebildik. Almanya’ya yenilip elendik. 2007’de oynadığımız yedi maçta tek bir galibiyet alabildik. O da çeklere karşı. Gümüş madalya aldıktan sonra Avrupa şampiyonasında 15 maçta sadece 4 galibiyet alabildik. Bu galibiyetleri de Ukrayna, Bulgaristan ve Çek Cumhuriyeti gibi zayıf rakiplere karşı alabildik. Son 3 şampiyonada kayda değer tek galibiyetimizi Hırvatlara karşı aldık. Onda da takımın başında Aydın Örs vardı. Tanjevicli milli takım avrupa şampiyonalarında sadece Bulgaristan ve Çek Cumhuriyeti'ni yenebildi. Hatta Bulgaristan'ı ancak uzatmada yenebildik. Örneğin Almanya’dan tarihi bir fark yemiştik. Sıradan takımlara karşı alabildiğimiz galibiyetleri bile zorlanarak elde ettik.

Buradan yine hedef meselesine geçersek; milli takımın en önemli oyuncusu hedefimiz madalya derken, federasyon başkanı akabinde hele bir çeyrek finale kalalım. 1. de olabiliriz 8. de olabiliriz diyor. Son 3 şampiyonada gerçekten çok kötü sonuçlar aldık. Halbuki 2001 şampiyonasında gümüş madalya almıştık. O kadro:

p.g. Orhun Ene Kerem Tunçeri
s.g. İbrahim Kutluay Harun Erdenay , Ömer Onan
s.f. Hidayet Türkoğlu Haluk Yildirim
p.f Mehmet Okur Mirsad Türkcan Kaya Peker
c. Hüseyin Beşok Asim Pars
(Coach: Aydin Ors)

Bu kadro aslında daha güçlenerek sonraki yıllarda devam etti. Özellikle kadrodaki uzun rotasyonunun kalitesi çok daha arttı. Ancak beklenen, arzu edilen başarıların yanından bile geçilemedi. Bakalım bu sene neler olacak? Ancak şunu belirtmekte fayda var. İlk 4 harici bir derece bence başarı değildir. Sorun; bu yetenekli oyuncuları bir arada kullanamayan, tecrübeli oyuncular ile görece tecrübesiz oyunculardan iyi bir harman ortaya çıkartamayan Tanjevic’dedir. Umalım son 3 şampiyonadaki başarısızlık bu şampiyona ile tersine döner. Ülkemizde basketbolun sevilmesi için milli takımın ve diğer klüp takımlarının Avrupa’da başarılı olması şart. 12 dev adama başarılar dileriz.

27 Temmuz 2009 Pazartesi

Caner Topaloğlu Galatasaray ile Anlaştı


Üç senedir Banvit’te izlediğimiz daha önce Ülker ve büyük kolejde oynayan Caner Topaloğlu Galatasaray ile anlaştı. Basketbolumuz için hayırlı olmasını dilerim. Kısa forvet pozisyonunda oynayan Caner etkili savunması ve dış şutları ile zaman zaman etkili olabilmekte. Lig kariyerinde bir kez 17 sayı ve iki kez de 14 sayı atabilmişti. Bu 14 sayıyı Banvit’teki ilk sezonunda Galatasaray’a karşı atmıştı. Geçen sene Galatasaray’a karşı bir kez oynamış ve bu maçta da 10 sayı kaydetmişti. Kariyer sayı ortalaması 3 civarında olan bu oyuncu geçmiş maçlarda Galatasaray’a karşı gerçekten iyi performans sergilemişti. Umalım Galatasaray’da da Galatasaray’a karşı sergilediği başarılı performansını tutturabilir.

Caner gerçekten sert savunma yapan etkili bir oyuncu. Banvit değil de saha çok süre alabileceği bir takımda oynayabilseydi belki daha etkili bir oyuncu olabilirdi. Galatasaray Erdem Türetken’den boşalan yere Caner’i monte etti. Erdem 3 numarada Galatasaray’da genel olarak çok başarılı olamadı. Erdem özellikle 4 numara olarak oynarken başarılı olan bir oyuncu. Hem penetre edebiliyor hem de şut atabiliyordu. Ancak Galatasaray’da oynadığı dönemlerde uzun rotasyonu çok yoğun olduğu için fiziğine daha uygun olan kısa forvet pozisyonunda kullanıldı. Bu nedenle de 4 numara olarak oynadığı zamanlardaki verimliliğe Galatasaray’da kısa forvet pozisyonunda ulaşamamıştı. Caner’in kısa forvet pozisyonunda erdem’den daha verimli olacağını bekliyorum. Özellikle faulsüz savunma yapabilirse Tufan’ın ne durumda olacağı belli olmadığından, daha ciddi süreler alabilecektir. Zaten kendisinden çok fazla sayı atması beklenmemektedir ancak ciddi savunma potansiyeli ile takıma güç katması olasıdır. Kendisine buradan başarılar dileriz.

Hidayet Net Hedef Koymuş: Madalya


Gökhan German Hidayet ile röportaj yapmış. Röportajın tümüne buradan ulaşabilirsiniz. Kısa bir röportaj. Benim için önemli olan şey Hidayetin aşağıdaki sözleri: “ Bu takıma baktığım zaman ilk sekize girmek ya da gruptan çıkmak başarı sayılmaz. Kendimizi kandırmış oluruz. Kendime ve takıma güvendiğim için hedefleri yüksek koydum. Madalyadan aşağısı bizim için başarı olmaz. Rengi ne olur bilemem. Böyle konuşuyorum ama umarım şanssızlıklar yaşamayız. İddialı olmamın nedeni, geçen yıl hem bizi hem de Türk halkını mutlu eden bir takım vardı sahada. Mücadele eden, bir top için kendini yerden yere atan... O yüzden ben bu şampiyona öncesi iddialıyım.”

Son dönemlerde duyduğum en net hedef. İşte hedef böyle konmalı. Milli takım çalıştırıcıları, federasyon başkanı, klüp takımları yöneticileri vs. maalesef hep kolaylıkla ulaşılabilir hedefler koyuyorlar. Amaç olası bir başarısızlığın üstünü örtmek. Hidayet açıkça; “madalya almazsak başarısızız” diyor. Sonra da gerekçelerini sıralıyor. İyi takımız. Sakat oyuncularımız da yok. Her top için mücadele ediyoruz. Rakiplerimizin eksikleri var vs. Bu madalya hedefini, Hidayet’ten önce başkalarının koyması gerekiyordu. Ama korkuyorlar. Neden? Ya hedef madalya olup da alınamazsa? Başarısız olunmuş olunacak. Hedef madalya olsa ve sıralamada 6. Olunsa bu büyük başarısızlık ama hedef koymazsanız her sonucu başarıymış gibi gösterebilirsiniz. Avrupa’nın en büyük altıncı takımıyız demek kolay olur. Daha kötü bir sonuçta da bir sürü mazeretin arkasına saklanabilirsiniz. “Ahmet sakatlandı, Mehmet kadroya gelmedi, hakem faulu çalmadı vs. Bu nedenle ancak sekizinci olabildik yoksa neler neler yapacaktık. Şampiyon bile olabilirdik de önümüzü kestiler işte. Vs..”

23 Temmuz 2009 Perşembe

Türkiye:62 Hırvatistan:75


Ümitlerimiz bu kez beni yanıltmadı. Gerçi yendiğimiz maçlardan sonra da yazıyordum. İç dış dengesi beni rahatsız ediyor diye. Bu sefer iç dış dengesizliği ayyuka çıktı ve bu da kaçınılmaz sonu hazırladı. 24 ikilik atış kullanırken 25 üçlük atış denemişiz. İşte sonumuzu hazırlayan faktör bu olmuş. Daha az top kaybetmişiz, daha fazla top çalmışız daha fazla asist yapmışız (ümitlerimiz yense de yenilse de rakipten daha fazla asist yapıyor. Takımımızın en hoşuma giden özelliği bu) ama ribauntlarda neredeyse bizi ikiye katlamışlar. Biz 23 ribaunt alabilmişiz Hırvatlar 40. Ribunt demişken 2.22 boyundaki Dusan Cantekin 9 dakika oynamış ve bir ribaunt iki de sayı üretebilmiş. Dusan da beni yanıltmamaya devam ediyor.
Aslında bu kadar cümleyi boşa sarf ettim çünkü maçta yensek de grup birincisi olamayacaktık yenilsek de. Yenilsek sonuçlara göre çıkmama ihtimalimiz vardı. Ama düşük bir ihtimaldi. Bizim grupta da birinci olmadığın sürece yaptığın derecenin (2. 3. 4.) fazla bir önemi kalmıyor. Çünkü çapraz gruptan İspanya, Fransa ve Yunanistan geliyor. Grup birincisine İtalya düştü. Yani Litvanya’ya piyango çıktı ancak bizim gurubun ikincisi üçüncüsü ve dördüncüsünün ben fazla şansı olduğunu zannetmiyorum. Sonuçta biz 5-8 arası bir yer alırız. Müneccimliğe soyunalım bakalım.
Tahminim yarı finalde İspanya-Yunanistan ve Litvanya-Fransa maçları olur ve final: Yunanistan-Fransa arasında olur. Fransa gruplarda Yunanlıları yenmişti ama finallerde son dönemde yunan milli ve klüp takımları ayrı bir hava ve deneyimle oynuyorlar bu bağlamda finalde Yunanlıların Fransa’yı geçeceğini düşünüyorum. Bakalım neler olacak.

Bizim takıma gelirsek İspanyollara kaybedince 5 ve 6. Sıra için Hırvatlarla oynarız diye tahmin ediyorum. O maçı da kaybedip Karadağ-italya maçının galibi ile bence Karadağ ile oynayacağız. O maçı kazanıp yedinci olarak turnuvaya veda edeceğiz.

22 Temmuz 2009 Çarşamba

Green Out Greer In



Faruk'un aşağıdaki yazısı çok çabuk sonuç verdi. Bu kadar hızlı bir tepki geleceğini doğrusu beklememiştik. Fenerbahçe’nin transfer politikasını eleştirdiği dakikalarda bomba gibi bir haber spor sayfalarına düştü. Lynn Greer Fenerbahçe ile anlaşmış. Henüz resmiyet yok. Green ile yollar ayrıldıktan sonra Greer ile anlaşılacağı yazıldı. Haberin doğru olduğunu varsayarak olası bir transferin Fenerbahçe için artı ve eksilerini değerlendirmeye çalışalım.

