euroleague etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
euroleague etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Mart 2012 Perşembe

Fenerbahçe: Milli Takımdan da Kötü


Son haftalarda Fenebahçe'yi Türkiye Milli takımına benzetiyor ve buradan hareketle Hidding'in veciz sözü ile alamadığı galibiyetleri "it's a little bir the turkish way" sözü ile değerlendiriyordum. Ancak milli takım aynı fenerbahçe gibi kendi fırsatlarını yaratmıyor ama ayağına gelen fırsatları da bu şekilde kenara itmiyordu.

Fenerbahçeli oyuncular aslında bu fırsatı itmeye çok önce başladılar. Daha ilk turda gruptan elenmekle başbaşa olan takım, şansın da yardımıyla grup birincisi oalrak ürt tura çıkmıştı. Unics'in Milano'ya kaybettiği haberi ile Panathinakos'a karşı aslında grup birinciliği maçına çıkmışlardı. Ama çok da iyi olmayan Panathinaikos'u yenmemek için ellerinden geleni yaptılar. buna rağmen hala Unics'i 5-6 sayı ile yenerek en azından grup ikincisi çıkma ihtimali vardı. unics'ii yenmemek için herşeyi yaptılar. neyseki unics de 5-6 sayı ,ile kaybetmek için herşeyi yaptı. Maç uzadı. Uzatmalarda yine eline gelen fırsatı tepmek için önce bogdanovic sonra da Ukic'İn yaptığı fauller ile ve sonrasında Gist'in topu oyuna sokmak yerine dışarı atması ile unics son bir üçlükle işi bitirme şansı yakaladı. Neyseki o üçlük girmedi ve Milanoı maçı bizim için bir anlam kazandı.

Ununu elemiş Milano ile karşılaşılaqn ekibimiz, panathinaikos'un Unics'i yenmesi ile ikinci olarak üst tura çıkacaktı. Barcelona ile eşleşmemek adına Panathinaikos'un mutlaka kazanamsı gerekiyordu. kaybettiği anda grup ikincisi olacaktı. Fenerbahçe ise Milano'yu yenecek ve en azıdnan top8'e bir takımımızı göndereceğiz diye düşünüyorduk.

Final maçında Fenerbahçe'nin daha sert bir oyun ortaya koyacağını düşünmüştüm ama o sertliği fenerbahçe bir türlü sağlayamadı. Ömer'in yoklupu bunda mutlaka etkili ya da Mirsat'ın knock down sonrası devre dışı kalması bu sertliğin olmamasında etkili olabilir.

Ancak asıl problem sahada daha maçın ilk dakikasından itibaren mücadele eden herhangi bir oyuncu olmamasıydı. belli bir düzeydeki basketbolda müsabakalarıdna rakip sizden kalite olarak kötü de olsa akıttığınız ter kadar sonuç alabilirsiniz. terden ıslanmamış forma ile maç kazanılmaz. nitekim daha çok terleyen daha çok terletmiş oldu. Panathinaikos'un Unics'i yenmesi ile üzüntümüz katmerlendi...

Solomon Ömer kinsey gibi ön alanda çok baskılı ve ömer ve semih'le pota altında sert olan Fenerbahçe'den ruhsuz ve mutsuz oyunculardan kurulu bir takım yaratan Spahija'a sevgiler. Tanjevic'i arayacaksınız deselerdi bir tarafımızla gülerdik herhalde. Heyhat, saha içi %75 ile oynayan ve rakipte onu duruduracak bir tane oyuncu yokken Oğuz'un sadece 10 dakika tutulması bile büyük sorun.

Avrupa defterini kapatan Fenerbahçe için sene başındaki iki hedeften de uzaklaşılmış durumda. Ömer ve Mirsat'ın ruhu play-off'larda ortada olmazsa 3. hedeften de uzaklaşmaları tahminlerinden daha öabuk gerçekleşebilir.

22 Şubat 2012 Çarşamba

İtilmiş(ler)in Mücadelesi: GS-Efes: 64-56


Kimin kazanacağının iki takım için de fazlaca bir önemi yoktu. Efes yenebilseydi eğer üst tura çıkmak adına matemetatiksel olarak şansını devam ettirebilecekti belki ama, CSKA'nın olduğu grupta OLY'a iki maçta kaybedip de üst tura çıkma umudu taşıyabilmek ancak basketbolun mucizileri ile mümkün olabilirdi. Galatasaray evinde Efes'i yenerek mucize beklentisini hızla sonlandırmış oldu.

Galatasaray kaybetseydi, fazlaca birşey kaybetmeyecekti. Oly'u yenmek mecburiyetinde idi. Ancak Efes'i yenince artık 1 sayılık bir mağlubiyet de GS'a Top8'in yolunu açacak. OLY takımı, kadro olarak olmasa da isim tecrübesi ile bir adım önde. Evinde oynayacağı için yine bir adım önde.

Galatasaray'ın bu sene EL'de oynaması bile mucize kabul edilebilirken, önce top 16'ya kalması ve son maçlar öncesinde hala grupta ikinci olması çok önemli. grup maçlarında iyi oynadığı maçlar olsa da büyük takımları yenememişti Galatasaray. öyle ki forumlarda ve basketbol sitelerinde bu takımın top 16'da galibiyet yüzü göremeyeceğini iddia edenlerin sayısı hiç de az değildi. Galatasaray CSKA gibi yenilmeyen bir devi, OLY ve Efes gibi bu düzeylerde basketbol oynamaya alışmış takımları bir bir yendi.

Başlığa dönersek kimdi bu itilmişler:

85-86 jenerasyonunda hırvatların göz bebeği olan Barac'a karşı, onun arka planında kalmış Andric. Andric'in Galatasaray'a katkısı ile Barac'ın Efes'e katkısını göz önüne getirin.

Geleceğin oyun kurucusu olarak lanse edilen Doğuş'a karşı, görev adamı kimliğiyle ümit takımlarda oynayan Göksenin. Doğuş Top 16'da sadece 4 saniye görev aldı. Göksenin ise 15 dakika.

Ömrü, Kerem'e yedeklik yapmakla geçmiş Ender dün Efes'in fişini çekmekle meşguldu. Ender'in yerine getirilen oyunculardan hiçbirisi Kerem'i yedek bırakacak kalitede olmaması enteresan.

Sırpların geç parlayan yıldız forveti Savanovic'e karşı ikinci hatta üşüncü planda dahi hatırlanmayan Savovic.

İsmi oyunundan büyük olan Cenk Akyol'a karşı, oyunu isminden büyük olan Caner.

NBA yıldızı Vujacic'e karşı, boyunda büyük işler yapan Gordon.

Yıllardır ülkemizde oynayan Shumpert Efes için yetersiz görülüp bırakılmıştı. şimdi o pozisyonda Efes'in yedeği yok.

Biri 2008'de diğeri 2009'da ülkemize gelen ve aynı işleri yapan iki oyuncudan Kinsey geldiğinden beri EL'de oynama şansı yakalamışken, büyük takımlarda oyanamışken, NBA'de oynamışken, Shipp ona göre hep ikinci planda kalmıştı.

Bu itilmiş oyuncular, boylarından büyük bir işe soyundular ancak boylarıdan büyük iş yapmayı seviyorlar. umarım rüyaları mutlu sonla biter.

Maça ilişkin bence yazılacak pek birşey yok. Daha çok isteyen, kazanamyı başarabildi. Efes savunma direncini arttırdıkça Galatasaray daha da fazla arttırdı. Ancak bu düzeylerde sadece savunma ile maç kazanmak kolay değil. Galatasaray'ın hücumda alternatifler üretmesi gerekiyor. dönem dönem hücumda patlamalar yaşasa da,hücumun tıkandığı anlarda, hakemler sertliğe fazla müsade etmediklerinde Galatasaray'ın galibiyet çıkartması pek mümkün olmuyor.

Umarım şu ana kadar sergiledikleri mücadeleyi OLY'a karşı da sergileyerek arzulanan bir galibiyet alırlar ve hakettikleri yerlere ulaşırlar.

9 Şubat 2012 Perşembe

Aslan Yürekli Takım: Tarih Yazdı


Başlıktaki takım kavramı aslında iki hafta önce OLY maç sonrası Mahmudi'nin bahsettiği taraftarından malzemecisine, yönetim ve teknik heyetinden oyuncusuna kadar bir bütünü ifade ediyor. Hatta Tufan gibi takımı desteklemeye gelen eski oyuncuları, Muslera ve Sabri gibi takımı desteklemeye gelen futbolcuları da içeriyor.

Bütün mesele inanmaktan geçiyor. Ender maç sonrası demecinde, "moskovada doğru şeyler yaptığımız sekanslar vardı. Doğruları arttırdığımızda CSKA'yı yenebileceğimize inanmıştık" mealinden birşeyler dedi. İşte bu inancın sonucunda zafer geldi. Maç sonrası CSKA antrenörü Kazlauskas'ın belirttiği üzere "kötü oynadığımızı söyleyemem ama temel olarak Galatasaray bizden daha fazla kazanmayı istedi ve işte bu onlara bu zaferi getirdi".

Dün Galatasaray'ın CSKA'yı yenerse prestij haricinde ne kazanır diye düşünmüştüm. Buna çeşitli cevaplar verilebilir ancak salt üst tura çıkmak anlamında meseleye bakıldığında üst tura çıkmak için Galatasaray'ın Efes'i yenmesine gerek kalmaması anlamında önemli bir galibiyet. Galatasaray bu galibiyeti ile OLY'u yenerek F8'e kalabilir.

CSKA açısından grupta başka mağlubiyet almayacağı ve ilk maçlarda aldığı sonuçlar neticesinde neredeyse bırakın üst tura çıkmayı, üst tura birinci sıradan çıkmayı garantilemişti. Bu anlamda bu mağlubiyet CSKA açısından büyük bir kayıp değil. Ancak nağmağlup şampiyon olacağı beklenen CSKA'nın Galatasaray gibi eleme gruplarından gelen ve bu organizasyonda ilk kez yer alan bir takım tarafından mağlup edilmesi, CSKA yenilmeyecek argümanını, herkes CSKA'yı yenebilir şekline çevirerek, CSKA'da psikolojik bir yıpranmaya yol açacaktır.

Maçın en kısa özeti olarak isteyen ve hakeden kazandı diyebiliriz. CSKA öyle bir takım ki 86 sayı ortalama ile oynuyor. Top 16'daki sayı ortalaması ise GS maçı öncesinde 89. 77 sayıdan daha aza sayı atmayan bu takımı galatasaray 64 sayıda tuttu. Bu sonuca yol açan şey CSKA'nın kötü oyunu değil. Kazlauskas kötü oynamadık diyor. Galatasaray'ın ondan daha iyi oynaması bu sonucu sağladı. CSKA oyucnuların fiziksel üstünlüğü CSKA lehine ne ribauntlarda ne de top çalmalarda yansıyabildi. CSKA bir ribunt fazla alabildi. Galatasaray ise 4 top fazla çaldı.

İstanbulda oynanan Barcelona maçında ikinci period kabusu 3. ve 4. periodlarda yeterince telafi edilemediğinden Barcelona'ya karşı galibiyet alamamıştı aslanlar. Siena maçında ise 3. period kabusu sonrasında 4. periodun süresi yetmemişti. CSKA'ya karşı Barcelona maçında olduğu gibi ikinci period kabusu yaşandı ancak bu kabus Barcelona ile kıyaslandığında küçük kaldı ve 3. ve 4. perioddaki mücadele ile maç kazanıldı. Galatasaray rotasyona girince kadro derinliğindeki zaaflar nedeniyle tökezliyor. bu tökezlemenin süresi ve büyüklüğü doğrudan maçın sonucunu etkiliyor. Rotasyondaki denge sağlanıncaya kadar maç elden gidebiliyor. dün çabuk toparlanan aslanlar dengeyi sağladılar ve maçı kazanmayı başardılar.

