transfer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
transfer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ocak 2011 Perşembe

Serkan Erdoğan Beşiktaş'ta


Yukarıdaki fotograftaki imza Serkan için pek hayırlı olmamıştı. Ama Beşiktaş'â atılan imzanın daha farklı olacağına inanıyorum. Beşiktaş yerli rotasyona çok değerli bir ismi transferin son günlerine yaklaşırken katmayı başardı. Serkan'ın son dönemlerdeki performansına bakıldığında bu gereksiz bir transfer olarak görülebilir ancak potansiyeli olan oyuncuların Beşiktaş'ın havasından etklendiğini de unutmamak gerek. Mustafa Abi, Kerem Tunceri gibi oyuncular kötü sezonların ardından Beşiktaş'ta büyük sıçrama kaydetmişlerdi. Serkan'ın da böyle bir sıçrama kaydedeceğini umuyorum. Akatların havasının hem Serkan'a hem de dolayısıyla Türkiye basketboluna faydası olacağına inanıyorum. hoşgeldin Serkan...

25 Ağustos 2009 Salı

Mor Bu Senenin Moda Rengi Olacak mı?


Avrupa’da bu senenin transfer sezonunun şampiyonu açık ara Real Madrid takımıdır. Ahmet’in Real Madrid transferlerini analiz ettiği yazısında de belirttiği gibi heyecan verici bir takım kurdular. Tüm bu transferler tek bir hedef için yapıldı: Şampiyonluk. Peki bu takım EL şampiyonluğuna ulaşabilir mi? Bence hayır. Görüşümü 4 ana eksen üzerine oturtuyorum:

1) Pota altı oyuncu yetersizliği
2) Bullock faktörü
3) Toplama takım olmalarının takım kimyasının oluşumunda yarattığı zorluk
4) Yüksek beklentilerin (şampiyonluk) kritik anlarda oyuncular üzerinde yaratacağı baskı

Bu maddeleri tek tek ele alalım:

1) Ahmet’ın yazısında da belirtildiği üzere 7 kişilik uzun rotasyonu var. Doğru. Niceliksel olarak sayı çok yüksek. Peki ya niteliksel olarak. Soruyu şöyle soralım. Uzun oyuncu eşittir pota altı oyuncusu mudur? Daha başka şekilde soralım. Bu 7 oyuncudan kaç tanesi sert oyunuyla boyalı bölgeyi domine edebilir. Daha başka şekilde de sorabiliriz. Bu oyuncular Pekovıc, Batiste, Splitter gibi oyuncuları tutabilir mi? Reyes ve biraz da Spiegel (o da ince kalmakta) haricinde bu oyunculardan hiç biri gerçek anlamda bir pota altı oyuncusu değildir. Garbajosa ve Lavrinovic hepimizin yıllardır bildiği üzere pota altı mücadelelerine girmeyen dış şut ağırlıklı oyuncular. Velickovic oyunun her yönünü oynayabilen ama daha çok dışarıda top alıp içeriye penetre edebilen bir oyuncu. Bu anlamda pota altında sert bir takım oluşturduklarını düşünmüyorum. Jeremiah Massey takımdan neden yollandığını anlayabilmiş değilim. Bence F8’e kalmalarında Massey’in yarattığı pota altı sertliğinin payı çok yüksekti. Bu sene oluşturulan kadroda Spiegel gibi yumuşak oyuncunun yerine Massey olsaydı, daha tamamlayıcı bir uzun rotasyonu olurdu.

2) Louis Bullock bu takımın son iki yıldır en önemli hücum opsiyonu. Geçen sene seyrettiğim maçlarda takımın oyun planları bu oyuncu üzerine kurulmakta idi. Geçen seneki başarısızlıkta belirleyici etken hücum opsiyonlarının Bullock üzerine kurulmuş olmasıydı. Playofflardaki Olympiakos maçını hatırlayın. Kaybedilen serinin dördüncü ve son maçında kritik anlarda her topu Bullock kullandı ve tabi bu oyuncu Michael Jordan olmadığı için Olympiakos F4’e kaldı. Bu sene alınan oyuncular hücumdaki opsiyonları zenginleştirmiştir. Bullock bu zenginleşen hücum sisteminde ve Kaukenas transferi ile takım içinde küçük bir dişli olma rolünü kabullenecek midir? Zor. İki sene takım içinde baş aktör olan oyuncuyu birden yardımcı aktör rolünü kabul ettiremezsiniz. Eğer Bullock takımda kalırsa sene içinde sorunlar çıkabilir.

3) Reyes, Bullock ve Lull haricinde takım baştan aşağı yeniden yaratıldı. Velickovic ve Dasic sonuçta küçük bütçeli ama sistem takımlarından gelen ve bence ilk senesinde çok fazla şey beklenmemesi gereken oyuncular. Toplama takım olmaları her ne kadar Messina faktörü olsa da takım kimyasının oluşumunda en azından ilk sene için zorluk yaratacaktır.