Bu transfer sonrası Fenerbahçe oyun kurucu rotasyonunda tavan yaptı diyebiliriz. Solomon’un kalacağını düşünürsek greer ile birlikte değişik bir rotasyon ortaya çıkmış oldu. Solomon’un greer’e oranla artısı; savunmada çok daha etkili olması. Greer ise dış şut konusunda Solomon’dan biraz daha ağır basıyor. İkisi de skorer oyun kurucu. Solomon ile green fena ikili değildi. Green her ne kadar savunmada kendisinden beklenenden fazlasını vermiş olsa da hücumda maalesef beklenen performansı sergileyemedi. Bu nedenle de bu sene onunla devam edilmeyeceği sıklıkla yazıldı. Yerine gelen greer da solomon da iki numarada görev yapabilecek kabiliyete sahipler ancak bu noktada benim en büyük endişem; ego çatışması. Malum iki oyuncuda topu elinde istiyor. Mümkün olsa da her birisine ayrı birer top verebilsek (hatta gricek’in de düzelip kalacağını düşürsek belki de 3 top gerekecek) sorun ortadan otomatikman kalkacak. Ancak böyle bir olasılık olmadığından topla kim oynayacak daha doğrusu liderlik kimin elinde olacak soru(s/n)u çıkıyor ortaya. Geçmişte kinsey tartışmasız Solomon’un önderliğini kabul etmişti. Önce savunması sonra da hücumu ile Solomon’un saygısını kazanmış ve Solomon kinsey’i çok iyi beslemişti. Kinsey NCAA’den gelmiş bir oyuncuydu ve point değil shooting-guard mevkisinde oynuyordu. Bu farklılıkları ve yaş olarak da oldukça genç olması ile Solomon’la uyum sağlayabilmişti. Greer ise hem yeni bir oyuncu değil; Avrupa’da final four görmüş çok iyi istatistikler tutturmuş bir oyuncu. Bunun yanı sıra Solomon’la aynı pozisyonda oynamakta. Her ikisini aynı anda sahada tutarken bir topu ikisi arasında dağıtmak bence ciddi sorun. Birisini benchte diğerini kenarda tutmak da sorun olur. Aldıkları süreler aralarında optimal dağıtılsa bile (ki sürelerin optimal dağılımını yapmakta Tanjevic gerçekten ciddi sıkıntı çeken bir koç) oyuncuların psikolojisi bundan bir şekilde etkilenecektir. Özellikle Solomon’un (ki bence çok değerli bir oyun kurucu) ciddi mental sorunları oyun içinde ortaya çıkmakta ve bunun üstesinden gelemediği maçlarda takımını yakmaktadır. Greer’in varlığı bence Solomon’un mental sorunlarını tetikleyici bir rol oynayacaktır.

Durumu bu şekilde değerlendirdiğimizde Solomon’un yanına bence çok daha farklı bir oyun kurucu seçilmeliydi. Hem savunması iyi olan hem de hücumda takımı iyi yönlendirebilen Avrupa kökenli bir oyun kurucu ile Solomon’u desteklemek (bir anlamda bir dönemin CSKA’sının oyun kurucu rotasyonu Holden-Papaloukas) daha akılcı olurdu. Bu durumda aklıma gelen diğer bir olasılık: Solomon yine NBA’e gidecek ve onun boşluğunda Greer ile anlaşıldı. NBA’de sezonu kapatınca da gelip Fener’de oynayacak. Doğrusu bu olasılık bana çok uzak geliyor. Aslında Solomon üzerine ayrı bir yazı yazmamız gerekiyor. Solomon özellikle NBA’e gitmeden önce belki de Avrupa’daki en iyi sezonunu geçirdi. Gerçekten mental sorunlarını sahaya en az yansıttığı sezondu. Ancak NBA’den döndükten sonra o eski biraz savruk, biraz çılgın, yani iki tarafı keskin bıçak olan Solomon’u izledik. Finalde de takımının Efes’e kaybetmesinde baş aktörlerden birisi oldu. Dolayısıyla Solomon eğer NBA’e giderse bu sefer döndüğünde Fenerbahçe ona o kadar kolay kucak açmayacaktır diye düşünüyorum. Tabi o günler geldiğinde nasıl bir takım ve nasıl bir ortam olur şimdiden bilemeyiz. Neyse lafı fazla uzatmayalım. Eğer Solomon takımda kalacaksa Greer bence yanlış bir transfer oldu. Yok Solomon gidecekse greer iyi bir transfer ancak yanında bir oyun kurucu daha şart. Greer’in ön alan savunmasının da Solomon kadar kuvvetli olmadığını düşünürsek EL için hem oyunu yönlendirebilen hem de savunmada etkili olan bir oyun kurucu daha kadroya katması gerekiyor. Neyse şimdilik çok fazla varsayımda bulunduk. Mutlak belirsizlik içinde analiz yapmak da oldukça güç oluyor.

Fenerbahçe’nin Derin Sessizliği: Fırtına Öncesi Sessizlik (mi?)


Fenerbahçe şu ana kadar transfer sezonun en durgun takımı olarak dikkat çekmektedir. Hatta Lofton ve Mccaleb isimleri haricinde dedikodu piyasasında bile yoklar. Beşiktaş ve Galatasaray kendi mütevazi bütçeleri ile hareketli dönem geçirmesine ve Efes Pilsen’in iki süper yabancı transferine rağmen, hareketsiz kalması en azından beni şaşırtıyor.

Yöneticilerin açıklamalarında da belirtildiği gibi hedef Top 16 ise, transfer döneminde düşük profilde (Amerikalıların “low profile” dedikleri) takılmak kendi içinde tutarlı anlaşılabilir bir stratejidir. Zira bu takımla çok rahat Top 16 yapılabilir (zaten bu anlamda hedef bile değildir ya neyse). Hatta kura şansı ile beraber Top 8 bile yapılabilir. Peki gelin bu statik bakış açısından kurtulalım biraz olaya dinamik bakalım ve Fenerbahçeli arkadaşlara şu soruyu soralım. Sizleri Top 16 veya Top 8’e kalmak kalmak mutlu eder mi? Hatta aynı soruyu Final 4 oynamış, Saporta ve Uleb kupasını kazanmış Fenerbahçeli basketbolculara (Solomon, Mirsad, Ömer) ve defalarca bu kupalarda en üst hedefleyen takımları yönetmiş Tanjevic’e soralım. Daha da ileri gidelim aynı soruyu Fenerbahçe yöneticilerine soralım. Kanımca ortak cevap “Hayır mutlu etmez ama en azından mutsuz da etmez” olacaktır. Hazır yöneticilere soru sormaya başlamışken bir soru daha soralım. Fenerbahçe futbolda Şampiyonlar Ligi’nde kısa vadede yarı final hatta final hedeflerken, basketbolda (futbola göreli olarak daha iyi bir takımı varken) zaten her sene hangi takımı kurarsan kur çok rahat ulaşabileceğin Top 16 gibi bir hedef belirlemesi sizlere garip gelmiyor mu?

Aynı kişilere bu sefer şu soruyu soralım: Fenerbahçe’nin hiç bir şey yapmama stratejisi altında Top 16’ya gözü kapalı kalabiliyorsa, iki tane süper transfer yaparak Final 4 hatta şampiyonluğun adaylarından bir olabilir mi? Bu soruya ben cevap vereyim: Bence olabilir. Fenerbahçe şu anda Avrupa’nın sayılı uzun rotasyonuna sahip bir takımdır. Birbirini tamamlayan ve 3 yıldan beri beraber oyanayan böyle bir uzun rotasyonu Avrupa’da ancak 3 veya 4 takımda vardır. Sertlik (Vidmar), ribaund gücü (Mirsad), blok tehdidi (Ömer), sırtı dönük oyun (Oğuz). Dikkat ederseniz daha Semih’i saymadım bile. Bir koç daha ne ister. Bu minvalde, 2 ve 3 numara oynayabilen bir yıldız oyuncu ile Vidmar’ın yerine oynayabilcek diğer bir yıldız oyuncunun alınması bu takımı F4’ün adayı yapmaz mı?

Fenerbahçe’nin Mehmet Topuz için verdiği bonservis bedeli 9 milyon $. Arda için teklif edilen parayı artık herkes biliyor. Şu anda Avrupa piyasasında 3 veya 4 milyon $ vererek alamayacağınız basketbolcu yoktur. Fenerbahçe futbolda Christiano Ronaldo’yu 70, 80 milyon $ vererek transfer edebilir mi? Hayır. Birincisi, o parayı veremez. İkincisi, o parayı verse bile bu futbolcu Türkiye’yi tercih etmez.. Ama Fenerbahçe istese basketbolda 4 milyon $’a Papalukas, Siskauskas veya Jasikevicius’dan birini transfer edebilir. Hadi sizi kırmayalım rakamı 5 milyon yapalım. Ortalamanın biraz üstü bir yerli futbolcunun bonservis parasından daha az paraya Avrupa’nın en iyi basketbolcularından ikisini alabilme gerçeğinin bizim olduğu kadar yöneticiler de farkındaysa (ki bence farkındadır) neden böyle bir yola girmezler? Açıkçası olayın bu yönünü anlayamıyorum. Kendimi başkan olarak düşünüyorum da başkanı olduğum kulübün basketbol takımının Avrupa’nın en elit takımları ile Final 4 oynaması ve bu maçları gidip yerinde seyretmem bana büyük bir haz verir. Ayrıca düşünün Fenerbahçe’nin Final 4 oynadığını. Hangi ülkede olursa olsun tribünleri Fenerbahçe seyircisi nasıl da doldurur. Böyle bir başarı en azından futboldaki başarının yarısı kadar bir yöneticiye veya taraftara haz vermez mi?

Fenerbahçe önündeki tarihi şansı kaybetmek üzeredir. Şu anda gelinen noktada Avrupa’nın kalbur üstü oyuncularının bir takıma transfer olduğu gerçeği altında Fenerbahçe’nin gönlümden geçen iki süper yıldız alma ihtimali azalmıştır. Bundan sonra baş altı oyuncuları alabilir veya NBA’den oyuncu getirtebilir. Yine de Fenerbahçe akılcı transferler yapabilirse Final 4 adaylarından biri olabilir. Yöneticiler biraz futboldan kafayı kaldırıp basketbola biraz mesai harcaması kaydı ile tabi.