Aslında Galatasaray taraftarının maç öncesinde ki şovundan aldığımız yukarıdaki fotograf tüm maçı anlatıyor. Krilenko ve Teodosic'in maçta çok yıpranacaklarını anlatan fotografı maç içinde sıklıkla gördük. Emzikli krilenko fotografı ise Andric'in sertliğine karşı Krilenko'nun hakemi itirazları şeklinde karşımıza çıktı. bu anlamda Galatasaray taraftarı yukarıdaki şov ile maçın ne yönde cereyan edeceğini önceden görmüştü ve hem kendi takımını hem de rakip takımı bu sona psikolojik olarak hazırladı.

Bu mücadele ile GS F8'i bence hak etti ancak Efes'in OLY'a iki kez kaybetmesi nedeniyle GS'ın F8'e kalması bence pek mümkün değil. Umuyorum Yenilmez Armada'nın torunları ile F8 rüyası gerçek olur.

Fenerbahçe panathinaikos maçına ilişkin pek bir şey yazasım yok. Çünkü Unics'in aldığı sürpriz mağlubiyet sonrası Fenerbahçe'nin Panathinaikos'u yenme zorunluluğu ortadan kalkmıştı. Bu nedenle bu maçı fenerbahçe'nin kazanabileceğine dair ufacık bir ümidim bile yoktu. Daha da farklı kaybederler diye düşünmüştüm.

Geçen hafta yazdığım şekilde yazıyı sonlandırayım. Bu haftaki maçlarımızdan önce bir galibiyet, 2 mağlubiyet alacağız dense muhtemelen herkes Efes kazanır FB ve GS kaybeder derdi. Beklenenler ile gerçekleşenler ne kadar farklılaşabiliyor. Tekrar tebrikler Galatasaray. Umarım bu mücadelenizi en azından F8 ile taçlandırabilirsiniz.

2 Şubat 2012 Perşembe

Fenerbahçe-Panathinaikos ve CSKA-Galatasaray: Basketbolumuz nereye?



Rakibi kırmayı beceremiyoruz ama çok kırılganız.

Bu haftaki EL maçlarımızdan önce size takımlarımız toplam 54 sayı fark yiyecek deselerdi ne düşünürdünüz. Benim aklımdan şöyle bir senaryo geçerdi. Herhalde Efes 6-7 sayı, Fener 9-10 sayı fark yemiştir diye düşünür ve geriye kalan 37-39 sayılık farkı da Galatasaray'ın hanesine yazardım. işin traji-komik tarafı bu 54 sayılık farkdan payına en az düşen Galatasaray. EL'in bence gelmiş geçmiş en iyi kadrosuna karşı ilk sezonunda hem de deplasmanda oynayarak EL'in gediklisi olmuş diğer takımlarımızdan daha az fark yediler.

Kabus gibi bir hafta ve hatta kabus gibi Top 16. toplam oynadığımız 9 maçta 3 galibiyet 7 mağlubiyetimiz var. Bana sorarsanız Galatasaray'ın OLY galibiyeti haricinde kayda değer galibiyetimiz yok.

Top 16'ya 3 takımla katılmak ne kadar gurur verici ise aldığımız sonuçlar da o kadar gurur kırıcı...

Sene başında yanlış hatırlamıyorsam two nations Cup'ta Efes-OLY ve Fenerbahçe-Panathinaikos maçlarında toplam 35 sayı fark atmıştık. şimdi onlar bizimkilere 39 sayı fark attı. Bence yatıp kalkıp bunun üzerinde düşünmemiz lazım.

Maçlara gelirsek; CSKA maçı için söylenecek fazla bir şey yok. Galatasaray kendisinden beklenen mütevaiz oyunuyla elinden geleni yapmaya çalıştı. Mahmudi'Nin sözleri ile rakip "daha tecrübeli, daha atletik ve daha fizikliydi". buna ek olarak daha kaliteli oyunculardan kuruluydu. Genç Furkan'ın Avrupa'Nın en iyi pota altı rotasyonuna karşı ortaya koyduğu yürek keza Lucas ve Ender'in katkıları önemliydi. Caner ve Shipp'de katkı veren oyunculardandı. Lakovic, Andric ve Shumpert'tan büyük katkı almadan GS'ın büyük maç kazanam ihtimali yok.

Fenerbahçe sene başından beri vurguladığımız gibi her şeyi yapabilir. Garip mağlubiyetler ve beklenmeyen galibiyetler alabilir. Ancak benim izlnimim Spahija dün gece intihar etmeyi tercih etti. Ömer sakat ya da hasta mı? Vidmar da öyle. Maça başlaması gereken iki oyuncun da sahada değil. fenerbahçe'de Aydın Örs'le birlikte kısa rotasyonundaki inanılmaz savunma yerine kağıttan bir savunma ile başlandı. İlk periodda gelen farkın ile demoralize olan Fenerbahçe bir daha toparlanamadı.

Ribauntlardaki 12 ribaunt daha az aldık (Smith sakatlanmasa ribaunt farkı daha da büyük olabilirdi.) daha fazla top kaybettik, daha az top çaldık ve daha az asist yaptık. Sahannın her yerinde kaybettik. Kaya haricinde maçta yüreğini koyan bir oyuncu yoktu. Kaya'nın iyi oynama nedeni de ilk beşte sahaya çıkmış olmasından kaynaklandı diye düşünüyorum.

Enseyi karartmayalım ama şapkayı önümüze koyup düşünme vaktimiz geldi. kayda değer bütçeler ile bu kadar kırılgan kadrolar oluşturmayı nasıl başardık. İstanbulda oynanacak F4 öncesi son 16'da 3 takımımız var ve bırakın f4'ü Top 8'e bile kalacak takımımız yok gibi...

26 Ocak 2012 Perşembe

Spanoulis mi büyük yoksa Lakovic mi derken Gordon Sahne Aldı...


Galiba maçın özeti başlıkta gizli. Galatasaray iki kere kaçtı. OLY Spanoulis önderliğinde iki kere yakaladı ve hatta ikincisinde öne de geçti. O noktada galatasaray maçın son anlarında bir adım daha iyi oynayarak kazandı derken orta sahadan atılan basket ile maç uzatmaya gitti. Uzatma anlarında OLY daha iyi başladı ancak Galatasaray hak ettiği maçı kazanmayı bildi.

Normal sürenin son 2,5 saniyesinde GS, 1 sayı farkla önde ve iki faul atışı kullanacakken o atışlardan ilki de sayı olunca ikinci atışı kaçırmak yönünde bir tercih yorumcu İhsan Bayülgen tarafından dile getirildi. mahmudi ise öyle bir tercih yapmadı. Mahmudi bence doğru olanı yaptı. Çünkü Mahmudi anı değil geleceği düşündü. 3sayılık fark, 1 sayılık farktan iyidir dedi. Ancak bu seçimi nedeniyle maçı kaybetme noktasına geldi. Hakedilen maçın kaybedilmemesi muhtemelen en çok onu mutlu etmiştir.

Maçın hakkı aslında çift haneili bir farktı. çift ahneli bir fark durumunda Galatasaray 3'lü averaj konusunda önemli bir adım atmış olacaktı. Ancak kim ne derse desin, EL'e eleme grubunu geçerek gelmek, EL'deki ilk sezonunda Top 16'ya kalıp, top 16'da OLY gibi buraların gediklisi (bu sene kadro olarak geçmiş senelerden daha zayıf olsa da) bir takımı yenmek kolay değil. Yıllardır EL'de oynayan takımlarımızın son senelerdeki El performanlarına baktığımızda Galatasaray'ı ayakta alkışlamamız gerekiyor.

Maç sonrası Mahmudi'nin, taraftar bizden birisi, teşekkür edersek onlara yabancı muamelesi yapmış oluruz mealindeki açıklamaları çok güzeldi. Ancak EL sitesinde "altıncı adamımız taraftarımıza çok teşekkür ederim" şeklinde bir açıklaması var. Ama asıl güzel açıklama son saniye basketi ile maçı uzatmaya götüren genç oyuncu Slokas'dan gelmiş. "Son saniyede attığım üçlük benim için olağanüstüydü. Başımı yukarı kaldırdım, süreyi gördüm ve atışı yapıp dua ettim. Tanrının benim sayı yapmamı istediğini düşündüm. Ama uzatmalarda aynısı olmadı. Tanrı onların kazanmasını istedi. kişisel olarak benim için önemli bir olaydı ancak yarın kimse bunu hatırlamayacak çünkü maçı kaybettik."

Tanrıdan ziyade taraftarı, oyuncuları ve teknik ekibi hatta tribünde oturan/heyecandan oturamayan Albayrak hep birlikte bu galibiyetin alınmasında pay sahibiler.

Maça gelince doğrusu Galatasaray maçın her anında daha iyi gibiydi. farkın kapanma evresinde OLY oyuncuları zorlama atışları sayıya çevirirlerken buna karşılık GS oyuncular daha rahat atışları sayıya çevirememişlerdi. iki tane kaçan smaç pozisyonu farkın yeterince açılmaması ile sonuçlandı. Savunmada GS bence üst düzey oynadı. Savovic hem GS forması ile hem de El'de ilk maçı olmasına rağmen sırıtmadı hatta başarılı bir görüntü çizdi. Son tahlilde rakibin en çok asist yapan oyuncusu Kyle Hines oldu. Takım olarak GS'ın savunmadaki başarısını göstermesi açısından güzel bir örnek. özellikle alan savunmasına geçişler ve tekrar adam adamaya dönmeler bence harikaydı. çünkü 24 saniyelik hücum süresinde iki farklı savunmayı uygulamak kolay değil. Hafif baskı ile alan savunmasına geçiliyor hücum süresi 10 saniye kaldığında bir aqnda adam adama savunmaya dönülüyor. bunu başarılı bir şekilde uygulamak hiç kolay değil. Tek eleştirim 3 numarada Haluk'a hiç şans verilmemesi oldu. Özellikle shipp 44 dakika oyunda kalmayıp biraz dinlenme fırsatı olsa idi daha farklı bir sonuç belki alınabilirdi.

Doğrusu çok sevinilecek bir sonuç olmadığının altını çizmemiz gerek. Galatasaray önce 14 sayılık sonra ise 10 sayılık fark yakaladı ancak farkı koruyamadı. 3'lü averaj ihtimali düşünüldüğünde 1 sayılık fark yeterli değil. Galatasaray üst tur için Atina'dan galibiyetle dönmeli. ya da efes'e karşı (OLY ile efes arasındaki maçlardaki averajı aşacak bir)averaj sağlamalı. Bu galibiyete Efes cephesi sevinmiş olmalı. OLY onlar için ikincilik adına daha ciddi bir rakip. bu anlamda onların kaybı efes'in kazancı gibi görülebilir.

Son tahlilde gerek efes'le iç sahada yaapcağımız maçta gerekse deplasmanda OLY ile oynanacak maçta bu düzeydeki bir mücadele Top 8 ile sonuçlanmasa dahi hem GS camiasını hem de basketbolseverleri tatmin edecektir. Yolları açık olsun.

