Röportajlarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Röportajlarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ocak 2010 Salı

Murat Özyer'le Sohbet (2. Bölüm)

Bolbasket: Hazır konu Telekom’a gelmişken yerinize yardımcınız Melih Çakıroğlu bakıyor. O ise göreve gelince “kısa vadede büyük değişiklikler olmaz ama daha savunma yapan bir takım yaratacağız” mealinden bir açıklama yaptı. Sanki bu zımni olarak önceki takım daha az savunma yapıyordu anlamına da gelebilir. Bu bir eleştiri gibi algılanabilir mi?

Özyer: Ben onu eleştiri olarak algılamıyorum. Ben ne yaptığımın farkındayım. Telekom'la savunma konusunda önemli adımlar attığımızı düşünüyorum. Örneğin Fenerbahçe ve Banvit maçlarında kötü savunma yaptığımızı düşünmüyorum. Beşiktaş ve Galatasaray maçlarını ayrı yere koyuyorum. Melih’in açıklamaları bir antrenörün takımını motive etmesi için söylenmesi gereken sözler. Konumlarının daha iyi olabilmesi için tabi ki daha iyi savunma yapmalılar. Bunu yanlış bir şey olarak görmüyorum. Melih’le zaten arada da konuşuyoruz ve bu sözleri onun oyuncuları motive etmek ve hedef göstermek için sarf ettiği sözler olarak görüyorum. Eleştiri olarak algılamadım.

Bolbasket: Telekom’un son oynadığı Karşıyaka maçına bakıldığında rakibi 67 sayıda tutmuş olmalarını da Melih’in açıklamalarına eklediğimizde sanki daha savunma yapan bir takım gelecek mi?

Özyer: Tutku yerine Soner tercihi belki de en büyük değişiklik bu oldu.

Bolbasket: Soner birinci guard olma yolunda ilerliyor mu? En azından Tutku’nun önüne koyuyorlar gibi.

Özyer: Değişimleri tek maçla değil de uzun vadedeki gelişmelere bakarak değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Sonuçta geniş kadroda herkes hazır olmalı ve Soner de verilen şansı çok iyi kullandı. Lamayn Wilson, Hüseyin ve Soner Karşıyaka maçını çeviren oyuncular oldu.

Bolbasket: Soner’e daha az şans verdiğiniz söylenebilir mi?

Özyer: Ben öyle düşünmüyorum. Örneğin bir Fenerbahçe maçında Mallet çıktıktan sonra Tutku’dan önce Soner’i oyuna aldım. 2 top kaybı ve köşeden kaçırdığı iki üçlük var. Bunlar basketbolda olağan şeyler. Erdemir maçında da Tutku’dan önce Soner’i oyuna aldım. Şimdi 12 kişilik kadroda herkes dakika bekliyor. 3 guardınız var. Birisi Tutku Açık, milli takım için adı hep geçen bir oyuncu, diğeri Badolana’da Uleb şampiyonu olmuş Mallet ve diğeri ise iyi bir sezon geçirmiş olan Soner Şentürk. Ortada bunlara verebileceğimiz bir 40 dakika var. Çiftli sayılar tekli sayılara tam bölünmüyor. Benim kafamda şu vardı: 12 oyuncuyu hazır tutmam lazımdı. Zaman zaman birini ön plana çıkarıp zaman zaman diğerini ön plana çıkarmam gerekiyordu. Sakatlandın mı erken iyileş ki yerini diğer oyuncuya kaptırma. Bir challenge durumu yaratmaktı amacım. Zaman zaman Serkan'ı hiç oynatmadım, zaman zaman Bekir’i hiç oynatmadım. Hatta Andre Owens’ı hiç oynatmadığım maçlar da oldu. Çünkü 2-3 dakika oynatmanın bir faydası yok. Oyuncu en az bir 10 dakika oynamalı. O yüzden birisinden vazgeçmem lazım. 3 tane guard var ve birisi mutlaka daha az oynayacak.

Bolbasket: Aslında Telekom için şunu da söylemek mümkün. Telekom o yıl çıkan (iyi performans gösteren) oyuncuyu (oyun kurucuyu) alıyor fazlaca şans vermiyor. Örneğin Barış. Yetenekli ve kaliteli bir oyuncu. Neyse röportajın başında Lang ve Dudley için bu oyuncularla yollar ayrılabilseydi ben bu oyuncularla başlamayacaktım diye algıladım. Doğru mu?

Özyer: Açıkcası ben bu oyuncularla yolları ayırmak istedim ama Dudley’in durumu çok özeldi ki ondan bile çıkmaya çalıştım. Kerem’in dopinginden sonra Türk oyuncu ihtiyaçları olması bağlamında onu Efes Pilsen’e teklif ettim. Ama kabul etmediler. Ben şöyle düşünüyorum: Hüseyin benim sistemimde önemli bir parça. Winner karakteri var. Tecrübesinin de en üst noktasında. Hedef Türkiye’de kupa kaldırmak. Hüseyin’i almayı kafayı koymuştum. Ama Lang’le de aynı tarz oyuncu. Erwin de öyle. Hareketli uzun olmayınca onların hepsinin eksik yanları daha fazla ön plana çıkıyor. Dolayısıyla orada uzunlarda bir kimya problemi olduğunu düşünüyorum. Bazı mecburiyetler var. Kapı gibi kontratlar var ve maddi anlamda bir fedakarlık yapmayınca bu durum ortaya çıkıyor. Ben bu oyuncuların gitmesi için gerekli zemini oluşturmak adına elimden gelen her şeyi yaptım ama olmadı.

Bolbasket: Doğrusu biz de kendi aramızdaki konuşmalarımızda Telekom pota altının ağır ayaklı oyunculardan kurulu olduğunu konuşmuştuk. Bilbao ve Petersburg maçları bu nedenle kaybedildi diye düşünüyoruz.

Özyer: Petersburg maçı özel bir durumdu. Orada bir şeyi risk almak zorundaydım. Yeni koç geldi ve ne yapacaklarını bilmiyoruz, skorerlerimiz yok. Lang de yok. Erwin ve Hüseyin’le oynadık o bölgede. Mallet grip nedeniyle serum alarak oynayabildi. Tutku’nun da sakatlık sonrası ikinci ya da üçüncü maçıydı. Beklemedikleri bir şey yapalım diye düşündük. Tam saha pres ve zone pres yapalım dedik. Çift guardla başlamanın dezavantajı o maçta Soner de sakattı. İdmanda ayağını burkmuştu. Düşündüğüm şuydu oyunun başında kırılırsam yeni bir takımla toparlayamam. Rusya’da hakemlerin de işin içine gireceğini düşündüğümden benim maçı kopartmadan, kafa kafaya götürmem lazımdı. Oyun kontrolü bende olmalıydı ve o yüzden iki guardı da kullanmaya karar verdim. Felsefemiz buydu ve maçın başında tuttu ama sonunda Tutku ve Mallet’in fizik olarak düşmeleri, kolay yediğimiz sayılarla kaybettik.

Bolbasket: O maçın son beş dakikasında hiç şut sokamadık.

Özyer: Ama maçın başında içerden Dudley ile sayı ürettiğimizden dışarı risk etmek zorunda kaldılar ve biz dışarıdan atabildik. Bir maç sonrası CNN muhabiri bana dedi ki (kucağımda kızım da vardı) siz “bugün çok dışarıdan attınız. Telekom böyle başarılı olabilir mi?”. Ben de “içeriyi vermedikleri sürece dışarıdan atmak zorundayız ki içeriyi açsınlar. İçeri girebilmemiz için içeride ikili sıkıştırma olmamalı. Önce içeri sonra dışarı dedim ben. Ondan sonra başka bir muhabir geldi ve aynı soruyu sordu. Kızım 2 yaş 7 aylık dedi ki “önce içeri sonra dışarı.” Röportajı benim yerime kızım vermiş oldu. O maçta başta Dudley ve Hüseyin’le içerden çok sayı bulduğumuz için içeri kapandılar ve biz dışarıdan boş atışlar yakaladık.
Bolbasket: Serkan’da bir problem var gibi. Tau’dan sonra bir daha o Serkan’ı izleyemedik. Mutlu değilmiş gibi. Tuborg, Ülker ve Tau’da çok iyiydi. Milli takımda çok iyiydi. Dünya Şampiyonası’nda 6. olan milli takımın kilit oyuncusuydu. Ama Serkan’a ne oldu, ne değişti.

Özyer: Bu fikre katılıyorum ben. Serkan’la da bu konu hakkında görüştük sene başında çünkü bizden ayrılma durumu vardı sezon başlarken. Ben kalmasını istediğimi söyledim. Kendimize bir takım hedefler seçtik ve bu hedeflerin içinde Türk Telekom'un şampiyon olması, onun da milli takıma seçilmesi vardı. O yönde de Serkan’la iyi bir iletişimimiz vardı. Yere atladığı çok maç oldu. Savunmaya çok katkı verdiğini gördük. Bu sene sakatlanana kadar iyiydi. Ben bu seneki performansından memnundum. Düşündüğümüz düzeyde gidiyorduk. Ben bu sene onun için yeniden çıkış yılı olacağını düşünüyordum. Ve bu yolda ilerleyeceğini düşünüyorum. Ama Fenerbahçe maçında 3:44 varken çalınmayan bir faul sonrası sakatlandı. Top çaldık turnikeye girdi ve üzerine Kinsey düştü. O pozisyonda sakatlandı. Sakatlığından sonra ilk Karşıyaka maçında sahaya çıktı.

Bolbasket: Serkan’ın kişiliği konusunda olumsuz bir görüş vardı. Siz Serkan’ı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Özyer: Her insan gibi o da belli evrelerden geçti. Özellikle Ülker’de dopingden dolayı ceza alması, onun hayatındaki önemli değişikliklerden biri diye düşünüyorum. O dönemde eşinin ona çok büyük destek olduğunu biliyorum ve eğer şu an Serkan hala basketbolu ile varolabiliyorsa eşi Sezin’in onun bu hale gelmesinde büyük emeği olduğunu düşünüyorum. Serkan’la çalıştığım bu kısa dönemde büyük bir zorluğunu görmedim. 78 doğumlu, olgunluk dönemini yaşıyor diye düşünüyorum. Bu arada Ülker de doğru bir şey yapıp o günlerde Serkan’ı sahiplendi. Bünyesinin dışına da atabilirdi. Ülker bir buçuk sene onu bünyesinin içinde tuttu.

Bolbasket: Sizin yardımcı koç olduğunuz dönemde lenfoma teşhisi konan Haluk’u Ülker neden bünyesinde tutmadı? Hasta bize faydası dokunmayacak diye düşünülerek Haluk’u tutmadıkları yönünde bir eleştiri vardı.

Özyer: Bu çok eskiden kalan bir olay ve bence o dönemin yöneticisi ile Haluk’un cevap vermesi daha doğru olur.

Bolbasket: Cemal’in yaşadıklarını nasıl değerlendiriyorsunuz ve Cemal bu yaşananlardan nasıl etkilenir? Galatasaray’a verilen ceza konusundaki fikirlerinizi merak ediyoruz?