Türkiye: 63 Sırbistan:52


Ümitler beni yanıltmaya devam ediyor. Aynı Ukrayna maçı gibi başlamış ümitler. Maçın hemen başında 20’nin üzerinde bir sayı farkı yakalamışlar ve bu fark sayesinde maçı sonuna kadar önde götürmüşler. Ama değişik bir maç olmuş, rakibimizden daha az ribaunt almışız, daha fazla top kaybetmişiz, daha az blok yapmışız. Buna rağmen kazanabilmişiz, hem de rahatlıkla.
Geçen maça göre iç-dış dengesinde bir değişiklik yok. 23 üçlük 31 ikilik denenmiş. Üçlük yüzdesi %26 iken ikilik yüzdesi %54. Maçı kazandıran unsur da ikilik atışlarda rakibe oranla daha iyi bir yüzde yakalamış olmamız. Gökber de genel kötü dış şut yüzdesine rağmen; takımı iki maçtır iyi yönlendiriyor. Bu maçta oynadığı 20 dakikaya 5 asist sığdırmayı başarmış. İki maçtır maça fırtına gibi giren ümitlerimiz rakibin direncini maçın başında kırmayı başarıyor. Gerçi Sırplar 20’li sayılarla geriye düştükten sonra çok sert bir savunma ile sayı imkanalrımızı çok sınırlandırmışlar ancak sayı atmakta zorlanan ümitlerimiz benzer bir sert savunma ile sırp karşı atağını durdurabilmişler ve farkın erimesine fırsat vermemişler. Kolay bir rakip değil Sırplar, özellikle milli takımlar düzeyinde fazla galibiyet alamadığımız bir rakip. O yüzden ümitlerimizi tebrik edelim.
Maalesef serbest atışlarda yine kendimizi bulmuşuz: %61. Ve yine maalesef Dusan sadece 1 dakika oynamış. Neyse ben “ümitlerden ümidim yok” dedikçe onlar daha iyi sonuçlar alıyor. Ben ümitsizliğimi koruyayım onlar da galibiyetlere devam etsinler.
Şu turnuvada en çok üzüldüğüm konu; zevkli ve keyifli geçen müsabakaları takip edememk, daha doğrusu izleyememek. Özellikle Alman; Benzing, Fransız; Edwin Jackson, Hırvat; Bogdanovic ve Vragovic, İspanyol; de la fuente, Litvanyalı; Buterlevicius gibi önümüzdeki yıllarda Avrupa basketbolunda ve hatta nba de etkili olabilecek genç yıldız adaylarını izlemek isterdim.

20 Temmuz 2009 Pazartesi

Ümitleri Gaza mı Getirdim? Türkiye: 93 Ukrayna:44


Ümitlerden ümitli değilim dedikten sonra Ukrayna’yı 93-44 gibi bir skorla devirdiler. "Ümitlerden ümitli değilim" başlıklı yazıda; Türkiye basketbolunun karakteristik özelliğinin faul atamamak olduğunu yazmıştım. Ümitlerin de kötü faul yüzdesi olduğunu ve genç yaşlarda bu özelliği kazandığımızı falan yazmıştım. Bu maçtaki serbest atış yüzdesi: %81. Bir önceki yazıda ne yazdıysam hepsini çürüttüler. Ama bir istisnası var. En azından Dusan beni haklı çıkarttı. Ama ben en çok onun beni yanıltmasını istiyordum.

Ukrayna öyle sıradan bir takım değil. O Ukrayna ki Sırbistan ve Hırvatistan gibi iki ekolü grup maçlarında yenmeyi başarmıştı ve sıralamada 2-0 ile birinci durumdaydı. Türkiye’nin maçları hep yakın skorlarla geçiyordu. Örneğin grupta sonuncu olan israil’i uzatmalarda bir sayıyla yenebilmiştik. Bu bağlamda bu maçın yakın skorlarla geçmesini bekliyordum. Ama maça hızlı giren takımımız Ukrayna’yı dümdüz etti. Umalım takımımız bu galibiyet ile yeni bir sayfa açmış olsun. Bizi daha doğrusu beni utandırsın. Ben hala umutlu değilim ya neyse. Bunu da totem kabul ediverin.

Milliler maça 25-2’lik bir seri ile başlamışlar ve 3. Periodda da 16-0’lık bir seri yakalamışlar. İstatistiklerine buradan bakabilirsiniz. Süre dağılımlarına bakarsak Dusan takımın 10. Sırasında. Efes Pilsende süre alması gerekir dediğimiz oyuncu; kendi yaş kategorisinde bile pek fazla süre alamıyor. Acaba diyorum, daha fazla süre alabileceği bir takımda kiralık oynaması daha mı iyi olur?

Ukrayna’yla aramızda 15 Ribaunt ve 12 asistlik fark var. Bizim takımda her oyuncu sayı kaydetmiş. 5 oyuncu çift haneli rakamlara ulaşmış. Ümitlerimizde en az sayı atan: 4 atarken; Ukrayna’da en fazla sayı atan: 7 atabilmiş. Maç sonucundaki büyük sayı farkına baktıktan sonra hala eleştirecek bir şey bulmak da ayrı bir başarı olsa gerek. Ben iç dış dengesinin daha iyi oluşturulması gerektiğini düşünüyorum. 37 ikilik 30 tane üçlük denemişiz. %60 ikilik ve %40 üçlük yüzdemiz var. Yüzdeler çok iyi ama pota altını daha efektif kullanmak da mümkün.

Takımı taşıyan belli bir oyuncu yok. Herkes bir şeyler yapıyor. Bu bağlamda turnuva sayı krallığında oyuncularımız 49 ile 75 arasında sıralanmış. Skor olarak yıldızlaşan bir oyuncumuz yok. En skorer oyuncumuz melih ve 10 sayı ortalaması ile oynuyor. Görebildiğim kadarıyla sadece 3 sayılık atış denemesinde bir oyuncumuz ilk 10’a girebilmiş. Keşke girmese diyeceğimiz bir istatistik aslında. Atışlarda girmiş ama isabet olarak baktığımızda girememiş. Deneme kısmında var ama isabet kısmında yok. Neyse falza uzatmayalım.

Grupta son durum:

Croatia 2/1

Lithuania 2/1

Ukraine 2/1

Turkey 1/2

Montenegro 1/2

Serbia 1/2

Sonraki maçımız Sırbistanla. Bakalım Turnuva bize neler gösterecek.

19 Temmuz 2009 Pazar

Fenerbahçe’den Dev Atılım: Alpella Şehri



"İstanbul Ataşehir'deki Fenerbahçe Spor Kulübü Spor Kompleksi ile ilgili olarak hazırlanan proje, İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi'nin 17 Temmuz 2009 tarihindeki toplantısında görüşülmüş ve proje oy çokluğu ile kabul edilmiştir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisi'nden çıkan bu karar sonrası, inşaat ile ilgili kanuni işlemler başlatılmıştır. Türkiye ve İstanbul'un sportif açıdan yüzakı kabul edilen, bu planla ilgili Sabah Gurubu gazetelerinde iki gündür gerçekle ilgisi olmayan bazı yayınlar yapılmaktadır." Feberbahçe spor klübü

Sonunda Fenerbahçe Futbolda yaptığı gibi büyük bir hizmeti basketbolda da yapmaya karar verdi. Gerçi bu karar 2.5 yıl önce alınmıştı ancak bizim memlekette alınan karar ile onun gerçekleşmesi arasında ciddi bir zaman gecikmesi olabilmekte. Bu kısmen iktisadi sıkıntılar, kısmen bürokrasi ve kısmen de keyfi nednelerle ortaya çıkabilmekte. Neyse işin bu kısmına çok fazla takılmadan bizi ilgilendiren boyutuna kısaca değinelim. Basketbolda her takımın kendi salonu olmalı. Hem takımlar antremanlarını kendi salonlarında yaparlar hem de salonun yan kullanımları sayesinde ciddi gelirler elde edebilirler. Sinema, alışveriş merkezi, yüzme havuzu, otel ve çeşitli seminer ve toplantılar sayesinde salonlar klüpleri ayakta tutabilecek nakit akışını sağlayabilirler. Bu noktada bence önemli olan bu proje sonrasında salonun ve yan kaynakların gelir akışından basketbol şubesinin yararlanabilmesi. Tabi bundan sadece basketbol şubesi değil, salonun voleybol ve hentbol gibi sporlara da elverişli olması nedeniyle voleybol şubesinin ve diğer amatör şubelerin de yararlanması gerekmekte. Umalım salonun olası gelirlerinden futbola kaynak transferi yapılmasın.

Sabahdaki habere bakılırsa Aziz Yıldırım belediyeden çıkarken kameralara yakalanmasına ciddi şekilde bozulmuş. Maalesef biz de rekabet saha dışında daha da çetin hal alıyor. Malum Galatsaray’ın bitmek bilmeyen seyrantepe projesi ortada. Engellemek için türlü türlü kesimler türlü türlü hamleler yaptılar. Şimdi de Alpella Şehri’nin engellenmesi için çeşitli hamleler, ayak oyunları görüyoruz ve göreceğiz. Bu tip büyük projeleri engellemek değil ama geciktirmek mümkün. Amaç rakibin olası gelirlerini düşürmek, geciktirmek. Kısacası biz de rekabet daha ileriye gitmek üzerine kurulu değil terinse rakibi aşağıya çekmek üzerine kurulu. Bu yüzden de klüp takımlarımızın avrupada başarı gibi söylemleri ve iddiaları bana komik geliyor. Önce zihniyette büyük bir devrim geçirmeliyiz. Söz konusu zihniyet devrimi gerçekleşmeden ancak gündelik başarılar gerçekleşebilir bu bağlamda dünyanın sayılı klübleri arasında bizim memleketten takımları görmek kısa vadede pek mümkün değil gibi...

18 Temmuz 2009 Cumartesi

Ümitler Şampiyonası: Ümitlerden Ümitli Değilim...