24 Ocak 2012 Salı

F4: Hayaller ve Gerçekler


F-4 konusunu tartışmak için çok erken olsa da içimdeki sese kulak vermek zorunda hissettim. Özellikle OLY-CSKA maçını seyrederken Efes ve GS için işlerin ne kadar zor olduğunu gördüm. OLY'dan hareketle bizim takımları değerlendirmek biraz garip bir durum olsa da aslında geleceğe ilişkin önemli bir takım ipuçlarını OLY'dan hareketle değerlednirmek mümkün.

Sene başındaki two nations cup bu yazının hareket noktası. Efes-OLY maçını hatırlayanlarınız vardır mutlaka. 25 sayı gibi bir farkla Efes olympiacos'u tarumar etmişti. Aynı OLY aynı kupada Fenerbahçeyi yenmişti. EL'de ise Fenerbahçe Yunanistan'da 7 sayı ile kaybedip içerde 16 sayı ile OLY'u ikili averajda geride bırakacak sonucu almayı başardı.

Olympiakos önceki yıllarda kıyaslandığında küçük bir bütçe ile yola çıktı ara transferde açıklarını kapatabilecek oyuncular alarak yoluna devam etti. Neredeyse bir oyuncuya bağımlı olarak kurduğu kadroda (spanoulis'den bahsediyorum)o oyuncudan yoksun şekilde çıktığı deplasmandan galibiyet almayı becerdiler. Mutlak favori CSKA'ya karşı ise bence çok iyi direndiler. Maçı kazanacak bir kadroları olmasa da yeni rotasyonları henüz oturmasa da çok iyi basketbol oyandılar. OLY EL için oldukça vasat kabul edilebilecek kadrosuna rağmen zaman içinde bence hem doğru eklemeler hem de coach'un katkısı ile kadrosuna oranla iyi sonuçlar alan bir takım oldu. OLY'nin sene başındaki savruk görüntüsü giderek kayboldu. basketbol olarak baktığımızda yükselen bir trende sahip oldukları söylenebilir.

Sene başındaki GS ve Efes ise şuandaki görüntüsünden daha iyi basketbol oynuyordu. EL eleme turunda GS'ın oyandığı basketbolu biraz BARCA maçında görebildik bir daha o oyunun izine rastlayamadık. Two Nations Cup'ta Yunan Takımlarını parçalayan Efes'i bir daha izleme fırsatımız olmadı. Gerek GS'ın gerekse Efes'in takıma yaptıkları ilaveler ile güçlendiklerini iddia etmek büyük iyimserlik olur. Efes'in OLY'u normal şartlarda rahat geçip grup birinciliği için CSKA ile ikili averaj hesabı yapması gerekirken, tahminim OLY ile ikincilik hesabı yapacak. Galatasaray'ın ise OLY'dan galibiyet alması beklenirken son dönemde GS'ın oynadığı basketbol karşısında bu beklentiyi korumak pek kolay değil. Grup ikinciliği Efes için F-4 hedefinin bittiği anlamına gelmez. Çaprazda muhtemelen Siena grup birincisi olur ve doğrusu Madrid daha kolay bir rakip olsa da iki kere kaybettiğimiz Madrid yerine Siena ile F4 mücadelesine girmek daha keyifli olabilir. Galatasaray'ın tek şansı OLY ve Efes'den en az birer galibiyet alarak 3'lü averajı kovalamak olabilir. Ama çaprazdaki rakipler karşısında GS'ın F4 yapma ihtimali yok.

Fenerbahçe en zor değerlendirilecek takımımız. Sene başında two nations cup'ta daha güçlü Panathinaikos'u yenen buna karşılık daha zayıf OLY'a kaybeden bir takımdan bahsediyoruz. Fenerbahçe aynı milli takımımız gibi, o kadar yabancı oyuncusu olmasına rağmen, profesyonel olmaktan ziyade, psikolojik faktörler ile mücadele eden bir takım. "It is i think a little bit a Turkish way" veciz sözü Fenerbahçe'ye o kadar uyuyor ki. Bu anlamda Top 16'daki en zayıf takıma yenilebilir ve elenebilir ya da en güçlü takımı yenerek daha da ilerilere gidebilir. Kağıt üstünde kısa rotasyonundaki o inanılmaz zenginlik ile aslında F4 için Fenerbahçe çok kuvvetli bir aday. Çaprazda Barca ve Maccabi var. Maccabi'nin ikinci olacağını düşündüğümüzde, grup birinciliği Fenerbahçe için çok önemli. Two nations Cup'ta rahat kazanılan Panathinaikos maçını veri olarak aldığımızda grup birinciliği için FB'nin çok kuvvetli bir aday olduğunu söyleyebiliriz.

Son tahlilde F4 için en kuvvetli adayımız Fenerbahçe. Ancak onun F4 için grup birincisi olması adeta şart. Bu nedenle de EA7 gibi bir takıma maç kaybetme lüksü yok. Bu hafta takımlarımız için en önemli hafta. GS-OLY maçı Efes'i de yakından ilgilendiriyor. CSKA maçı Efes'in gücünü görmek adına önemli bir maç. Fener için EA7 maçı ise mutlaka kazanılması gereken bir maç.

tüm takımlarımıza f4 yolunda başarılar...

18 Ocak 2012 Çarşamba

Unics-Fenerbahçe: 76-71


Bizim takımların performanslarına ilişkin değerlendirme yapmak pek de kolay değil. temelde iki büyük sorunumuz var. birincisi, skor avantajını elimize geçridiğimizde rakibi yıkacak farkı yakalayamıyoruz. Boks terimi ile rakip groggy durumdayken, knockout vuruşunu neden yapamıyoruz? ikincisi ise rakip knockdown olduğunda tekrar dirilmesine neden izin veriyoruz. bu ikincisini dün akşam izledik. ilk durumu ise Unics'e karşı Galatasaray'ın istanbulda oynadığı maçta izlemiştik. Galatasaray çok iyi başlamıştı. Ancak son vuruşu yapamadı ve son çeyrekte maç gitti. bu ilk duruma ilişkin örnekleri arttırmamız fazlasıyla mümkün. bunu açıklamak da görece kolay. rakibi groggy duruma getirecek kadar kuvvetliyiz ama knockout yapacak kadar kuvvetli değiliz. İkincisini açıklamak çok zor. Rakibin dirilmesine neden bu kadar kolay izin veriyoruz. Unics maçı bizim için bunu açıklamak adına maalesef güzel bir örnek.

öncelikle sevgili yorumcu abimiz ve spiker kardeşimize ilişkin nacizane fikrimi paylaşmak isterim. Doğrusu NTV'nin elindeki en iyi ikili olduğunu söylemek mümkün. ancak maalesef maç kaybedilmeye başlandığında hakeme ilişkin açıklamalara kolayca sarılabiliyorlar. dün bunu aslında dile getirmediler ancak bilinç altları o kadar buna açık ki. Hakem lehte faul açldığında nihayet ya da en sonunda çaldılar şeklinde kelimeler dillerinden kaçıyor. Kaybedince sorunu dışımızda değil kendimize aramamız gerekir. Bunu herp birlikte yapabilediğimizde belki başarıya giden yolu aralayabiliriz. Bilemiyorum belki yayıncı kuruluş muhtemelen takımlarımızı, yöneticilerini üzmemek adına onlara eleştiri getirilmesini yorumcu ve spikerlerine yasaklamış olabilir ya da onlar kendi kendilerine bu noktada bir sansür uyguluyor olabilirler ancak bu tip sorunları dile getirmemek sorunların var olmadığı anlamına gelmez. Gerek idari gerekse teknik bakımdan Avrupa'nın önde gelen klüplerinin çok gerisindeyiz. Bu sadece Fenerbahçe için değil, Efes ve Galatasaray için de geçerli. Galatasaray buralarda yeni oynamaya başladığı için bu hoş görülebilir belki ama fenerbahçe ve efes'in teknik ve idari hataları can sıkıcı oluyor.

Aslında sonuca bakarsak, mağlubiyet olsa da kötü bir sonuç değil. Fenerbahçe istanbul'da bu takıma karşı gerekli farkı yakalar. Ancak fenerbahçe çok istikrarsız büyük olmayan ama potansiyelli takımlara karşı kaybetmeye açık bir görüntü veriyor. Bilbao'ya karşı alınan mağlubiyetler maalesef bizi bu düşünceye sevk ediyor.

Maça geldiğimizde yorumcu Bayülgen sürekli rakibin farkı kapatırken çok yorulduğunu çok efor sarf ettiğini bu nedenle de maçın sonunda Fenerbahçe'nin daha kuvvetli kalabileceğinin üstünü sürekli çizdi. genel olarak basketbolda büyük farklar gerçekten de aşırı efor ile kapatılabilir ancak dün Unics'li oyuncular normal üstü bir efor sarf etmeden maçı çevirdiler. eğer gerçekten öylesi bir efor sarf edilmiş olsaydı 30'lu yaşlarının üzerinde hatta 35'lerine merdiven dayamış oyuncuların (lyday, samaylenko, domercant), 33 dakika civarı bir ortalama süre ile oynamaları ve bu süreçte dakikalar ilerledikçe performanlarında bırakın düşmeyi artma olmasını açıklamak mümkün olamazdı. Unics'li oyuncular antremendan hallice bir mücadele ile maçı lehlerine çevirdiler ve Fenerbahçe için can skını olan da zaten bu durum. rakip çok ekstra efor harcamadan ve çok ekstra bir oyun oynamadan kolaylıkla 17 sayılık farkı eritiverdi. ve biz tv başında bunu seyrederken, koç benchte ve oyuncular ise saha içinde bunu aynı bizim gibi sadece seyrettiler.

Fenerbahçe %50 ile üçlük attığı bir maçı kaybetti. Kaybetme nedeni ise ikilik atışlarda bizim %30'larda rakibin ise %50'lerde olması. Doğrusu özellikle elinizde Vidmar gibi savunma açısından Avrupa'nın belki de en sert oyuncusuna sahipken ve karşınızda uzun rotasyonu açısından Avrupa'daki sıradan takımlardan birisi varken pota altında bu kadar zorlanmak Fenerbahçe için can sıkıcı. Fener'in gerçekten çok kaliteli bir kısa rotasyonu var ve basketbolda kısa rotasyonu uzun rotasyonundan daha önemli ancak uzunları hiç kullanmamak böylesi sonuçlara yol açıyor.

Sorunlardan en önemlisi bence Fener'in Ukic'i oyun kurucu ile yedeklememesi. Preldzic oyun kurucu gibi oynadığındanbu sıkıntı gün yüzüne çıkmıyor ancak Preldzic kötü olduğunda Jerrels (her ne kadar son günlerde beklenenden üstün bir oyun ortaya koysa da) oyun kurmadığından Fenerbahçe pota altından hücum etme yönünde bir irade ortaya koymuyor.

Özellikle ayakları çok ağır olmayan uzun oyuncular Fenerbahçe'yi çok zorluyor. Vereemenko muhtemelen verimlilik puanında kariyer rekorunu bu maçta kırmıştır.

basketbolda galibiyet için temel faktör rakibin zaaflarını görmek ve oralara yüklenmekten ve kendi zaaflarımızın üstünü mümkün mertebede örtmekten geçer. Fenerbahçe galibiyetlerinde dahi rakibin zaaflarına yüklenmiyor. Kendi zaaflarını da örtmeye çalışmıyor. Benim kadrom daha kaliteli diye sahaya çıkan Fenerbahçe kendisinden daha kötü kadrolara sırf bu yüzden kaybediyor. Kendi zaalarını örtmeye çalışmayan ve rakibin zaaflarına yüklenmeye çalışmayan Fenerbahçe yenebileceği maçları kaybederek taraftarlarını fazlaca üzüyor. kısacası yazının başındaki soruya geri dönersek, Fenerbahçe özelinde genel olarak bizim takımlarımız akılları ile değil, gönülleri ile oynuyorlar.

