8 Aralık 2012 Cumartesi
Efes Evinde Kayıp (Efes: 76- Cajasol: 91)
Daha zayıf olan kadro'nun daha iyi bir takım olduğunu gösteren bir maç oldu adeta. Aslında garip bir şekilde aynı şeyi hem fener hem de efes için söylemek mümkün. McCalebb ve Farmer sahada değilken (fiziki ya da mental) her iki takımımız ne yapacakları ya da daha doğrusu yapamayacakları ile maçın kendileri adına sonunu hazırlıyorlar. Garip bir şekilde zayıflıkları maç içinde aşırı ön plana çıkıyor ve kuvvetli yanlarını bir türlü sergileyemiyorlar.
Aslında Fenerbahçe'yi ayrı yazmayı planlamıştım ama paralellikler o kadar fazla olunca aynı yazı içinde hem Efes hem de Fener'i değerlendirmek mümkün. Efes'in kadrosu biraz daha kuvvetli ama kenar yönetimi açısından Fenerbahçe bir adım önde.
iki takımın da pota altı savunması kötü. Batiste çok yaşlanmış. Baby Shaq bile ona karşı çabukluğunu kullanıyorsa bu noktada düşünmek lazım. Kaya ve ilkan haricinde ayağı çabuk oyuncu yok pota altında. Kaya düşünülmüyor. basketbol oynamak için her türlü fiziki yeteneğe sahip ilkan ise hem tecrübesiz hem de savunmada hücumdaki kadar aktif olmayı sevmiyor.
Efes için işler görece yolunda. Vujacic haricinde herkesin kötü oynadığı bir günde(mahumudi de kötüydü) mağlubiyet kaçınılmazdı. Vujacic'in bu oyunu devam ederse Efes'den daha iyi sonuçlar bekleyebiliriz. Ancak aynı Fenerbahçe gibi pota altı savunmasına bir çözüm bulmaları şart. ihale, Barac'a kalıyor ancak rotasyondaki 5 oyuncundan tek birindeki sorun bu kadar can acıtmaz bence. Barac çok değerli bir oyuncu kim ne derse desin. Ancak pota altında barac'la birlikte oynarken onun açıklarını kapatabilecek bir oyuncu olmaması büyük sorun, savunmacı,blokcu ve ribauntcu bir dört numarası olmaması Efes'de Barac'ın aşırı göze batmasına sebep oluyor.
Uzun rotasyonuna yapılacak bir hamle ile hem fenerbahçe hem de Efes kötü başlayan seneyi aynı geçen sezon OLY'un yaptığı gibi mutlu sonla bitirebilir.
16 Kasım 2012 Cuma
Anadolu Efes - Emporio Armani: 77-71
Armani farklı bir takım geçen sene yaptığı yatırımın meyvesini pek alamamıştı ancak bu seneye iyi başlamıştı. ilk iki hafta değerli galibiyetler alabilmişti ancak işler bir anda tersine döndü ve Efes'le karşılaşmadan önce zalgiris caja labarol ve ve OLY'a 3 hafta üst üste kaybettiler. Son olarak Efes'e de kaybettiler ve grup çıkma ihtimallerini zayıflatacak bir duruma geldiler. şu an için gruptan dördüncüsü olarak çıkabilecek bir durumları olsa, caja labarol ya da cedevita'ya karşı alacakları mağlubiyet(ler)ile EL dışı kalmaları mümkün olabilir.
Nasıl ki Armani için işler iyi değilse aslında aynısı Efes için de söz konusu. Efes'in inişli çıkışı görüntüsü maç içinde sürekli karşımızda. 40 dakika iyi oynayan bir Efes hepimizin arzusu. Nisan ayını bekliyoruz hep birlikte.
bu maçı çok fazla değerlendirmeden oyunculardan hareketle bir kaç şey söylemek isterim. Vujacic ve KG bu maç özelinde çok fazla ön plana çıktı ve çıkarıldı ancak bu--tam da bu noktada Gordon'u anmamak bence büyük haksızlık olur. Gordon Shipp geldiğinden bu yana en iyi oyununu sahneledi. Oyun kurucu görevini layığı ile yerine getirdiği gibi sorumluk alması ve hritik penetreleri ile rakibi oldukce iyi oldu.ça zorladı ve bu galibiyetin altına en az Vujacic ve KG kadar imza atmış oldu.