Özyer: Ağır bir ceza. Ama böyle bir şeyin emsali var mıdır yok mudur bilmiyorum. Galatasaray’ın küme düşmeyeceğini düşünüyorum. Şu an çok rahat oynuyorlar. En büyük avantajları da o. Üzerilerinde stres yok. En kötüsünü yaşadılar zaten. Biz iki maç kaybederek gittik oraya. Onlar ise rahat rahat oynadılar ve kazandılar. Cemal Nalga bu olaydan çok derinden etkilendiğini düşünüyorum. Psikolojik bir çocuktur o. Senelerce milli olmuş, farklı klüplerde oynamış, Tuborg’da, Galatasaray’da, bu anlamda deneyimli. Bazı şeyleri bu düştüğü durumla daha çabuk öğrenmiş oldu. Bir daha aynı hataları yapmayacağını düşünüyorum. Bence duygusallığı da kenara bırakıp menejeri ile birlikte planlamasını yapmalı. Zaten aldığım haberlerde o yönde. Yurt dışında oynama isteği var.

Bolbasket: Bu sene çok iyi başlamıştı ve onun çıkış senesi olacaktı. Yazık oldu diye düşünüyorum.

Özyer: Türkiye’de hiçbir şeyin garantisi yok. Belki Cemal’in yanına Fatih Solak yine transfer edilecekti bu bağlamda Cemal yine az süre alabilirdi. Sezona iyi başladığı görüşünüze katılıyorum ama sezonun devamının ne getireceği konusunda kimse bir şey diyemez.

Bolbasket: Uzun oyuncu biraz geç olur, olgunlaşır. Oynaya oynaya olgunluk kazanır. Örneğin Tamer. Tamer 29-30 yaşından sonra Tamer oldu. Kerem çok sevdiğim bir oyuncudur orası ayrı ama doping yaptı. Doping yapan oyuncuya 1 yıllık ceza ama başkasının forması ile oynayan oyuncuya iki yıllık ceza. Bu iki cezayı yan yana koyduğumda vicdanen tartamıyorum.

Özyer: Burada aslında şu var. Olayın en kötü kısmı Cemal’in Tufan’ın formasını giymiş olması. Bu birincisi. İkincisi ise bunun hiç olmamış gibi federasyona bildirilmesi. Belgede sahtecilik. Belgede sahtecilik olması her şeyin önüne geçiyor. Normal bir mahkemede bile yargılanabilecek bir suç olabilir.

Bolbasket: Galatasaray’ın son dönem koçlarına baktığımızda sizden sonra Koray Mincinözlü var, Okan Çevik var. Dışardan bakınca klübün liseli koçları tercih ettiği izlenimine kapılıyoruz. Galatasaray böyle bir gelenek mi oturtuyor ya da yönetimin bu yöndeki bir tercihi mi liseli koçlar? Liseli olmak ile Galaatsaray koçu olmak arasında bir bağlantı var mı?

Özyer: Bu aslında dışarıdan bir bakış açısı. Dışarıdan bakınca öyle gözüküyor. Çünkü sonuç öyle. Burada iki farklı bakış açısı var. Birincisi,Galatasaray Lisesi'nden sadece iyi politikacı, sanatçı, mühendis, doktor çıkmıyor, iyi antrenör de çıkıyor. İkinci bakış açısı ise herkes, her antrenör Galatasaray klubünün içine girmeye cesaret edemiyor. Teklif sadece liseli koçlara yapılmıyor. Başka koçlara da teklif yapılıyor. Kabul etmeyenler var, başka şartlar öne sürdükleri için yönetim tarafından geri çevrilenler de var. Kısacası ben liseli olmanın bir suç olduğunu düşünmüyorum. Galatasaray lisesi mezunu olduğum için çok mutluyum. Benim hayatımda çok önemli değerler kazandırdı. Yaşam felsefimim şekillenmesinde önemli yeri var… Ayrıca başkaları da Galatasaray’da koçluk yaptı. Jack Avina, Üner, Siyavuş gibi liseli olmayan koçlar da vardı.

Bolbasket: Yani son dönemde üst üste üç liseli koç gelince böyle bir düşünceye, izlenime kapıldım doğrusu.

Özyer: Demek ki başkası da oraya girmeye çekiniyor. Böyle de bakılabilir. Ayrıca Galatasaray lisesinden iyi koç da çıkıyor.

Bolbasket: Cemal Nalga skandalına geri dönmek istiyorum. Çünkü büyük bir salaklık ya da akıl tutulması var. Tam olarak da bir türlü anlamlandıramıyorum. Oyuncuların aklı tutuldu. Bir şey olur mu diye düşünmemişler. Cemal’in Tufan forması giymesi ile dalga geçmişler. Ciddi olabileceğini kimse düşünmüyor. Ama ortamda büyük bir sahtekarlık var. Başka bir hazırlık maçı alınamaz mıydı? Nasıl böylesi bir akıl tutulması yaşanabilir?

Özyer: Ben bu olayı haber kanalından canlı yayında duyduğumda, aklıma iki şey geldi. Birincisi, olayı yaşayan insanların aileleri var. Ailecek yaşayacakları travmayı düşündüm. Onlar için ve başıma böyle bir şey gelmemesi için dua ettim. İkincisi ise biz bu işle yaşayacağız. Bu bir virüs, insanın içinde 30 yaşında olursa 70 yaşında da olur. Bu virüsü vücuttan atmanın mümkün olmadığını düşünüyorum. Böyle bir hata yapma ortamım olmaz diye dua ettim. Doğrusu konuşulacak bir çok şey var. Ancak bunu olayı yaşayanların ağzından dinlemek, üzerine yorum katılmamış şeyleri dinlemek lazım. Galatasaray’da imaj zedelenmesi çok önemli bir şeydir. Eski başkanlar ve divan kurulu toplandı ve gerekirse biz bile yönetim olarak toplu istifa konuşuldu. Şerefimizle ikinci lige düşelim kararını alabilecek bir duruma gelindi. Galatasaray gibi bir camiada bu tip şeyleri kaldırmak kolay olmuyor psikolojik manada. Ancak Türkiye’de şöyle bir şey de var. Olayın içindeki insanlara da söyledim. Türkiye’deki insanların geneli, balık hafızasına sahip. (bu arada balıkların hafızasının öyle sanıldığı gibi 2-3 saniye olmadığını bilim adamları ispat etmişler). Türkiye’de bazı şeyler çok çabuk unutulabiliyor. Bu olayın da unutulacağını düşünüyorum. Mühim olan bu olayı yaşayanların minimum zararla bu olayı atlatması.

Bolbasket: Biz Telekom maçlarına gitmiyoruz. Telekom garip bir taraftar kitlesi yarattı. Kendilerine el altından verilen biletleri satan, içeri giriş sırasına müdahaleler eden, Ankara’nın Çinçin mahallesinden gelen kendilerini "gecekondu" olarak isimlendiren garip bir oluşum. En son voleybel maçında olay çıkarttılar. Bu oluşum hakkında sizin bilginiz var mı? Telekom yönetiminin bu oluşum konusundaki düşüncesi hakkında bir bilginiz var mı? Bu oluşumu Telekom idarecileri yarattı ve gerçek basketbol seyircisini adeta küstürdüler. Bu sorunun muhatabı siz değilsiniz ama bu oluşum hakkındaki görüşlerinizi merak ediyoruz.

Özyer: Bu soruda sessiz kalma hakkımı kullanıyorum.

Bolbasket: Peki size seyirciden bir tepki oldu mu?

Özyer: Oldu. Fenerbahçe maçından sonra “İstanbul’lu koç istemiyoruz, Özyer istifa” dediler. Ercüment Sunter göreve dediler. İspanya liginin bu haftaki seyirci ortalaması 4500-5000. 9000 kişinin seyrettiği lig maçı var. Derbi haftası bile değildi bu hafta, düşünün. Adamlar 9000 kişiye oynuyorlar biz 300-500 kişinin hesabını yapıyoruz. 300 kişi gelse ne olur, 250 kişi, gelse ne olur. 50 kişi gelse ne olur? Sen orayı full dolduramıyorsan, olmuyor. Türkiye’nin önemli problemlerinden birisi bu. Türkiye’de Karşıyaka haricinde bu sorunu halletmiş bir takım yok. Karşıyaka 3500-4000’leri buluyor. TBL avrupanın en iyi 3 liginden biri diyorsak, maçları full oynamak lazım.

Bolbasket: Erman Kunter "Cholet takımının seyirci ortalaması 4300" dedi.

Özyer: Evet. Orada çok önemli bir şey dedi Erman Abi. Eğer normal seyirci sayısı ortalamanın altına düşerse yönetim kurulu koçu çağırır. Bu takımda ne oluyor diye sorar.

Bolbasket: Fransa liginde bile maçlar full’a yakın oynanıyor.

Özyer: Bırakın Fransa ligini ben Galatasaray ile Hollandaya gittim. 30 fark attık. Rakibin adını bile hatırlamıyorum desem yeri var. O takım 3500 full satmış ve 500’de yukarılarda yeri var onun 300’nü Galatasaray seyircisine vermiş. Kalan 200’üde satmış dışarıda. Hollanda basketbol liginden bahsediyorum. Avrupa’da Protokol tribünü öyle sahayı ortadan gören en iyi yer olmaz. En iyi yerleri en pahalıya satarlar. Maccabiye git 10000$ verirler sezonluk. Bizim yöneticiler protokol sahanın ortasına hakim olmadığından aşağılama olarak görüyorlar bu durumu. Bu sahayı en iyi gören yeri protokole ayırmak mantığı bir tek Doğu Avrupa’da var. Rusya, Romanya ve Bulgaristan’da böyle tribünler var.

Bolbasket: Telekom'da kaybedilmiş hiçbir şey yoktu aslında. Spartak’ı en az 3 sayı farkla yenip tur atlayabilecek güçte. Ligde ise en kötü 3-4 yaparlar. Kaybedilmiş bir şey yoktu. Uleb'den elenmiş olsanız anlaşılır.

Özyer: Ben bırakmadım ve bu yönetimin düşüncesini onlara sormalısınız. Geçen sene ayağım geri geri gidiyordu. Klüp ortamı, takımın içindeki huzursuzluklar. Galatasaray’da o dönemde son bir ayımda eve çok sıkıntılı geliyordum. Uyuyamıyordum. Ben duygusal bir insanım ve yaptığım işten keyif almam lazım. Geçen sene bu bağlamda bırakınca çok rahatladım. Benim Telekom'dan ümidim vardı. Bir takımın mücadele isteği varsa o takım her şeyi, başarabilir. Bizim takım birbiriyle uyumlu ve basketboldan keyif alan bir takım. Böyle oynayarak kaybettiğimiz maçlar da oldu. Bornova maçı örneğin. İki tane mola lındı birini ben birini de onlar aldı. Daha ben söylemeden Bekir "faul yapacağız değil mi koç" dedi. Evet iki tane faul yapacağız. 3 faulumuz var. Faul yapacağız 4 olacak ve bir faul daha yapacağız ve iki atış sonrası maç bitecek. Lamayn Wilson switch yaptı ve shipp ile eşleşti. Adam topu aldı, fake attı, dribbling yaptı. Vakti de var yani. E vur be kardeşim. Beraberlik sayısını attılar. Banvit maçı. Bir tutku bir de mallet geri saha yaptılar. Bu tip hatalar tabi ki olmaması gereken hatalar. Fenerbahçe maçı, Bekir’in kaçırdığı boş şut var. bunlar olabiliyor. Beşiktaş futbol takımına bakın. 8 hafta puan kaybetti sonra da 8 hafta kazandı. Bunlar olabiliyor. İnsanda hata bulmak isteyince bu hatayı bulabileceğiniz basketbol kadar kolay bir spor yok. Bu sonuçta işverenlerin almış olduğu bir karar.