Fenerbahçe normal sezondaki grup birinciliğini Top 16'da üst tur olarak değerlendirememzse çok yazık olur.

8 Aralık 2011 Perşembe

3'te 3 olmadı: Galatasaray:63 Siena:67


McCalebb, Lavrinovic ve kaukenas gibi önemli oyuncularından mahrum Siena karşısında Shipp'den yoksun bir galatasaray, Zaza'sız oynayan bir galatasaray'ın ne yapacağını merak ediyordum. Aslında kafamdaki senaryo birazcık buna benziyordu. Tek farkla ki, dar rotasyonla oynayan Siena'nın maçın sonunda bizden daha fazla seçim hatası yapacağını ve seyirci baskısıyla son dakikalarda maçı alacağımızı düşünmüştüm; olmadı.

Mahmudi'nin dediği gibi "deneyim belki sadece bir kelime ama bu maç örnek olarak alındığında anlamının çok daha anlamlı olduğu açığa çıkıyor." Tabi buna sadece oyuncu deneyimi değil coaching deneyimini de eklemek gerek. Klüp deneyimini de eklemek gerek. hepsi bir araya gelince bu sonuç çıktı denilebilir. Ama ben buna pek katılmıyorum.

Doğrusu Lakovic, Shumpert, Songolia ve Ender deneyimsiz oyuncular değiller. Mevcut Siena kadrosunda da Zizis, Andersen, Rakocevic, Stonerook haydi bir de ress diyelim tecrübeli oyuncular.

Siena'nın kaybedecek birşeyi yoktu. Bizim de kaybedecek fazla birşeyimiz yoktu. Pota altında Andersen gibi bir adamla çok iyi boğuştuk. Maçı sürekli domine ettik. tek sorun maçı koparıp gidemememiz bunun nedeni de Songolia ve Shumpert aynı gün ikisi birden kötüydü. Onlardan birisinden gelecek bir katkı ile bu maçı kazanırdık. Cevher girdi bir ara belki Cevher de ısrar edilebilirdi. En önemlisi ise yoruldu mu bilmiyorum ama Andric'i maçın sonlarında çıkartmak en önemli hatamız oldu diye düşünüyorum. Hem çok kuvvetli hem de konsantresi çok yüksekti. Çıkıp tekrar girdiğinde aynı konsantrasyona sahip değildi ve Andersen'in çok kritik şutuna el dahi kaldırmadı.

Kaybedlen bir şey yok son tahlilde ancak alınacak galibiyet güzel moral olurdu. Takımın güvenini arttırırdı. Hem de 3'te 3 yapmış olurduk. Kazandığımız şeyler var. maçın sonunu iyi oynamak gerektiğini bir kez daha gördük. Sertaç oyuna girdi ve çok güzel bir sayı yaptı. Lucas bu düzeylerde oynayabileceğini bazı çatlak seslere göstermiş oldu.

7 Aralık 2011 Çarşamba

Efes-EA7 Milano: 84-70 (Efes Kısaları Ses Vermeye Devam Etti) ve Nancy:53 Fenerbahçe 73 (Preldzic Ses Verdi)



Efes'de potansiyeline göre kötü oynayan bir oyuncu var mıydı sorusu ile başlayalım. Barac haricinde verebilecek cevabımız yok gibi. %40 gibi bir ikilik yüzde ile oynadı. Savunmada daha etkili olabilirdi. Doğrusu efes uzun rotasyonunda şöyle bir görev paylaşımı var. Savanovic ve batista genelde beraber oynuyorlar ve bu durumda ribaunt ve savunma yükünü ağırlıklı olarak batista üstleiyor barac ve ersan durumunda ise bu yükü ersan üstleniyor.

Yukarıdaki souryu bir de tersten soralım; potansiyelinden daha iyi oynayan bir oyuncu var mıydı? Biraz Cenk, biraz da sinan bu soruya verebileceğimiz isimler. E sinan hazirandan beri yani neredeyse 6 aydır dinleniyor artık patlama yapma zamanı gelmişti. Cenk ise 6 yıldan fazladır dinleniyor (EL'de 8 sezonu ve Uleb'de ise 1 sezon en azından isim bazında var) e artık kariyeine basketbolda devam edip etmeyeceği yönünde bir karar vermesi lazımdı. Cenk'in performansında Ersan faktörünün önemli bir yeri olduğunu düşünüyorum. daha önce yazdığım için tekrar etmeyeceğim bu konuyu. unutamayacağım bir pozisyon var. Efes set hücumunda hızla top çevirdi ve Cenk boş şut pozisyonu yakaladı. o sırada savunma oyuncusu üzerine doğru geliyordu. Cenk üçlük kullanmak yerine bir vücut fake'i ile oyuncuyu geçti, penetre sonrasında uzunları görünce göz yaşı damlası bıraktı. Cenk böyle devam edip yıllardır gizlenmiş potansiyelilni sahaya yansıtacak mı yoksa traş bıçağını kaydırıp bıyıklarına veda ettiğinde alışık olduğumuz Cenk'i mi göreceğiz?

İlievski kendi normalini sahaya yansıttı ve sonunda Kerem'in yedeğinden katkı bulduk. Ancak bu durum oyun kurucu rotasyonunun zayıflığını örtmüyor.

Efes, kısalarından verim aldığı sürece başarılı olacak. Kinsey sağlam döndüğü zaman Efes kısa rotasyonu tat vermeye başlayacak ancak F4 adayı takımlarla kıyaslandığında Efes'in çok iyi uzun rotasyonuna (Ersan'ın boşluğu nasıl telafi edilecek merak ediyorum) sahip olduğu söylenebilir ancak maalesefr aynı şeyi kısa rotasyonu için söylemek mümkün değil. Basketbolda kısa rotasyonunun uzun rotasyonundan bir parça daha önemli olduğu gerçeğini buna eklediğimizde efes mevcut kısa rotasyonu ile top 16'da başarılı olabilmek için sürekli ekstra katkıalra ihtiyaç duyacak. Umarım Sinan ve Cenk bu katkıları sürekli verebilirler.



Fenerbahçe ise efes'in tam tersi bir kadro yapısına sahip. Uzun rotasyonunda zayıf kalsa da Avrupa'nın en iyi kısa rotasyonlarından birisine sahip. Ancak takımın iskeleti ve oyun şablonu yok. bunun temel nedeni ise oyun kurucuların takımı oynatmaya dönük isimler olmaması. Ukic çok formsuz. Jerrels combo guard. saf olarak oyun kurucu değil. Dolayısıyla takımı oynatabilecek tek isim Preldzic ve hücumu organize etmeseydi yarım nancy bile başa bela olabilirdi.

Fener'in kısa rotasyonundaki zenginlik göz kamaştırıyor ve her ne kadar dün Jerrels hücum anlamında üstün bir oyun sergilese de Fenerbahçe'nin ihtiyaç duyudğu oyun kurucunun takımı daha oynatmaya dönük bir oyuncu olması gerektiğine inanıyorum. Sağlam bir Engin bu kadroya büyük katkı sağlayacaktır.

Görebildiğim en önemli sorun Bogdanovic'in savunmada yokları oynaması. Savunmada silik bile değil adeta görünmez. Rakip sürekli 5'e 4 hücum etti. Zayıf takımlara karşı bu durum soprun teşkil etmese de ciddi rakiplere karşı Bogdanovic'in bu vurdumduymaz savunması çok baş ağrıtıcı olabilir. Savunmamız iyi olduğu için rakibi 53 sayıda tutmadık, rakip dağınık olduğu için 53 sayıda kaldılar. hem hücumda hem de savunmada daha organize işler yapmak lazım. ama özellikle Ukic'in sayı olarak değil ama asist olarak, takım idare etmek olarak ipleri eline alması kendine gelmesi gerekiyor.

2 takımımız galibiyet aldı. şu ana kadar beceremedik umarım bu hafta 3 galibiyet alabiliriz.

1 Aralık 2011 Perşembe

Spirou-Efes: 62-66 (Efes kısaları ses verdi)


Kinsey'in yokluğunda (performansı düşük olduğunda)Efes Pilsen'in büyük işler yapmasını beklememek gerek. Maccabi ile Real'e yenildi, Partizan ve Spirou'yu yendi. Mevcut kısa rotasyonu ile Efes'in kendisine yakın rakiplere karşı galibiyet alabilmesi için kısa rotasyonundaki oyuncuların ekstra performans göstermesi gerekiyor. Dün Tunceri yine Avrupa'nın en iyi 10 oyun kurucusundan biriymiş gibi oynadı. 4-5 maçta bir Tunceri böyle oynayabiliyor. Sinan ve Cenk savunamda gerçekten önemli işler yaptılar ve Vujacic takımın bir parçası gibi oynadı. Vujacic bu maç öncesinde 1,5 asist ortalaması ile oynarken 4 asist yaptı sadece bu maçta. ilk periodda farklı farklı dönemlerde 3 oyuncuyu top kapmak için yere atladığını gördük. kerem, sinan, vujacic, savanovic ve barac'dan hangisi atlamış olabilir diye düşünsek ilk akla gelen isimlerin değil, son akla gelebilecek isimlerin atladığını görürüz. İlk periodda savanovic barac ve Vujacic'i yerde top kapma mücadelesinde gördük. ilginç ve önemli bir detay; oyuncuların isteğini göstermesi açısından...

Efes çok rahat kazanacağı maçı zora sokmayı nasıl başardı ben anlayamadım. cenk'den 6ribauntluk bir katkı gelmesine rağmen toplam takım ribauntunda Efes'in 8 ribaunt geride olması çok düşündürücü. dahası 73 doğumlu olan (tahminim EL'de daha yaşlı oyuncu yoktur.) Riddick'in efes'in çok güvendiğimiz pivot rotasyonunda ayak çabukluğunu kullanması garip bir durum. 40 yaşındaki bir adamın ama ayak çabukluğunun ekmeğini yemesine izin verdik. 16 dakika oynadı ve 10 ribaunt aldı bunlardan 5'i savunma ribauntu diğer 5'i ise hücum ribauntu.

"2 dakika daha olsa bu maçın sonu ne olurdu kimse bilemez" demiş Ufuk. Bence kötü açıklama. Farkın kapanma nedeni Efes'in anlamsız bir şekilde nasıl olsa kazandık havasına girmesi. Koçun hatası ise takımı bu havadan çıkartmaması. Dün izlediğim Efes bu maç değil 2 dakika, isterse 100 dakika uzasaydı da Efes yine kazanırdı diye düşünüyorum.