4) Real Madrid, Barcelona, Olympiakos gibi dünya kulüplerinde sabır sözcüğü çok fazla kullanılmaz. Tahamülzsülük genel karakterleridir. Gerek taraftar gerekse yönetim nezdinde beklentiler hep kısa vadelidir ve yüksek hedeflere yöneliktir. Kaukenas, Velickovic, Dasic, Lavrinovic, gibi oyuncular kariyerleri boyunca sırasıyla Siena, Partizan, Buducnost gibi beklentilerin yüksek olmadığı, toplam taraftar sayısının ancak onbinlerle ölçüldüğü daha yerel takımlarda başarılı olmuş oyuncular. Real Madrid’in gibi evrensel ölçekte ve taraftar sayısının milyonlarla ölçüldüğü bir yapıya bu tür oyuncuların ayak uydurması en azından ilk sene için kolay olmayacaktır.

Sözün özü, biraz klişe olacak ama yeni kurulan toplama büyük takımların ilk senesinde başarılı olacaklarını düşünmüyorum. Yukarıda değindiğim pota altı sertliğini sağlayabilirlerse ve Messina önderliğinde takım sistemini oturtabilirlerse orta vadede Avrupa basketbolunu hegemonya altına alabilir. Ancak bu sene için çok büyük beklentim yok.

9 Temmuz 2009 Perşembe

Lonny Baxter Beşiktaş’ta : Beşiktaş’ın transfer stratejisi



Öncelikle hayırlı olsun diyelim. Galatasaray’ın aksine akıllıca transferle yapıyor Beşiktaş. Fletcher ve baxter ikisi de 4 numarada oynuyor ancak farklı özellikleri olan oyuncular. Fletcher dış şutu ve savunması ile ön plana çıkarken baxter içerden daha etkili. Hepsini yapan oyuncuyu bulmak zor. Ama en azından iki farklı oyuncu alarak tüm işleri yapabilecek bir forvet pozisyonu kurdular. Baxter hücumda kuvvetli bir oyuncu. Ancak savunmada o kadar etkili değil. Yine de iyi bir transfer olduğunu düşünüyorum. Burada küçük bir soru işareti koymak mümkün. Alınacak pivot’un mutlaka pota altı oyunu olmalı. Baxter daha çok penetgre eden kısalardan gelen paslarla etkili oluyor. Kendi oyunu da var. Orta mesafe şutu da var ama sırtı dönük oyunda kendisinden fizik olarak uzun oyunculara karşı zorlanıyor. Bu bağlamda alınacak 5 numaranın sırtı dönük oyununun kuvvetli olması Beşiktaş için bence çok önemli. Şu anda Beşiktaş rotasyonunun en kuvvetli yanı oyun kurucular. Chatman ve Atsür’den oluşan oyun kurucu rotasyonu bence şu anda ligimizin en iyi oyun kurucu rotasyonu. (Fenerbahçenin rotasyonunu bilmediğimizden onu kenarda bırakıyoruz). Ancak 2 ve 3 numaralarda takım gerçekten şu anda zayıf. En azından fena olmayan yedekleri var. Muratcan ve haluk. Şu anda beşiktaşın 3 yabancı bir de yerli transfere ihtiyacı olduğu düşüncesindeyim. Yabancı olarak 2, 3 ve 5 numaralara birer oyuncu alınmalı. Yerli olarak ise örneğin bir cenk’in olası transferinin hem Beşiktaş için hem de cenk için önemli olduğunu düşünüyorum. Doğruyu söylemek gerekirse Akatlar’daki atmosferin bazı yerli oyuncuları gerçekten parlattığını geçmiş senelerde gördük. Örneğin bir kerem’in, mustafa’nın, sinan’ın ve haluk’un akatlar performansı gerçekten müthişti. Bu bağlamda cenk’in akatları tercih etmesinin kariyerine çok şey katabileceğini düşünüyorum. Cenk milli takım geleceğinde kendisinden çok şey beklenen bir oyuncuydu. Ancak maalesef kendisini geliştir(e)medi. Bence cenk’in bu kendisini göstermesi için son şansı. Avrupa’ya giderse kaybolup gidecek. Bence cenk’i basketbol dünyamıza yeniden kazandıracak atmosferi ancak akatlar yaratabilir. Geçmişte kerem’i haluk’u yeniden yarattığı gibi…
P.g: Chatman, Engin atsür
S.g: yabancı, Muratcan,
S.f. Haluk, ömer ünver
p.f: Baxter, cevher, fletcher
c: yabancı