Haber’i federasyonun sitesinden aldık. İşte linki. Maçın ayrıntılı istatisiklerini ise buradan görebilirsiniz.
Yunanistan'da düzenlenen Ümitler Avrupa Şampiyonası C Grubu'nda yer alan Ümit Milli Takım, Litvanya'ya 59-65'lik skorla mağlup oldu. Karşılaşmaya iki takımda hücumda tutuk başlarken, ilk basketi Donatas Motiejunas ile serbest atış çizgisinden Litvanya buldu. Melih Mahmutoğlu'nun pasını iyi değerlendiren Duşan Cantekin ile boyalı alandan ilk sayılarını üreten Millilerimiz, 3.dakika geride kalırken 6-5 öne geçti. Vytenis Lipkevicius'un orta mesafeden bulduğu baskete, Duşan ve Melih ikilisiyle karşılık veren Ay Yıldızlılarımız, 7.dakikaya da 10-8 üstün girdi. Hücumda özellikle Melih'in basketleriyle etkili olan Ümit Milli Takım, savunmada Simas Buterlevicius ile Vaidas Cepukaitis'in sayılarına rağmen periyodu 19-18 önde tamamladı. İkinci çeyreğe iyi başlayan taraf olan Millilerimiz, boyalı alanda Deniz Kılıçlı'yı iyi kullanarak 12.dakikada farkı 5 sayıya çıkarttı (23-18). Edgaras Zelionis'in pota altı basketiyle ikinci çeyrekteki ilk sayılarını bulan Litvanya karşısında Ay Yıldızlılarımız, özellikle Deniz ile skor üretti. Gökper Gen ve Can Özcan'ın sayılarına Zelionis ve Lipkevicius'un basketleriyle karşılık veren Yeşil Beyazlılar, 16.dakikada farkı 1 sayıya indirdi (29-28). Özellikle Can Özcan ve Melih Mahmutoğlu ikilisini iyi kullanan Millilerimiz, devre sonunda da soyunma odasına 37-33 önde giden taraf oldu. Üçüncü çeyreğe iyi başlayan Litvanya, Zygimantas Janavicius ve Simas Buterlevicius'in basketleriyle 22.dakikada skoru 37-38'e getirdi. Gökper Gen'in turnikesi ve İlkan Karaman'ın da pota altı basketiyle hücumda skor üreten Ay Yıldızlılarımız, buna karşın Mindaugas Kuzminskas'ı durdurmakta zorlandı. Temponun düştüğü bölümde iki takımda skor üretmekte sıkıntı yaşarken, Vaidas Cepukaitis'in basketiyle 28.dakikada farkı 8 sayıya çıkarttı (42-50). Deniz Kılıçlı ve Melih Mahmutoğlu'nun sayılarına rağmen Litvanya, üçüncü çeyreği 46-54 önde tamamladı. Mücadelenin final periyoduna İlkan Karaman'ın basketiyle başlayan Ümit Milli Takım, Erolcan Çinko'nun da devreye girmesiyle durumu 50-54'e getirdi. Simas Buterlevicius'un basketine Gökper Gen ve Can Özcan ikilisiyle karşılık veren Ay Yıldızlılar, 38.dakikada İlkan ile skoru eşitledi (59-59). Mindaugas Kuzminskas'ın serbest atış çizgisinden bulduğu tek isabet ve bir hücum sonrasında da bulduğu turnike ile Litvanya durumu 59-63'e getirdi. Mola alan Ay Yıldızlılarımız, son dakika içerisinde Can Özcan ve Melih Mahmutoğlu ikilisiyle atışları değerlendiremezken, Litvanya, taktik faullerde Buterlevicius'in sayılarıyla karşılaşmadan 59-65 galibiyetle ayrılmayı başardı. TÜRKİYE (59): Gökper Gen 9 (2 ribaund- 3 asist), Deniz Kılıçlı 6 (2 ribaund), Melih Mahmutoğlu 16 (5 ribaund- 1 asist), İlkan Karaman 6 (4 ribaund- 1 asist), Birkan Batuk, Erolcan Çinko 2 (1 ribaund- 1 asist), İbrahim Yıldırım (5 ribaund- 1 asist), Duşan Cantekin 7 (9 ribaund- 4 blok), Can Özcan 9 (2 ribaund- 3 asist), Osman Şirin 4 (1 ribaund)LİTVANYA (65): Sarunas Vasiliauskas (1 ribaund- 1 asist), Edgaras Zelionis 4 (4 ribaund), Vytenis Lipkevicius 7 (7 ribaund- 3 asist), Adas Juskevicius 2 (2 ribaund), Mindaugas Kuzminskas 13 (10 ribaund- 1 asist), Zygimantas Janavicius 4 (2 ribaund- 4 asist), Donatas Motiejunas 10 (4 ribaund- 1 asist), Vaidas Cepukaitis 8 (4 ribaund- 1 asist), Simas Buterlevicius 17 (2 ribaund)1.PERİYOT: 19-182.PERİYOT: 18-153.PERİYOT: 9 -214.PERİYOT: 13-11

3. çeyrekte kötü kopmuşuz. İstatistiklere bakarsak ciddi bir ribaunt farkı olduğunu görüyoruz. Aslında iki takımda kötü oynamış. Melih’in sayılarına aldanmayın. 10/2 üçlük atmış. %20. Kobe mu oldun mübarek. Ancak Melih’in yüzdesi kötü dedik ama en azından takımın yüzdesinden daha fazla. Takımın yüzdesi %12.5. Ümitlerimizden pek ümitlenmesek mi ne? Dusan sadece 16 dakika oynatılmış. Tahminim Litvanya’lı uzunların şutlarına çıkamadığından az süre almış olabilir. Ancak Lİtvanya’nın da şut yüzdesi oldukça kötü. 3’lük yüzdesi %20’de kalmış. Yine de bizden iyilermiş.

Türk basketbolunun geleneksel özelliği nedir diye bir soru üzerinde düşündüğümüzde galiba aklımıza öncelikle faul sokamamak gibi bir özellik gelir. Gerçekten bu özelliğe genç yaşlarda daha ümitlerimizle birlikte sahip olduğumuzu görüyoruz: %46’2. Takımda en çok melih oynamış. Sonrasında ise İbrahim. İbrahim 4 tane ikilik 3 tane de üçlük denemiş ama sayı atmada muvaffak olamamış. Ama çocuk kısacık boyuyla 5 tane ribaunt almayı başarmış. Herhalde Orhun hoca ribaunt zaafını ibrahim’le bir ölçüde gidermiş ki çocuk takımda en fazla süre alan ikinci oyuncu olmuş. Neyse buradan Efes’e gönderme yapalım. Dusan için Euroleague henüz erken gibi gözüküyor.

4 takımlı gruptan 3. olarak çıkmayı başardık! Neyse ki sonuncu olmadık. Sonuncu olsaydık bir alt kümeye düşmeme maçları oynayacaktık. Şimdi İsrail düşmemeye uğraşsın. Bizim için turnuva devam ediyor. Biz de buradan mümkün mertebede takip etmeye çalışacağız.

17 Temmuz 2009 Cuma

Kepez Transfere Doymuyor: Kepez Bu Sene İddialı (hem de çok iddialı)




P.G: Alex Gordon, Cüneyt Erden, Bora Sancar
S.G:Ersin Görkem, Barış Güney,
S.F: Hadi Doğan, Erdem Türetken
P.F: Ekene İbekwe, Levent Bilgin
C: Jovo Stanojevic, Fatih Solak, Nedim Dal

Sezonun transfer rekortmeni Kepez. Antalya takımları arasında sanki transferde tatlı bir rekabet yaşanıyor. Bir Antalya transfer yapıyor bir Kepez. Herhalde bir yerde duracaklar. 20’şer oyuncuyla anlaşmaları iki takım için de pek hayırlı olmaz.
Kepez kadrosuna bir yabancı oyuncu daha ekleyecek. Muhtemelen 2.5 oynayan bir adam alırlar. Şu ana kadar aldıkları yabancı oyuncular Türkiye ligini tanıyan oyuncular. (Stanojevic ne kadar tanıyor, tartışılır)bu bağlamda fazla bir risk almadılar. Ama son alacakları oyuncuda muhtemelen risk alacaklar. Alınacak son yabancı oyuncun 3 numarada oynayabilmesi büyük artı olur. Çünkü kadroya baktığımızda ne hadi ne de erdem kısa forvet pozisyonu için ilk beş başlayacak oyuncular değil. Ancak bu noktada Kepez kısa rotasyonunun gereksiz kalabalık olduğunun altını çizmek isterim. En azından bir oyuncu ile yolları ayırabilirler. Bora barış hadi ya da erdem başka bir takıma gönderilebilir. Ya da başka yabancı transfer yapmayıp bu kadro ile devam etmek düşünülebilir. Ancak bu olasılık yapılanbunca transferden sonra büyük ayıp olur. Çünkü Türkiye ligi için iyi bir kadro kurdular. Alacakları son yabancı, takım oyununu bozmadan 15 sayı civarı bir ortalama tutturabilecek bir oyuncu olursa en azından play-off için çok ciddi bir takım olurlar. Alınacak Yabancı oyuncuya bay x diyelim. Aşağıdaki kadro ile karşılaşırız.

P.G: Alex Gordon (30), Cüneyt Erden (15), Bora Sancar (0)
S.G:Ersin Görkem (15), Barış Güney (10),
S.F: Bay X (35), Hadi Doğan (0), Erdem Türetken (15)
P.F: Ekene İbekwe (30), Levent Bilgin (0)
C: Jovo Stanojevic (25), Fatih Solak(15), Nedim Dal (10)

Kabaca yukarıdaki gibi bir süre dağılımı olur. Falcılığa başlayıp oyuncuların sürelerini verdikten sonra sayılarını da verelim. Bu sürelerde alex’in 20 civarı bir ortalama, ersin’in 6, cücü’nün 6, Barış’ın 2, erdem’in 1 bay X’in 15, Ekene’nin 15, stanojevic’in 10 fatih’in 6 ve nedim’in 2 civarı ortalamalarla oynayacağını söyleyebiliriz. Toplayalım bakalım ne çıkacak: 83. Lig sonunda 2490-2500 civarı bir toplama tekabül eder. Savunma potansiyeli olan bir kadro olduğunu da hesaba katarsak Kepez’in bu sene 5.cilik için çok ciddi bir aday olduğunu söyleyebiliriz. Alınacak yabancı oyuncunun Kepez’in bu seneki hedefleri için şu an anahtar konumunda olduğunu bu tabloya dayanarak söyleyebiliriz. Umarım Kepez son transferinde tam bir nokta atışı yapar ve ligimize heyecan katar.