Kinsey'siz Efes, Partizan'a rövanşı vermedi, Spirou'dan rövanşı aldı, bakalım EA7'ya karşı ne yapacak. Efes'de güzel gelişmeler var. Önce Cenk'ten bahsetmek lazım. Cenk'i ilk kez hırslı ve istekli görüyorum. Dün fazlaca sorumluluk aldı. Savunma ve ribauntlardaki gayreti ile o şutları deneme hakkını kazanmıştı. Sokamadı belki ama istekli olması önemli. Cenk eski Cenk gibi olsaydı kinsey'siz Efes'in EL'de galibiyet çıkartması bence mümkün olmayabilirdi. Son tahlilde Cenk'in bench ısıtmak dışında işlewvleri olduğunu görmemiz güzel. Cenk'deki bu değişimi ben ilginç gelecek ama Ersan'a bağlıyorum. Ümit takımı sırtında taşıyan iki oyuncudan biri cenk diğeri ise Ersan'dı. cenk Ersan'ın geldiği kademeyi yakından saha içinde görünce muhtemelen kendinden utandı ve birşeyler yapmaya karar verdi. Umuyorum böyle devam eder. Sinan sakatlığının etkisini yavaş yavaş üzerinden atıyor. eski çabukluğuna kavuşmak üzere. Vujacic, takımın bir parçsı olma yolundaki istekliliği çok önemli. ilk kez 35 dakika oyunda kaldı ve ilk kez sadece 10 top kullandı. Rakam fazla gibi gözükse de bu maç öncesinde yaklaşık 14-15 top kullandığını düşünürsek, 10 rakamı oldukça kabul edilebilir olmakta. Tek sorun ilievski. ne savunmada ne de hücumda varlığını hissettrimemesi Efes için önemli bir handikap. ilievski sınırları belli olan bir oyuncu ama ne savunmada ne de hücumda bu kadar kötü bir oyuncu değil. Efes'in kısa rotasyonunun form durumu Efes'in sıralamadaki yerini belirleyecek. Kinsey'in sakatlık öncesindeki performansı ile dönmesi çok önemli ancak ilievski'den verim alınamazsa top 16 sonrası Efes için büyük bir hüzün olabilir.

24 Kasım 2011 Perşembe

Uzatmalarda Gelen Sevinç-Hüzün



Önce sevindik sonra üzüldük. 3'te üç yapmaya çok yaklaşmıştık ta ki uzatmalarda Fenerbahçe teslim bayrağını çekene kadar.

Galatasaray maçının normal süresinin son beş dakikasını ve uzatmalarını seyredebildim. O nedenle fazla bir şey söyleyemem. Zaza'nın katkı vermesi ile "Zaza'nın kazanılması olumlu bir gelişme" şeklinde bir argüman ortaya atıldı. Ben buna pek katılmıyorum şöyle ki; takımın bireysel performanslara bağımlı olması bence iyi olmaktan ziyade olumsuz bir durum. Özellikle Efes ve Galatasaray kadrolarındaki büyük değişikliklere rağmen sene başında oynadıkları takım oyunundan giderek uzaklaşarak, bireysel yeteneklerin kendilerini göstermeleri ile galibiyet almaya başladılar ve uzun vadede bunun iyi sonuçlar doğurmayacağı rahatlıkla söylenebilir. Takımın 2 hatta 3 oyun kurucu ile oynadığı, genelde de 4 kısa ile mücadele ettiğini düşündüğümüzde rakibin ise hiç galibiyet almamışl bir takım olduğunu buna eklediğimizde takımın sadece 14 asist ile oynaması ve buna karşın 20 top kaybı yapması düşündürücü.

Ancak takımın geriye düştükten sonra galibiyet için inanılmaz efor sarfetmesi ise takdire şayan bir durum. Özellikle oyuncularının terlerinin son damlasına kadar mücadele etmeleri ve maçı çevirebilmeleri sadece rakibin genç ve tecrübesizliğine değil, Galatasaray'lı oyuncuların kazanma hırsına dayalıydı. Takımın bu denli hırslı olmasını sağlayan faktör ise; taraftarının inanılmaz desteği idi. Galatasaray'ın gerçek gücünü haftaya test etme olanağı bulacağız. Galatasaray'ın bu sene neler yapabileceğini gösterecek en önemli maçı haftaya. Ya mağlubiyeti telafi edeceğiz ya da 4. olarak gruptan çıkacağız.






Fenerbahçe ölüm grubunda oynuyor. tüm takımlar eşit ayarda gibi. grup birincisi ve sonuncusu her an değişiebilir. Doğrusu Nancy ve Cantu sürpriz yaptılar. OLY, Caja Labarol, Bilbao ve Fenerbahçe rahatlıkla ilk dört'ü alır beklentisi vardı. Olmadı. Şu an için gruptan kim çıkacak o bile belli değil. tüm takımlar 5 galibiyet 5 mağlubiyet alabilir. Bu anlamda dün akşamki maç, hem gruptan çıkmak ve hem de birinci çıkmak için çok önemliydi. Fenerbahçe 3 period boyunca maçı kazanacak şekilde oynadı. 4. periodda Caja'lı oyuncular sazı ellerine aldılar ve uzatmalarda da kazanmayı bildiler.

Bogdanovic hücumda her geçen gün daha etkili olmaya başladı ama aynı bogdanovic işin savunma kısmında da giderek kötü oynuyor. San Emeterio her pozisyonda Bogdanovic'i geçti. Hatti bogdanovic durumu seyretti diyelim, savgili Spahija örneğin Sefolosha ile Emeterio'yu savunmayı neden düşünmedi doğrusu anlam veremedim. Basketbolda kısa rotasyonu da uzun rotasyonu da çok önemli. ancak kısa rotasyonu uzun rotasyonundan bir parça daha önemli önemli. kısalar iyi olduğunda vasat uzunlarla bile iş yapmak mümkün. ancak en yi uzunlara kötü kısalar eşlilk ettiğinde takımın galibiyet ççıkartması mümkün değil. Bu noktada Fenerbahçe'nin en büyük avantajı kısa rotasyonunun isim bazında çok iyi olması. Feerahçe'Nin top 16'ya kalmasını sağklayacak tek faktör bu olacak gibi. Oyuncular formsuz, koç formsuz, uzunlar kötü, sakatlar var ancak kısa rotasyonu çok kaliteli isimlerden oluştuğu için bu takım çok can yakacak. Form düzeyi arttığında ve eksikler takıma tam anlamıyla aktıldığında ise çok tehlikeli bir Fenerbahçe karşımıza çıkacak. bu arada ilginç bir şekilde takım oyunu içinde yükselme olanı olan oyunucların Fenerbahçe maçlarında ortalamaları üzerinde oynadıklarını görüyoruz. Bu sene Prigioni, printizesis, moerman, banic ve san emeterio gibi oyuncular ortalamaları üzerinde bize karşı oynadılar. Neyse yolumuz açık olsun.

23 Kasım 2011 Çarşamba

Efes-Partizan (67-58)


Partizan'ın üst üste 3 haftadır kazandığını, Efes'in ise son 2 haftada kaybettiğini düşündüğümde çok zor bir maç olacağı beklentisine girmiştim. Doğrusu maç öncesi beklentim tam olarak sahaya yansımamış olsa da maç sonunda Partizan'ın dış şutları sokmaya başladığı dönemde Pekovic'İn 5 faul ile dışarda olması ve Savanovic ile o şutlara karşılık verebilmemiz maçı kazanmamızı sağladı.

Ben maçta Efes mi iyi savunma yaptı yoksa Partizan mı kötü günündeydi çok emin olamadım. Partizan kısalarının dış şutlarda gününde olmaması, Pekovic'e yardım getirmemeizi kolaylaştıran bir faktör oldu. Sİnan ile rakip oyun kurucuya baskı yapmamız ve Cenk'in de uzun kolları ile çaldığı topların savunmaya etkisi beraber değerlendirildiğinde Efes maçı kazanmayı başardı. bu galibiyette şüphesiz ki Kerem'in de rolü çok önemli. Kerem ortalama performansının üstünde oynamamış olsa maç daha kısır skorlarla devam edebilir ve Partizan, çok fazla geriye düşmeyerek maç içinde kalabilirdi. Bu durumda ise maç sonu tamamen farklı bir senaryo ile karşılaşmak mümkün olacaktı.

Efes için sorun tam olarak bu noktada başlıyor. Kinsey'in olmadığı ya da üstün performans sergilemediği durumda kısa rotasyonundaki oyuncualrın ortalamanın üzerinde oynamaları gerekiyor. Hem de bir tanesinin değil en az iki üç oyuncusunun ortalama üzerinde oynaması gerekiyor ki Efes maçı kazanabilsin. bu minvalde dün akşam, Kerem, Vujacic ve Cenk kendi oyun ortalamalarının üzerinde oynayarak maçın kazanılmasında önemli rol oynadılar. Sinan'ın savunma performansı da bu maçta önemliydi. Yağtığı baskı ile rakibin hücum düzenini bozması genel olarak önemliydi. Vujacic kendine değil takıma oynadı ve verimliği arttı. 1,2 asist ortalaması ile oynuyordu dün 3 asist yaptı. Vujacic'in bu oyunu istisna değil, rutin olmalı.

Bireysel performanslar dışında Efes'de küçük de olsa bir değişim vardı. tam saha baskı yerine yarı saha baskıyı daha fazla uyguladılar ve bu oldukça işe yaradı. Bakalım bu düne özel bir görüntü müydü, yoksa genel olarak bir strateji değişikliği mi?

Kazanılması gereken bir maçı Efes kazandı. Ancak bu galibiyet takım olgusu ile değil, bireysel performanslar ile geldi. Kinsey'siz Efes tat vermiyor. Umarum Kinsey sakatlık öncesindeki formu ile takıma dönebilir.

Ilievski transferi öncesinde Efes pilsen Kerem'e yedek değil, Kerem'i yedek bırakacak bir oyun kurucu peşindeydi. Huertas, Spanoulis gibi isimler olmayınca Efes ilievski'yi transfer etti. Kerem'e yedek oyun kurucu aldı. ılıevski çok kötü oynuyor. Bunu formsuzlukla açıklamak kolay değil. umarım üzerindeki ölü toprağını bir an evvel atabilir.

11 Kasım 2011 Cuma

Takas: Efes vs. Maccabi


Çok değil sadece koçları değiştirseydi bu iki takım acaba nasıl bir sonuç ortaya çıkardı sorusu çoğumuzun aklına gelmiştir. Ya da Farmar ile Vujacic yer değiştirseydi ne olurdu? Belki biraz iddialı olacak ama koçlar sabitken Farmar Vujacic takasının bir işe yaramayacağını düşünüyorum ancak koçlar değişse ve farmar Vujacic takası olmasaydı Efes'in rahat bir şekilde çift hanelerde maçı kazanacağını söyleyebilirdim.

Maç sonrası sevgili Ufuk Sarıca "istatistiklere baktığımızda" diyor "ilginç rakamlar görüyoruz daha önce hiç 33 tane üçlük denememiştik." Çok yerinde bir tesbit doğrusu ancak Ufuk Sarıca'ya ilişkin sorun da tam olarak burada başlıyor. İstatistik kağıdına bakmadan sorunu tesbit etmeliydi ve özellikle son period oyuncularını içeriden oynamaya teşvik etmemliydi. Geçmiş olsun diyelim. Önemli bir kayıp oldu hatta telafisi pek de mümkün gözükmeyen bir kayıp.

Daha önce de yazmıştım bu sefer uygulamalı izleme fırsatımız oldu.

Partizan zaferinden sonra yazdıklarım adeta dün geceyi anlatıyordu: "...Ancak Efes kısa rotasyonunun ben yetersiz olduğu inancındayım. Kinsey her maç böyle oynarsa sorun olmaz ancak Kinsey'den verim alınamadığında Efes kısa rotasyonunda sayı ve asist kısırlığı göze çok fazla batacaktır. Eskilerde Nicholas'a, geçmiş senelerde rakocevic'e düşen yük bu sene de Vujacic'e düşer ve takım oyunundan hızla uzaklaşılabilir. Bu kısırlık uzunlara da yansır ve geçmiş senelerdekine benzer bir kilitlenmeye yol açabilir..."