Darius Washington Galatasaray'da



Galatasaray sonunda oyun kurucusuna kavuştu. Avrupa’da paok, aris, ural great gibi takımlarda oynayan oyuncu hiçbir takımda uzun süre kalmaması ile hafızamıza yer etti. Aris formasıyla Fenerbahçe ve efes’e karşı seyretmiştik. İkinci fener maçı haricinde aslında çok iyi oyunlarını seyretmiştik. Avrupa’da skorer bir oyuncu kimliği elde etmiş olsa da aynı zamanda geleneksel satıcı Amerikalı oyun kurucular kervanında kendine yer buldu. Top kullanmayı seven ama aynı oranda savunmayı sevmeyen bu oyuncu maalesef Galatasaray’ı ileri taşıyabilecek bir oyuncu görünümünde değil. Euroleague istatistiklerinden asist ve top kaybı sayısının neredeyse eşit olduğunu görebiliyoruz. Atkins, jenkins, Washington, jeter gibi oyuncular, savunmaları çok üst düzey olmadıkça ve asist/top kaybı oranı en az 1,5 olmadıkça tercih edilmemeli bence. Mental olarak da Avrupa’ya ve Avrupa basketboluna uyum sağlamış değil. Faydalı olabileceği inancında değilim. Tabi bu benim düşüncem. Örneğin Celtics genel menajeri Danny Ainge ise onun nba oyuncusu olduğunu söylüyor. Bunu darius’un kendi web sayfasından öğreniyoruz. Umarım ben tahminlerimde yanılırım ve Darius Galatasaray’da verimli olur ve Nba’de arzu ettiği süreleri gelecekte alabilir.

3 Temmuz 2009 Cuma

Efes Pilsen İçin Oyun Kurucunun Önemi

Uzun yıllardır Avrupa basketbolunu takip etmiş birisi olarak söyleyebilirim ki, bir takım oyun kurucusunun kalitesi kadar hedef belirlemelidir. Eğer oyun kurucusunun potansiyeli ile belirlenen hedef örtüşmüyorsa hayal kırıklıklarıyla dolu yıllar geçirilir tıpkı “Efes Pilsen Oyuncu Transfer Etmeli mi?” başlıklı yazıda bahsedildiği gibi. Uzun yıllar sonra ilk defa doğru seçimleriyle bizleri heyecanlandırmaya başlayan Efes Pilsen eğer yola Kerem-Ender ikilisiyle çıkarsa, Final 4 kavşağını dönmeden kazayı yapar; yine bir başka bahara der; sezonu kapatır.
Takımdaki isimlere tek tek bakıldığında -tabi kusursuz gidecek bir sezon düşünüyorum (sakatsız belasız)- öncelikle vizyonu yüksek bir koç göze çarpıyor. Bu koç dinamik ve arzulu bir teknik ekiple çalışan, özgüveni çok çok yüksek olan, kariyerli bir koç. Forvetlere bakıldığında Rakocevic transferiyle beraber oldukça genişleyen bir rotasyon görülüyor ki geçen sene bu takımın bir numaralı hücum opsiyonu olan Charles Smith'in bench'ten gelip 15 dk civarı süre alacağı söyleniyor. Thornton gibi bir üst düzey görev adamı; Shumpert gibi soğuk kanlı, istikrarlı bir joker ve Sinan gibi oyunda kaldığı her an patlama yapabilme gücüne sahip bir ismi bir arada düşündüğümüzde, uzun zamandır bu denli geniş portföye rastlamadığımızı düşünüyoruz. Rakocevic ise söz konusu yazıda belirttiğin listenin 2 numaralar için yapılmış olanına en tepeden girecek, kazanmayı bilen, oynadığı takıma en az 1 seviye atlatabilecek bir oyuncu konumunda; çok çok önemli transfer. Pota altına geldiğimizde bir takım eksiklikler göze çarpmakta fakat Ataman'ın bahsettiği gibi üst düzey bir 4 numara transferi için çaba harcanıyor ki bu noktada benim isteğim Haislip'tir. Eğer o alınabilirse Efes Pilsen bir seviye daha üste çıkar diye düşünüyorum. Alternatifimi de yazayım; Tarrence Morris (yok yok Mirsad faktörünü de gözönünde bulundurup Haislip'te karar kıldım). Şimdi o tarz bir 4 numara transferiyle elde bulunan 3K Kasun, Kaya, Kerem üçlüsünü bir bakıma tamamlama şansına sahip olacaktır Efes Pilsen. Bir 5. uzun lazım mı?Acaba Ermal ya da Oğuz gibi sırtı dönük oynayabilen, yerli skor tehdidi gerekir mi sorularının yanıtı bana göre evet'tir; ama sonuçta takımın finansal kaynakları benim elimde değil. Alınırsa daha da yaklaşılır büyük Avrupa hedefine deyip oyun kurucu bölgesine geçeyim...