bu maçı değerli kılan hususlardan birisi Farmar'ın fiziken olduğu ama ruhen olmadığı durumda Efes'in ne yepacağı konusundaki endişeler bence birazcık hafiflemiş oldu. Vujacici her maç böyle olmayacak onu hepimiz biliyoruz ancak Vujacic iddia edildiği gibi savunma yap(a)mayan bir oyuncu olmadığını dün gösterdi. Vujacic'in hücumda bu kadar iyi olmasının nedeni bana göre savunmada gayretinden dolayı hücumda zihnini rahatlamış olmasıdır. Yaptığı atışları ve seçtiği şutları hak ettiğini düşünmesi, daha öz güvenli atışlar yapmasını sağladı. Son tahlilde Farmar'sız Efes'in de isterse sahaya bir karakter koyabileceğini görmüş olmamız bence bu maçın en büyük yararıdır.
bu grupta her an herşeyin olabileceğini düşünürsek, ikili averajı yakalayacak bir sonuç elde etmemiş olmamız da ayrıca güzel oldu.
En büyük dileğimiz ikinci yarıdaki mücadeleci görüntüyü maçın geneline yayabilmemizdir.
ıca tartışlı
Diğer bütün takımların olduğu gibi Efes'in de önemli eksiklikleri var. bu takım Mahmudi'nin olmadığı gibi, takımın, mahmudi sistemine uygunluğu da ayrıca tartışılabilir. ancak oyunculara bireysel bazda bakıldığında çok önemli ve değerli isimlerin kadroda olduğu görülebilir. Bu değerli oyunculardan bir takım kimyası yaratmak işi ise Mahmudi'nin omuzlarında. kendisine kolaylıklar diliyorum.
25 Temmuz 2012 Çarşamba
Koç Değişiklikleri
"4 büyük"ler (bjk-gs-efes ve fb) koçlarını değiştirdi. GS'ın koçu efes'e GS'a gelmesi beklenen koç BJK'a BJK'ın koçu GS'a geldi. Bu değişiklik yumağından sağ salim kurtulan tek takım olan FB, BJK'nın eski GS'ın yeni koçunun yardımcısı olan bir isimle anlaştı.
bunların hepsini tek bir yazıya sığdırmak kolay olmayacak.
Ataman'la başlayalım. Malum en çok eleştirilen o oldu. Ataman geçen sene BJK'ın basketbol tarihini adeta yeniden kaleme aldı. dile kolay 3 kupa. yanlışların bu kadar doğru sonuçlanması olacak iş değil ama o mesele dipsiz kuyuya taş atmak gibi bir şey. Ataman sene sonunda GS'a geçti. ondan beklenecek bir hamle diyelim ama düşündüğünüz anlamda değil. ben kişisel olarak Ataman'ın antrenörlüğünden ve oyuncu seçimlerinden haz etmem ancak yiğidi öldürsem de hakkını vermeyi severim. bu topraklarda doğru bildiğini yapmaktan ve söylemekten kaçınmayan ender insanlardan birisidir Ataman. Ataman'ın kararını Ataman açısından değerlendirsek aslında ne kadar "irrasyonel" bir karar olduğunu görmemiz zor değil. BJK'ta kalsa ve başarısız olsa Ataman ne kaybedebilir. sponsor yok. para yok. ne kadar ekmek o kadar köfte der ve çekilir. Ama GS'da işler öyle değil. Ataman 3 kupayı GS ile alamazsa başarısız kabul edilecek. bunu bilecek kadar akıllı bir insan ve adeta meydan okuyor. kime? bence kendisine. Bence zoru seçiyor. belki de pişman olacak ama onun doğası öyle. yada öyle kodlanmış diyelim.
Mahmudi'ye gelelim. Türkiye'de işlerin ne kadar sonuç odaklı geliştiğinin en güzel örneği. Tarihi Moskova zaferi sonrası yıllarca GS'ın başında kalacağını beklerken Türkiye lig şampiyonluğunda BJK'a boyun eğmesi ve faturayı da yöneticilere kesmeye çalışması ile bir anda gözden düştü. onun için kötü mü oldu? Hayır aksine daha iyi bir bütçe daha iyi tanıdığı bir klüple anlaştı ve EL'de mücadele şansı yakaladı. İtibar mı kaybetti. bence hayır ama GS basketbol yönetimi bu süreçte itibar kaybetti. EL mutluluğu yaşatan antrenörüne güzel bir teşekkürü bile çok gördüler.