1 ay öncesinde bu değerlendirmeyi ben yapabildiysem, Ufuk Sarıca ve Efes teknik ekibinin buna ilişkin herhangi bir planları olmadığı söylenemez. Muhtemelen top 16'da aşamasında kısa rotasyonuna hücum gücü yüksek bir oyuncu dahil edeceklerdir. Alternatif senaryo ise Sinan ve Doğuş'un hücumda etkili olmalarını beklemek...

Son günlerde çok kullandığım tabirle her şeye rağmen enseyi karartmamak gerektiğine inanıyorum. Efes'in kısa rotasyonundaki skıntısına rağmen çok güçlü bir kadrosu var. Dün Barac haricinde hiçbir oyuncusundan yeterince verim alamamasına rağmen maçı kazanabilecek duruma gelmişti. Efes teknik ekibinin takım üzerinde biraz daha etkin olması, doğru şut imkanlarını doğru oyuncular için yaratacak oyun planları ile Efes daha iyiy yerlere gelebilir. Efes'İn mücadelesi ve direnci dün akşamki sonuca rağmen beni memnun etti.

Maç sonrası Blatt'ın açıklamalarında; Maccabi'nin her periodu önde bitirdiği ayrıntısı görmek mümkün. Ancak Maccabi ilk beşi maç genelinde Efes ilk beşinin gerisinde kaldığını da biz ekleyelim. Önemli bir ayrıntı Maccabi benchten 30 sayı bulmuşken Efes sadece 19 sayı bulabildi. Zaten aradaki farkı yaratan unusr da bu oldu.

Son söz Ufuk pek de gününde olmayan Savanovic'i Ersan'dan daha fazla oyunda tutarak bence önemli bir hata yaptı. Ama genel eleştiri olan ersan ve savanovic'i yanyana oynatmaması tercihi bence özellikle bu maç özelinde çok doğruydu. Blatt takımlarının hızlı oyunu sevdiğini düşündüğümüzde, ona karşı üç numara için yeterince hızlı olmayan savanovic ya da ersan tercihi pek de mantıklı olmayacaktır.

10 Kasım 2011 Perşembe

Parçalı Bulutlu



Slovenya deplasmanından Galatasaray galibiyetle dönmeyi başararak EL'deki ilk sezonunda 2 galibiyete, iki deplasman galibiyetine ulaşmayı başardı. Mevzu basketbol olunca erken ötmek pek doğru olmasa da bence galatasaray Top 16 biletini bu galibiyetle cebine koymuş oldu. Unics'i deplasmanda 4 sayının üzerinde yenebilirsek üçüncü olarak üst tura çıkarız.

Galatasaray pek de iyi oynamadığı maçı biraz zorlansa da maçın kırılma anlarında daha doğru bir oyunla kazanamyı başardı. Maça ilişkin söylenebilecek çok şey var ama bunlara fazlaca girmeden genel yoruumu paylaşmak istiyorum. EL'deki ilk maçtan itibaren sözünü ettiğim bir konu var. Rakip, ikili oyunları durduğunda, Lakovic de pek iyi bir gününde değilse Galatasaray nasıl galip gelebilir? 5 numarada Songolia'yı değerlendirerek onun post oyunundan yararlanmak bir çözüm olabilir. Ya da Shipp üzerinden yine post up oyunu çizilebilir. Takımın hücumda ikili oyun haricinde alternatif üretmek zorunda olduğunu burada defaten yazmıştım. Dün sürpriz şekilde Lucas'ın post up'larına şahit olduk. Umuyorum Mahmudi böyle yeni oyunları salonda sahnelemeye devam eder çünkü buna çok ihtiyacımız var.

Lakovic arzu edilen skor patlamasını 2-3 haftadır yapmıyor. Lakovic geçmişinde çok skorer bir oyuncu olsa da mental olarak takımın bir parçası olmayı daha çok tercih eden bir basketbolcu. Panathinakos'da oynadeığı 3-4 sezonda EL'de 13 sayı civarında bir ortalama tutturmuştu. Panathinaikos'dan önce Krka Novo'da ELde'ki ilk sezonunda 20'lerin üzerinde bir sayı ortalaması ile oynamıştı ama o takımda da doğrusu çift hanelere çıkabilecek başka bir oyuncu yoktu desek yeri var. Kısacası Lakovic attırmayı atmaktan daha çok seven bir oyuncu. Lakovic bireysel zorlamaları ile değil takımın işleyişi içinde sayı üreten ve takımın işleyişini güzelleştiren bir oyuncu. Maç boyu sevgili yorumcu ve anlatıcı abimiz/kardeşimiz Lakovic'in sahne almasını istediler. bu bence yanlış bir beklenti. lakovic işler yolunda gitmediğinde sazı eline alıp takımı sürükleyecek Spanoulis tarzı bir guard değil. Bunu yapamaz demiyorum ama o bunu tercih etmez. Takımı oynattıran ve o oyun esnasında bulduğu pozisyonları değerlendiren çok değerli bir oyuncu. Molalarda koçu adeta 18 yaşındaki bir oyuncu heyacanıyla dinleyen ve parkede elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışan, görevini yerine getiren değerli bir oyuncu. sahne alacağı anlar, daha fazla sayı yapacağı anlar tabi ki olacak ama tek başına takımı taşınmasını beklemek; onun ruhuna ters ayrıca Galaatsaray'ın kaliteli kadrosuna haksızlık ve de Euroleague kalitesine aykırı bir istek. Bence bu maç özelinde Lakovic'in konuşulmasından ziyade diğer oyun kurucuları ender ve Tutku'nun konuşulması lazım. Toplamda 30-35 dakika süre alan bu guard ikilisinini ben asist yaptığını hatırlamıyorum.En az toplamda 3-4 asist yapmış olmaları gerekirdi. buna karşılık çok kötü günündeki Andric 3 asist ile maçı tamamladı yanlış hatırlamıyorsam. Furkan'a da bir parantez açmak lazım. Süre verildiği takdirde genç oyuncuların neler yapabileceğini göstermesi açısından güzel bir örnek. gerek Karşıyaka'da aldığı süreler ile tecrübesini arttıran genç oyuncu EL'de de bileğinin hakkıyla aldığı süreleri başarılı bir şekilde değerlendiriyor. yolu açık olsun. Karşıyaka'da onun üzerinde emeği olan tüm hocalarının dün akşam dururla Furkan'ı izlediklerini hissettim. Zaza sağlam olsaydı belki ilk beşte onu görecektik ve böyle bir Furkan izleyemeyecektik.


Fenerbahçe kötü oyununa devam ederek bir galibiyet hem de deplasmanda ciddi denebilecek bir rakibi yendi. Ciddi denilecebilecek diyorum çünkü ilk maçta OLY'u rahat bir şekilde yendiler sonrasıdna ise 3 mağlubiyet aldılar. Bilbao bir zamanlar Kaan Kural'ın Fenerbahçe için kullandığı terimle Kaos oyunu ile rakibi bozan değişik bir takım. Hızlı oyun ile telaşlı oyun arasında bir yerlerde garip bir takım. Vakti zamanının real madrid'inin kemiği ellerinde ve iyi denilebilecek eklemeler ile vasat üstü bir kadroları olmasına rağmen garip bir hücum anlayışı ile bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. OLY gağlibiyeti sonrasında Cantu Nancy gibi grubun zayıf denilebilecek takımlarına mağlup oldular. O mağlubiyetleri unutturabilmek ve telafi edebilmek için ellerindeki belki de son şans Fenerbahçe'yi yenmekti. Bu Fenerbahçe^'yi yenmek doğrusu çok da zor değil. Neyseki buna muvaffak olamadılar.

Fenerbahçe'lilerin enseyi karartması için bence sebep yok.Nancy maçını saymadığımızda takımın asist ortalaması 7,5 civarında. En önemli sıkıntı da bu. Bunun temel nedeni ise özellikle oyun kurucuların kötü durumu. Ukic birazcık toparlansa Fenerbahçe bu gibi maçları en az on sayı farkla rahatlıkla kazanır. Ukic'in anlamsız kötü oyunu ve Engin'in hala tam düzelememiş olması takımın Jerrels'ın ellerine teslim edilmesi ile sonuçlanıyor. Jerrels her ne kadar son periodda maçı kazandıran adammış gibi gözükse de kötü şut seçimleri ile (sokması seçiminin doğru olduğu anlamına gelmez) takımının oyununu bozuyor. Fenerbahçe'nin şu anda oyunu kurmak konusunda elindeki tek seçenek Preldzic. o da her maç Nancy maçındaki gibi olamıyor. Mümkün mertebede top Preldzic'in elinde kalmalı. Bu noktada ben Spahija'nın seçimlerinin de tartışılması gerektiği kanaatindeyim. özellikle Vidmar bu uzun rotasyonunda sadece 15 dakika oynayacak oyuncu değil. Vidmar birazcık bana Godfread'i hatırlatıyor. Basketbol erkek oyunu derdi. kendisine yapılan faulleri göstermek yönünde bir çaba sergilemez ve kendi gücüyle elinden geleni yapardı. Vidmar, aynı Godfread gibi kendisine yapılan faulleri göstermiyor bu nedenle sıfır tolerans olan bir ortamda dahi lehine çalınabilecek pek çok faul, çalınmıyor ve pota altında düşük yüzde ile oynumuyormuş izlenimi uyanıyor. Spahija Vidmar'ı daha uzun süre oyunda tutsa o çalınmayan fauller biraz daha fazla çalınmaya başlayacak ve Vidmar muhtemelen kendisini bulacaktır. Bir de Vidmar doğru yerde topla buluşturmuyor bunun en önemli nedeni de oyun kurucuların formsuzluğu ya da basketbol akıllarındaki yetersizlikten kaynaklanıyor. Fenerbahçe rakibini, rakibinin oynadığı şekilde yenmeye çalışıyor. kendi oyununu dayatamıyor bu bağlamda iki fizikli pivotu olan Fenerbahçe, rakibin duruduramayacağı bu oyuncular yerine maçın önemlice bir kısmında Gist'i 5 numarada kullanarak rakibin teleşlı oyununa ayak uydurdu. Bu seçimin ben yanlış olduğunu düşünüyorum ancak işin bir başka boyutu da var. Spahija belki de haklı olarak şunu düşündü. Oyun kurucular kötü olduğu için pivotlardan yararlanamıyorum o zaman ben de Biilbao gibi takımı kısaltıp daha hızlı olayım istedi. bu noktada Harvelle'n sakatlanması Fenerbahçe'nin işini kolaylaştıran önemli bir etmen oldu.

Fenerbahçe oyun kurucu pozisyonununun acilen sağlıklı bir Engin'e ve geçen seneki Ukic'e ihtiyacı var. onlar geldiği zaman işler Fenerbahçe için çok daha farklı olacak.

4 Kasım 2011 Cuma

Gallinari'nin Oscar Adaylığı Kısa Sürdü ve İyi ki Varsın Sefolosha


Yıllar sonra Efes'i ama o eski, Naumoski'li Ufuk'lu Volkan'lı Richard'lı Tamer Oyguç'lu Efes'i hatırladım. işte Efes'in EnFES savunması bir oyuncunun (basketbol yeteneklerinden ziyade aktörlük yeteneklerini konuşturan bir oyuncunun) ne duruma düşebileceğini göstermesi açısından da keyif vericiydi. Gallinari'ye 9 faul çalındı ama çalınanlardan hangisi gerçekten fauldü? Gelen her teması gosterebilmek adına abartılı uçuşlarını izledik. Gerçekten bu konuda çok yetenekli ve zamanlaması harika. Ağır çekimde seyrederken Efes'li oyunculardan teması alış anındaki reaksiyonu, kısacası zamanlaması gerçekten mükemmel. Faul almak için kullandığı enerjiyi ve zamanlamayı basketbola ayırsa hem takımı hem de biz izleyicler için daha hayırlı bir görevi yerine getirebilir. Maçın sonunda hakemler Gallinari'ye arzu ettiği Oscar heykeli yerine soyunma odasının loş koridorlarını uygun gördüler. Ama sonrasında seyirci reaksiyonundan çekinerek, parkedeki EA7 beşlisinin Efes'lileri pataklamalarına seyirci kalmayı tercih etti hakemler.