Kerem Tunçeri ve Ender Arslan kim ne derse desin Türk basketbolunun son 10 yılında yetişen en iyi guard ikilisidir ("maalesef" kelimesiyle başlamalıydım sanırım). Ancak bir çoğumuzun da düşündüğü gibi en üst seviyeye gelindiği zaman orayı kaldırabilecek; sorumluluğu taşıyabilecek kalitede değillerdir. Şunu belirtmeliyim ki özellikle Kerem Avrupa'nın her takımında-buna CSKA filan da dahil- backup guard olabilir. Nitekim ben benchten gelen bir Zizis'le yine benchten gelen Kerem arasında pek fark göremiyorum (aynı şeyleri Ender için söyleyemem; ancak o da 3. guard olabilir eğer kabul ederse). Bu noktada Efes Pilsen’in işi aslında sanıldığı kadar kolay değil. Ben dahil birçok kişi bu guard ikilisiyle Top8’in ötesine gidilemeyeceğini düşünüyoruz. Ancak Türkiye’de bir yabancı kotasının olduğu ve bu bağlamda Efes Pilsen’in yapılacak 4 numara takviyesiyle beraber mevcut 6 yabancısı olduğunu da hatırlamalıyız. Şu anda bile Efes Pilsen her hafta TBL mücadelesinde bir yabancısını tribünde tutmak zorunda. Durum böyleyken Efes Pilsen’in final serisi oynanırken adının Mirsad transferi dedikodularına karışması veya Ergin Ataman’ın Ersan’ı takımında ne kadar çok görmek istediğini belirtmesi de hep bu konuyla alakalıdır diye düşünüyorum. Eğer Efes Pilsen Ersan kalitesinde bir 4 numarayı yabancı kotasını doldurmadan alabilse, gözünü kırpmadan üst düzey bir oyun kurucuya yöneleceğini düşünüyorum. Ancak bu gerçekleşmediği zaman, zorunluluktan yabancı bir 4 numaraya yöneliniyor ve guard transferi de rafa kaldırılıyor haliyle. Peki Final 4 hedefi uğruna Shumpert’ten vazgeçilemez mi? (tabi bunu Smith’in de 5. veya 6. yabancı olmayı kabul edeceğini ön koşul olarak kabul edip soruyorum). Yıllardır Türkiye’de oynayan ve Türk vatandaşı olmasına çabalanan bir Dudley alternatif olabilir mi?(yanında Ermal veya Oğuz düşünülerek) Bu ve buna benzer birçok soru geliyor aklıma ancak eminim Ergin Ataman bu tür sorulara çoktan cevap vermiştir kafasında. Bir şeye daha eminim ki uzun yıllar altyapının tozunu atan, üzerine yıllardır yatırım yapılan Barış Hersek’in Efes Pilsen’in şu an da ihtiyacı olan dış şut sokabilen, top kontrolü olan,basketbolu bilen oyuncu profiline uyup orayı kapatmasını Efes Pilsen yönetimi o kadar çok isterdi ki…Ama sanırım Barış Tanjevic’e geldiği kadar Ergin Ataman’a çekici gelmiyor ki yeni sezonda da düşünülmüyor. Veya hoca Cenk için de söylediği gibi Barış’ın daha fazla süre bulabileceği Daçka’da kalmasını onun geleceği adına daha faydalı görüyor. O zaman hocaya bir soru gelsin; acaba Duşan da bu sene Daçka’da Ekrem Memnun’un elinde 15 dk düzenli süre alsa Efes Pilsen için daha hayırlı olmaz mıydı? Eurolig Final4’undan altyapıya kadar uzanan fazlaca dallanıp budaklanan yazı oldu; esas konumuzla ilgili bir iki kelam daha edip bitirelim. Eğer Efes Pilsen yabancı kontenjanı problemini halledip, kadrosuna kaliteli bir 4 numara ekleyebilirse, Avrupa’nın zirvesine ulaşması için önünde sadece tek ama en önemli hamle kalır; üst düzey oyun kurucu transferi. Hatta bence gelmesi muhtemel Jasikevicius gelmesi muhtemel Haislip’ten daha faydalı olur Efes Pilsen adına.
Umarım bundan 16 yıl sonra yazılacak bir başka yazıda, oluşan 2009-2010 ruhunun sonrasındaki 16 yıl boyunca Avrupa’nın zirvesini getirdiğinden bahsedilir…Temennimiz bu yöndedir…
Umut Pamuk (nam-ı diğer yangchonchoi)