Bolbasket: Ercüment Sunter’le görev paylaşımı nasıldı? Telekomda bu yeni bir oluşum?

Özyer: Aslında Türkiye’de bu yeni bir oluşum. Bunu Galatasaray’da Nur Germen ile yaşadım. O teknik menejerdi. Onunla hem uyumlu hem de keyifli çalıştık Bu Türkiye’de yapılmaya çalışılıyor. Bu görevi en iyi yapacak insanlardan birisinin Ercüment Sunter olduğunu düşünüyorum. Bu klübün neredeyse kuruluşundan beri var. Telekomun son 15-20 senesinde var. Klüpte önemli bir şey yaptı ve koçluğu bıraktıktan sonra ona böyle bir mevki teklif ettiler ve o da kabul etti. Teknik değil de bunun ismi genel menejerlik olmalı ve ismi de sportif direktörlük olmalı.

Bolbasket: Yapı Aykut Kocaman Daum gibi miydi?

Özyer: Bilmiyorum ki onların yapısını.

Bolbasket: Aykut Kocaman hiç karışmıyor gibi.

Özyer: İçini bilmiyoruz ama.

Bolbasket: Sunter teknik konulara karışıyor muydu? Şu oyuncu oynasın gibi?

Özyer: Ben çevremdeki herkesin tecrübesinden yararlanmaya çalışırım. Benim böyle bir yapım var. Herkesin fikrini alırım ama sonuçta hiss ettiğim şeyi yaparım. Doğrusuyla, yanlışıyla. O benim kararım olur. Doğrusu ben her attığım adımda asistan koçlarımı da danışırım. Konuşuruz. Ercüment Sunter bizimle olduğu zaman da her zaman onun fikirlerini sorduk. Bu sistemin ileride oturabileceğini düşünüyorum.

Bolbasket: Birden fazla sayıda koçun denenmesi de farklı bir yöntem olarak var. Milli takımda Aydın Örs, Çetin Yılmaz, Tolga Öngören ve sizin de olduğunuz bir yapı vardı.

Özyer: Evet. Orada Aydın Abi kadar Çetin Yılmaz’ın da önemi var. Bu tip oluşumlarda kompleksli insan olursa sinerji yerine eksi enerji çıkar. O grupta bizim yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi. Gece üçe kadar konuşurduk. Fıkra da anlatsak beraberdik, teknik mesleleri de konuşsak beraberdik. Tolga ile ben analiz ekibiydik. Rakibi analiz ediyorduk ve her şey bizim odada olurdu. Çok keyif alırdık. Sonunda güzel bitmesi ayrı bir keyif olmuştu tabi ki.

Bolbasket: Hazır milli takıma gelmişken, koçlar doğrusu meslektaşlarını eleştirmeyi çok sevmeyebilir. Çoğu insan gibi biz de milli takımın eline geçen fırsatlçarı kaçırıdığı ve kaçırmak üzere olduğu konusunda hem fikiriz. Bu generasyonun çok iyi değerlendirilmediğini düşünüyoruz. Nur Gencer’,n de son dönemdeki açıklamaları, milli takımın başına Türk koç getirilmesi yönünde. Tanjevic hakkındaki görüşlerinizi nelerdir. Futbolda çok fazla iyi antrenör yok. Mustafa Denizli ve Fatih Terim ismi geçer hep. Basketbolda ise çok fazla sayıda değerli koç olduğunu düşünüyoruz. Aydın Örs, Ergin Ataman, Mahmudi, Erman Kunter çok sayıda isim sayabiliriz. Bazı isimlere yıllar geçse de milli takım koçluğu verilmeyecek gibi. Alternatif yokmuş gibi düşünülmemeli. Tanjevic’in bu generasyonu harcaması bizi üzüyor. Bu konulardaki görüşünüz nedir?

Özyer: Bu işin bir patronu var. Basketbol Federasyonu. O patronun da bir görüşü Tanjevic. Tanjevic’in de bir kendi felsefesi var. 7 senedir hedef olarak bu turnuva konuşuluyor. Bunu ben beyin uyuşması olarak düşünüyorum…Bu ekip göreve geldiğinde bir sürü genci aldı ve biz bu gençlerle 2010’a kadar götüreceğiz dediler. Bu gençlerden Hakan Demirel ilk beş oynuyordu mesela. Kerem Tunceri Uleb şampiyonu olduktan sonra formdayken seçilmedi. Nispeten daha kötü bir sezon geçirdikten sonra, basketbolu olgunlaştı diye takıma alındı. Şimdi şunu söylemeye çalışıyorum. Görünen bir şey var. Ama bu konulara ilişikin eleştiri yapanlar, milli takım düşmanı ilan edilir. Zaten şu andaki mantık da 2010 senesine geldik ve herkes şu an destek versin. Milli takımda Türk çocuklarının çok duygusal olduklarını gördük. Türk halkı da o anı bekliyor. Federasyonda medyayı iyi kullanıyor. Tansiyonu çok yukarı çekecekler, teknik açıdan hazır olursak ve seçilen oyuncular formda olan oyuncular olursa, ben bu turnuvada başarılı olacağımızı düşünüyorum. Türk çocuğu seyirci önünde bir birimlik performansı 3 birime kadar çıkartabiliyor.

Bolbasket: Mehmet Okur’un milli akıma kazandırılmaması sebebi ne olursa olsun koç, yönetim ya da menejerden kaynaklı olsun önemli bir zafiyet olduğunu düşünüyoruz. Almanya Nowitzki' yi milli takımda kullanabiliyorsa biz neden Okur’u kullanamayalım?

Özyer: Sorun çıkaran bir kişi değil ve bir oyuncu da değil. Sorun çıkaranları basketbolun çok çok içinde içinde olanlar biliyor. Önceki konuya geri geliyoruz aslında. Burada bir patron var ve patronun bir genel müdürü var. Onun da bir işletmeyi kullanma sistemi, felsefesi var. O da "ben iki tane NBA’li oyuncuyu oynatmam" diyor. Bence Mehmet'i de kadroya almaya çalışacaklar. Çünkü yaratacakları tansiyon, ve bunun yaratılmasında medyanın etkisi düşünüldüğünde, medya ile Türk halkı yönelendirilecek. Eğer halkın bu ikilemde kalmasını engellemezlerse işler tersine döner. Doğru strateji seçip halkın da benimsenmesi sağlanacak. Dolayısıyla halkın da ikilemde kalmaması için bu kararın bir an önce alınması gerekiyor. Mehmet Okur’u çok tanımıyorum ama şunu düşündüğünü tahmin ediyorum: çocuklarına, torunlarına anlatacağı bazı şanslar insanın eline gelir. 2010’da öyle şanslar bir tanesi. Bunun hiçbir grantisi yok. Koskoca Obradovic’li Yugoslavya, kendi evinde elendi finalleri göremedi. Hatırlarsınız. Rüya takımıydı o. Yani bunun hiçbir garantisi yok. İkilemler oluyor. Biz savaşan bir takımla mı buraya gelelim yoksa kağıt üstünde en iyi oyuncularla mı? Bu ikilemi zorlayacak yazarlarımız da olacak. Fikir çatışması da olacak. Önemli olan milli takım yetkililerinin bir karar alıp bu kararın arkasında dim dik durabilmesinde. Eğer gözler biraz kayarsa, yani bir ikilem olursa kafalarda o şampiyonayı bizim için kötü sonuçlandırabilir.

Bolbasket: Peki Hocam bu şampiyonadaki olası bir başarısızlık hepimizi derinden sarsar. Yıllardır bu turnuvayı bekliyoruz. Bu anlamda Türkiye basketbolu için bence büyük bir kayıp olur ama benim merak ettiğim bu turnuvadaki başarısızlıktan Tanjevic’in ne gibi bir kaybı olacağıdır? Çünkü bildiğim kadarıyla 2010 sonrası emekli olacak.

Özyer: Ben buna bir virüs diyorum. Yani her koçta bu virüsden vardır. Kazanmayı hep istersiniz. Bir insan bu işi yapıyorsa hep kazanmak ister. Kazanmadı diye ölmez tabi ki. Kısacası Tanjevic’de kazanmak isteyecek.

Bolbasket: Mutlaka kazanmak isteyecek ama göreceli olarak ondan daha fazla kazanmak isteyecek koçlar var ve kazandıkları takdirde kariyerleri açısından da bundan daha iyi faydalanacak koçlar var. Kimin daha çok kazanmak isteyeceğini ölçmek tabi ki mümkün değil ama örneğin bir Ergin Ataman yılardır ben bu takımı bedavaya çalıştırırım diyor. O gelsin anlamında söylemiyorum ama bir meydan okuma var. Aydın Örs var, Mahmudi var. Türkiye’de çok sayıda değerli yerli koç var. Neden Tanjevic’e mecburmuşuz gibi bir durum var?

Özyer: Tabi bunun kriteri çok istemek değil. Milli takım antrenörü olmayı isteyecek çok insan var bunu yapabilecek yetenekte olmasalar da. Hatta bırakın para istemeyi üzerine para verecek insanlar bile var. 2010’da evinde Dünya Şampiyonası oynuyorsun. Bu ülkede böyle bir şans insanın eline kaç kere geçer?

Bolbasket: Burada ciddi bir adaletsizlik olduğunu düşünüyorum. Hocam kaç hafta Telekom’la ligde yer aldınız.

Özyer: 12 hafta.

Bolbasket: 12 hafta da bir başarısızlık var mı? Daha doğrusu bir başarı ihtimali var mı? Yok olamaz da zaten. Uleb’de yolunuza devam ediyorsunuz. Ligde de öyle. Ama görevinizden alınıyorsunuz. Ercüment Hoca, 17 yıl mı 20 yıl mı Telekom’da. Ama toplasak 3 tane kupası var. birisi de cumhurbaşkanlığı kupasıydı. Onu da saymazsak elle tutulur doğru dürüst bir başarı yok. Türkiye’de bir kurum başında bence başarılı olmadan bu kadar süre kalıp, üstüne bir de terfi almak. Şimdi Milli Takım'a bakıyorum. Tanjevic, Türkiye’nin gelmiş geçmiş en iyi neslini teslim aldı. Final oynamış bir takımı aldı. Hedef 2010 denilip duruyor. Arada 4-5 tane turnuva geçti. Başarı yok. Gerek sizin durumda gerekse milli takımdaki bu durum adaletsizlik değil mi?

Özyer: Bunun ismi adaletsizlik mi ben bunu bilmiyorum. Milli takımı konuşurken dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz. Bu adaletsizlik değil, bu bir görüş. Adaletten çok ülkenin basketbolunu idare edenin bir görüşü var. bu tabi ki tartışılacak. bunlar eskiden de tartışılıyordu ama bu kadar göz önünde olmuyordu. Medya çok gelişti. Bu eleştirtiler internet aracılığıyla her ortamda oluyor. Benim asıl eleştirdiğim şey şu an yönetenlerin eleştirilere karşı açık olmamaları. Eleştiri olabilir ama yine kendi bildilklerini, doğrularını yapabilirler. Eleştirenleri eleştirmek zorunda değilsin. Eleştiriler insanı motive edebilir. Eleştiri illa ki kötü bir şeymiş gibi algılanmamalı. Eleştiri adeta sandalyede sırt dayanan yerde çivi gibi olmalı.

