26 Ocak 2012 Perşembe

Spanoulis mi büyük yoksa Lakovic mi derken Gordon Sahne Aldı...


Galiba maçın özeti başlıkta gizli. Galatasaray iki kere kaçtı. OLY Spanoulis önderliğinde iki kere yakaladı ve hatta ikincisinde öne de geçti. O noktada galatasaray maçın son anlarında bir adım daha iyi oynayarak kazandı derken orta sahadan atılan basket ile maç uzatmaya gitti. Uzatma anlarında OLY daha iyi başladı ancak Galatasaray hak ettiği maçı kazanmayı bildi.

Normal sürenin son 2,5 saniyesinde GS, 1 sayı farkla önde ve iki faul atışı kullanacakken o atışlardan ilki de sayı olunca ikinci atışı kaçırmak yönünde bir tercih yorumcu İhsan Bayülgen tarafından dile getirildi. mahmudi ise öyle bir tercih yapmadı. Mahmudi bence doğru olanı yaptı. Çünkü Mahmudi anı değil geleceği düşündü. 3sayılık fark, 1 sayılık farktan iyidir dedi. Ancak bu seçimi nedeniyle maçı kaybetme noktasına geldi. Hakedilen maçın kaybedilmemesi muhtemelen en çok onu mutlu etmiştir.

Maçın hakkı aslında çift haneili bir farktı. çift ahneli bir fark durumunda Galatasaray 3'lü averaj konusunda önemli bir adım atmış olacaktı. Ancak kim ne derse desin, EL'e eleme grubunu geçerek gelmek, EL'deki ilk sezonunda Top 16'ya kalıp, top 16'da OLY gibi buraların gediklisi (bu sene kadro olarak geçmiş senelerden daha zayıf olsa da) bir takımı yenmek kolay değil. Yıllardır EL'de oynayan takımlarımızın son senelerdeki El performanlarına baktığımızda Galatasaray'ı ayakta alkışlamamız gerekiyor.

Maç sonrası Mahmudi'nin, taraftar bizden birisi, teşekkür edersek onlara yabancı muamelesi yapmış oluruz mealindeki açıklamaları çok güzeldi. Ancak EL sitesinde "altıncı adamımız taraftarımıza çok teşekkür ederim" şeklinde bir açıklaması var. Ama asıl güzel açıklama son saniye basketi ile maçı uzatmaya götüren genç oyuncu Slokas'dan gelmiş. "Son saniyede attığım üçlük benim için olağanüstüydü. Başımı yukarı kaldırdım, süreyi gördüm ve atışı yapıp dua ettim. Tanrının benim sayı yapmamı istediğini düşündüm. Ama uzatmalarda aynısı olmadı. Tanrı onların kazanmasını istedi. kişisel olarak benim için önemli bir olaydı ancak yarın kimse bunu hatırlamayacak çünkü maçı kaybettik."

Tanrıdan ziyade taraftarı, oyuncuları ve teknik ekibi hatta tribünde oturan/heyecandan oturamayan Albayrak hep birlikte bu galibiyetin alınmasında pay sahibiler.

Maça gelince doğrusu Galatasaray maçın her anında daha iyi gibiydi. farkın kapanma evresinde OLY oyuncuları zorlama atışları sayıya çevirirlerken buna karşılık GS oyuncular daha rahat atışları sayıya çevirememişlerdi. iki tane kaçan smaç pozisyonu farkın yeterince açılmaması ile sonuçlandı. Savunmada GS bence üst düzey oynadı. Savovic hem GS forması ile hem de El'de ilk maçı olmasına rağmen sırıtmadı hatta başarılı bir görüntü çizdi. Son tahlilde rakibin en çok asist yapan oyuncusu Kyle Hines oldu. Takım olarak GS'ın savunmadaki başarısını göstermesi açısından güzel bir örnek. özellikle alan savunmasına geçişler ve tekrar adam adamaya dönmeler bence harikaydı. çünkü 24 saniyelik hücum süresinde iki farklı savunmayı uygulamak kolay değil. Hafif baskı ile alan savunmasına geçiliyor hücum süresi 10 saniye kaldığında bir aqnda adam adama savunmaya dönülüyor. bunu başarılı bir şekilde uygulamak hiç kolay değil. Tek eleştirim 3 numarada Haluk'a hiç şans verilmemesi oldu. Özellikle shipp 44 dakika oyunda kalmayıp biraz dinlenme fırsatı olsa idi daha farklı bir sonuç belki alınabilirdi.