Ve huzurlarınızda Erman Kunter. liseli olması nedeniyle her sene takımın başına düşünülen ama bir türlü yurda dönemeyen başarılı insan. yine aynı senaryo ile GS'a geleceği düşünülürken bir anda kendisini BJK'ta bulan büyük koç. ve bir anda EL'de bulan büyük koç. Memleketteki saçmalıklardan dolayı seneye tekrar Fransa'ya gideceğine dair büyük bahisler oynayabilirim ama bu sene için çok çırpınacağı ve emeklerinin karşılığında hiç bir şey elde edemeyeceğini düşündüğüm büyük koç. bence Fransa'da kalsa onun için daha hayırlı olurdu. yolu açık olsun demek istiyorum ama onun da farkında olduğu gibi çok zor günler geçireceğini tahmin etmek içim müneccim olmaya gerek yok.
gelelim senenin en önemli hamlesine. piagiani. ben kendisini Ataman'ın yardımcısı olarak tanımıştım. boynuz kulağı geçer atasözünün cuk oturduğu durumlardan birisidir piagiani'nin hikayesi. Piagiani büyük koç. EL'in isimsiz takımını EL'in en önemli takımlarından birisi haline getirdi. Savunma ve hücum basketbolunun bir arada nasıl oynanabileceği konusunda ve takım oluşturma konularında uzmanlaşmış çok değerli bir antrenör. umarım değeri bilinir. McCalebb'i alabildiği takdirde bence özlenen F4 uzakta olmayacaktır. kısa vadedeki beklentiler ve arzulanan oyun kurucu transferinin yapılamamsı neticesinde beklenen sonuçların gerçekleşmemesi durumunda umarım kısa vadede vazgeçmek gibi bir yanılgıya düşülmez. Uzun yıllar hem Fenerbahçe'nin ve hem de Türkiye basketbolunun hizmetinde olmasını beklediğimiz bir koç.
1 Mart 2012 Perşembe
Fenerbahçe: Milli Takımdan da Kötü

Son haftalarda Fenebahçe'yi Türkiye Milli takımına benzetiyor ve buradan hareketle Hidding'in veciz sözü ile alamadığı galibiyetleri "it's a little bir the turkish way" sözü ile değerlendiriyordum. Ancak milli takım aynı fenerbahçe gibi kendi fırsatlarını yaratmıyor ama ayağına gelen fırsatları da bu şekilde kenara itmiyordu.
Fenerbahçeli oyuncular aslında bu fırsatı itmeye çok önce başladılar. Daha ilk turda gruptan elenmekle başbaşa olan takım, şansın da yardımıyla grup birincisi oalrak ürt tura çıkmıştı. Unics'in Milano'ya kaybettiği haberi ile Panathinakos'a karşı aslında grup birinciliği maçına çıkmışlardı. Ama çok da iyi olmayan Panathinaikos'u yenmemek için ellerinden geleni yaptılar. buna rağmen hala Unics'i 5-6 sayı ile yenerek en azından grup ikincisi çıkma ihtimali vardı. unics'ii yenmemek için herşeyi yaptılar. neyseki unics de 5-6 sayı ,ile kaybetmek için herşeyi yaptı. Maç uzadı. Uzatmalarda yine eline gelen fırsatı tepmek için önce bogdanovic sonra da Ukic'İn yaptığı fauller ile ve sonrasında Gist'in topu oyuna sokmak yerine dışarı atması ile unics son bir üçlükle işi bitirme şansı yakaladı. Neyseki o üçlük girmedi ve Milanoı maçı bizim için bir anlam kazandı.
Ununu elemiş Milano ile karşılaşılaqn ekibimiz, panathinaikos'un Unics'i yenmesi ile ikinci olarak üst tura çıkacaktı. Barcelona ile eşleşmemek adına Panathinaikos'un mutlaka kazanamsı gerekiyordu. kaybettiği anda grup ikincisi olacaktı. Fenerbahçe ise Milano'yu yenecek ve en azıdnan top8'e bir takımımızı göndereceğiz diye düşünüyorduk.
Final maçında Fenerbahçe'nin daha sert bir oyun ortaya koyacağını düşünmüştüm ama o sertliği fenerbahçe bir türlü sağlayamadı. Ömer'in yoklupu bunda mutlaka etkili ya da Mirsat'ın knock down sonrası devre dışı kalması bu sertliğin olmamasında etkili olabilir.