Bolbasket: Klüp başkanı ile federasyon başkanı farklı görevleri olan insanlar. Federasyon başkanının klüp başkanı gibi faaliyet göstermemesi gerekmez mi?

Özyer: Biz de basketbolun yapılanmasında yanlış var. Basketbalda günümüzde en ileri ülke İspanya ve orada ACB diye bir kuruluş var. Böylesi bir yapılanma olmadıkça günlük işlerle uğraşırsın. Biz de asıl sorun yapalanmada ve ana çatı da. Bu organizasyona klüpler ses çıkartamıyor. Neden? Çünkü fikirleri yok. Çünkü basketbolu bilen yöneticileri yok. Adam seçimle iki sene o koltuğa geliyor ama ikinci senesini bütün olarak o seçimi kazanmaya odaklanıyor. Dolayısıyla bu yapıda ne alt yapı oluşturabilirsin ne de düzgün bir organizasyon. Oranın başında koyduğun insan da basketbolu sadece televizyondan izlemiş bir insan hatta zaping yaparken izlemiş bir insan oluyor. O adamın arkadaşları var. Arkadaşı diyor ki sen sizin takıma Ahmet’i neden almıyorsun? Niye alayım diye soruyor. Arkadaşı diyor ki “Ahmet çok iyi oyuncu”. Sonra o yönetici geliyor ve diyor ki “hoca biz ahmeti alıyoruz.” soruyoruz “Ahmet’i kaç kere izledin” diye. Cevap veriyor “methini çok duydum. Çok iyi oyuncuymuş” diyor. Yönetimler böyle olunca aslında biz burada boşa konuşuyoruz. Ligi kim yönetiyor, nasıl yönetmeli. Asıl mesele burada. Hakemlerin kulağı çekilmiyor mu? Uleb’de 24 saat içinde maç sonrası hakem hakkında rapor vermek zorundasın. Euroleaugue’deki sistemi Uleb’e de getirdiler. 3 hakem sana bir Excel file gönderiyor. Hakem değerlendirme formu. Uleb yönetimi forma bakıyor ve sonra hakeme dönüp diyorlar ki: bak İki koç da sana violation’ları yanlış çaldığını belirtiyor. İki hafta maç vermiyorlar. Bu İtalya liginde de var. İspanya liginde de.

Bolbasket: Türkiye’nin şu anda en iyi yabancı oyuncusu kim? En iyi yerli oyuncusu kim? İsim olarak değil de oyun olarak en iyisi size göre kim?

Özyer: Yerli için şu an Kaya Peker’i düşünüyorum. Yabancı oyuncu olarak ise euroleaugue performansını katmayarak sadece ligdeki performansa bakarak Shumpert diyebilirim. Onun ligde yaptığı bazı şeyler var ama Avrupa’da aynısını yapmasına izin verilmiyor.

Bolbasket: Hocam geleceğe ilişkin plan-program ne düşünüyorsunuz? Beşiktaş'ın mevcut kadrosunu düşündüğümde ve ligdeki durumunu düşündüğümde bence Beşiktaş için ideal bir aday konumundasınız. Özellikle Chatman bana öyle geliyor ki sizin oyun sisteminiz için yıllardır arayıp da bulamadığınız oyun kurucu olarak düşünüyorum. Geleceğe ilişkin planlarınız nelerdir?

Özyer: Çok iyi bir hafta geçirmedim. Bağlantılı olduğum bazı koçların yanına gidip bir dönem, kendimi geliştirmek ve vizyonumu daha farklı hale getirmek için onların organizasyonlarını öğrenebilmek için farklı bir kaç ülke ve bir kaç koçun yanında 5-10 gün geçirmeyi düşünüyorum. Kendimi yenilemek istiyorum. Gelecek sezonun başından itibaren de eğer bir teklif gelirse onlara bakacağım.

15 Ocak 2010 Cuma

Murat Özyer'le Sohbet (1)


Bolbasket olarak bu sohbeti Ağustos ayında sezon başlamadan önce planlamıştık. Ancak takımın kampları, Avrupa kupaları ve lig derken bir türlü biraraya gelemedik. Kısmet bugüneymiş. Ankara'da Turan Güneş'teki Liva Pastanesi'nde yaklaşık 3 saat süren çok samimi bir o kadar da keyifli ve sıcak bir sohbet ettik. Kendisine bu güzel sohbet için teşekkür ediyoruz. Basketbol antrenörlüğüne başlamasından, Galatasaray’a, Telekom’dan Milli Takım’a kadar bir çok konuda sohbet ettik. Çok uzun olduğundan 2 bölüme ayırmak istedik. Bugün ilk bölümünü yayınlıyoruz.

Bolbasket: Söz gider yazı baki kalır düsturuyla hareket ederek biz bir blog kurmaya karar verdik. Basketbolda konuştuklarımızı paylaşalım istedik. Doğrusu, basketbol dolu sohbetlere açız.

Özyer: Basketbol sohbeti etmek çok zevkli, bir de farklı pencerelerden baktığın zaman yeni bir bakış açısı açılıyor. Doğru veya yanlış ama biraz o pencereden şöyle uzun uzadıya bakma şansın oluyor. En azından düşündürtüyor. Üniversitenin ilk yıllarıydı galiba 1987 civarı. Bir arkadaş grubumuz vardı. Ben bunu çok sık anlatırım çünkü basketbol antrenörlüğü çok çarpıcı bir durumu işaret ediyor. Bir kızı beğendim ve gruptan ayrılıp çıkma teklif edeceğim. Akşam telefon açtım. “Yarın seni kahvaltıya götürebilir miyim”, diye sordum. “Biraz sohbet etmek istiyorum” dedim. Biraz durdu ve “15 dakika sonra seni arayabilir miyim” dedi. “Tabi” dedim. Aradı ve “annem de gelebilir mi” dedi. (bol gülüşmeler)…Hayır dersen olay orada bitecek. Mecburen “evet” dedim. Neyse uzatmayayım annesi geldi…Ordan buradan sohbetten sonra annesi: “oğlum sen ne iş yapıyorsun” diye sordu. “Okuyorum” dedim. “Sonra ne iş yapacaksın” dedi. “Şu an antrenörlükten para kazanıyorum.” “Ne antrenörlüğü” dedi ve “basketbol” dedim. “İleride ne iş yapacaksın” dedi? “Antrenörlüğe devam edeceğim” dedim. “Hayır hayır” dedi, “meslek olarak ne yapacaksın.” “İşte basketbol antrenörlüğü” dedim. “Ben tam anlatamıyorum galiba” dedi. “Hani ekmek kazanacaksın eve ekmek götüreceksin. Hangi işle” diye sordu? Dedim “basketbol antrenörlüğü ile.” “Tamam o zaman” dedi ve bir daha görüşmedik.

Bolbasket: Şu an evlisiniz ve antrenör olmanıza ses etmeyen bir kayınvalideniz var her halde?
Özyer: Evliyim çocuğum da var. Kendimi garantiye aldım. Basketbol dünyasında değerli bir eşim var. (gülüşmeler)…

Bolbasket: Ankara’da kalmaya devam edecek misiniz?

Özyer: Eşim Derya Ted Kolejin İkinci Lig’de ki bayan takımında teknik menajer olarak çalışıyor . Şubat’ın sonuna kadar Ankara’dayız.

Bolbasket: Ankara’ya daha önce maç haricinde gelmiş miydiniz?

Özyer: Askerliği burada yaptığım için aşağı yukarı bir sene burada kaldım.

Bolbasket: Hangi seneler?

Özyer: 90’lı yıllar 93 falan olmalı. Asteğmen olarak yapmıştım ve Tunalı’da iki arkadaş (asteğmenle) ev kiralamıştık… O dönem ümit milli takımında görevliydim ben. Askerliğin ilk dört ayı basketbolla geçti.

Bolbasket: Koçluğa nasıl başladınız?

Özyer: Beni oyunculuktan erken elediler. Yıldız takımındaydım Galatasaray’ın. Sen basketbolcu olmayacaksın ama basketbolu da çok seviyorsun. Antrenörlüğe başlar mısın dediler? Olur dedim ve bir mavi karta (o dönem sadece otobüslerde geçerdi) Galatasaray’a basketbol okuluna antrenör oldum. Galatasaray’da şu an kapalı salon olan yerde asfalt vardı. Sabah giderdik. Sonra akşam iki otobüsle eve dönerdim. Öyle başladım.

Bolbasket: Koçluğa başladığınızda kaç yaşındaydınız?

Özyer: 1983 .17 yaşındaydım.

Bolbasket: Yaşınız çok genç ama tecrübeniz çok fazla.

Özyer: 1966’lıyım. Aydan Siyavuş hariç Türkiye’nin ileri gelen aşağı yukarı tüm koçlarıyla çalıştım.

Bolbasket: Bu koçlardan sizi en çok etkileyen hangisiydi?

Özyer: Şu sıralarda yabancı koçların bloglarını takip ediyorum. İnsanın içinde bazı ikilemler oluyor. Aynı şey her koçun içinde futbol koçlarının da içinde oluyor. İnsan aslında yaşarken bir değişim yaşıyor. Bugün sizden etkileniyorsam yarın bir başkasından etkilenebiliyorum. Hücum anlayışından etkilendiğim insan da var, oyunculara davranışından etkilendiğim insanlar da var, yaşam şeklinden etkilendiğim insanlar da var, giyinişinden etkilendiğim insan da var.

Bolbasket: Soruyu şöyle soralım o zaman. Etkilenmek değil de beğenmek açısından örneğin Avrupa’da en beğendiğiniz koç kim?

Özyer: Messina’yı çok beğenirim. Pini Gershon. Tabi ki Obradovic. Bu üç isim Avrupa’nın en iyi koçları konumunda.

Bolbasket: Bununla bağlantılı olarak biz iki tür koç olduğunu düşünüyorum. Bir NBA’de Phil Jackson Avrupa’da Messina gibi. Sıfırdan bir takımdan ziyade yıldızların olduğu takımlar yaratırlar ve bunu iyi yönetirler. Bir de kendi takımını yaratıp yıldız olmayan oyuncularla başarı kovalayanlar. İlk zamanlarındaki Tanjevic veya Efes’teki Aydın Örs.

Özyer: Buradaki bağlantı, çıkış noktanız; yıldız oyuncu. Tanımlamak gerekirse yıldız oyuncu kimdir ve dünyada kaç tane vardır? Şu an Türkiye’de yıldız bir oyuncu var mıdır mesela?

Bolbasket: Türk olarak mı?

Özyer: Yok. Beko Basketbol liginde oynayan yıldız bir oyuncu var mı?

Bolbasket: Bana göre Rakocevic olabilir ama onu da savunma yapmıyor diye eleştiriyorum.