EA7 Milano Güçlü bir takım. Çok iyi oyunculardan kurulu. Özellikle Gallinari ile çok can yakabilecek güce sahip. Ancak Efes rakibini ciddiye alıp savunmasını bu şekilde konuşturduğunda rakibin galip gelebilmesi için ekstra bir skorer ya da mevcut skorerlerinden ekstra bir performans almak zorunda. Dün EA7 ne ekstra bir skorer bulabildi ne de mevcut skorerlerden ekstra bir katkı. Tebrikler ve teşekkürler Efes geçen haftaki mağlubiyeti bu güzel savunma basketbolu ile unutturduğu ve telafi ettiği için. Umarım bundan sonraki maçlarında telafi edilecek bir başka mağlubiyet almazlar. Çünkü EL'in ilerleyen haftalarında telafisi mümkün olmayan maçlar Efes'i bekliyor. Kinsey'i ise ayakta alkışlamak istiyorum. Olumsuz gördüğüm pek çok şey var. özellikle Vujacic'den skor katkısı alamadığında rakip içeri kaçtığında kısa forvetlere uygun şut imkanı yaratamıyoruz ama bunlar halledilebilecek sorunlar. En önemli sorunlar ise guard rotasyonununu ve coaching'in f4 için yetersizliği. Kritik maçlarda Kerem'in ve İlievski'nin iyi oynaması gerekecek. Neyse olumsuzlukları bir kenara bırakarak galibiyetin ve savunmanın keyfini çıkarmak lazım.

Fenerbahçe maç sonrası Ömer'in çok güzel özetlidiği gibi 30 sayı farkla galip kapatacağı maçta neredeyse mağlup olacaktı. Akingbala olmadan oynamaya alışık olmayan Nancy, Fenerbahçe'Nin etkili oyunu karşısında tamemn dışa bağımşlı halde oynamaya başladı ve 20'li sayılar civarında bir farkla geriye düştü. İkinci yarı başlarak hepimiz Fenerbahçe'nin vurup geçeceğini bekliyorduk ama tam tersi oldu. Ancak Akingbala yoksa da bizler varız ve Fenerbahçe pota altından oynarız diyen Nancy'li oyuncular çok yetenekli olmasalar da sadece ve sadece Fenerbahçe'nin pota altı savunma zaafını birazcık kazıyıp maçı kazanma noktasına kadar yaklaştılar. Neyseki maçlar 40 dakika. 42 dakika olsa muhtemelen Nanacy maçı alıp evine öyle gidecekti.

Fenerbahçe çok güçlü ve çok iyi oyuncualrdan kurulu ancak savunmayı bir türlü toparlayamıorlar. Fenerbahçe savunma yapmaya başlayınca bence EL'in en güçlü takımlarından birisi olabilecek kapasiteye sahip. Sefolosha'Nın muhteşem oyunu hepimize keyif vcerse de Fenerbahçe teknik heyetinde olsam bundan memnun olmazdım. Marko dönene kadar idareten alınan ve savunması ile önplana çıkması beklenen oyuncunun başrolü kapması düşündürücü.

2 Kasım 2011 Çarşamba

Hedeflenmemiş Maç


Dün Siena üzerine uzun b,r değerlendirme yaparken içimde küçük de olsa bir umut vardı Galatasaray'ın galip gelebileceğine dair. Bu umudu maç başlamasına bir saat kala Mahmudi'nin maç öncesi değerlendirmesini okuyana kadar da korumuştum . Mahmudi, Siena için herhangi özel bir önlem almadığını, galibiyet için sahaya çıkacaklarını ve deplasmanda galip gelmenin zor olduğunu vs. söylemiş. o an maçı daha başlamadan kaybettiğimize inandım. Pianigiani Galatasaray'ı çok iyi etüd ettiğini maç öncesi açıklamalarında fısıldamıştı. Benim gördüğüm kadarıyla Siena'nın Galatasaray'ı ciddiye aldığı kadar biz onları ciddiye almadık. Bu anlamda aradaki skor farkı kadro kalitesindeki farktan değil ciddiyet farkından ve özellikle de sevgili Ataman'ın eski iki yardımcısı (Mahmudi ve Pianigiani) arasındaki farktan kaynaklandığına inanıyorum.

Galatasaray'ın deplasmanda aldığı prokom maçı dahil olmak üzere, bu sene sürekli bir noktanın altını çizmeye çalıştım. İkili oyunlar önemli olmakla birlikte ona önlem alındığına alternatif hücumlar yaratmak zorundayız. Dün bir iki kere Songolia üzerinden post up oyunu denedik. Ama orada da yanlış yaptığımızı düşünüyorum. Songalia'yı pivot pozisyonuna kaydırıp post up denedik. Onun yerine Songalia dört numarada iken bu oyunu deneyebilirdik belki.

En önemli sorunlarımız ise perde kullanarak penetre eden sevgili Ender ve Tutku'nun tek yönlü oyuncular olduğunun bu maçta aşırı göze batması oldu. Tutku içeri girdiği her pozisyonda uzunu aradı. Aslında iyi gününde olan Shumpert ve Songolia'ya şut imkanı yaratacak dışarı pasları verebilseydik oyunun içine girme şansımız olabilirdi.

Evimizde Unics maçına üzüldüğüm kadar doğrusu bu maça üzülmedim. Ez cümle; Pianigiani'nin eli öpülesi bir adam olduğunun altını çizmek isterim.

Rakip Monapashi Siena: Mensana Basket


Siena 19. yüzyılda kurulmuş eski ve köklü bir klüp. Ancak bizim için hikaye; 2001 yılında başlıyor. 90'lı yıllar İtalya basketbolu denince akla gelen takımlar Bologna ekipleriydi. 2001 senesinden itibaren bu görüntünün değişmeye başladığını görüyoruz. Bologna takımlarının hakimiyetine Siena son veriyor. Siena'nın bu ani yükselişi ve 2000'li yıllara damga vurmasında fitili ateşleyen ise tanıdık bir isim: Ergin Ataman. Siena Ataman ile Avrupa kupası (saporta) alıyor ve akabinde Euroleague'e katılıyor. Euroleuge'de Mirsat, Stefanov, Vukcevic ve Kakiozis gibi yakından tanıdığımız oyuncularla F4'e çıkmayı başarıyor hemde EL'e katıldığı daha ilk sezonunda. Benetton'a şanssız bir şekilde yeniliyor ve final oynama şansını kaybediyor ancak CSKA'yı yenerek 2. olarak Avrupa macerasını o sezon için tamamlıyor Siena. Bizim için burada hikayeye bir ara verme zamanı çünkü 2 senede bir saporta kupası kaldıran bir de F4 kazandıran koçla yollar ayrılıyor ve recalcatti dönemi başlıyor. Recalcatti döneminde Thornton, Vanterpool ve Andersen gibi eklemeler ile takım yine F4 yapıyor ancak uzatmalarda yine bir İtalyan takıımına ama bu sefer Bologna takımına kaybederek final oynayamıyor. 3. lük maçında yine CSKA ile karşılaşıyor ama bu sefer Marcus Brown faktörüne teslim oluyor ve CSKA'da hem bizim hem de Siena'nın tanıdık olduğu başka bir isim, ribaunt canavarı Mirsat da CSKA'nın galibiyetinde önemli rol alan bir diğer isim olarak karşımıza çıkıyor. Kısacası Recalti ile başlayan sezon en azından Avrupa mecrasında Ataman'dan az da olsa başarısız kabul edilebilir ancak yerelde hem italya ligi hem de italya kupasını aldıkları için Siena tarihinin belki de en başarılı dönemlerinden birisi olarak da kabul edilebilir. Recalcatti 2004-2005 döneminde daha savunmacı ama daha az skorer bir takımla yola devam etme kararı alıyor ve Top 16'dan ötesini göremiyor. 2005-2006 ise Recalcatti için son oluyor ve top 16'yı bile göremiyor takım. 2006-2007'de Recalcatti dönemininin başarısızlığı ile takım EL'e katılamıyor ve ULEB'de mücadele ediyor ve bu dönem Piagiani döneminin başlangıcına tanıklık ediyor. ULEB'de çeyrek finalden ötesini göremiyorlar ancak ligde şampiyon oluyorlar. Bugünkü Siena'nın o günlerde temellerinin sağlamlaştırıldığını görmek mümkün. 2007-2008 tekrar El'de oynuyorlar ve tekrar F4'e kalıyorlar. İlk beşi McINtyre, Kaukenas, Sato, Stonerook ve Eze. YEdeklerde de önemli isimler Lavrinovic ve İlievski var. Savunma ve hücumu bir arada etkin bir şekilde götürebilen ender takınlardan birisi haline geliyorlar. Maccabi'ye kaybedince 3. lük maçında rakipleri olan Tau'yu uzatmalarda yenerek 3. olarak sezonu bitiriyorlar. Ligde ise yine hem lig hem de kupa şampiyonu olmayı başarıyorlar. 2008-2009 top 16'dan sonra play-off'da karşılaştığı Panathinakos'u geçemiyor ama yerelde hem lig hem de kupa şampiyonluğu ile başarılı bir sezon oluyor. 2009-2010 sezonunda top 16'dan ötesini göremeyen İtalyan ekibi yerelde son 3 sezonda olduğu gibi hem kupa ve hem de lig şampiyonluğunu aldığı için başarılı kabul ediliyor. 2010-2011 sezonu ise McIntyre devrinin kapandığı ve yerine MCCalebb'in gelmesi ile en azından Avrupa arenasında yeniden ivme kazanıyor ve F4'de oynuyorlar. Panathinaikos'a kaybediyorlar ama Messina'lı real'i rahat bir şekilde yenerek 3. olmayı başarıyorlar. İtalya liginde de şampiyon olarak yine başarılı bir sezon geçiriyorlar. piagiani ile birlikte son beş sezondur lig kupasını kazanmayı başarıyorlar.

Doğrusu 2010-11 seoznunda Sato'yu kaybetmiş olmanın Siena için düşüşün başlangıcı olacağı inancındaydım. Ancak Kaukenas'ın dönüşü ile o açık kısmen de olsa kapandı. Ama yine de Jaric'in vasat altı oyunu ile bir yere ulaşamayacaklarını düşünüyordum. Play-off'da OLY'a karşı ilk maçta aldıkları 50'sayılık farklı mağlubiyetle ne kadar haklı olduğumu düşünmüştüm ancak daha sonra üst üste OLY'u 3 kere mağlup ederek yine F4 yapmayı başardırlar.