Ancak asıl problem sahada daha maçın ilk dakikasından itibaren mücadele eden herhangi bir oyuncu olmamasıydı. belli bir düzeydeki basketbolda müsabakalarıdna rakip sizden kalite olarak kötü de olsa akıttığınız ter kadar sonuç alabilirsiniz. terden ıslanmamış forma ile maç kazanılmaz. nitekim daha çok terleyen daha çok terletmiş oldu. Panathinaikos'un Unics'i yenmesi ile üzüntümüz katmerlendi...
Solomon Ömer kinsey gibi ön alanda çok baskılı ve ömer ve semih'le pota altında sert olan Fenerbahçe'den ruhsuz ve mutsuz oyunculardan kurulu bir takım yaratan Spahija'a sevgiler. Tanjevic'i arayacaksınız deselerdi bir tarafımızla gülerdik herhalde. Heyhat, saha içi %75 ile oynayan ve rakipte onu duruduracak bir tane oyuncu yokken Oğuz'un sadece 10 dakika tutulması bile büyük sorun.
Avrupa defterini kapatan Fenerbahçe için sene başındaki iki hedeften de uzaklaşılmış durumda. Ömer ve Mirsat'ın ruhu play-off'larda ortada olmazsa 3. hedeften de uzaklaşmaları tahminlerinden daha öabuk gerçekleşebilir.
22 Şubat 2012 Çarşamba
İtilmiş(ler)in Mücadelesi: GS-Efes: 64-56

Kimin kazanacağının iki takım için de fazlaca bir önemi yoktu. Efes yenebilseydi eğer üst tura çıkmak adına matemetatiksel olarak şansını devam ettirebilecekti belki ama, CSKA'nın olduğu grupta OLY'a iki maçta kaybedip de üst tura çıkma umudu taşıyabilmek ancak basketbolun mucizileri ile mümkün olabilirdi. Galatasaray evinde Efes'i yenerek mucize beklentisini hızla sonlandırmış oldu.
Galatasaray kaybetseydi, fazlaca birşey kaybetmeyecekti. Oly'u yenmek mecburiyetinde idi. Ancak Efes'i yenince artık 1 sayılık bir mağlubiyet de GS'a Top8'in yolunu açacak. OLY takımı, kadro olarak olmasa da isim tecrübesi ile bir adım önde. Evinde oynayacağı için yine bir adım önde.
Galatasaray'ın bu sene EL'de oynaması bile mucize kabul edilebilirken, önce top 16'ya kalması ve son maçlar öncesinde hala grupta ikinci olması çok önemli. grup maçlarında iyi oynadığı maçlar olsa da büyük takımları yenememişti Galatasaray. öyle ki forumlarda ve basketbol sitelerinde bu takımın top 16'da galibiyet yüzü göremeyeceğini iddia edenlerin sayısı hiç de az değildi. Galatasaray CSKA gibi yenilmeyen bir devi, OLY ve Efes gibi bu düzeylerde basketbol oynamaya alışmış takımları bir bir yendi.
Başlığa dönersek kimdi bu itilmişler:
85-86 jenerasyonunda hırvatların göz bebeği olan Barac'a karşı, onun arka planında kalmış Andric. Andric'in Galatasaray'a katkısı ile Barac'ın Efes'e katkısını göz önüne getirin.
Geleceğin oyun kurucusu olarak lanse edilen Doğuş'a karşı, görev adamı kimliğiyle ümit takımlarda oynayan Göksenin. Doğuş Top 16'da sadece 4 saniye görev aldı. Göksenin ise 15 dakika.
Ömrü, Kerem'e yedeklik yapmakla geçmiş Ender dün Efes'in fişini çekmekle meşguldu. Ender'in yerine getirilen oyunculardan hiçbirisi Kerem'i yedek bırakacak kalitede olmaması enteresan.
Sırpların geç parlayan yıldız forveti Savanovic'e karşı ikinci hatta üşüncü planda dahi hatırlanmayan Savovic.
İsmi oyunundan büyük olan Cenk Akyol'a karşı, oyunu isminden büyük olan Caner.
NBA yıldızı Vujacic'e karşı, boyunda büyük işler yapan Gordon.
Yıllardır ülkemizde oynayan Shumpert Efes için yetersiz görülüp bırakılmıştı. şimdi o pozisyonda Efes'in yedeği yok.
Biri 2008'de diğeri 2009'da ülkemize gelen ve aynı işleri yapan iki oyuncudan Kinsey geldiğinden beri EL'de oynama şansı yakalamışken, büyük takımlarda oyanamışken, NBA'de oynamışken, Shipp ona göre hep ikinci planda kalmıştı.