Özyer: Klasik bir tabir vardır. Yıldız kime derler? Yıldız karanlıkta ışığını gördüğün bir cisimdir. Yıldız bir takımın kaderini tek başına değiştirecek bir oyuncu olmalı. Basketbol bana göre çok değişti. Artık üst seviyede tek bir yıldız oyuncunun takımın kaderini belirleyebileceğine inanmıyorum. Çünkü basketbolun temposu değişti, atletizmi değişti ve yoğunluğu değişti. Dolayısıyla tek yıldızlı bir takımın Haziran sonunda kupa kaldırması (yüksek seviyeli liglerde) mümkün değil. Onun için artık takım kavramı çok ön planda. Messina diyorsunuz onun elinde yıldız kim vardı?

Bolbasket: Savic, Rigadue, Danilovic vardı Kinder’de ilk şampiyon olduğunda.

Özyer: Basketbolun yapısı ve temposu özellikle 2000’li yıllarından itibaren çok değişti. Bir yıldız oyuncunun artık takımlarına kupa kazandırması yüksek seviyelerde artık kolay değil. Geçmişte Avrupa’da yıldız sayısı çok fazlaydı. Şimdi NBA’in herkese kucak açmasından dolayı yıldız sayısı çok azaldı. Bence Siskauskas, Garbajosa, Reyes, Kaukenas çok iyi oyuncu ama yıldız oyuncu değil. Gershon’u ele alalım. Parker ve Jasikevicius ikilisinin Gershon ile birleşmesi sinerji yaratmıştır. Başka bir koç ile bu sinerji yaratılmayabiliridi. Bence Türkiye Beko BL’de yıldız oyuncu yok. Çok iyi oyuncular var. 2000’li yıllardan sonra yıldız kavramı bence upgrade oldu. Eskiden yıldız kavramına ulaşmak çok kolaydı. Yıldız oyuncudan ziyade orta seviye limitleri belli oyuncuları bir araya getirip orta seviyenin üzerinde bir başarı elde etmek daha kolay. Tabi bu daha risksiz bir yol. Avrupa’da son 4’e kaldığım takım orta seviye bir takımdı. Biz bu takımla orta seviyenin üzerinde bir başarı elde edebildik. Eğer böyle böyle bir takıma ortalamanın üzerinde bir iki oyuncu alabilirseniz o zaman TBL’de şampiymluğa uleb’te finali zorlayabilirsiniz. Bu tür oyuncu sayısını 10’a çıkarırsanız ve orta düzey takımlara yaptırdığınız şeyleri yaptırabiliyorsanız başarılı koç oluyorsunuz.

Bolbasket: Aslında Messina’da bunu yapmıştır.

Özyer: Messina’nın yaptığı en iyi şey takımın kimyasını iyi kuruyor. Kalıcı işler yapıyor. Messina benim için değerli koç.
Bolbasket: Basketbolda hedefler nasıl konmalı sizce. Somutlaştırılım: GS’nin başındayken hedefler adım adım belirleniyordu. Eğer takım GS ise hedef şampiyonluk olmalı, başka bir hedef düşünülmemeli. Sizin hedefleriniz mesela önce bir play-offa kalalım sonrasına bakarız tarzı.

Bolbasket: Biz de bu konuda Ahmet’le pek anlaşamayız. GS futbol takımına verdiği desteği basketbol şubesine vermiyor. Ancak böyle sponsor desteği ile kendini finanse etmeye çalışıyor. Bu çerçevede Efes Pilsen ve FB Ülker gibi takım kuramıyorsunuz. Kuramadıktan sonra koça GS her zaman şampiyonluk hedefler gibi baskıyla göreve başlatmanın rasyonel olmadığını düşünüyorum. Futbolda GS koçunun tek hedefi tabi şampiyonluk olmalı. Önce 5. olalım sonra 3. sene sonra şampiyon oluruz diyemez.

Özyer: Bu soru bana GS taraftarlarınca özellikle ilk geldiğim sene çok fazla soruluyordu. Neden şampiyonluğu telafuz etmiyorsunuz? Gerçekçi yanım var. Taraftar akıllı. Ütopik hedefler konulmamalı. Eğer GS’deki yönetimsel olarak organisazyon hepsi oturmış olsa bunu telafuz etmek zor değil bende oyuncuları buna inandırırım. Oyuncular akıllı, oyuncuları aptal yerine koyamazsınız. Oyunculara kadro bu diyorsunuz, FB Ülker’de Efes’te şu oyuncular var. Diyorsunuz ki şampiyonluğa oynayacağız. Oyuncular bunu neden söylediğimin farkındalar. Ben bunu sevmiyorum. İnansam söylerim. Takımımın hakkının yendiğinde yönetcilerin masaya vurduğunu görsem söylerim. Ülker’de çalıştım, GS’de Telekom’da çalıştım herkesin hakemle sorunu var mutlaka bu normal. Burada şu nokta çok önemli. Fenerbahçe’de onun hakkında konuşulan her yerde cevabı veriliyor. Bu bir politika. Bu oyunculara güç veriyor. Oyuncu diyor ki: Bana kimse yanlış bir şey yapamaz. Bunu arkanda hissedersen kafanda ki soru işaretlerini silersin. Bazı oyuncular da biz finale kadar geliriz ama finalde birilerinin dediği olur. Şimdi bu kavram yerleşmişsse yönetimsel anlamda politikanızın olması lazım. Yöneticiler bana dediki siz hırslı değilsiniz şampiyonluğu telafuz ederken korkuyorsunuz. Eğer biz 20 sayı geriye düşüp oyunıu bırakıyorsak o zaman bana hırsın yok diyebilirsiniz. O sene bizim takım Apdi İpekçi’de FB Ülker’e karşı 20 sayı geriye düşüp maçı bırakmayarak 1 sayı öne geçebildik.

Bolbasket: Peki burayla bağlantılı olarak Telokom’a geldiğinizde hedef ne koymuştunuz? Dedinizki son sözü kimin söyleceği bellidir. Telekom’da sanki son sözü söylemeyecek takımlardan biri.

Özyer: Dışarıdan görüntüsü buydu. Ben açıkçası şunu düşündüm. Bir hedef koymazsanız ayaklar zamanla geri geri gitmeye başlar. 20 senelik organisazyon var. Bir final oynamışlar. Kafada şu var. Oyuncuların sohbetlerini biliyorum. “ne yaparsak yapalım şampiyon yapmazlar.” Sıfırdan bu takımı kursaydım sloganım farklı olabilirdi. Ben 4 oyuncu alabildim.

Bolbasket: Kimler?
Özyer: Wilson, Owens, Mallet ve Hüseyin. Ümit ve Soner önceden alınmıştı. İki Barış bırakılmıştı. Burada yapılacak şey eskilerin kafa yapısını değiştirmekti. Stratejim buydu.

Bolbasket: GS.org’da bu konular sıksıkla yazıldı.
Özyer: Ben GS.org’ta muhalif grup ve beni seven grupla sık sık bir araya geldim zaten.

Bolbasket: “Ülker Özyer’i GS koçu yaptı. İşte Beşiktaş’a gidecekti. Erman Kunter’in GS ile adı geçince, Ülker baskı yaptı da Özyer o yüzden GS’ye geçti.” Bu tür konular çok konuşuldu. Bu arada FB Ülker’e yardımcı koç teklifi de gelmiş sanırım.
Özyer: O doğru. Ülker kapandıktan sonra bir dönem Yunanistan harici teklif gelmedi.

Bolbasket: Hangi takım?
Özyer: Panionios.
Bolbasket: Ne oldu sonra?

Özyer: İbrahim Kutluay ile konuştum. Bir kaç oradan tanıdıkla konuştum. Sonra ilk head koçluk tecrübesini orada yaşamayı tercih etmedim açıkçası. Klüp yapısı, başkanın teknik ekibe karışması, oyuncuların parasının zamanında ödenmemesi ve başka bir dilin konuşulması gibi sebeblerden dolayı orayı açıkçası istemedim. O arada Aydın Örs FB Ülker’de yardımcı koçluk teklif etti. Ben onun milli takımlarında da yardımcı koçluğunu yaptım. Aydın abiye teşekkür ettim ama benim için çok zor bir karar. Bir hafta süre istedim. Tam o dönemde Adnan Polat ikinci başkandı o teklif yaptı. Kabul ettim. GS kolay camia değil bazı alışkanlıkları var. Beni tanıyan camia. İki senelik kontrattı. Kontratın sonunda playofflarda Telekom’a kaybettik. O sene zor seneydi. Telekom serisi başlarken başka koçlarla konuştular. Bucks’ın davetiyle 20 gün yaz liginde yardımcı koçluk yapmıştım. Ben oradayken ve kontratım devam edereken ligde çalışan ve çalışmayan iki koça teklif götürdüler. Benim kulağıma geldi bunlar. Geldikten sonra sancılı başladık. İstediğimiz oyuncuları alamadık. Bekleme kararı aldım. Almak istediğimiz oyuncular bizi bekletiyor. Dee Brown Türkiye Kupasına iki gün kala, Owens 4 gün kala geldi. Kupadan elenince o günün akşamı çok değerli iki koç aradı “bize teklif geldi kabul etmedik” dediler. Yöneticilerle konuştum. Kılıcı kınından çıkardığın zaman kansız yerine koymayacaksın. Bu işin raconu bu. Sonra benim dediklerimi kabul ettiler devam ettik. Ama olay biraz bozulmuştu tabi. O sezonun sonuna doğru zaten tekrar koç arayışlarına başlamışlardı. Kontratım bitiyordu zaten telekom’a 3-0 yenilince yolları ayırdık. Ondan sonra Beşiktaş’la görüştüm. O sırada GS Kunter ile görüşüyordu. Ama onun bazı şartlarını GS kabul etmedi ve GS tekrardan bana döndü. Dedimki “Kendimi duvara dayamam lazım ne yapabileceğinizi gördüm”. İki senelik kontrat istedim. “Her yenilgiden sonra sizinle toplantı yapmak istemiyorum” dedim. Sonra öyle başladık. Efendim Özyer koç olursa 7 olmazsa 3 milyon bütçe vereceğiz demiş güya Ülker. Ülker ile yapılan sözleşmede her sene ne kadar verileceği belli. Bunun dışına çıkılması mümkün değil.

Bolbasket: GS’de farklı yabancılarla çalıştınız. Ben kendimi bildim bileli yabancı oyuncularda istikrar yakalanamadı. Hite’li Owens’lı Brown’lu gibi başarısını ispat etmiş oyunculardan oluşan kadro neden tutulamıyor?