15 Temmuz 2009 Çarşamba

2010 Dünya Şampiyonası: Antalya vs Kayseri (Siyasi mi?)

Evsahibi olduğumuz 2010 Dünya basketbol şampiyonasına neredeyse sadece 1 sene kaldı. Şampiyonanın oynanacağı şehirler bile henüz tam netleşmedi. Şampiyonanın bir ayağı Antalya’da olacaktı. Ancak anlaşılan Antalya’daki salon yetişmeyeceği gerekçesiyle şampiyonanın bir ayağı Kayseri’ye kaydırılacak. (yazıyı dün yazmıştım. kaydırıldı demek daha doğru olacak) Bu kaydırma basit olarak salonun yetişmemesinden kaynaklanmıyor ama anladığım kadarıyla siyasi bir hesap(laşma) da içinde barındırıyor. Ya da basketboldaki gücünü yitiren federasyonun başka bir güç, siyasi bir güç elde etme çabası. Belediye seçimlerinde iktidara “one minute” diyen Antalya şehri cezalandırılıyor ve Sayın Cumhurbaşkanımızın şehri Kayseri ise ödüllendiriliyor. Şampiyonanın bir ayağının kayseride oynanacağını gururla deklare eden Demirel: "Şampiyonanın ayaklarından birinin de Anadolu’nun köklü kentlerinden birinde oynanması ayrıca memnuniyet verici bir durum” diyor. Antalya sanki başka bir memleketin şehri. Bu açıklamayı gururla değil bence utanarak yapması gerekiyordu çünkü bu salonların yetiş(tiril)memesinin baş sorumlusu bizzat kendisi. Neyse alıştık biz federasyon başkanımızın “suyun üzerindeki zeytin yağı halleri”ne.

Ankara için de durumun kritik olduğunu belirtmeden geçmeyelim. Melih Gökçek fiba yetkililerini belediye kamyonları ile bir süre oyalamayı başardı ancak salonu yetiştirememe ihtimalini de göz önünde bulundurmakta fayda var. Aslında Antalya ile Ankara’nın salonu yetiştirme açısından pek bir farkı yoktu ancak yukarıda açıklamaya çalıştığımız basketbol ve iktisat dışı etkenler belirleyici oldu. Aslında salonların gecikmesinin ülke ve federasyon olarak bizim itibarımızı sarsması dışında şampiyonluk hayali kuran federasyonumuz için de arzu edilmeyen bir durum olduğunun altını çizmekte yarar var. Malum basketbolda evsahibi olmanın iki avantajı var. Birinci faktör seyirci ve onun yarattığı baskı ile hakemleri az da olsa etkileyebilmek. İkincisi ise oyuncuların salonun atmosferine ve potalarına olan alışkanlıkları. Salonların gecikmesi ile işte biz en azından bu ikinci faktörden mahrum kalacağız. Basit kişisel hesaplar/çıkarlar yüzünden umarım fırsatları kaçırmayız.

Bu arada Kayseri’deki basketbol salonu gerçekten çok güzel. Kayseri çevresinde de şampiyonayı takip edecek seyirciler için her türlü konaklama imkanı mevcut. Ancak iktisadi açıdanbakıldığında Antalya çevresi ağustos sonu ve eylül başında düzenlenen bu turnuva için daha fazla turisti ülkeye çekecektir. Bu bağlamda şampiyonanın bir ayağının Antalya’da yapılması milli gelire daha fazla katkı sağlayacaktır. Özellikle Antalya’nın basketbol takımları için kamp yeri olabilme potansiyeli gibi durumlar ve bunun yaratacağı ileriye dönük olası gelirlerden de mahrum kalacağız.

Telekom Euroleaugue'de Oynamak İstiyor: Ya oynayamazsa Kapıya kilit takarlar mı?


Telekom isyan etmiş. Euroleaugue statüsüne isyan etmiş. Şampiyon olsa bile ancak ön eleme oynayarak EL'de oynayabilecek olmasına isyan etmiş. kendisinden daha başarısız takımların örneğin Aris ve bütçe ve yatırım olarak telekomla kıyaslanamayacak takımların örneğin maroussi ve Fransız takımlarının Euroleaugue'de mücadele etmesine, wild card alabilmelerine isyan etmiş. Yıllardır harcadıklarının karşılığını alamadıklarından dolayı şikayet etmişler.


Yakınmadan önce bir kendilerine baksalar. Ankara'ya salon yapılması için bunca yıldır hiçbir girişimde bulunmadılar. Dünya şampiyonası Ankarada düzenleneceği için yapılan salonu sanki kendileri yapmışlar gibi isyanlarında koz olarak kullanacaklar. ahlaki olarak sorgulanması gereken bir tutum. Çinçin'li Ankaragüçlülere dağıttıkları biletlerin el altından satılmasına, ve onların kapıda meydana getirdikleri olaylara göz yumdular ve böylece ankaralı basketbolseverlerinin, seyircilerin küstürülmesinde baş rolü oynadılar. Doğrudur, tonlarca para harcadılar, büyük bütçeler ortaya koydular ama söz konusu bütçeyi Ercüment Sunter'e emanet ettiler. BU bütçe ile ne avrupa'da ne de türkiye'de başarılı olamıyorsan önce kendine bakmalısın. Sen en güçlü zamanında avrupa'nın en kötü kupasında final oynyamadın. Efes'in tarihinde olmadığı kadar kötü olduğu zamanlarda Türkiye'de şampiyon olamadın. o zaman önce kendine bakacaksın. Mümkünse önce Türkiye'de şampiyon ol. Fenerbahçeyi ve Efes'i altına al. Ondan sonra ben Euroleague'de neden mücadele etmiyorum diye yakın...


14 Temmuz 2009 Salı

Efes Transferde Noktayı Koydu: Nokta Atışı mı?

Daha önce Morris’le anlaştığını söylediğimiz efes pilsen, Morris’in barca’yı tercih etmesi ile forvet pozisyonuna hem NBA hem de Euroleaugue tecrübesi olan, deneyimli bir oyuncu katarak transferi kapattı. Bu sefer haber gerçek. Nachbar kendi sitesinde de transfer haberini vermiş. Nachbar, daha önce Olimpija Ljubljana (1997–2000), Benetton Treviso (2000–2002), Houston Rockets (2002–2004), New Orleans/Oklahoma City Hornets (2004–2006), New Jersey Nets (2006–2008) takımlarında forma giymişti. Efes iyi denilebilecek bir transfer gerçekleştirdi. NBA tecrübesi olan Nachbar hem pota altında hem de dışarıdan şutları ile etkili olabilen bir oyuncu. Oldukça atletik olan oyuncu, uzun kollarının yardımı ile de savunmada da etkili olabilmekte. Hızlı hücumu çok seven oyuncu dış şutları çok fazla tercih etmesi ile eleştirilebilir. Penetresi ile etkili olabilecekken o, dışarıdan uzun mesafeli bir şutu tercih edebilmektedir. Ayakları da oldukça çabuk olan oyuncu yer yer üç nuamrada bile kullanılabilecek fiziki özelliklere ve çabukluğa sahiptir. Efes ile adı anılan oyunculardan Smodis haricindekilerden bence daha iyi bir seçim oldu. Oyuncunun Avrupa istatistiklerine Buradan bakabilirsiniz.

Efes nachbar ile transferi tamamlamış oldu. Pota altında bir "size" sorunu olabilir. Özellikle pekovic gibi güçlü pivotlara karşı pota altında Kasun ve Kaya zorlanabilir. Diğer bir sorun ise takımın en zayıf olduğu oyun kurucu mevki. Buna ilişkin detaylı bir yazı yazmıştım. Daha fazla tekrarlamaya gerek yok ancak şu kurulan kadroda smith’in yerine etkili bir oyun kurucu olsa F4 için bence efes çok daha ciddi bir aday olarak görülebilirdi. Umalım emekler ve paralar boşa gitmez.

9 Temmuz 2009 Perşembe

Basketbolda Hedefler: Efes Pilsen ve Fenerbahçe



Yandaki hedef tahtasına baktığımızda herkesin hedefi 12'den vurduğunu görebiliriz. Hedefi 1 metre önünüze koyarsanız bu ulaşılabilir bir hedeftir ve tam isabet yapmanız olasıdır. hedefi biraz daha uzağa koyarsanız vurma ihtimaliniz de azalır. Bizim basketbol takımlarımız da hedeflerini kendi önlerine, en fazla bir metre uzaklarına koyuyorlar ve bence yanlış yapıyorlar hatta komik duruma düşüyorlar. Ligimizin en iyi ve en "profesyonel" iki takımının farklılaşan hedeflerini aşağıda kısaca göstermeye çalıştım. Umarım beğenirsiniz.


Ergin Ataman’ın hedefinden hareketle efes pilsen’in hedefine ilişkin aşağıda bir şeyler karalamıştım. Ancak Engin Özerhun’un hedefinin farklı olduğunu duyunca bir şeyler daha yazmak gerektiğini hissettim ve sarıldım klavyeye. Hedefler arasında ciddi bir tutarsızlık var. Antrenörün hedefi ile genel menajerin hedefi farklı. Antrenör “Top 8” hedeflemiş menajer ise en “yükseği” hedeflemiş. Bu nasıl olur? Çok zor olmasa gerek ikisi de farklı insanlar ve doğal olarak farklı hedefler koyabilirler-mi? Bence koyamazlar daha doğrusu koymaya koyarlar da koymamalılar. Bu hedefler ergin ve engin’in hedefleri değil ki. Efes basketbol takımının hedefinden bahsediyoruz. Peki bu hedef ne? Cevaplamamız gereken soru bu. Gruptan çıkmazsa efes başarısızdır. bunda herkes hem fikir. Peki gruptan çıktı ama Top 8’e kalamadı? varsayalım top 8’e kaldı ama F4 olmadı? F4 olursa bence başarılıdır. F4 oldu ama 3 ya da 4. Olundu. Bu durumda Engin Özerhun’un hedeflediği en yüksek gerçekleşmiş midir? Sadece merak ediyorum. Efes’in basketbol takımının 2009-2010 senesinde euroleague’deki hedefi nedir?

Bu arada Fenerbahçe’nin de hedefini öğrendik. Şube direktörü Nedim karakaş “Bu sene de hedefimiz ilk 16 arasına kalabilmek” demiş. Tanjevic başka bir hedef beyan etmezse en azından temsilcilerimizden birisinin net bir hedefi olduğunu göreceğiz. Ancak burada da anlamadığım bir şey var. Fenerbahçe 2010’da Avrupa’nın tepesini hedeflememiş miydi? Işte link. Linke bakarsanız Tanjevic de öyle diyor, Uslu da: “Aydın Örs geldiğinde de 3 yıllık planımız vardı, şimdi de 3 yıllık plan yaptık. 2009'larda 2010'larda Final-Four diyorlar. Ben final oynayacağımıza inanıyorum” diyor. İşte linki. Ne değişti de; hedefler küçüldü.