1 Temmuz 2009 Çarşamba

Transfer Pazarı; Davis mi derken şapkadan Rancik çıktı: Galatasaray nereye gidiyor?



Başlık biraz manidar oldu ama sebebi var. Bir zamanlar Türkiye’de basketbol dendiğinde akla gelen ilk isim Galatasaraydı. Yenilmezdi. Bileği bükülmezdi. Yenilmez armadaydı. Genç arkadaşlarım Galatasaray’ın o günlerini bilmezler. Bilmemeleri belki de daha iyi. Onlar şampiyonluğa değil, dördüncülüğe oynayan bir takım hatta kümede kalmaya oynayan bir takımla büyüdüler/büyüyorlar. Üzülüyorum bu duruma ama elden üzülmek dışında bir şey gelmiyor.
Maalesef basketbola amatör bir branş olarak bakılıyor. Bu sadece yönetim nezdinde değil, seyirci nezdinde de öyle. Öyle ki ne başarı ile bayram ediliyor ne de başarısızlık sonrası ağır bir fatura çıkıyor. Futbol takımının başarısı ya da başarısızlığı gölgesinde basketbol takımın başarısı ya da başarısızlığı var. Ve öyle olduğu sürece de basketbol ikinci planda kalmaya devam edecek.
Bu ikinci planda kalan oyunda Galatasaray küçülecek. Daha önce de küçülmüştü öyle ki ligden düşmüştü. Galatasaray adı ile küçülmek yan yana kullanılmamalı bence. Büyük bir klüp nasıl küçülebilir? Bir zamanlar yenilmez armadaydı. Evet hakikatten de öyleydi ama ya şimdi…? Küçülüyor. Basketbolda son yıllarda çok mu “büyük”tü ki şimdi “küçülecek”. Efendim önceki yıllardaki kadar bütçe ayrılmayacakmış. Bütçe ayırdın da ne oldu? Yetersiz antrenörler ve onların transferleri ile ayrılan bütçeler savrulup gitti. Takımın başına yetkin bir antrenör getirmediğin sürece bütçe ayırsan ne olur ayırmasan ne olur? En fazla düşersin sonra da geri çıkarsın.
Galatasaray bu sene erkek takımının başına bayan takımının antrenörünü getirdi. En azından bayan takımı için olumlu bir gelişme. “Kadın” basketbolu ve basketbolcusu konusunda çok da ehil olmayan bir antrenörle yolları ayırmış oldular. Erkek takımı için de en azından çok kötü değil. Emekli antrenör fiiliyatta dizi oyuncusundan, sonra en azından basketbolun hala içinde olan birini takımın başına getirdiler. Galatasaray’ın hem bayan hem de erkek takımları için yapılan bu değişiklik önceki duruma göre bir ilerlemedir. Ama bu ilerleme Galatasaray’ın adının yanında çok da büyük bir ilerleme olmamaktadır. Ne bileyim, futbolda Rijkaard gibi bir hoca getiren takımın basketbolda da daha yetkin bir isimle anlaşabileceğini düşünüyordum. Yanıldım…

Yapılan transferlere şöyle bir bakalım. İlk ve de en önemli transfer bu senenin en çok gelişme kaydeden oyuncusu olan Evren Büker. Evren hak ettiği süreleri elde ederse çok iş yapacaktır. Hem bir hem de iki numarada oynayabiliyor. Ben Evren’nin oyun kurucu olarak kendisini çok daha geliştirebileceğini düşünüyorum. Ama yabancı bir oyun kurucu transfer edecek olan Galatasaray teknik ekibi galiba evren’i iki numarada daha çok kullanmayı düşünüyor. Yerli oyuncu olarak ikinci transfer ise can akın. Son senesinde her ne kadar iyi bir performans sergilese de büyük takımda ne yapacağı daha doğrusu neleri yapamayacağını bildiğimiz oyuncu. İşte tam da sorun burada başlıyor. Maalesef basketbolda Galatasaray yılladır adı kadar büyük değil. Bu sene ise artık basketbolda küçülme emarelerinin had safhaya çıktığını görüyoruz. Küçük takımlar için kabul edilebilir transferler yapıyorlar. Mesela Can Akın. İş yapacaktır mutlaka. Ama küçük takım için iyi transferdir . Şöyle söyleyelim; bir efes, bir fener bir Telekom Can’ı transfer eder mi? Efes bir kere denedi bundan sonra da Can’ı yakın gelecekte büyük bir basketbol takımında görmemiz pek olası değil.
Davis mi derken Galatasaray başka bir uzun oyuncu ile anlaştı. Çeşitli ortamlarda Galatasaray’ın Avrupalı bir oyuncu ile anlaşmak üzere olduğu konuşuluyordu. Radoslav tecrübeli bir oyuncu. Slovak milli takımında da oynuyor. Fransa ve İtalya liglerinde oynamış, Avrupa basketbolunu bilen bir oyuncu. Davis’den daha iyi olduğunu söyleyebilirim. En azından savunma açısından. Dış şutları da Davis’den daha iyidir. Ama davis ribaunt ve pota altında Rancik’den daha etkilidir. Son tahlilde ikisi de vasat-vasat üstü oyuncular. Ama büyük takım oyuncusu değiller. Can için söylediklerimizi tekrar edelim. Mesela bu transferi efes pilsen yapsa ne yorum yaparız onu düşünelim. Takımları aynı kefeye koymak belki doğru değil ama “her kulvarda şampiyonluğa oynarız” diyen bir zihniyet şampiyonla kıyaslanabilir. Yerli oyuncu olarak açık ara önünde olan takımlarla en az onların ki kadar iyi yabancı oyuncular alarak ve bir sistem dahilinde mücadele etmeye çalışabilirsin. Alınan oyuncu ortada. Ondan da vazgeçtim bari bir düşünce emaresi, sistem emaresi olsa. Şimdi ismi anılan oyunculara bakınca (davis ve Rancik) Pf oynayan oyuncular ama ciddi anlamda farklı oyuncular. Birisi şutör diğeri içerde daha etkili. Biri daha iyi savunmacı ama diğeri ribaunt ve blokla daha etkili. Hepsini yapanı almak kolay değil tabi. Ama kafanda bir oyuncu tipi olur. Ne bileyim en azından dört numarada oynayan birini alacaksan her işi yapanı da bulamayacağına karar verdiysen ya şutör tercih edersin ya da içerden oynayan tercih edersin. Kafanda bir sistem falan yoksa da önüne gelenlerden karpuz seçer gibi seçebilirsin. Sanki Galatasaray ikinciyi yapıyor gibi.