Özyer: Galatasaray’ın yabancı oyuncu tercihlerine geldiğim zaman ilk seneki yabancı oyuncular arasından benim ikinci sene tutmak isteyeceğim bir yabancı oyuncu pek yoktu. İkinci sene artık Uleb’de mücadele edecektik ve Uleb tecrübesi olan oyuncuları oraya almam lazımdı. 3. sene için eleştirinizi kabul edebilirim. Bana göre başarılı olmuş bir takım ama bazılarına göre başarısız olmuş bir takım. Telekoma elenmek bazılarına göre başarısızlıktı. Haklı da olabilirler. Orada ki maçı son saniyede kaybetmiş olmamız, Telekom serisinde bizim attığımız maçlarda ki fauller ile onların attığı fauller arasındaki fark. Örneğin Tutku’ya da söyledim. Bizim seride bir maçta Tutku 12 faul atmıştı. O sezon Tutku’nun Uleb istatistiklerine baktım orada oynadığı 12 maçta toplam 12 faul atmıştı. Biz double team yapıyorduk. Kendisini bırakıyordu ve hemen faul düğdü geliyordu. İki atış…İlk maç tamam bizi kolay yendiler gibi gözüküyor ama orada son topa kaldı. Cüneyt’e kurduğumuz bir oyunu Dee Brown, El Amin’le yarışa girdiği için kendisi kullandı. Maçtan sonra ona çok kızdım. Beşiktaş maçında aynı oyunu kurmuştuk ve Cüneyt sayıyı kaydetmişti. Cüneyt boştu ama kendi attı. Diğer maçta ise son saniyede Chris Williams köşeden attı. Neyse tarih onları yazmaz. Sonuçta skor olarak 3-0 elendik ve tarih bunu yazar. Skor 3-0 olunca da bu takım başarısız ve bu takımı değiştirelim mantığı oldu. Olaylara çok hakim olamıyorsunuz bazen !. Bana kalsa Chris Owens’ı tutalım dedim. Dediler ki; “geçen sene 400’e oynuyordu bu sene 500” istiyor. Onun yerine alacağın oyuncuyu kaça alacaksın? Tek siz karar veremiyorsunuz tabi. Owens değerli oyuncuydu. Hem arkası dönük hem yüzü dönük oynayan 4 numara çok az. Gaines hem 4 hem 5 oyanayan Hüseyin’i daha verimli kılan, savaşan çok değerli bir oyuncuydu. Bu iki oyuncuyu tutmak istedim. Hite’ı çok tutmak istemedim açıkçası. Biraz daha bireysel yeteneği güçlü bir oyuncu lazımdı oraya. Artı kurallar gereği bir Avrupalı almamız şarttı. Aslında o sene yukarıda belirttiğim gibi geç anlaşma yaptım ve haliyle istediğim oyunculara gidemedim. O seneki hatam Gurovic’in gelmesini kabul etmemdi. Milojevic değerli oyuncuydu. Takım içinde tutkal görevi yapan biroyuncuydu. Zizic’te kötü karakter çıktı. Karısının uydusu oldu. Karısı ispanya’ya gitmek istedi. İsimsiz bir takıma gitti.

Bolbasket: Bu arada Gurovic’e ne kadar verildi?

Özyer: Gurovic’e 900000 dolar verildi.

Bolbasket: Gurovic’le neoldu?

Özyer: Gurovic çocuk gibiydi. Daha senenin başında geldi ve “ben basketbolu bırakıyorum” dedi. “Beni 1,5 saat trafik mahvetti artık dayanamıyorum” dedi. Milojevic geldi bana “ben onunla konuşurum” dedi. Sonra Gurovic’le konuşmuş bana “tamam devam ediyorum” dedi. Yine bir gün İspanya’ya uçuyoruz. Yine geldi “ben bırakıyorum sen iyisin ama takım kötü, oyun kurucumuz yok felan” sonra Dejan geldi aslında sebep o değil Gurovic 3 saatten fazla uçağa binmeye korkarmış. Gurovic’e sakinleştirici bir iğne yapılması gerekiyormuş. Sabah geldi ve iğne yaptık garip bir durum.

Bolbasket: GS’de kurduğunuz kadrolar çerçevesinde sizin felsefenizle kurduğunuz kadrolar ne kadar örtüştü. Sizin basketbol felsefeniz nedir?

Özyer: Klasik olacak ama takım kavramına değer veririm. Savunma konusunda agresiflik. İlk sene yarım ve tam saha pres, ikinci sene atletik uzunlarımızla sıkıştırmalı pick and roll savunmaları o sene oturtmuştuk ve hatta Aralık ayında da lider olmuştuk.

Bolbasket: Alan savunmasını pek düşünmüyordunuz.

Özyer: Yok yok onu da yapıyorduk. 1-3-1 alan savunmasını Fatih’le çok yaptım çok maçı çevirdik öyle.

Bolbasket: En büyük eleştirilerimizden biri de alan savunması ile ilgili idi. Uzun kollu Cenk varken çok uygulamadınız.

Özyer: Alan savunmasında ayakların çabukluğu da önemli ama kısalarında çabuk geçilmemesi lazım. Tabi sadece savunmacı koçta değilim. Tabi hücumda kötüyseniz bir yere kadar. Artık günüzmüzde bu iki kavram birleşmiş durumda. Hücumda paylaşım benim için önemli. Hücumda paylaştığınız zaman herkes savunmada da birbirine daha çok yardım ediyor daha çok arkasını kolluyor. Günümüz basketbolunda artık uzunların hareketli olması lazım. GS’da ikinci sene başarılı olmamızın altında bu yatyor. Hüseyin gibi statik bir oyuncunun yanında Gaines ve Owens gibi iki hareketli uzun birbirlerini çok iyi tamamlayabildiler.

Bolbasket: Orada undersize kalma riski var.

Özyer: Doğru ama mesela Gran Canaria Uleb f8’e çıkma maçında Freeland, Medley gibi oyunculara göre undersize kalmamıza rağmen o maçta pota altında ezilmedik. Hatta üstünlük sağladık. Undersize kalıyorsunuz ama önde baskı yaparsanız avantaj elde edebiliyorsunuz. Gaines pivotların önüne geçebilip pas aldırmayan bir oyuncuydu. Tabiki daha farklı takımlar kurulabilir ama senin bir bütçen var. GS’de başardığımız en önemli şey zamanında para ödemesi ve bütçesini iyi yönetmesi. Böyle bir alışkanlığı geçmişte yoktu aslında. bu sana ne getiriyor. Daha iyi oyuncu almanı sağlıyor. İlk sene bu sorunu yaşadık mesela, istediğimizoyuncuları alamadık.

Bolbasket: İlk seneki GS takımına geçersek Fitch’i neden transfer ettiniz.
Özyer: Şimdi o takım averaj bir takımdı. Kalması gereken Türk oyuncular vardı. Onlarla bütünleşecek bir kimya yaratmamız gerekiyordu. Hedef Avrupa Kupaları’na katılmaktı. O takımla şampiyonluğu hedefleyemezdiniz. Skorer özelliği olan bir oyuncuya ihtiyaç vardı. Bir sene evvel Cibona’da Ülker’e karşı Serkan’ı iyi tutan orada ve burada bize epey sorun çıkaran oyuncu vardı. Okulu da Kentucky iyi bir okul. Problemli olduğunu biliyordum. Biz de kendimiz disiplin verebiliriz diye düşündük. Bir de bir sene önce düşmemeye oynamışsanız iyi oyuncu almanız imkansız. Kepez’e de geldiğinde takımı küme düşmekten kurtardı. Şimdi İspanya’da. Sezon sonuna doğru değiştirme noktasına geldik ama oyuncu bulamadık. O sene hedef ilk 4’tü. Beşiktaş’ı eledik yarı finale kaldık. Son maçta Ömer’in son saniye basketiyle yenildik. Lig maçında 35 sayı fark yedik. Aslında o maçla ilgili çok güzel bir anım vardır. Olumsuz anlamda tarihe geçtik ama bence orada GS seyircisi çok büyük olgunluk gösterdi. Maçtan sonra soyunma odasında herkes ağlıyor. ABD’liler dahil kimse duşa gitmiyor. Boş boş oturuyoruz. Bir anda 10-15 kişi soyunma odasının kapısına dayandılar. Dedim arbede çıkacak. Dediler ki hemen formayı giyip sahaya çıkıyorsunuz. Yarım saat geçmiş salon boşalmamış. Ortaya çağırdılar re re ra ra sanki şampiyon olmuşuz. Hepimiz şaşkın ağlıyoruz. O anı hep hatırlarım.

Bolbasket: Seyirciler de farkında herhalde şampiyon olamayacağınızı...

Özyer: Yok. GS seyircisi öyle bir seyirciki formanı terletip kavganı veriyorsan seyirci seni çağırıyor. Bu bir Beşiktaş’ta var bir de Karşıyaka seyircisinde var. Hiç unutmam İstanbul’da yapılan 92’deki f4’te yarı finalde farklı yenilen Estutiandes takımı seyircileri maçtan sonra şarkı söyleyip oyuncuları alkışlamıştı. Çok şaşırmıştım. Yiğiter’e sordum. İspanya’da böyledir dedi. Bunu GS’de de bunu birebir yaşadım.

Bolbasket: İlk senenizde Mitchell’la çalıştınız. İyi başlamıştı sezona gelecek vaadediyordu. Ama sonra Fitch gelince bozuldu gibi. Hatta Mitchell Fitchleşti diye yazmıştım.

Özyer: Aslında o sene ilginç şeyler oldu. Sorun tek Fitch değildi. Mitchell bana Kasım’da dediki “ben ayrılmak istiyorum eve dönmek istiyorum ailemi özledim”. Home-sick olmuş. “Yapabileceğimiz bir şey var mı” dedim. “Ben eve gitmezsem yaşayamam” dedi. Adam Missisipi’nin bir köyünden gelmiş. 10bin dolar alıyor 9500’ü oraya gönderiyor. Böyle bir adam. Bunun babası ABD’de lise takımında koçluk yapıyor. Babasıyla konuştum dedim ki “Şimdi ayrılırsa Avrupa’daki karıyeri sona erer”. Sonra babasını buraya çağırdım buraya geldi ikna ettio dönemde iy ioynadı kaldı. Fitch’den önce homesick biraz bozdu. Hele böyle kozmopolit bir kente çok küçük bir şehirden geliyorsanız zorluk oluyor tabi.

Bolbasket: Yeri gelmişken Hem Galatasaray’da hem de Telekomda da bunu gördük. Murat Özyer Amerikalı yabancı oyuncuları tercih ediyor gibi geliyor bize. Bu konudaki görüşlerinizi alabilir miyiz?

Özyer: Bu sene point guard olarak Tutku ve Soner gibi iki oyun kurucu vardı. Ama Tutku’nun 6 ay süren bir sakatlığı vardı. Tutku tempolu bir oyuncu ve tam saha basketbolunu çok iyi oynuyor.

Bolbasket: Soner biraz daha kontrollü değil mi?

Özyer: Aslında o da seviyor tempolu basketbolu. Penetre etmeyi. Baskı yapar. Zaman zaman iki guardı sahada tutabileceğim, şutu olan bir oyun kurucu almak istedim. Davor Kus ilk tercihimizdi. O çok bekletti. O dönem örneğin Marquees Greene’i düşündüm. Greene: “Türkiye’de kötü bir sezon geçirdim. Bir daha kötü bir sezon geçirisem benim kariyerim biter. İtalya’ya gitti ve orada son sıralarda yer alan bir takımda oynuyor. O oyuncuyu almadık. Tabi elimde belli bir bütçe var. 3 yabancı için bir bütçe verdiler ve Mallet’i öyle seçtik. Bütçemize uygun Avrupa’lı point guard yoktu.

Bolbasket: Davor Kus neden gelmedi?