Hedeflere ben çok takılıyorum. Çünkü yapabileceklerimiz hedeflerimiz ile orantılıdır. Bu nedenle de hedefleri çok önemsiyorum. Başarı ya da başarısızlığın ölçeğidir hedef. Hedeflenmemiş bir şeyin gerçekleşmesi şanstır. Adı konmamış bir şeyin gerçekleşmesi şanstır. Hedeflenip de yapılamayan ise başarısızlıktır. Bu söylediklerim hem bireysel hem de kuruluşlar için geçerlidir. Ama bizim topraklarda hedefler öylesine konuyor. Oynak hedefler var. Avrupa şampiyonluğu derken hedef ilk 16’ya düşebiliyor. Ya da farklı farklı hedefler verilebiliyor. Hedefler konusundaki aldatmaca aslında ölçeği bozmak. Farklı hedefler vermek ile pazardaki bir satıcının kantarının ayarıyla oynaması arasında ben çok fazla bir fark göremiyorum. İkisi de ölçüyü bozmuş oluyor. Değerlendirme kriterini ortadan kaldırıyorlar.

Lonny Baxter Beşiktaş’ta : Beşiktaş’ın transfer stratejisi



Öncelikle hayırlı olsun diyelim. Galatasaray’ın aksine akıllıca transferle yapıyor Beşiktaş. Fletcher ve baxter ikisi de 4 numarada oynuyor ancak farklı özellikleri olan oyuncular. Fletcher dış şutu ve savunması ile ön plana çıkarken baxter içerden daha etkili. Hepsini yapan oyuncuyu bulmak zor. Ama en azından iki farklı oyuncu alarak tüm işleri yapabilecek bir forvet pozisyonu kurdular. Baxter hücumda kuvvetli bir oyuncu. Ancak savunmada o kadar etkili değil. Yine de iyi bir transfer olduğunu düşünüyorum. Burada küçük bir soru işareti koymak mümkün. Alınacak pivot’un mutlaka pota altı oyunu olmalı. Baxter daha çok penetgre eden kısalardan gelen paslarla etkili oluyor. Kendi oyunu da var. Orta mesafe şutu da var ama sırtı dönük oyunda kendisinden fizik olarak uzun oyunculara karşı zorlanıyor. Bu bağlamda alınacak 5 numaranın sırtı dönük oyununun kuvvetli olması Beşiktaş için bence çok önemli. Şu anda Beşiktaş rotasyonunun en kuvvetli yanı oyun kurucular. Chatman ve Atsür’den oluşan oyun kurucu rotasyonu bence şu anda ligimizin en iyi oyun kurucu rotasyonu. (Fenerbahçenin rotasyonunu bilmediğimizden onu kenarda bırakıyoruz). Ancak 2 ve 3 numaralarda takım gerçekten şu anda zayıf. En azından fena olmayan yedekleri var. Muratcan ve haluk. Şu anda beşiktaşın 3 yabancı bir de yerli transfere ihtiyacı olduğu düşüncesindeyim. Yabancı olarak 2, 3 ve 5 numaralara birer oyuncu alınmalı. Yerli olarak ise örneğin bir cenk’in olası transferinin hem Beşiktaş için hem de cenk için önemli olduğunu düşünüyorum. Doğruyu söylemek gerekirse Akatlar’daki atmosferin bazı yerli oyuncuları gerçekten parlattığını geçmiş senelerde gördük. Örneğin bir kerem’in, mustafa’nın, sinan’ın ve haluk’un akatlar performansı gerçekten müthişti. Bu bağlamda cenk’in akatları tercih etmesinin kariyerine çok şey katabileceğini düşünüyorum. Cenk milli takım geleceğinde kendisinden çok şey beklenen bir oyuncuydu. Ancak maalesef kendisini geliştir(e)medi. Bence cenk’in bu kendisini göstermesi için son şansı. Avrupa’ya giderse kaybolup gidecek. Bence cenk’i basketbol dünyamıza yeniden kazandıracak atmosferi ancak akatlar yaratabilir. Geçmişte kerem’i haluk’u yeniden yarattığı gibi…
P.g: Chatman, Engin atsür
S.g: yabancı, Muratcan,
S.f. Haluk, ömer ünver
p.f: Baxter, cevher, fletcher
c: yabancı

Darius Washington Galatasaray'da



Galatasaray sonunda oyun kurucusuna kavuştu. Avrupa’da paok, aris, ural great gibi takımlarda oynayan oyuncu hiçbir takımda uzun süre kalmaması ile hafızamıza yer etti. Aris formasıyla Fenerbahçe ve efes’e karşı seyretmiştik. İkinci fener maçı haricinde aslında çok iyi oyunlarını seyretmiştik. Avrupa’da skorer bir oyuncu kimliği elde etmiş olsa da aynı zamanda geleneksel satıcı Amerikalı oyun kurucular kervanında kendine yer buldu. Top kullanmayı seven ama aynı oranda savunmayı sevmeyen bu oyuncu maalesef Galatasaray’ı ileri taşıyabilecek bir oyuncu görünümünde değil. Euroleague istatistiklerinden asist ve top kaybı sayısının neredeyse eşit olduğunu görebiliyoruz. Atkins, jenkins, Washington, jeter gibi oyuncular, savunmaları çok üst düzey olmadıkça ve asist/top kaybı oranı en az 1,5 olmadıkça tercih edilmemeli bence. Mental olarak da Avrupa’ya ve Avrupa basketboluna uyum sağlamış değil. Faydalı olabileceği inancında değilim. Tabi bu benim düşüncem. Örneğin Celtics genel menajeri Danny Ainge ise onun nba oyuncusu olduğunu söylüyor. Bunu darius’un kendi web sayfasından öğreniyoruz. Umarım ben tahminlerimde yanılırım ve Darius Galatasaray’da verimli olur ve Nba’de arzu ettiği süreleri gelecekte alabilir.

8 Temmuz 2009 Çarşamba

Efes Pilsen ve Fenerbahçe: Kura Değerlendirmesi


Takımlar henüz transferleri bitirmediği için yorum yapmak için erken. Ama geçen yılki kadrolar ve bu seneki mevcut transferler ve dedikodulara bakarsak birinci torbadaki 4 takım dışında real Madrid, maccabi, tau’nun güçlü takımlar olacağını öngörmek mümkün. Cska bütçede büyük bir kısıntıya gidecek bu endnele de ciddi güç kaybına uğrayacağını düşünüyorum. 1. Torbadan gelebilecek bence en zayıf takımdı. Her iki temsilcimize de 1. Torbadan en zayıf takım denk gelmedi. 1. Torbadan gelebilecek en kuvvetli takım ise panathinaikos. O da temsilcilerimize isabet etmedi. Dolayısıyla birinci torbadan gelebilecek görece en zayıf ve en kuvvetli takımlar temsilcilerimize isabet etmedi. Olimpiakos ve barcelona ile eşleştik. Transferleri henüz bitirmediler. Özellikle olimpiakos’un adı sıklıkla Avrupa’nın en önemli oyuncuları ile anılmakta. Hatta Nba yıldızları peşinde olduğu söylenmekte. Olimpiakos gerçekten büyük paralar harcamakla birlikte arzu ettiği başarıları sağlayamıyor. Belli takım kimyası oluşturamaması ve asker oyunculardan ziyade sadece büyük yıldızlarla mücadele etmesi. Örneğin geçen sene çok iş yapan bir printezis gibi mücadeleci bit oyuncudan belki de bu sene vazgeçecekler. Daha atletik ve yıldız bir oyuncu peşindeler. İki numaraya önemli bir yıldız alacakalrını düşünüyorum. Oyun kurucu olarak greer’dan galiba vazgeçmişler. Bakalım nasıl bir akdro kuracaklar.
Barcelona’nın kadrosu da tam belli değil. Ersan Nba’e dönecek. Ersan’a 4 numarada kullanmışalrdı ama ellerinde zaten güçlü bir pota altı rotasyonu var. Kadroyu büyük oranda koruyurlar gibi. Mickael gibi 3 numarada her işi yapan bir oyuncu transfer ettiler. Andersen’in gitme olasılığından bahsediliyor. Eğer andersen de takımda kalırsa, takımın şu hali bile F4 için en önemli aday konumunda olmalarını sağlıyor.

Barcelona
P:Lakovic, sada,
S.g: Navarro basile grimau
S.F:Mickael, barton
P.f:vazquez Trias
C:Andersen, santiago

Olympiakos Piraeus 2009-2010PG: Thodoris Papaloukas Kostas Sloukas SG: Yotam Halperin SF: Josh Childress* Panagiotis Vasilopoulos PF: Giorgos Printezis pelekannosC: Giannis Bouroussis Nikola Vujcic Sofoklis Schortsianitis

Partizan ikinci torbadan gelebilecek en zayıf takımdı. Partizan gelsin ve real madrid ve tau gelmesin demek mümkün. Siena’nın şu andaki kadrosu güçlü gözükse de ona güç veren bir ve iki numaraların takımda kalmayacağını düşünüyorum. Mcintyre ve kaukenas takımda seneye muhtemelen olmayacaklar. Mcintyre’ın yerini zisis ile doldurdular. Zisis her ne kadar iyi bir oyuncu olsa da mcintyre’ın boşluğunu dolduramaz. Kaukenas’ın da ayrılacağı düşünüldüğünde o bölgeye bir transfer yapacaklardır ancak alacakları oyuncunun kaukenas’ın yerini doldurabielceğini sanmıyorum. Bu anlamda siena ve partizan’ın ikinci torbadan çıkabilecek zayıf takımlardan olduğunu düşünüyorum.


Siena
P: Mcintyre, Zisis, Finley
S.g:kaukenas, domercant
S.F:Sato carraretto
P.f:Lavrinovic, stonerook
C:Eze, ress, lechthaler

Partizan
P.g. Rasic , tripkovic, Alexic
S.g: tepic, bozic
S.F:Vitkovac
P.f: vesely,
C: Vranes, Maric,


3. torbaya baktığımızda ise maccabi, Milano, unicaja ve cibona takımlarını görüyoruz. Temsilcilerimizin bu torbadan gelen takımlardan bir maccabi ciddi anlamda zorlayabilirdi. Unicaja haislip’i kaybetti. Kadrosunu oluşturduğunda daha ayrıntılı bir şeyler söyleyebiliriz. Cibona’da herhangi bir hareket yok. Prkacin’İ gönderecekleri söyleniyor. Geçen seneki akdro zaten zayıf bir kadroydu. Tehdit olarak görmemek gerekiyor.

Unicaja
P: Cook,
S.g: rodriguez
S.F:Kelati, jimenez
P.f:Welsch
C: N’dong Archibald Gabriel
Ve 5. Ve 6. Torbadan gelen/gelebielcek takımlara bakalım. Zalgiris, asvel, rhytas, khimki, olimpia oldenburg ve bence Maurissi ya da aris galibi (Aris) ve (benetton)diye düşünüyorum. Bu takımlardan bence khimki ve çıkabilirse yüksebilirse Aris dikkat edilmesi gereken takımlar.