Bu itilmiş oyuncular, boylarından büyük bir işe soyundular ancak boylarıdan büyük iş yapmayı seviyorlar. umarım rüyaları mutlu sonla biter.
Maça ilişkin bence yazılacak pek birşey yok. Daha çok isteyen, kazanamyı başarabildi. Efes savunma direncini arttırdıkça Galatasaray daha da fazla arttırdı. Ancak bu düzeylerde sadece savunma ile maç kazanmak kolay değil. Galatasaray'ın hücumda alternatifler üretmesi gerekiyor. dönem dönem hücumda patlamalar yaşasa da,hücumun tıkandığı anlarda, hakemler sertliğe fazla müsade etmediklerinde Galatasaray'ın galibiyet çıkartması pek mümkün olmuyor.
Umarım şu ana kadar sergiledikleri mücadeleyi OLY'a karşı da sergileyerek arzulanan bir galibiyet alırlar ve hakettikleri yerlere ulaşırlar.
9 Şubat 2012 Perşembe
Aslan Yürekli Takım: Tarih Yazdı
Başlıktaki takım kavramı aslında iki hafta önce OLY maç sonrası Mahmudi'nin bahsettiği taraftarından malzemecisine, yönetim ve teknik heyetinden oyuncusuna kadar bir bütünü ifade ediyor. Hatta Tufan gibi takımı desteklemeye gelen eski oyuncuları, Muslera ve Sabri gibi takımı desteklemeye gelen futbolcuları da içeriyor.
Bütün mesele inanmaktan geçiyor. Ender maç sonrası demecinde, "moskovada doğru şeyler yaptığımız sekanslar vardı. Doğruları arttırdığımızda CSKA'yı yenebileceğimize inanmıştık" mealinden birşeyler dedi. İşte bu inancın sonucunda zafer geldi. Maç sonrası CSKA antrenörü Kazlauskas'ın belirttiği üzere "kötü oynadığımızı söyleyemem ama temel olarak Galatasaray bizden daha fazla kazanmayı istedi ve işte bu onlara bu zaferi getirdi".
Dün Galatasaray'ın CSKA'yı yenerse prestij haricinde ne kazanır diye düşünmüştüm. Buna çeşitli cevaplar verilebilir ancak salt üst tura çıkmak anlamında meseleye bakıldığında üst tura çıkmak için Galatasaray'ın Efes'i yenmesine gerek kalmaması anlamında önemli bir galibiyet. Galatasaray bu galibiyeti ile OLY'u yenerek F8'e kalabilir.
CSKA açısından grupta başka mağlubiyet almayacağı ve ilk maçlarda aldığı sonuçlar neticesinde neredeyse bırakın üst tura çıkmayı, üst tura birinci sıradan çıkmayı garantilemişti. Bu anlamda bu mağlubiyet CSKA açısından büyük bir kayıp değil. Ancak nağmağlup şampiyon olacağı beklenen CSKA'nın Galatasaray gibi eleme gruplarından gelen ve bu organizasyonda ilk kez yer alan bir takım tarafından mağlup edilmesi, CSKA yenilmeyecek argümanını, herkes CSKA'yı yenebilir şekline çevirerek, CSKA'da psikolojik bir yıpranmaya yol açacaktır.
Maçın en kısa özeti olarak isteyen ve hakeden kazandı diyebiliriz. CSKA öyle bir takım ki 86 sayı ortalama ile oynuyor. Top 16'daki sayı ortalaması ise GS maçı öncesinde 89. 77 sayıdan daha aza sayı atmayan bu takımı galatasaray 64 sayıda tuttu. Bu sonuca yol açan şey CSKA'nın kötü oyunu değil. Kazlauskas kötü oynamadık diyor. Galatasaray'ın ondan daha iyi oynaması bu sonucu sağladı. CSKA oyucnuların fiziksel üstünlüğü CSKA lehine ne ribauntlarda ne de top çalmalarda yansıyabildi. CSKA bir ribunt fazla alabildi. Galatasaray ise 4 top fazla çaldı.