Özyer: Benetton’la bizim arazımızda gitti geldi. Onları seçti. Önceki soruya devam edersek, 5 numarada Lang ve Dudley var ve yüksek kontratları var. Bu ikisine mecburuz ve guardı da aldık. Fener ve Efes’le çekişeceksek eğer Shumpert ve Preldzic’le match up olabilecek bir oyuncu bakmaya başladım. Ergin’in Shumpert’le oynattığı 4 kısalı bir sistem ülkemizde çok hakim oldu. Herkes bunu kullanmaya başladı. Ergin’de Shumpert’den dolayı bu sistemi başarıyla uyguluyor. Biz de buna karşı şutu olan, gözü kapalı şut atabilen hem 3 hem de 4 oynayabilecek bir oyuncu aradık. Asvel’de çok incelediğim bir oyuncuydu. Bize karşı da seyrettim ve çok inceleyebildiğim bir oyuncu. Hem koşan hem de şut atan Lamayn Wilson’ı seçtim. Sonra zaten Bekir, Tutku, Mallet var. Serkan var. Avrupalı için acele etmem. Bulduğumu alırım dedim. Ama o dönem elimizde de fazla Avrupalı kalmadı. 2-3 oynayabilecek Avrupalı kalmadı. Herhangi birisini getirmek de olmuyor. Kennedy Winston gibi bir oyuncuyu bile bünye burada kabul etmediğinden başarılı olamamıştı. Roma’da bu sene muazzam oynuyor. Buraya gelirken de muazzam oynayarak geldi ama buradan gönderilmek zorunda kaldı. Teknik olarak da sosyal olarak da bünye onu içine kabul etmedi. Kennedy Winston bugün olsa Lamayn’ın yerine almak isteyeceğim bir oyuncu aslında. Mantık şu: Hedef final ve şampiyonluksa rakiplerinin sitemini hesap ederek oyuncu transfer etmek zorundasın. Bu bağlamda Lamayn Wilson’u tercih ettim. Kötü oynadığı maçlar da var. Kendi atışını yaratan bir oyuncu değil. Screenden çıkması lazım. Boş kalmalı ve statik şut atmalı ya da fast break’de gidip bitirecek. Ondan shumpert’in oyun zekasını bekleyemezsin.

Bolbasket: Andre Owens’dan beklediğiniz verimi alabildiniz mi? Malum takımdan da gönderildi.

Özyer: Aslında alamadım. Zaten bende gönderiyordum. O pozisyona Graves’i düşünmüştüm. Ben Cris Lang’le Owens’ı gönderip bir Avrupa’lı uzun, bir de yabancı skorer, Graves gibi bir oyuncu alacaktım. Ben Graves’i çok almak istemiştim. Ama o “ben euroleaugue oynayacağım koç” dedi ve Cibona’ya gitti. Bizim teklif ettiğimiz paranın daha altına Cibona’ya gitti. Cibona ile Fenerbahçe maçına geldiğinde “koç ben keşke sizin teklifi kabul etseydim” dedi.

Bolbasket: Biz Graves’i çok beğenirdik. Böylesi iyi yabancı oyuncuların ülkede tutamadığımıza çok üzülüyoruz.

Özyer: Evet. Graves çok iyi bir oyuncu. O da benim bulduğum oyunculardan. Graves çok farklı. Elinde hep kitap var. İnsanın kendisini geliştirmesi ile ilgili kitapları okuyor. Ki ben de çok severim bu tip kitapları. Yüzü gülüyor. Milano, Roma onu almak istiyor ve koçları beni arıyor. Oyuncuyu tarif ettim ve sen beyaz bir oyuncudan bahsediyorsun dediler. Hakikaten öyle bir adam. İyi savunma yapıyor. Penetre ediyor. Sayı atıyor. Benim için her gittiğim yere alabileceğim bir oyuncu. Kurguladığım şeyi bu hafta yapacaktım. Serkan sakattı. Bekir ya da Tutklu sakatlansa Owens’ı niye gönderdin derlerdi. Benim Owens’ı göndereceğim hafta bu hafta olacaktı. Doğrusunu yaptılar. Muhtemelen Lamayn Wilson’u da gönderirler.

28 Eylül 2009 Pazartesi

Sinan Güler Röportajı



1- Türkiye’ye ilk geldiğinizde hafızam beni yanıltmıyorsa Galatasaray’da deneme antremanlarına çıktınız. O dönemde yanılmıyorsam Erman Kunter Galatasaray’ın başındaydı. Galatasaray ile anlaşamadınız. Galatasaray mı sizde bir ışık görmedi yoksa siz mi Galatasarayda bir ışık görmediniz.

O sene antrenor Murat Ozyer’di, ve kendisi takimda oynamak icin yeterli oldugumu fakat oyuncu sayisinin fazlaliligindan dolayi benim cogunlukla takim disinda kalabilcegimi belirterek, bunun basketboluma kotu etkisi olacagini dusunerek karsilikli karar verdik.



2- Önümüzdeki sene Efes kısa rotasyonuna Rakocevic gibi avrupa’nın önemli oyuncularından birisi eklendi. Keza Nachbar’da her ne kadar pf olarak transfer edilse de asıl olarak s.f pozisyonunda oynayan bir oyuncu. Bu bağlamda Efes kısa rotasyonunda özellikle EL maçlarında alacağınız sure konusunda ne söyleyebilirsiniz? Böyle değerli oyuncular arasında forma savaşı vermenin sizin gelişiminizde nasıl bir etki yaptığı konusunda ne söyleyebilirsiniz?

Acikcasi ben alacagim surenin ne kadar oldugunu dusunmuyorum, politik bir cevap gibi gelebilir ama Efes Pilsen gibi bir takimda benim belirli bir rolum var ve bu rolu uygulayabilmem icin benim alacagim sure azmis yada cokmus gibi bir dusuncem olmadi hep. Gecen sezonun basindada ayni seyler konusuluyordu, fakat sonuna kadar ben kendi kafamda sansin gelecegi zaman en iyi sekilde hazir olmayi dusundum hep, ve sezonun sonunda play-offlarda uzun sure oynadigim maclar oldu.



3- Özellikle son 2 yılda baskebolunuzun savunma ve hücum yönünde gözle görülür bir ilerleme göze çarpmaktadır. Bu süreçte Ergin Ataman ve Tanyevic gibi 2 kariyerli koçla beraber çalışmış biri olarak sizce hangisi potansiyelinizin ortaya çıkmasında payı daha fazla olmuştur.

Ergin abi ile calismamin bana etkisi cok buyuktur. Sonuc olarak Dacka’da oynadiktan sonra Besiktas’a transfer olmam, ve ondan sonrada Ergin abi’nin bana guvenip sahaya surmesi, hem yapmam gerekenleri en iyi sekilde yapmami hemde kendi eksiklerimi gorup onlari gelistirmem icin calismaya tesvik etti. Daha sonrada Efes’e gelirken yeniden beni takiminda gormek istemeside Ergin abinin bana duydugu guvenin gostergesidir.
Ayni zamanda Tanjevic’de Milli Takim’da benim onemli bir rol oynayabilcegimi gormus olmali ki iki senedir takima cagrilma onuruna eristim. Ve ilk sene elemelerde ki sansimi iyi kullanarak Tanjevic’in sisteminde de kendime guvenilir bir yer edindigimi dusunuyorum.

4- Bu iki koçun tarzlarının çok farklı olduğu düşünüldüğünde hangi koçla kendinizi daha rahat hissediyorsunuz?

Ben acikcasi kendimi cok uyumlu biri olarak gordugum icin iki antrenor ile kendimi rahat hissedebiliyorum. Ikiside birbirinden farkli karakterlerde antrenor olsalar bile kazanma hirsini oyuncularina oyle yada boyle asilamayi biliyorlar.

5- Son Avrupa Şampiyonası’na baktığımızda milli takımın hücumda belirli bir sistemi oturtamadığını görüyoruz. Genelde oyuncuların anlık form durumları hücum gücümüzü belirledi. Savunmada ise motivasyon sağlandığında ve mücadele gücümüzü ortya koyduğumuzda başarılı olduk. Nitekim, klasman maçlarında gerekli motivasyon sağlanamadığından savunmamız çok fazla gevşedi. Bu sizce başarı için yeterli bir yapı mı? Milli takımın oyun stili nasıl olmalı?

Acikcasi antrenor olmadigim icin bu konuda her hangi birsey solemem yanlis olabilir, fakat takim olarak sert savunmanin onemli oldugu ve sert savunmanin yarattigi hizli hucum sanslari ile daha iyi bir basketbol oynadigimiz ortada.

6- Sizin gibi adam adama savunmada çok başarılı olan bir oyuncu olarak alan savunmasında aynı etkinliği gösterebildiğinizi düşünüyor musunuz?

Alan savunmasinda daha zayif oldugumu soyleyebilirim, bazen pozisyon hatasi yaptigim oluyor, fakat agresif savunma yaptigim zaman hangi savunma sisteminde olursak olalim basarili oldugumu dusunuyorum.

7- Şut performansınızda son dönemdeki belirgin bir iyileşme var. Bunun için özel bir çalışma uyguladınız mı?

Acikcasi olabildigince ekstra calisiyorum, ozellikle sut konusunda, cunku skorer bir oyuncu olmadigim acikca ortada, fakat pozisyon geldiginde o sutu sokmak onemli, ve oynadigim rol icinde cok onemli bir yeri var o ceza sutunu sokmanin. Onun disinda ozellikle son bir sene icersinde, hem takim arkadaslarimla hemde yardimci antrenorlerle yaptigimiz diyaloglar sayesinde oyunun mental yonleri hakkinda cok sey ogrendim.

8- Hem milli takımda hem de efes’de sizden önce benzer görevlerde Cenk Akyol oynuyordu. Aynı sizin gibi oyun kurucu oalrak bile denenmişti milli takımda. Federasyon başkanımız milli takımın son şampiyonada elde ettiği derecenin yeterince iyi olmadığı konusuna ilişkin sıraladığı sebepler arasında Cenk Akyol’un olmamasını da saymıştı. Takıma Cenk’le kıyaslanamayacak oranda katkı verdiğinizi düşünüyoruz. Bu bağlamda federasyon başkanının Cenk’i anmasının yanlış olduğuna inanıyoruz. Milli takımdaki görevini hakkıyla yerine getiren bir oyuncu olarak, yerine tercih edildiğiniz oyuncunun eksikliğinin hissedildiğine ilişkin bir söylem sizi nasıl etkiliyor?

Etkiledigini soyleyemem, cunku benim icin onemli olan oynadigim takimin, ki bu konuda milli takimin basarili olmasi, ve benim bu basarida verebilecegim katki. Eger takimin bir parcasi olursam, basariya ulasmak icin elimden gelen herseyi yapmaya devam ederim.

9- Son olarak; Slovenya maçında çapraz grubu düşünerek kazanmayı değil kaybetmeyi seçtiğimiz ya da kararsız kaldığımız yönünde bir söylence var. Tanjevic bu konuda maç öncesinde ya da devre arasında takımı kazanmaya motive edip etmediğini merak ediyoruz. Ya da yakın zamanda kaybettiğimiz Hırvatistandan çekinip Yunanistan’ı tercih etmemiz gibi bir durum söz konusu mu?

Kesinlikle katilmiyorum bu konuya, eger dusundugunuz gibi bi durum olsaydi, o mac ne uzatmaya gidebilirdi, ne de son topa kadar suren cekisme devam ederdi. Sadece basit hatalarla ve sonlara dogru oyuna hukmedemedigimizden dolayi yenildigimiz bir mac oldu Slovenya maci.