Buradan Galatasaray taraftarlarına da birkaç şey söylemek istiyorum. En başta galatasaray’ın basketbolda büyük olduğu günleri genç taraftarlar yaşamadılar demiştim. Genç taraftarların bunu bilmemesi hem “iyi”, hem de kötü. Bunu yaşamamış olmaları kötü tabi. Ama bir de işin diğer yüzü var. Yönetim bu başarıları yaşamamış kişilere küçülmeyi kolaylıkla kabul ettirebiliyor. Yıllardır işlerin yanlış gittiğini söylerken, genç kardeşlerimden bazıları ısrarla “her şey çok güzel olacak” nidaları atıyorlardı. Şimdi forumlara bakıyorum da aynı kardeşlerim bu şartlarda Rancik iyi transfer demeye başlamışlar bile. Galatsaray’ın basketbol tarihinden bihaber olanlar Galatasaray’ın adına yakışmayacak olan “basketbolda küçülüyoruz” deyişinin kabullenilmesinde rol almaya hazırlanıyorlar.

“Hedefi olmayan gemiye hiçbir rüzgar yardım etmez” diye bir söz var. Galatasaray da öyle. Anlayacağınız biz de boşa kürek çekenlerdeniz…

Efes Pilsen Oyun Kurucu Transfer Etmeli mi?





Basketbolda başarı için “ruh” çok önemli. Bunu en son Efes’in şampiyonluğunda yaşadık. “96 ruhu”nun bizleri ne kadar heyecanlandırdığını; Faruk, önceki yazısında ele almıştı. Efes’in bu istekli arzulu oyunu, bizleri – efes’in yurt dışı başarıları ile büyüyen/yaşlanan nesli – çok etkiledi. Gerçekten de o eski efes ruhunu sahada görmek hepimizin arzusu. Daha doğrusu, sahada ruhuyla oynayan takımlar, taraftarlarını gururlandırırlar. Biz de finaldeki efesle gururlandık. Gururlandık çünkü ruhsuz oynayan bir takımın başarılı olamayacağını; efes ruhsuz oynayarak, son yıllarda bize tekrar tekrar öğretmişti. Biz de başarı için ruhun gerekli olduğunu öğrenmiş olduk. Ama ruhun, günümüz basketbolunun geldiği noktada yeterli olmadığını da öğrendik. Burada ruhun önemsiz olduğunu söylemiyoruz. Ruh gereklidir yani olmazsa olmazdır ama tek başına yeterli değildir. Yeterlilik için sahada yer alan oyuncuların, kabiliyetli olmaları gerekir. Basketbolda; sahada yer alan 5 oyuncunun her birisinin farklı bir görevi ve her bir oyuncunun farklı fiziksel özellikleri vardır. Basketbol bireylere/oyunculara dayanan bir takım oyunudur. Takımda yer alan oyunculardan her birisi ayrı ayrı önemlidir. Örneğin iki numarada oynayan oyuncunun hem çok iyi şutör olması, hem de çok iyi penetresi olması istenir ayrıca lider oyuncu özelliklerine sahip olması yani sorumluluk alması gerekmektedir. 3 numarada oynayan oyuncu ise takımın ihtiyacı olan mücadele gücüne katkı yapmalı (bu katkısı büyük oranda ribauntlarda ve pis ama görülmeyen işlerde ortaya çıkar) ve en azından boş atışlarda yüksek bir yüzde tutturmalıdır. 4 numarada oynayan oyuncunun atletik olması, şutunun kuvvetli olması, ribaunt ve bloklarıyla takıma katkı yapması arzu edilir. 5 numaranın ise güçlü fiziği yanı sıra; sırtı dönük oyunu olmalı ve orta mesafe şutunun kuvvetli olması ve ek olarak ortayı, pota altını kapatması beklenir. Yedek oyuncuların da yerine girdikleri oyuncuları aratmayacak kabiliyetlerle donanmış olmaları gerekir. Yani ilk beşte başlamayan oyuncular görev aldıklarında, görev aldıkları oyuncunun özelliklerini ve işlevini sahaya yansıtabilmelidir. İşte buna da aslında takım kimyası deniyor. Gelelim zincirin en önemli halkasına. Oyun kurucudan bahsediyorum. Çünkü yukarıda sayılan pozisyonlarda oynayan oyuncuların, görevlerini, kabiliyetlerini takım için sahada olumlu bir şekilde, verimli bir şekilde kullanmalarının yolu; onları saha içinde yönlendirecek liderin, yani oyun kurucunun vazifesidir. İşte bu yazıdaki temel iddiamız, “veri ruh” ve “veri oyuncular” durumunda (yani; 2,3,4 ve 5 pozisyonlarında oynayan oyuncuların yukarıdaki özellikleri olduğu ve sahaya ruhu yansıttıkları varsayımıyla), oyun kurucunun belirleyici bir rol oynayacağıdır. Efes için hedefin final four olduğundan hareketle; geçmiş senelerde takımın başarılarında/başarısızlıklarında rol oynayan oyun kurucuları inceleyerek ve aynı şekilde final four’a son yıllarda kalan takımların oyun kurucularından hareketle; Efes’in bu seneki hedeflerini gerçekleştirmesi için üst düzey bir oyun kurucuyla anlaşması gerektiğini iddia edeceğiz.
Efes’in son 17 yıldaki oyun kurucuları: Naumoski, Corciani, Mulaömerovic, Kerem, Solomon, Jenkins, (R. Wright) Penn, Popovic, Vujanic,