Doğrusu çok sevinilecek bir sonuç olmadığının altını çizmemiz gerek. Galatasaray önce 14 sayılık sonra ise 10 sayılık fark yakaladı ancak farkı koruyamadı. 3'lü averaj ihtimali düşünüldüğünde 1 sayılık fark yeterli değil. Galatasaray üst tur için Atina'dan galibiyetle dönmeli. ya da efes'e karşı (OLY ile efes arasındaki maçlardaki averajı aşacak bir)averaj sağlamalı. Bu galibiyete Efes cephesi sevinmiş olmalı. OLY onlar için ikincilik adına daha ciddi bir rakip. bu anlamda onların kaybı efes'in kazancı gibi görülebilir.

Son tahlilde gerek efes'le iç sahada yaapcağımız maçta gerekse deplasmanda OLY ile oynanacak maçta bu düzeydeki bir mücadele Top 8 ile sonuçlanmasa dahi hem GS camiasını hem de basketbolseverleri tatmin edecektir. Yolları açık olsun.

25 Ocak 2012 Çarşamba

Fener Zorla Kazandı, Efes Kolayca Kaybetti


İki maçı anlatmak da zor. CSKA güçlü ama takımlar arasındaki fark skor farkı kadar büyük değil. Ama rakip hem isim bazında hem de takım olma bazında Efes'ten daha önde olduğu için evinde oynadığı maçta kolayca kazanabildi. Efes kağıt üstünde değil ama takım oyunu açısından kendisinden biraz daha iyi olan takımlara karşı kaybetme, hatta farklı kaybetme geleneğini bu maçta da sürdürdü. Çapraz grupta yer alan Siena-Real maçını seyredince CSKA ve Siena aksilik olmaz ise F4'e çıkacak iki takım görünümünde.

Lafayette savunma açısından takıma katkı verecek gibi. Kinsey'in iştahlı savunması dönem dönem iş yaptı. Bunlar komik cümleler oldu. Çünkü rakipten 96 sayı yediğimiz maçta takımın savunmasından bahsetmek saçma gibi geliyor ancak iyimser olarak koca maçta Efes adına olumlu gördüğüm tek konu bu oldu. CSKA bu sene 4. kez 90 sayı üzerine çıktı. Brose, Zalgiris gibi takımlara karşı 90'lı sayılar buldu. Birde ciddiye aldığı Panathinaikos ve Efes'e karşı bu performansı sergiledi. Kötü mağlubiyet. Bu kötü oyundan sonra oyuncular psikolojik olarak OLY maçına daha hazır olurlar ve bambaşka bir Efes izleyebiliriz.

Fenerbahçe'yi değerlendirmek özünde zor. Ne yapacaklarını öngörmek, ne yaptıklarını anlamak pek kolay değil. Hele rakipte kendisi gibi anlaşılmaz bir takım olduğunda işler iyice güçleşiyor. Geçen hafta evinde oynadığı maçta Panathinaikos'a 20 sayı farkla kaybettikten sonra mutlaka kazanamsı gereken bir maça çıktılar. Ancak kazanacak güçleri yok. Son topa maçı getirmiş olsalar da bunun sebebi büyük oranda Spahija idi. Hem oyuncular ve hem de Spahija mental olarak inişli çıkışlı bir görüntü sergiliyorlar. İstatistiklere bakıldığında kazanan taraf sanki EA7 gibi duruyor. raking değerinde daha iyiler. Fener'in 7 asistine karşı EA7'lu oyuncular 18 asist yapmış. 3 ribaunt daha fazla yapmışlar. hem ikilik hem de üçlük yüzdeleri daha iyi. Fener'in iyi olduğu şeyler ise faul yüzdesi ile maçta yaptıkları iki blok. Daha kötü yüzde ile hücum eden Fener pota altını daha fazla zorlaması ile maçı kazanmayı başardı.