Siena'nın kemiğini oluşturan oyuncular bu takımda en az 2-3 sezon oynamış oyuncular. 6-7 sezon oynayanlar bile var. Geçmiş senelere kıyasla önemli olduğuun düşündüğüm bir farklılık yaşandı takımda. Sienada kaukenas genelde iki numarada oynardı. ilk geldiği sezon bir dönem 3 numarada da kullanılmıştı. Geçmiş senelerde iki numarada hem savunmada aksamayan ama hücudma da etkili domercant, hairston gibi oyucnuları vardı Siena'nın. Daha öncelerde ise vanterpool vardı. Siena tarhinin önemli bir döneminde iki numarada skorer Amerikalı oyuncu bulunuyordu. Ama Sato'nun varlığı nedeniyle Kaukenas hep iki numarada kullanılıyordu. Zisis de dönem dönem iki numaraya kayıyordu. Şİmdi de juan Summers ile yollar ayrılmış ve onun yerine rakocevic'le anlaşılmış. Bu savunma açısından önemli sorun yaratacaktır Siena kısa rotasyonunda. Kaukenas 2 numarada daha az ve 3 numarada daha fazla dakika alacak ve bu onun verimliliğini de azaltacaktır. Rakocevic'den beklenen hücum katkısını alamadıklarında işler Siena için pek de iyi gitmeyebilir.

Ancak özellikle Siena pivotları çabuk ayakları ile bizim pick and roll oyunumuza mani olabilirler. Piagiani de bunun farkında. maç öncesi açıklamasında Galatasaray için pick and roll oyununu çok iyi oynayan tehlikeli bir takım olduğunu söylüyor. Bence tekl avantajımız Siena kısa rotasyonunun eskisi kadar savunmacı olmaması. Eğer bunu değerlendirebilirsek bir sürpriz yapabiliriz. Umarım Moss bizim için olumsuz bie sürpriz yapmaz. 14 dakika civarı ortalaması olan Moss'un bizim maçta 20-25 dakika süre alabileceğini düşünüyorum.

Özellikle EL maçlarında maalesef Lakovic'e çok fazla yük bindiriyoruz. bunun bence en önemli sebebi EL taecrübemizin olmaması. O yüzden topu eline alan şut atabilecekken bile lakovic'i arıyor. Bu ise bizim o akıcı ve hızlı paslaşmamızı anlamsız kılıyor. Bence maçın kilidi Lucas'ın McCalebb savunması olacak. Eğer orada biraz güçlü kalabilirsek ve Shipp saçmalamadan skor üretmeye çalışırsa Siena kısa rotasyonunun savunma zaaflarını göze batar hale getirebiliriz. Mahmudi ise bence çok önemli bir sınav verecek. Pick and roll dışında kolay set hücumu yaratayı başarırsa bu maçı alabiliriz. başarılar...

24 Şubat 2011 Perşembe

4-12-17 Numaralar İyi Oynadı


Geçen hafta iki takımımızın da yenilmesi sonrasında: "Fenerbahçe euroleague takımı ya Efes Pilsen?" başlıklı bir yazı planlamıştım ama maalesef yazamadım. Zalgiris'e yenilen Fenerbahçe benim gönlümde yenilmemişti. Yenilmesi için her türlü şart hazır olmasına rağmen sahadaki oyuncular sonuna kadar mücadele ettiler. Fenerbahçe karakterli bir takım olduğunu gösterdi. Efes ise Nicholas'ın geldiği dönemden beri farklı bir hüvviyette. Büyük oyuncuları olan küçük takım hüvviyetinde. Nicholas, Smith, Rakocevic'in form durumları ve arzuları efes'in kadaerini belirliyor son 4 yıldır. Bir oyuncunun takımı bir yere taşıyamayacağının hikayesini değil, kalın bir romanını yazdı Efes ve korkarım da yazmaya devam edecek...


OLY iyi oyuncuları var. Ama eksikleri de var. Fenerbahçe için de bu söylem geçerli. Futbol gazetecisi ağzıyla yazarsak; OLY ile Fener'in eksik oyuncularını bir araya getirsek EL için çok iyi kabul edilebilecek bir beş sahaya sürmek mümkün. Fenerbahçe'nin beni gerçekten hayal kırıklığına uğrattığı tek maç bu oldu. Doğrusu ilk kez takımın pes ettiğini gördüm. Bunu, farkın açıldığı dönem için söylemiyorum. Daha ikinci periodun başında Fenerbahçe farkı yakalamadan önce Fenerbahçeli oyuncuların gözünde maçı kazanacaklarına dair bir ışık göremedim. Fenerbahçe farkı açarken dahi Ivkovic'in kenardaki sakinliği bu maçın adeta OLY'a gideceğini gösteriyordu.

Preldzic'in o erken şut seçimi ile OLY yakaladaığı seri ile Fenerbahçe'yi nakavt etti. Rakip OLY olunca belki mazur görülebilir bu mağlubiyet ama bütün senenin emeğinin meyvelerinin toplanacağı maçın bu şekilde kaybedilmesini doğrusu sindirmek zor. Yukarıda bahsettiğim takım karakterinin ilk kez parkeye yansımadığını görmek ise üzücü.


Ancak kaybeilmiş önemli bir şey olmadığını düşünüyorum. Valencia maçı şimdi çok kritik bir hal aldı. Doğrusu grup birinciliğinin kaçmasına hiç yanmıyorum. Çaprazdan kimin geleceği de çok önemli değil. (muhtemelen madrid gelecek). Ancak Valencia'da yaşanacak bir kaza bütün senenin çöpe atılması anlamına gelecek. Ancak böyle bir senaryonun yaşanmayacağından da emin olduğumu belirtmek isterim. Bu sene Fenerbahçe yediği tokatlardan güzel dersler çıkarttı. ilk kez üst üste iki mağlubiyet aldılar. Üçüncüsünün olabileceğine ihtimal dahi vermiyorum. Fenerbahçe, Valencia'yı dümdüz edip üst tura çıkacak ve oradan da F4'e rahatlıkla çıkacaktır.


20 Ocak 2011 Perşembe

OLY-Fenerbahçe: 21. Maç Sonunda Evinde Teslim Oldu


Başlık herşeyi anlatıyor. Zor deplasman. Güçlü bir takım. Kendi evinde EL'de son 20 maçını da kazanan bir takım. Bir tarafta kolay kolay 75 sayının üzerinde sayı yemeyen Fenerbahçe diğer tarafta ise 80'nin altında kolay kolay sayı atmayan OLY. İbre kimi gösterecek. Farkın bile önemli olduğu bir durum. Çünkü grup birincisi ya Fenerbahçe olacak ya da OLY olacak.


Kuralar çekildiğinde sene başında genç oyuncuları ile Fenerbahçe'nin OLY'a karşı çok iyi mücadele ettiğini dillendirmiştim. Tecrübeli oyuncuları ile Fenerbahçe'nin OLY'a karşı şansı olabileceğinin altını çizmiştim. Fenerbahçe beklediğimden de iyi çıktı. Her oyuncu için bir şeyler söylenebilir. Ömer, May, Kinsey, Preldzic, Tomas, Ukic her biri çok iyi oynadı. Jasikevicius oynadığı kısa sürede 5 top kaybına rağmen kritik anlarda tecrübesi ile takıma katkı sağladı. sadece hücum organizasyonunda ya da attığı sayılar ile değil, savunmadaki gayreti ile. Fenerbahçe'yi OLY'dan ayıran en önemli fark da burada yatıyor. OLY'un daha büyük yıldızları olabilir. Ama fenerbahçe oyunun her iki yanını da daha iyi oynayabiliyor. Fenerbahçe'nin savunmadaki etkinliğini neredeyse her maç görebiliyoruz. Fenerbahçe'nin savuması hücumundan hücumu ise savunmasından besleniyor. Oyun kurucusuz oynanan Siena maçını çıkarttığımızda Fenerbahçe'nin bu seneki performansının üst düzeyu olduğunu söyleyebiliriz.


Tüm bu söylediklerimizden takıma ilişkin hiçbir sıkıntının olmadığını söyleyemeyiz. Bir kere dün akşamki üçlük yüzdesi bırakın sık karşılaşmayı ender olarak bile karşılaşılabilecek bir durum değil. Serbest atışlarda bile %80 gibi bir ortalama yakalamak kolay değil. Fenerbahçe bu sene %75 ile serbest atış kullanıyor. Maçın kafaya gittiği dönemlerde Fenerbahçe %40'Lar civarında bir ikilik ve %83 gibi üçlük yüzdesi ile hücum ediyordu. Bu dönemde dışarıdan da atış kullanmamız gerektiğini düşünüyordum. May oyuna girip, hem hücum ribauntlarında etkin olması ve hem de pota altından sayı üretmesi ile Fenerbahçe dışarıdan da daha rahat sayı bulmaya başladı. o ana kadar savunmayı dışarı çok çıkaran OLY içeri biraz gömülmek zorunda kaldı ve işler Fenerbahçe için kolaylaştı. Burada bence kritik olan husus May'in performansı idi. İlerleyen haftalarda bu meseleyi çok konuşacağız ancak Fenerbahçe bu sisteminde Oğuz'u değerlendiremiyor. daha doğrusu pick and roll oyunlarında Oğuz'dan fazlaca bir şey beklemek haksızlık olur. Oğuz'u oyunda olduğu anlarda onu, birebir bırakarak rakibin içeri gömülmesini sağlayacak bir düzen Fenerbahçe için daha iyi sonuçlar doğurabilir. Dün Lavrinovic'in bile savunbma alanında verdiği katkı unutulmayacak cinsdendi. Pota altındaki savunma sıkıntısına Lavrinovic'in katkısı gerçekten değerliydi.


Tüm oyuncuları teker teker kutlamak lazım. zoru, kolaya çevirdiler. Umalım, okyanusu geçtikten sonra derede boğulmayız.

4 Ocak 2011 Salı

Euroleaugue Kurası


Önce Fenerbahçeyi değerlendirelim. Görece kolay bir grup olduğunu söylememiz mümkün. Sena başında Olimpiakos ile yapılan hazırlık maçında genç oyunculardan kurulu Fenerbahçe ile OLY'e karşı oldukça iyi mücadele etmişti. Fenerbahçe gerçekten ciddi tecrübeye sahip yabancı oyuncular tercih etti. Bu oyuncuların kritik maçlarda takımı taşıyacağına inancım tam. Son maç yazısında Fenerbahçenin pota altı sorunundan bahsetmiştim. Vidmar'dan yoksunluk pota altı savunmasında ciddi sorunlara yol açıyor. Bunu nasıl çözecekler bilemiyorum. Ama en azından kurada gelen rakiplerden nikincilik için Fenerbahçeyi zorlayabilecek takım olmadığını düşünüyorum. OLY maçlarındaki performans ise Fener için F4'ün kapısını birazcık daha aralayacaktır.
Efes'in işi oldukça zor. Zorluğun nedeni Siena ya da Real Madrid değil, asıl neden Partizan'dan kaynaklanıyor. Deplasmanda Efes'in partizandan galibiyet çıkarabileceğini düşünmüyorum. Deplasman fukarası Efes için bence en büyük sorun bu olacak. Real Madrid iyi bir kura olarak bile değerlendirilebilir. İniş çıkışları çok olan bir takım. İniş anında yakalarsa Efes real'den iki galibiyet alabilir belki. Siena ise Efes için yutulamayacak büyüklükte bir lokma. Siena'da taşlar yerine oturmaya başladı. Takım şekillendi. Bu nedenle de Efes'in Siena'dan galibiyet alabileceğine ben inanmıyorum. Mesele Siena'nın deplasmanda Efes haricinde galibiyet alıp alamayacağına bağlı olacak.
Efes beni yanıltırsa ve fener ise yanıltmazsa top 8'de iki takımımızı görebiliriz. Temennilerim bu yönde...