G/m : galibiyet/mağlubiyet



Dönem Oyun kurucu(lar) Regular Sezon G/m Top16 G/m Başarı
92-93 Naumoski/G. Güney Koraç Final

93-94 Naumoski/G. Güney EL Çeyrek Final

94-95 Corciani/ G. Güney

95-96 Naumoski/evliyaoğlu Koraç Kupa Şampiyon

96-97 Naumoski/karasev EL Çeyrek Final

97-98 Naumoski/evliyaoğlu EL Çeyrek Final

98/99 Naumoski/evliyaoğlu EL Çeyrek Final

99/00 Mulaomerovic/Sancar F4(EL)

00-01 Mulaomerovic/tunceri F4 (suproleague)

01-02 Tunceri/arslan Regular Sezon G/m: 9/5 - Top16 G/m: 3/3
02-03 Tunceri/arslan Regular Sezon G/m: 8/6 - Top16 G/m: 4/2

03/04 Tunceri/arslan Regular Sezon G/m: 10/4 - Top16 G/m 4/2

04/05 Solomon/arslan R. Sezon: G/m 12/2 - Top16 G/m: 4/2 F4 için playoff panathinaikos (1/2)

05/06 Popovic/arslan Regular Sezon G/m: 9/5 - Top16 G/m: 3/3 F4 için play-off cska (0/2)
06/07 jenkins/Cüneyt Regular Sezon G/m:8/6 - Top16 G/m: 2/4

07/08 (Wright)Penn/arslan Regular Sezon G/m: 8/6 - Top16 G/m: 1/5

08/09 Vujanic(tunceri)/ender Regular Sezon G/m: 4/6


Yukarıda Efes Pilsen’in son 17 yıldaki oyun kurucuları ile takımın başarısı arasındaki ilişkiyi kurmaya çalıştım. Aslında 2000 öncesi galibiyet/mağlubiyet rakamları olsa analiz daha da anlamlı sonuçlar verebilirdi. Ancak eldeki bu rakamlar bile bir takım şeyleri görmemizi sağlıyor. Efes’in en başarılı olduğu dönemler: 1992-2001 ve 2004-2006 arası dönemler. 1992-2001 arasındaki 9 dönemin sekizinde Avrupa’da efes pilsen ya kupa kaldırmış ya kupa finali oynamış ya da çeyrek final oynamış. Sadece Corciani oyun kurucuyken efes Avrupa’da başarısız olmuş. (Grubu beşinci sırada bitirip elenmişti. Corcianili efesin başarısı olarak ben sadece unutulmaz olimpiakos maçını hatırlıyorum.) Naumoski ve Mulaomerovic gibi Avrupa’nın önemli oyun kurucuları Efes’in kadrosundayken, efes gerçekten de Avrupa’nın önemli takımlarından biri haline gelmişti. Efes Pilsen daha sonraki 3 yıl boyunca takımı Kerem’e emanet ederek Avrupa’da ciddi bir duraklama dönemine girdi. 2004-2006 arasındaki 2 dönemde ise Efes; Solomon ve Popovic gibi yine Avrupa için iyi denebilecek oyun kurucularla çeyrek final oynadı ancak bir sene Panathinakos ve diğer sene CSKA ile eşleşmesi sonucunda iki rakibine de elenmekten kurtulamadı. Yukarıdaki tabloya baktığımızda Efes’in Avrupa’daki en başarısız dönemleri Tunceri-Arslan ikilisinin oyun kurucu pozisyonlarını kapattıkları dönemler. Buna, Jenkins ve Penn’in olduğu dönemleri de eklemek lazım. Özellikle 2003-2004 ve 2004-2005 arasındaki kadro farklılıklarına baktığımızda bu konuda ne kadar haklı olduğumuzu söyleyebiliriz. Söz konusu dönelerde Efesde uzun rotasyonu aynı. ­ (nikolic, prkacin, ermal, kaya) 2003’de oyun kurucu; Kerem. Keremin yanında iki ve üç numaralarda langdon ve granger gibi çok üst düzey iki oyuncu var. 2004’de oyun kurucu solomon. Solomon’un yanında ise domercant ve kecman var. Domercant, langdon düzeyinde bir oyuncu değil. Kecman avrupa’da önemli bir oyuncu olsa da Granger’ın takıma verdiği katkıyı sağlayabilecek bir oyuncu değil. Kısacası Kerem ve Solomon aynı uzun rotasyonu ama farklı kısa rotasyonlarını kullandılar. Solomon’lu efes pilsen daha kötü bir 2 ve 3 numara ile Kerem’li efesden çok daha başarılı olmuştur. Oyun kurucu faktörünün önemini göstermesi açısından bu son derece güzel bir örnektir.