Maçtaki en güzel şey ise salondu. muhteşem bir salon basketbolumuza kazandırıldı. emeği geçenlere binlerce teşekkürler.

Unics deplasmanda Panathinaikos'u yenerek hesapları alt üst etti. Sezon içinde Galatasaray ve Siena'ya karşı izlediğim maçlarında beklediğimden daha iyi bir takım olduklarını gördüm. Ancak top 16'da grup birinciliğine oynaaycak akdar büyük bir takım değil. Panathinaikos bu mağlubiyet sonrasında Fenerbahçe maçına daha fazla önem verecek.

24 Ocak 2012 Salı

F4: Hayaller ve Gerçekler


F-4 konusunu tartışmak için çok erken olsa da içimdeki sese kulak vermek zorunda hissettim. Özellikle OLY-CSKA maçını seyrederken Efes ve GS için işlerin ne kadar zor olduğunu gördüm. OLY'dan hareketle bizim takımları değerlendirmek biraz garip bir durum olsa da aslında geleceğe ilişkin önemli bir takım ipuçlarını OLY'dan hareketle değerlednirmek mümkün.

Sene başındaki two nations cup bu yazının hareket noktası. Efes-OLY maçını hatırlayanlarınız vardır mutlaka. 25 sayı gibi bir farkla Efes olympiacos'u tarumar etmişti. Aynı OLY aynı kupada Fenerbahçeyi yenmişti. EL'de ise Fenerbahçe Yunanistan'da 7 sayı ile kaybedip içerde 16 sayı ile OLY'u ikili averajda geride bırakacak sonucu almayı başardı.

Olympiakos önceki yıllarda kıyaslandığında küçük bir bütçe ile yola çıktı ara transferde açıklarını kapatabilecek oyuncular alarak yoluna devam etti. Neredeyse bir oyuncuya bağımlı olarak kurduğu kadroda (spanoulis'den bahsediyorum)o oyuncudan yoksun şekilde çıktığı deplasmandan galibiyet almayı becerdiler. Mutlak favori CSKA'ya karşı ise bence çok iyi direndiler. Maçı kazanacak bir kadroları olmasa da yeni rotasyonları henüz oturmasa da çok iyi basketbol oyandılar. OLY EL için oldukça vasat kabul edilebilecek kadrosuna rağmen zaman içinde bence hem doğru eklemeler hem de coach'un katkısı ile kadrosuna oranla iyi sonuçlar alan bir takım oldu. OLY'nin sene başındaki savruk görüntüsü giderek kayboldu. basketbol olarak baktığımızda yükselen bir trende sahip oldukları söylenebilir.

Sene başındaki GS ve Efes ise şuandaki görüntüsünden daha iyi basketbol oynuyordu. EL eleme turunda GS'ın oyandığı basketbolu biraz BARCA maçında görebildik bir daha o oyunun izine rastlayamadık. Two Nations Cup'ta Yunan Takımlarını parçalayan Efes'i bir daha izleme fırsatımız olmadı. Gerek GS'ın gerekse Efes'in takıma yaptıkları ilaveler ile güçlendiklerini iddia etmek büyük iyimserlik olur. Efes'in OLY'u normal şartlarda rahat geçip grup birinciliği için CSKA ile ikili averaj hesabı yapması gerekirken, tahminim OLY ile ikincilik hesabı yapacak. Galatasaray'ın ise OLY'dan galibiyet alması beklenirken son dönemde GS'ın oynadığı basketbol karşısında bu beklentiyi korumak pek kolay değil. Grup ikinciliği Efes için F-4 hedefinin bittiği anlamına gelmez. Çaprazda muhtemelen Siena grup birincisi olur ve doğrusu Madrid daha kolay bir rakip olsa da iki kere kaybettiğimiz Madrid yerine Siena ile F4 mücadelesine girmek daha keyifli olabilir. Galatasaray'ın tek şansı OLY ve Efes'den en az birer galibiyet alarak 3'lü averajı kovalamak olabilir. Ama çaprazdaki rakipler karşısında GS'ın F4 yapma ihtimali yok.