İstanbulda oynanan Barcelona maçında ikinci period kabusu 3. ve 4. periodlarda yeterince telafi edilemediğinden Barcelona'ya karşı galibiyet alamamıştı aslanlar. Siena maçında ise 3. period kabusu sonrasında 4. periodun süresi yetmemişti. CSKA'ya karşı Barcelona maçında olduğu gibi ikinci period kabusu yaşandı ancak bu kabus Barcelona ile kıyaslandığında küçük kaldı ve 3. ve 4. perioddaki mücadele ile maç kazanıldı. Galatasaray rotasyona girince kadro derinliğindeki zaaflar nedeniyle tökezliyor. bu tökezlemenin süresi ve büyüklüğü doğrudan maçın sonucunu etkiliyor. Rotasyondaki denge sağlanıncaya kadar maç elden gidebiliyor. dün çabuk toparlanan aslanlar dengeyi sağladılar ve maçı kazanmayı başardılar.
Aslında Galatasaray taraftarının maç öncesinde ki şovundan aldığımız yukarıdaki fotograf tüm maçı anlatıyor. Krilenko ve Teodosic'in maçta çok yıpranacaklarını anlatan fotografı maç içinde sıklıkla gördük. Emzikli krilenko fotografı ise Andric'in sertliğine karşı Krilenko'nun hakemi itirazları şeklinde karşımıza çıktı. bu anlamda Galatasaray taraftarı yukarıdaki şov ile maçın ne yönde cereyan edeceğini önceden görmüştü ve hem kendi takımını hem de rakip takımı bu sona psikolojik olarak hazırladı.
Bu mücadele ile GS F8'i bence hak etti ancak Efes'in OLY'a iki kez kaybetmesi nedeniyle GS'ın F8'e kalması bence pek mümkün değil. Umuyorum Yenilmez Armada'nın torunları ile F8 rüyası gerçek olur.
Fenerbahçe panathinaikos maçına ilişkin pek bir şey yazasım yok. Çünkü Unics'in aldığı sürpriz mağlubiyet sonrası Fenerbahçe'nin Panathinaikos'u yenme zorunluluğu ortadan kalkmıştı. Bu nedenle bu maçı fenerbahçe'nin kazanabileceğine dair ufacık bir ümidim bile yoktu. Daha da farklı kaybederler diye düşünmüştüm.
Geçen hafta yazdığım şekilde yazıyı sonlandırayım. Bu haftaki maçlarımızdan önce bir galibiyet, 2 mağlubiyet alacağız dense muhtemelen herkes Efes kazanır FB ve GS kaybeder derdi. Beklenenler ile gerçekleşenler ne kadar farklılaşabiliyor. Tekrar tebrikler Galatasaray. Umarım bu mücadelenizi en azından F8 ile taçlandırabilirsiniz.
8 Şubat 2012 Çarşamba
Ufuk ile Yolun Sonu

OLY'u seyrederken aklıma nedense Naumoski'li Efes geldi. Naumoski önderliğindeki vasat kadro, iyi bir koç ve savunmadaki arzulu ve iştahlı oyun ile kendisinden kağıt üstünde çok daha güçlü takımları çaresiz bırakıyordu. Dün izlediğim OLY işte o bizlerin özlediği başarılı Efes'e benziyordu. aralarındaki tek fark OLY kadrosunun naumoski'li efes'den daha derin olması.
Sene başında herpimizin aklında aynı soru işareti vardı. Soru basitti: kadro iyi sayılabilir ama Ufuk bu takımda nasıl bir kimya oluşturacak? Doğrusu Spanoulis bizim tarafta olsa da durum çok değişir miydi emin değilim. Emin olduğum tek şey; Ivkovic Efes'in başında olsaydı böyle bir durumla karşılazmazdık.
Maçın sonundaki agresif oyunu daha ilk dakikalardan itibaren koyup fark peşine düşmek gerekirken, bence sadece farkı koruma umuduyla buraya gelen OLY'a kaybetmek çok acı verici. Efes evimizde oynanacak F4 öncesinde F8'e bile kalamadan veda etti. Ufuk küçük bir umuttan bahsetmiş ancak o şartlar gerçekleşse dahi (bence imkansız) efes'in yolu yine de açık değil.
Barac hedef tahtasına çevrildi. 2.17 boyu ile nasıl rakiplerini durduramıyor deniliyor. Savanovic'den bahseden yok. Kerem'den bahseden yok. Kinsey'den bahseden yok. Sinan'dan bahseden yok. CEnk Akyol haricinde kadrodaki her bir oyuncu beklentinin altında oynuyor. Sorun Barac'da değil. Tek bir şanssızlığı vardı Efes'in o da Ermal'in sakatlanmış olması. Ermal'ın maçıydı bu. Sonuç değişirmiydi bilemem ama F8'den ötesi hayal gibiydi Efes için F8 şu an hayal oldu.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