Dönem
Oyun kurucular
2004-2005
Papaloukas, holden, calderon, prigioni, jasikavicius, diamantidis, lakovic,
2005-2006
Papaloukas, holden, williams, prigioni, ukic, solomon,
2006-2007
Papaloukas, holden, planicic, prigioni,diamantidis, becirovic, capesaz, pepe sanchez,
2007-2008
Papaloukas, holden, Mcintyre, bynum, prigioni, planicic,
2008-2009
Holden, planicic, papaloukas, greer, jasikevicius, diamantidis, lakovic

Yukarıdaki listede birden daha fazla yer alan oyuncuları seçersek;
Papaloukas:5
Holden:5
Prigioni:4
Diamantidis:3
Planicic:3
Jasikevicius:2
Lakovic:2

Olimpiakos’un son dört senesine bakarsak oyun kurucunun önemini açık bir şekilde görebiliriz. Olimpiakos gerçekten son 4 yılda F4 için çok büyük yatırımlar yaptı. Ancak bir tek bu sene F4’te oynamayı başardı. Son 4 yılda 3 kere F4’ün kapısından döndü.
2005-2006: T. Edney, Harissis, (Çeyrek Final)
2006-2007: S. Penn, Stefanov, (Çeyrek Final)
2007-2008: Greer, Blackney(Çeyrek Final)
2008-2009: Papaloukas, Greer (F4)
Olimpiakos, ancak papaloukas gibi, avrupa’nın en değerli 5-6 oyun kurucusundan birisini transfer ettikten sonra F4’te yer aldı.

Buraya kadar anlattıklarımızdan hareketle efes pilsen’in F4 oynamak için yukarıdaki listede verilen, F4’de birden fazla kere oynamış oyun kuruculardan birisi ile anlaşması gerektiğini söylemek mümkün. Jasikevicius’un efes’le adının anılmasının bu anlamda önemli olduğunu düşünmekteyim. Bu oyunculardan biri olmasa da en azından üst düzey bir oyun kurucunun takıma katılmasının zaruri olduğunu söyleyebiliriz.

23 Haziran 2009 Salı

Rakocevic Efes Pilsende




Haber eskidi ama etkisi hala devam ediyor. Avrupanın en önemli shooting guardlarından birini getirmeyi başardı efes pilsen. avrupada az sayıda çok üst düzey oyuncu var. Büyük hedeflere ulaşmak için böyle oyunculara ihtiyaç var. Efes yıllardır birbirine denk yabancı oyuncularla büyük bir hedefin peşinden gitti. paraları birbiri ayarındaki oyunculara saçtı da ne yaptı? Final four hedefinin ancak kapısından döndü. kapıyı bir türlü açamadı... en azından son yıllarda.

Bu sefer kapıyı açmaya gerçekten niyetlendiler gibi. En azından rakocevic transferi efesin niyetini gösteriyor. efes, vujanic'le yolları ayırdı. Muhtemelen smith'le de devam etmeyecek. Kasunun kalacağını düşünüyorum. Kakiosiz de gider diye düşünüyorum. Yani efes iki kısa bir de uzun yabancısı ile devam etmeyecek. Geçen sene 4 uzun ile yola çıkan efes teknik ekibi, bunun yetersizliğini anlamışlar. ergin ataman öyle söylüyor. Bu sene 5 uzunla oynayacaklardır. Ermal'i muhtemelen kadroya katacaklar. Bir de kakiosizin yerine uzun alacaklar. N'dongla efesin ilgilendiği yönünde bir söylenti var ama bence gerçekci değil. Gerçekci olmadığını efes'in kadrosuna bakınca anlamak zor değil. Kasun ve kaya savunmada sert ve hücumda yüzü dönük hücum edebilen oyuncular. N'dong'da kaya ve kasun gibi. Biraz daha blokcu. Kasun'la devam edilmeyecekse anlamlı bir transfer olabilir. Bu arada N'dong'un barcelona ile anlaşmak üzere olduğu dedikoduları da hızla yayılmakta. ateş olmayan yerden duman çıkmaz herhalde...kısalara gelince; öncelikle bir oyun kurucu alacaktır efes. Hedef final four'sa (rakocevic ispanyaya veda ederken hedefin f16 olduğu bir takıma gittiğini söylemiş) kerem ve ender yetersiz kalacaktır. Rakocevic'i oyun kurucu olarak oynatma hatasına düşeceklerini sanmam. İyi bir oyun kurucu transferi ile efes bence transferi kapatacaktır. Uzun transferi için bekleyebilirler ama oyun kurucu transferi için çok beklememeleri yararlı olacaktır.