Fenerbahçe en zor değerlendirilecek takımımız. Sene başında two nations cup'ta daha güçlü Panathinaikos'u yenen buna karşılık daha zayıf OLY'a kaybeden bir takımdan bahsediyoruz. Fenerbahçe aynı milli takımımız gibi, o kadar yabancı oyuncusu olmasına rağmen, profesyonel olmaktan ziyade, psikolojik faktörler ile mücadele eden bir takım. "It is i think a little bit a Turkish way" veciz sözü Fenerbahçe'ye o kadar uyuyor ki. Bu anlamda Top 16'daki en zayıf takıma yenilebilir ve elenebilir ya da en güçlü takımı yenerek daha da ilerilere gidebilir. Kağıt üstünde kısa rotasyonundaki o inanılmaz zenginlik ile aslında F4 için Fenerbahçe çok kuvvetli bir aday. Çaprazda Barca ve Maccabi var. Maccabi'nin ikinci olacağını düşündüğümüzde, grup birinciliği Fenerbahçe için çok önemli. Two nations Cup'ta rahat kazanılan Panathinaikos maçını veri olarak aldığımızda grup birinciliği için FB'nin çok kuvvetli bir aday olduğunu söyleyebiliriz.

Son tahlilde F4 için en kuvvetli adayımız Fenerbahçe. Ancak onun F4 için grup birincisi olması adeta şart. Bu nedenle de EA7 gibi bir takıma maç kaybetme lüksü yok. Bu hafta takımlarımız için en önemli hafta. GS-OLY maçı Efes'i de yakından ilgilendiriyor. CSKA maçı Efes'in gücünü görmek adına önemli bir maç. Fener için EA7 maçı ise mutlaka kazanılması gereken bir maç.

tüm takımlarımıza f4 yolunda başarılar...

18 Ocak 2012 Çarşamba

Unics-Fenerbahçe: 76-71


Bizim takımların performanslarına ilişkin değerlendirme yapmak pek de kolay değil. temelde iki büyük sorunumuz var. birincisi, skor avantajını elimize geçridiğimizde rakibi yıkacak farkı yakalayamıyoruz. Boks terimi ile rakip groggy durumdayken, knockout vuruşunu neden yapamıyoruz? ikincisi ise rakip knockdown olduğunda tekrar dirilmesine neden izin veriyoruz. bu ikincisini dün akşam izledik. ilk durumu ise Unics'e karşı Galatasaray'ın istanbulda oynadığı maçta izlemiştik. Galatasaray çok iyi başlamıştı. Ancak son vuruşu yapamadı ve son çeyrekte maç gitti. bu ilk duruma ilişkin örnekleri arttırmamız fazlasıyla mümkün. bunu açıklamak da görece kolay. rakibi groggy duruma getirecek kadar kuvvetliyiz ama knockout yapacak kadar kuvvetli değiliz. İkincisini açıklamak çok zor. Rakibin dirilmesine neden bu kadar kolay izin veriyoruz. Unics maçı bizim için bunu açıklamak adına maalesef güzel bir örnek.