Fener’in kadrosunu henüz bilmiyoruz. Pek bir şey belli değil gibi. Green’in yerine oyun kurucu arıyorlar. Solomon ne olacak? Vidmar muhtemelen gönderilecek. Devin Smith’de öyle. Gricek soru işareti. Arzu edilen kadroyu Fenerbahçe kurabilirse Barcelona’nın arkasından bir ikincilik alabilir.

Efes ise transferi kapattı. Hatta EL takımları arasında şu ana kadar kadrosu kesinleşen tek takım diyebiliriz efes için. Olimpiakos’un yaptığı transferlere bakmamız lazım ancak bu grubun kolaylığının bütün anlamı grup birincisi olabilmek. Regular season’da grup birincisi olamayacaksan, zaten görece basit bir grupta yer almanın hiçbir avantajı olmuyor. Aksine güçlü grupta olmak daha bile iyi olur. Bu nedenle efes pilsen’in kura şansını değerlendirebilmesi ya da bu kuraya şanslı kura diyebilmemiz tamamen efes’in grup birincisi olmasına bağlı.


C grubu gerçekten çok karışık. Cska-tau-maccabi arasında ilk üç oluşur. Ama hangisi birinci olur.

d grubunda ise real madrid ve Panathinaikos arasında güzel bir çekişme izleyebiliriz. madrid ekibi düşündüğüm kadroyu kurabilirse panathinaikos'u zorlayabilir. özellikle grup maçlarında panathinaikos'un kötü sonuçlar aldığını da biliyoruz. Benim en büyük endişem; panathinaikos'un grup birinciliğini kaçırması ve efes'in olası bir liderliği durumunda, top 16'da; panathinakos ile efes'in aynı gruba düşmesidir.

Euroleague Kurası



A- grubu takımları
1- Barcelona
2- siena
3- Cibona
4- Fenerbahçe
5- Zalgiris
6- Asvel

B- Grubu
1- olimpiakos
2- partizan
3- unicaja
4- efes pilsen
5- Rytas
6- Qual A (Benetton)

C- grubu takımları
1- Cska
2- Tau
3- Maccabi
4- Roma
5- U. Olimpia
6- Qual B (Aris)

D- grubu takımları
1- Panathinaikos
2- Real Madrid
3- Milano
4- Prokom
5- Khimki
6- Oldenburg

temsilcilerimiz görece en iyi gruplara düştüler ancak diğer turları düşününce ilk turda güçlü rakiplerle eşleşmek belki de daha iyi olabilirdi.

6 Temmuz 2009 Pazartesi

Morris Efes'de






Terence Morris Efes Pilsen’de. Morris atletik, şutör, savunmacı, kısacası her şeyden kalburüstü yapabilen bir oyuncu. İyi transfer. Tek endişem sakatlığı. Her yerde onun sakatlığından bahsediliyor hatta efes’in sakat olduğu için morris transferinden vazgeçtiği söyleniyordu. Efes her halde bu durumu nazar-ı dikkate almıştır. Sağlam bir morris efes’e çok şey katacaktır. Hem savunmada hem de hücumda takımın önemli bir parçası olacaktır. Avrupa’da sayılı uzun oyunculardan biri. Üst düzey takımlarda görev aldı. Ve de genel olarak başarılıydı. Son sene El istatistikleri nde %50 gibi bir üçlük yüzdesi tutturmuş. Ondan önce de Maccabi’de hem dış şutları hem de pota altında blokları ile etkiliydi. Haislip kadar yetenekli bir oyuncu olmasa da şut seçimleri ve savunma katkısı olarak bence takıma Haislip’den daha fazla katkı sağlayacaktır.
Efes pilsen bu seneki son transferini de yaptı ve transferi kapadı. Ergin ataman’ın yalancısıyız. Önümüzdeki sene Efes aşağıdaki kadro ile mücadele edecek. Belki daçka’dan melih de kadroya eklenebilir.
P.g. Kerem, Ender
S.g. Rakocevic, Smith, Sinan
S.f. Thornton, Schumpert,
P.f. Morris, Kerem
C. Kasun, Kaya, DusanBu şartlar altında bence kadronun iki yumuşak bölgesi var. Aşağıdaki yazıda bunları aslında değerlendirmiştim. Kısaca tekrar edersem: Bir tanesi uzun rotasyonunda faul ve sakatlık gibi durumlarda Dusan’a bir soru işareti koyacağım. Diğeri soru işaretini ise üst düzey takımlara karşı oynarken oyun kurucu pozisyona koyuyorum. Efes’i F4’den alıkoyacak temel etkenler oyun kurucu ve uzun rotasyonu olacak. Ama zaten hedef F8 olduğu için bu hedefi gerçekleştirebilecek bir kadro kurulmuş oldu.

Ergin Ataman Röportajı: Hedef F8 - (F4 ne oldu?)


Aşağıda önce Ergin Ataman'la sporx'de yapılan bir röportajdan ilgimi çeken kısımları size aktaracağım. sonra da röportajı değerlendireceğim.


Soru Efes Pilsen'in transfer gündemine değinmek istiyorum. Final serisi biter bitmez Rakocevic bombasını patlattınız ki böyle transferleri bu kadar erken yapabilmek Türk sporunda pek görülmeyen bir durum. Öncelikle kadrodan göndermek istediğiniz oyuncular kimler ve hangi pozisyonlara oyuncu arıyorsunuz? (Bu sırada duvardaki tahtaya bakarak Efes Pilsen'in mevcut kadrosu ve transfer gündemindeki yerli ve yabancı isimleri, bu oyuncularla kurulan olası bir yeni sezon kadrosunu görüyorum)

Cevap "Öncelikle kontratı devam eden Milos Vujanic ile anlaşıp kendisiyle yollarımızı ayırmayı planlıyoruz. Kakiouzis ile sözleşmemiz 1 yıllıktı. Kendisinden bu sezon özellikle ligde çok yararlandık. Hiç oynamadığı maçlardan sonra çıkıp bize önemli katkılar sağladı ancak Euroleague'de o pozisyon için fizik ve atletik özellikler açısından daha iyi bir oyuncuya ihtiyacımız var. Böyle bir oyuncu bulursak, yabancı sınırlamasından dolayı Kakiouzis ile kontrat yenilemeyebiliriz.
Bu oyuncular dışında Charles Smith gelecek sezon hücumdaki lider ismi değil iki numaralı skor opsiyonu olacak. Benchten gelen, takıma ve savunmaya dinamizm katan bir isim olmasını istiyoruz. Bu şekilde ondan daha fazla yararlanmayı düşünüyoruz.
Takıma öncelikle bir dört numaralı isim almak istiyoruz. Görüştüğümüz isimler var. (Tahtaya baktığımda bu isimler arasında Marcus Haislip, Bostjan Nachbar, Terrence Morris gibi kariyerli oyuncuların varlığı göze çarpıyor)

soru: Ermal'in gelip gelmeme durumu nedir?"

cevap: Ermal'in geri dönme ihtimal çok fazla değil. Dusan'ı ön plana çıkarmak için Ermal transferinden vazgeçebiliriz. Kaya, Kerem, Kasun ve yeni gelecek dört numaranın arkasında Dusan'ı kullanmayı düşünüyoruz."

soru: Oyun kurucu pozisyonu için arayışta mısınız? Rubio ve başka guardların adları geçti."Rakocevic transferi sonrası menajerler 'Efes Pilsen' adını çok sık kullanmaya başladılar. Rubio bize menajerler tarafından önerildi ancak bunu ciddi bulmadık. Oyuncunun, İspanya'daki fiyatını yükseltme amacında olduklarını düşündük. Kadromuz da zaten dolu ve o pozisyonda Kerem ve Ender'e güveniyoruz. Zor durumlarda Rakocevic de orada oynayabilir. Oyun kurucu pozisyonu için oyuncu aramıyoruz. Bizim kadromuz, bir dört numara dışında tamamdır."

Soru: Son olarak Efes Pilsen için yeni sezon hedeflerinizi soracağım. Beşiktaş Cola Turka ile Avrupa hedefinizi tutturmuş lig hedefine de çok yaklaşmıştınız. Efes ile minimum hedefiniz nedir?"

Cevap: Minimum hedefimiz Efes Pilsen ile Avrupa'da en iyi sekiz takım arasına girmek. Bunu başarırsak Final Four ve şampiyonluk hedefinden bahsedebiliriz. Çünkü o noktaya gitmek çok kolay değil. Bugün Avrupa'da o seviyeye sürekli ulaşan takımlar var. Biz de, 2-3 sene öncesine kadar sürekli girdiğimiz son sekize yeniden girmeyi amaçlıyoruz. Ondan sonra da, o zamanki form durumuna göre Final Four'a da kalabiliriz, şampiyon da olabiliriz. Efes olarak bunu gerçekleştirebileceğimizi düşünüyorum."
Röportajın tümü için: sporx

Ergin Ataman eğer röportajda samimiyse daha doğrusu transfer poltikasını gizlemek gibi bir düşünceye sahip değilse, bu sene nasıl bir efes izleyeceğiz sorusunun cevaplarını bu röportajda buluyoruz.

Bu röportajdan şöyle bir efes kadrosu çıkıyor:

P.g. Kerem, Ender
S.g. Rakocevic, Smith
S.f. Thornton, Schumpert
P.f. (Morris)*, Kerem
C. Kasun, Kaya, Dusan

Benim için bu kadroda Dusan sürpriz oldu. Efes’in ermal, oğuz ya da ersan konusunda daha ısrarcı ve istekli olacağını umuyordum. Bu sene 5 uzunla yola çıkacağından emindim. Öyle de olacak ama 5. Uzun Dusan olacak ve onun takıma ne verebileceği ciddi bir soru işareti. 3-5 dakika gibi bir süreden değil, olası bir sakatlık durumunda (örneğin geçen seneki kasun sakatlığı) 15-20 dakika EL’de oynayabilir mi? Kasun’un yokluğunda pota altında Efes’in çok yetersiz kalacağını düşünüyorum. Umarım ömer’in El’deki ilk senesinde Fener’e yaptığı katkıyı, Dusan da yapabilir. Efes’in yukarıdaki pota altı bile bence yetersiz. İstikrarlı bir oyuncu yok. Faruk, dün skyturk’te smodis’in efes transfer listesinde olduğunu duymuş nur germen’den. Avrupa’daki oyuncular arasında pota altına alınabilecek belki de en iyi oyuncu. Rakocevic ayarında ve hatta belki de daha bile iyi bir transfer olabilir. Benim yine de ilgilendiğim konu “smith out”, “oyunkurucu in”.