4 Ağustos 2009 Salı

Bostjan Nachbar Röportaj


Nachbar’a (Boki) röportaj yapmak istediğimizi bildirdik. Çok yoğun olduğundan dolayı mail aracılığıyla bu röportajı gerçekleştirebildik. Sorularımıza beklediğimiz cevaplar aldık. Aslında bence en önemli konu onun gerçek pozisyonunu kendi ağzından duymamız. Efes’in büyük oyuncular transfer ettiğini görüyoruz ama bu oyuncuları dönem dönem kendi mevkilerinde kullanmayacak olması da önemli bir soru işareti olarak karşımıza çıkmakta. Örneğin kısa forvet olan Boki büyük oranda p.f olarak oynatılacak. Rako ise s.g olmakla birlikte dönem dönem oyun kurucu olarak kullanılacak. Efes’in hem oyun kurucu hem de uzun rotasyonunda sıkıntı yaşayacağını söyleyebiliriz. Bu gibi sorularımıza ise koç bilir, umarım zayıflıklarımızın üstesinden geliriz gibi politik cevaplar vermeyi tercih etti. Karşılıklı olabilseydik bu sorulara daha samimi cevaplar alabilirdik belki…

SORULAR


SORU: Tüm düzeylerde kendini ispat etmiş bir oyuncu olarak sizi Efes Pilsen’e ve Euroleague’e çeken şey nedir? (para dışında)

BOKI: Efes pilsen’in yüksek hedeflere sahip, büyük oyunculara ve iyi bir koça sahip olması dışında çok iyi organize olmuş bir klüp yapısı beni Efes pilsen’e yönlendiren sebeplerdir. , Ayrıca, İstanbul gibi Avrupa’nın en güzel şehirlerinden birinde yaşayacak olmam da bana cazip gelmiştir.

SORU: İmzalamadan önce Efes ve Türkiye hakkındaki görüşlerin nelerdi?

BOKI: Efes Pilsen hakkında olumlu şeyler duymuştum. Takım çok profesyonel ve çok büyük bir taraftarı var. Umarım bu takımın daha yükseklere ulaşmasında katkım olur.

SORU: Basketbol otoritelerince, Euroleague, NCAA ile NBA’in mükemmel bir bileşimi olduğu söylenmektedir: Ateşli taraftarı ve takım oyunu ile NCAA’ ye, yetenek düzeyi ile de giderek NBA’e yaklaşıyor. Bu görüşümüze katılıyor musunuz? Bu konudaki görüşünüz nedir?

BOKI:Katılıyorum. Euroleague gün be gün daha iyi ve daha rekabetçi bir hale gelmektedir. Her yıl daha iyi takımlar görüyoruz. Takımların her geçen gün daha iyi kadrolarla ve daha iyi sahalarla euroleaugue’de yer aldıkalrını söyleyebiliriz. Bence muhteşem bir lig. Sevmediğim tek şey sezon sistemi ve bir oyuncu olarak buna uyum sağlamak zorundayız.

SORU: 2009-2010 Efes pilsen kadrosu aşağıda:
p.g. kerem tunceri, ender arslan
s.g. igor rakocevic, charles smith
s.f. bootsy thornton, sinan guler
p.f. boštjan nachbar, kerem gonlum
c. mario kasun, kaya peker, dusan cantekin

Bu kadro sizce F4 yapar mı? Kadrodaki hangi pozisyonun zayıf halka olduğunu düşünüyorsun?

BOKI: Öyle olacağını umuyorum ama kolay olmayacak. Umarım olabildiğince az zayıf olduğumuz nokta vardır.

SORU: Çok yönlü bir oyuncusun. PF olarak oynayabilecek fiziğe ve kuvvete sahipsin. Bunun yanında iyi bir şutun var ve top kontrolün çok iyi dolayısyla kolaylıkla SF da oynayabilirsin. Efes’de muhtemelen PF olarak oynatılacaksın. Koçun stratejilerine göre SF de olabilirsin. Savunma ve hücum açısından değerlendirdiğinde hangi pozisyonda oynamayı tercih edersin. PF olarak oynamak senin için zor mu? Yoksa SF olarak oynamayı mı tercih edersin?

BOKI: Benim asıl pozisyonum her zaman SF olmuştur ama ben çok yönlü bir oyuncuyum dolayısıyla PF’e de uyum sağlayabilirim. Geçmişte SG oalrak da oynamışlığım var bu bağlamda benim için pozisyon değişikliği sorun teşkil etmez.

SORU: Ligimizde yabancı oyuncu kuralı var: bir takım sahada sadece 3 yabancı oyuncu ile yer alabiliyor ve kenarda ise 2 yabancı oyuncu bulundurabiliyor. Bu kuralı nasıl değerlendirirsin? Çoğunlukla yabancı oyuncular ligde daha az ama euroleaugue’de daha fazla süre alıyorlar? Bu seni nasıl etkiler

BOKI: Rusya’da dinamo ile bu kuralda oynadım ve herhangi bir sorun yaşamadım.

SORU: Senin basketbol stilini biliyoruz ama senin kendi basketbol stilini nasıl gördüğünü bilmiyoruz. Basketbol stilini bize anlatır mısın? Kuvvetli yanların, sayıf yanların nelerdir?

BOKI: Çok yönlü bir oyuncu olmam, şut atmak ve açık saha basketbolu benim kuvvetli yanlarım. Zayıflıklarımdan hiçbir şekilde söz etmem. Daha iyi bir oyuncu olmak için zayıf olduğum şeyleri geliştirmeye çalışırım.

SORU: Rakocevic ve Kasun gibi oyuncuların yanı sıra önemli Türk ve Amerikalı oyuncularla bir arada oynayacaksın. Onların oyun stillerini ve özellikle Rako ve Kasun’un oyun stilini düşündüğünde sence bu sene nasıl bir takım izleyeceğiz. (teknik olarak savunma yönlü mü,hızlı hücuma dayalı mı, yoksa hücum yönlü bir takım mı)?

BOKI: Bu koçun kararıdır. Ben onun doğru kombinasyonu bulacağından eminim. Dolayısyla da takımımız kazanabileceği kadar çok maç kazanacaktır.

SORU: Eski koçun David Blatt Rusya ile Avrupa şampiyonasında şampiyonluk kazandığında kariyerin zirvesine ulaşmıştı. Ancak Efes pilsen ve Dinamo Moskova’da başarılı olamadı. Blatt’ın Moskova’daki başarısızlığının temel sebebi sence neydi?

BOKI: Dinamo’daki başarısızlık için sadece Blatt’ı suçlamamak lazım. Finansal durum kötüye gittiğinde sorunlar başladı ve oyuncular takımdan ayrıldılar. Koç bunu kontrol edemezdi bu nedenle Blatt’ı suçlayamayız.

SORU: Slovenya milli takımı Lakovic, Smodis,Nesterovic, Lorbek, Vujacic ve Nachbar gibi çok iyi oyunculardan kurulu. Ancak bu parlak nesil önemli bir başarıya imza atamadı. Bunun nedeni sizce ne olabilir?

BOKI: Pek çok nedeni var. Ama biz geçmişe takılmıyoruz. Önümüze bakıyoruz ve bu sene büyük bir başarı elde etmeyi umuyoruz.

SON SORU: basketbol stilin hakkında çok şey biliyoruz. Ama kişiliğin hakkında fazla şey bilmiyoruz. Zor bir soru olduğunu biliyoruz ama bizi kendini anlatır mısın?

BOKI: Olumlu bir insanım.Basketbol ve taraftar için çok tutkuluyum. Bazen inatçı olabiliyorum ama bunu iyi bir sonuca bağlayabiliyorum. Gülmeyi ve şaka yapmayı çok severim, dolayısıyla yeni takım arkadaşlarımla ve taraftarla eğlenceli vakit geçireceğiz.

30 Temmuz 2009 Perşembe

Interview with Nachbar



Question: As a player who proved himself at all levels, what attracted you to join Efes Pilsen and Euroleague (other than money)?
Nachbar : It is a very well organized team with very high goals, great players, very good coach and it is in one of the best european cities.

Question: Before signing what was your opinion about Efes Pilsen and Turkey?
Nachbar : I heard good things. the team is proffesional, they have great fans. I hope I can help this team reach even higher.

Question: Some people have called Euroleague a perfect combination between the NCAA and the NBA: the very passionate crowds and team basketball of the former, with a skill level that is always getting closer to the latter. Do you agree with that? What is your opinion?
Nachbar : I agree. Euroleague is definetly getting better and more competitive year by year. Every year you have more teams that are better, have better rosters and better, new arenas. I think it's a great league. The only thing I dont like is the system of the season, but as a player, you must adjust to that.

Question: Here is the Efes roster for 2009-2010

p.g. kerem tunceri, ender arslan
s.g. igor rakocevic, charles smith
s.f. bootsy thornton, sinan guler
p.f. boštjan nachbar, kerem gonlum
c. mario kasun, kaya peker, dusan cantekin

Can this roster reach final 4? Which position do you think is the weakest link in the roster?
Nachbar : I think so, but it will not be easy. I hope we have as little weaknesses as possible.

Question: You are a versatile player. You are tall and strong enough to play in pf. Besides you shoot well and your ball handling is good enough to play sf position easily. You will probably play as a power forward in Efes. Maybe you can switch s.f position depending on strategies of the coach? Which position do you prefer most in terms of both defensive and offensive side? Will it be difficult for you to play as a power forward? Or do you prefer to play as a s.f?
Nachbar : My original psition was always small forward, but I am versatile player, so I can adjust to power forward. In the past I also played some shooting guard, so changing positions for me is not a problem.

Question: in our league we have a foreign player rule: a team can only play with 3 foreigner on the court and 2 on the bench. How do you see this rule? most probably foreign players get low minutes in the league and much more minutes in the euroleauge games? How does it effect you?
Nachbar : I have played with the same rule last year in Russia with Dynamo and I didn't have any problems.

Question: We know your basketball style but we don’t know how do you see your basketball style? Could you define your basketball style? What are your stronger sides and your weak sides?
Nachbar : Probably shooting and open court basketball are my strenghts. Also the versatility. I will never speak about my weaknesses, I just work on them inj practice, to become even better player.

Question: you will play with top players like Rakocevic and Kasun as well as top turkish and american players. Considering the playing style of them especially rakocevic and kasun; what kind of a team do you think we will watch? (technically; defence oriented? Offence oriented or transition game?)
Nachbar : That is up to the coach to decide. I am sure he will find the right combination, so our team can win as many games as possible.

Question: As you know your ex head coach David Blatt's career was at the high when
he was coaching the champion Russia in the European Championship. However,
he was unsuccessful with Efes Pilsen and Dynamo Moscow. What do you think
is the main reason for the failure of Blatt in Moscow?

Nachbar : Blatt is not the only one to blame for failure of Dynamo. Problems started when financial situation started getting very bad and players started leaving. Coach can not control that, so you can not blame him.

Question: Slovenian national team has high level players such as Lakovic, Smodis,
Nesterovic, Lorbek, Vujacic and you of course. However, there were no any
significant success of this bright generation. What could be the reason
for this?
Nachbar : Many reasons. But we don't like to look back. We want to look ahead and we hope to make a big success soon.

Question: Last question: We know a lot about your basketball style. But we know little about your personality. I know it is a very challenging question but, can you describe yourself?
Nachbar : I am a positive person, passionate for basketball and fans. I can be stubborn sometimes, but I turn it into a good thing. I also like to laugh and joke a lot, so I hope I will have a lot of fun with my new teammates and the fans.