öncelikle sevgili yorumcu abimiz ve spiker kardeşimize ilişkin nacizane fikrimi paylaşmak isterim. Doğrusu NTV'nin elindeki en iyi ikili olduğunu söylemek mümkün. ancak maalesef maç kaybedilmeye başlandığında hakeme ilişkin açıklamalara kolayca sarılabiliyorlar. dün bunu aslında dile getirmediler ancak bilinç altları o kadar buna açık ki. Hakem lehte faul açldığında nihayet ya da en sonunda çaldılar şeklinde kelimeler dillerinden kaçıyor. Kaybedince sorunu dışımızda değil kendimize aramamız gerekir. Bunu herp birlikte yapabilediğimizde belki başarıya giden yolu aralayabiliriz. Bilemiyorum belki yayıncı kuruluş muhtemelen takımlarımızı, yöneticilerini üzmemek adına onlara eleştiri getirilmesini yorumcu ve spikerlerine yasaklamış olabilir ya da onlar kendi kendilerine bu noktada bir sansür uyguluyor olabilirler ancak bu tip sorunları dile getirmemek sorunların var olmadığı anlamına gelmez. Gerek idari gerekse teknik bakımdan Avrupa'nın önde gelen klüplerinin çok gerisindeyiz. Bu sadece Fenerbahçe için değil, Efes ve Galatasaray için de geçerli. Galatasaray buralarda yeni oynamaya başladığı için bu hoş görülebilir belki ama fenerbahçe ve efes'in teknik ve idari hataları can sıkıcı oluyor.

Aslında sonuca bakarsak, mağlubiyet olsa da kötü bir sonuç değil. Fenerbahçe istanbul'da bu takıma karşı gerekli farkı yakalar. Ancak fenerbahçe çok istikrarsız büyük olmayan ama potansiyelli takımlara karşı kaybetmeye açık bir görüntü veriyor. Bilbao'ya karşı alınan mağlubiyetler maalesef bizi bu düşünceye sevk ediyor.

Maça geldiğimizde yorumcu Bayülgen sürekli rakibin farkı kapatırken çok yorulduğunu çok efor sarf ettiğini bu nedenle de maçın sonunda Fenerbahçe'nin daha kuvvetli kalabileceğinin üstünü sürekli çizdi. genel olarak basketbolda büyük farklar gerçekten de aşırı efor ile kapatılabilir ancak dün Unics'li oyuncular normal üstü bir efor sarf etmeden maçı çevirdiler. eğer gerçekten öylesi bir efor sarf edilmiş olsaydı 30'lu yaşlarının üzerinde hatta 35'lerine merdiven dayamış oyuncuların (lyday, samaylenko, domercant), 33 dakika civarı bir ortalama süre ile oynamaları ve bu süreçte dakikalar ilerledikçe performanlarında bırakın düşmeyi artma olmasını açıklamak mümkün olamazdı. Unics'li oyuncular antremendan hallice bir mücadele ile maçı lehlerine çevirdiler ve Fenerbahçe için can skını olan da zaten bu durum. rakip çok ekstra efor harcamadan ve çok ekstra bir oyun oynamadan kolaylıkla 17 sayılık farkı eritiverdi. ve biz tv başında bunu seyrederken, koç benchte ve oyuncular ise saha içinde bunu aynı bizim gibi sadece seyrettiler.

Fenerbahçe %50 ile üçlük attığı bir maçı kaybetti. Kaybetme nedeni ise ikilik atışlarda bizim %30'larda rakibin ise %50'lerde olması. Doğrusu özellikle elinizde Vidmar gibi savunma açısından Avrupa'nın belki de en sert oyuncusuna sahipken ve karşınızda uzun rotasyonu açısından Avrupa'daki sıradan takımlardan birisi varken pota altında bu kadar zorlanmak Fenerbahçe için can sıkıcı. Fener'in gerçekten çok kaliteli bir kısa rotasyonu var ve basketbolda kısa rotasyonu uzun rotasyonundan daha önemli ancak uzunları hiç kullanmamak böylesi sonuçlara yol açıyor.

Sorunlardan en önemlisi bence Fener'in Ukic'i oyun kurucu ile yedeklememesi. Preldzic oyun kurucu gibi oynadığındanbu sıkıntı gün yüzüne çıkmıyor ancak Preldzic kötü olduğunda Jerrels (her ne kadar son günlerde beklenenden üstün bir oyun ortaya koysa da) oyun kurmadığından Fenerbahçe pota altından hücum etme yönünde bir irade ortaya koymuyor.