Röportajda asıl ilgimi çeken ve beni şaşırtan konu Ergin Ataman’ın top 8 hedefi. Geçen seneki efes’in hedefi F4 diye hatırlıyorum. Kadro neredeyse aynen korunuyor. Eksikleri tamamlayacak hamleler yapılıyor. Rakocevic gibi Avrupa’nın en önemli yıldız oyuncularından biri alınıyor. Pota altına smodis gibi bir oyuncu alınması planlanıyor ve hedef F8. Bir yanlışlık var. Efes rekor bir bütçe ayırdı bu sene. Her sene F4 hedefleyen takım hedef mi küçülttü. Ergin istediği oluşumu bence yaratamadı ya da yaratamıyor ve kendini koruyacak hava yastıkları koyuyor. Bunlardan ilkini şu anda görmüş olduk. Hedef küçüldü. F8. Efes’in oyun kurucusu alması gerektiğini incelediğim yazıdaki istatistikler efes’in neredeyse son 20 yılda avrupadaki en başarısız sezonu Ergin Ataman’la geçirdiğini gösteriyor. Şampiyonluk ile Ataman takımın başında bir sene daha kalabildi ama bu harcanan paralar ve olası transferlerden sonra Avrupada’ki bir başarısızlık sonucunda kanımca Ergin’i değil hava yastığı F-1 araçlarındaki “hans” sistemi bile kurtaramaz.
Gelelim başlıkta kullandığımız fotoya. "Minimum hedefimiz Efes Pilsen ile Avrupa'da en iyi sekiz takım arasına girmek. Bunu başarırsak Final Four ve şampiyonluk hedefinden bahsedebiliriz. Çünkü o noktaya gitmek çok kolay değil” E. Ataman
Bu söylem aslında Murat Özyer söylemi. Ulaşılabilecek en basit derecelerin hedef olarak belirlenmesi. Bu hedef bir gerçekleşsin, sonra yeni hedef koyarız mantığı. O mantıkla nedense ancak ulaşılabilir kolay hedef elde ediliyor ama daha bir üstüne bir türlü çıkılamıyor. İşte bu hava yastığı oluyor. Daha takım kurulurken düşük hedefler belirlemek. Her takım (hoca) benzer hava yastıklarına başvuruyor. Kimi play-off hedefliyor. Kimi ligde kalmayı. Vs. bu şartlar altında sadece ligden düşenler başarısız kalan bütün takımlar başarılı oluyor. Ulaşılabilir hedefler koymanın bence hiçbir anlamı yok. Çocukları kandırırlar böyle. Ama tarihi asla…
Che’nin şöyle bir sözü vardı: “Gerçekçi ol imkansızı iste”…

3 Temmuz 2009 Cuma

Efes Pilsen İçin Oyun Kurucunun Önemi

Uzun yıllardır Avrupa basketbolunu takip etmiş birisi olarak söyleyebilirim ki, bir takım oyun kurucusunun kalitesi kadar hedef belirlemelidir. Eğer oyun kurucusunun potansiyeli ile belirlenen hedef örtüşmüyorsa hayal kırıklıklarıyla dolu yıllar geçirilir tıpkı “Efes Pilsen Oyuncu Transfer Etmeli mi?” başlıklı yazıda bahsedildiği gibi. Uzun yıllar sonra ilk defa doğru seçimleriyle bizleri heyecanlandırmaya başlayan Efes Pilsen eğer yola Kerem-Ender ikilisiyle çıkarsa, Final 4 kavşağını dönmeden kazayı yapar; yine bir başka bahara der; sezonu kapatır.
Takımdaki isimlere tek tek bakıldığında -tabi kusursuz gidecek bir sezon düşünüyorum (sakatsız belasız)- öncelikle vizyonu yüksek bir koç göze çarpıyor. Bu koç dinamik ve arzulu bir teknik ekiple çalışan, özgüveni çok çok yüksek olan, kariyerli bir koç. Forvetlere bakıldığında Rakocevic transferiyle beraber oldukça genişleyen bir rotasyon görülüyor ki geçen sene bu takımın bir numaralı hücum opsiyonu olan Charles Smith'in bench'ten gelip 15 dk civarı süre alacağı söyleniyor. Thornton gibi bir üst düzey görev adamı; Shumpert gibi soğuk kanlı, istikrarlı bir joker ve Sinan gibi oyunda kaldığı her an patlama yapabilme gücüne sahip bir ismi bir arada düşündüğümüzde, uzun zamandır bu denli geniş portföye rastlamadığımızı düşünüyoruz. Rakocevic ise söz konusu yazıda belirttiğin listenin 2 numaralar için yapılmış olanına en tepeden girecek, kazanmayı bilen, oynadığı takıma en az 1 seviye atlatabilecek bir oyuncu konumunda; çok çok önemli transfer. Pota altına geldiğimizde bir takım eksiklikler göze çarpmakta fakat Ataman'ın bahsettiği gibi üst düzey bir 4 numara transferi için çaba harcanıyor ki bu noktada benim isteğim Haislip'tir. Eğer o alınabilirse Efes Pilsen bir seviye daha üste çıkar diye düşünüyorum. Alternatifimi de yazayım; Tarrence Morris (yok yok Mirsad faktörünü de gözönünde bulundurup Haislip'te karar kıldım). Şimdi o tarz bir 4 numara transferiyle elde bulunan 3K Kasun, Kaya, Kerem üçlüsünü bir bakıma tamamlama şansına sahip olacaktır Efes Pilsen. Bir 5. uzun lazım mı?Acaba Ermal ya da Oğuz gibi sırtı dönük oynayabilen, yerli skor tehdidi gerekir mi sorularının yanıtı bana göre evet'tir; ama sonuçta takımın finansal kaynakları benim elimde değil. Alınırsa daha da yaklaşılır büyük Avrupa hedefine deyip oyun kurucu bölgesine geçeyim...
Kerem Tunçeri ve Ender Arslan kim ne derse desin Türk basketbolunun son 10 yılında yetişen en iyi guard ikilisidir ("maalesef" kelimesiyle başlamalıydım sanırım). Ancak bir çoğumuzun da düşündüğü gibi en üst seviyeye gelindiği zaman orayı kaldırabilecek; sorumluluğu taşıyabilecek kalitede değillerdir. Şunu belirtmeliyim ki özellikle Kerem Avrupa'nın her takımında-buna CSKA filan da dahil- backup guard olabilir. Nitekim ben benchten gelen bir Zizis'le yine benchten gelen Kerem arasında pek fark göremiyorum (aynı şeyleri Ender için söyleyemem; ancak o da 3. guard olabilir eğer kabul ederse). Bu noktada Efes Pilsen’in işi aslında sanıldığı kadar kolay değil. Ben dahil birçok kişi bu guard ikilisiyle Top8’in ötesine gidilemeyeceğini düşünüyoruz. Ancak Türkiye’de bir yabancı kotasının olduğu ve bu bağlamda Efes Pilsen’in yapılacak 4 numara takviyesiyle beraber mevcut 6 yabancısı olduğunu da hatırlamalıyız. Şu anda bile Efes Pilsen her hafta TBL mücadelesinde bir yabancısını tribünde tutmak zorunda. Durum böyleyken Efes Pilsen’in final serisi oynanırken adının Mirsad transferi dedikodularına karışması veya Ergin Ataman’ın Ersan’ı takımında ne kadar çok görmek istediğini belirtmesi de hep bu konuyla alakalıdır diye düşünüyorum. Eğer Efes Pilsen Ersan kalitesinde bir 4 numarayı yabancı kotasını doldurmadan alabilse, gözünü kırpmadan üst düzey bir oyun kurucuya yöneleceğini düşünüyorum. Ancak bu gerçekleşmediği zaman, zorunluluktan yabancı bir 4 numaraya yöneliniyor ve guard transferi de rafa kaldırılıyor haliyle. Peki Final 4 hedefi uğruna Shumpert’ten vazgeçilemez mi? (tabi bunu Smith’in de 5. veya 6. yabancı olmayı kabul edeceğini ön koşul olarak kabul edip soruyorum). Yıllardır Türkiye’de oynayan ve Türk vatandaşı olmasına çabalanan bir Dudley alternatif olabilir mi?(yanında Ermal veya Oğuz düşünülerek) Bu ve buna benzer birçok soru geliyor aklıma ancak eminim Ergin Ataman bu tür sorulara çoktan cevap vermiştir kafasında. Bir şeye daha eminim ki uzun yıllar altyapının tozunu atan, üzerine yıllardır yatırım yapılan Barış Hersek’in Efes Pilsen’in şu an da ihtiyacı olan dış şut sokabilen, top kontrolü olan,basketbolu bilen oyuncu profiline uyup orayı kapatmasını Efes Pilsen yönetimi o kadar çok isterdi ki…Ama sanırım Barış Tanjevic’e geldiği kadar Ergin Ataman’a çekici gelmiyor ki yeni sezonda da düşünülmüyor. Veya hoca Cenk için de söylediği gibi Barış’ın daha fazla süre bulabileceği Daçka’da kalmasını onun geleceği adına daha faydalı görüyor. O zaman hocaya bir soru gelsin; acaba Duşan da bu sene Daçka’da Ekrem Memnun’un elinde 15 dk düzenli süre alsa Efes Pilsen için daha hayırlı olmaz mıydı? Eurolig Final4’undan altyapıya kadar uzanan fazlaca dallanıp budaklanan yazı oldu; esas konumuzla ilgili bir iki kelam daha edip bitirelim. Eğer Efes Pilsen yabancı kontenjanı problemini halledip, kadrosuna kaliteli bir 4 numara ekleyebilirse, Avrupa’nın zirvesine ulaşması için önünde sadece tek ama en önemli hamle kalır; üst düzey oyun kurucu transferi. Hatta bence gelmesi muhtemel Jasikevicius gelmesi muhtemel Haislip’ten daha faydalı olur Efes Pilsen adına.
Umarım bundan 16 yıl sonra yazılacak bir başka yazıda, oluşan 2009-2010 ruhunun sonrasındaki 16 yıl boyunca Avrupa’nın zirvesini getirdiğinden bahsedilir…Temennimiz bu yöndedir…
Umut Pamuk (nam-ı diğer yangchonchoi)