Özellikle ayakları çok ağır olmayan uzun oyuncular Fenerbahçe'yi çok zorluyor. Vereemenko muhtemelen verimlilik puanında kariyer rekorunu bu maçta kırmıştır.

basketbolda galibiyet için temel faktör rakibin zaaflarını görmek ve oralara yüklenmekten ve kendi zaaflarımızın üstünü mümkün mertebede örtmekten geçer. Fenerbahçe galibiyetlerinde dahi rakibin zaaflarına yüklenmiyor. Kendi zaaflarını da örtmeye çalışmıyor. Benim kadrom daha kaliteli diye sahaya çıkan Fenerbahçe kendisinden daha kötü kadrolara sırf bu yüzden kaybediyor. Kendi zaalarını örtmeye çalışmayan ve rakibin zaaflarına yüklenmeye çalışmayan Fenerbahçe yenebileceği maçları kaybederek taraftarlarını fazlaca üzüyor. kısacası yazının başındaki soruya geri dönersek, Fenerbahçe özelinde genel olarak bizim takımlarımız akılları ile değil, gönülleri ile oynuyorlar.

Fenerbahçe normal sezondaki grup birinciliğini Top 16'da üst tur olarak değerlendirememzse çok yazık olur.

8 Aralık 2011 Perşembe

3'te 3 olmadı: Galatasaray:63 Siena:67


McCalebb, Lavrinovic ve kaukenas gibi önemli oyuncularından mahrum Siena karşısında Shipp'den yoksun bir galatasaray, Zaza'sız oynayan bir galatasaray'ın ne yapacağını merak ediyordum. Aslında kafamdaki senaryo birazcık buna benziyordu. Tek farkla ki, dar rotasyonla oynayan Siena'nın maçın sonunda bizden daha fazla seçim hatası yapacağını ve seyirci baskısıyla son dakikalarda maçı alacağımızı düşünmüştüm; olmadı.

Mahmudi'nin dediği gibi "deneyim belki sadece bir kelime ama bu maç örnek olarak alındığında anlamının çok daha anlamlı olduğu açığa çıkıyor." Tabi buna sadece oyuncu deneyimi değil coaching deneyimini de eklemek gerek. Klüp deneyimini de eklemek gerek. hepsi bir araya gelince bu sonuç çıktı denilebilir. Ama ben buna pek katılmıyorum.

Doğrusu Lakovic, Shumpert, Songolia ve Ender deneyimsiz oyuncular değiller. Mevcut Siena kadrosunda da Zizis, Andersen, Rakocevic, Stonerook haydi bir de ress diyelim tecrübeli oyuncular.

Siena'nın kaybedecek birşeyi yoktu. Bizim de kaybedecek fazla birşeyimiz yoktu. Pota altında Andersen gibi bir adamla çok iyi boğuştuk. Maçı sürekli domine ettik. tek sorun maçı koparıp gidemememiz bunun nedeni de Songolia ve Shumpert aynı gün ikisi birden kötüydü. Onlardan birisinden gelecek bir katkı ile bu maçı kazanırdık. Cevher girdi bir ara belki Cevher de ısrar edilebilirdi. En önemlisi ise yoruldu mu bilmiyorum ama Andric'i maçın sonlarında çıkartmak en önemli hatamız oldu diye düşünüyorum. Hem çok kuvvetli hem de konsantresi çok yüksekti. Çıkıp tekrar girdiğinde aynı konsantrasyona sahip değildi ve Andersen'in çok kritik şutuna el dahi kaldırmadı.

Kaybedlen bir şey yok son tahlilde ancak alınacak galibiyet güzel moral olurdu. Takımın güvenini arttırırdı. Hem de 3'te 3 yapmış olurduk. Kazandığımız şeyler var. maçın sonunu iyi oynamak gerektiğini bir kez daha gördük. Sertaç oyuna girdi ve çok güzel bir sayı yaptı. Lucas bu düzeylerde oynayabileceğini bazı çatlak seslere göstermiş oldu.

7 Aralık 2011 Çarşamba

Efes-EA7 Milano: 84-70 (Efes Kısaları Ses Vermeye Devam Etti) ve Nancy:53 Fenerbahçe 73 (Preldzic Ses Verdi)



Efes'de potansiyeline göre kötü oynayan bir oyuncu var mıydı sorusu ile başlayalım. Barac haricinde verebilecek cevabımız yok gibi. %40 gibi bir ikilik yüzde ile oynadı. Savunmada daha etkili olabilirdi. Doğrusu efes uzun rotasyonunda şöyle bir görev paylaşımı var. Savanovic ve batista genelde beraber oynuyorlar ve bu durumda ribaunt ve savunma yükünü ağırlıklı olarak batista üstleiyor barac ve ersan durumunda ise bu yükü ersan üstleniyor.

Yukarıdaki souryu bir de tersten soralım; potansiyelinden daha iyi oynayan bir oyuncu var mıydı? Biraz Cenk, biraz da sinan bu soruya verebileceğimiz isimler. E sinan hazirandan beri yani neredeyse 6 aydır dinleniyor artık patlama yapma zamanı gelmişti. Cenk ise 6 yıldan fazladır dinleniyor (EL'de 8 sezonu ve Uleb'de ise 1 sezon en azından isim bazında var) e artık kariyeine basketbolda devam edip etmeyeceği yönünde bir karar vermesi lazımdı. Cenk'in performansında Ersan faktörünün önemli bir yeri olduğunu düşünüyorum. daha önce yazdığım için tekrar etmeyeceğim bu konuyu. unutamayacağım bir pozisyon var. Efes set hücumunda hızla top çevirdi ve Cenk boş şut pozisyonu yakaladı. o sırada savunma oyuncusu üzerine doğru geliyordu. Cenk üçlük kullanmak yerine bir vücut fake'i ile oyuncuyu geçti, penetre sonrasında uzunları görünce göz yaşı damlası bıraktı. Cenk böyle devam edip yıllardır gizlenmiş potansiyelilni sahaya yansıtacak mı yoksa traş bıçağını kaydırıp bıyıklarına veda ettiğinde alışık olduğumuz Cenk'i mi göreceğiz?

İlievski kendi normalini sahaya yansıttı ve sonunda Kerem'in yedeğinden katkı bulduk. Ancak bu durum oyun kurucu rotasyonunun zayıflığını örtmüyor.

Efes, kısalarından verim aldığı sürece başarılı olacak. Kinsey sağlam döndüğü zaman Efes kısa rotasyonu tat vermeye başlayacak ancak F4 adayı takımlarla kıyaslandığında Efes'in çok iyi uzun rotasyonuna (Ersan'ın boşluğu nasıl telafi edilecek merak ediyorum) sahip olduğu söylenebilir ancak maalesefr aynı şeyi kısa rotasyonu için söylemek mümkün değil. Basketbolda kısa rotasyonunun uzun rotasyonundan bir parça daha önemli olduğu gerçeğini buna eklediğimizde efes mevcut kısa rotasyonu ile top 16'da başarılı olabilmek için sürekli ekstra katkıalra ihtiyaç duyacak. Umarım Sinan ve Cenk bu katkıları sürekli verebilirler.



Fenerbahçe ise efes'in tam tersi bir kadro yapısına sahip. Uzun rotasyonunda zayıf kalsa da Avrupa'nın en iyi kısa rotasyonlarından birisine sahip. Ancak takımın iskeleti ve oyun şablonu yok. bunun temel nedeni ise oyun kurucuların takımı oynatmaya dönük isimler olmaması. Ukic çok formsuz. Jerrels combo guard. saf olarak oyun kurucu değil. Dolayısıyla takımı oynatabilecek tek isim Preldzic ve hücumu organize etmeseydi yarım nancy bile başa bela olabilirdi.

Fener'in kısa rotasyonundaki zenginlik göz kamaştırıyor ve her ne kadar dün Jerrels hücum anlamında üstün bir oyun sergilese de Fenerbahçe'nin ihtiyaç duyudğu oyun kurucunun takımı daha oynatmaya dönük bir oyuncu olması gerektiğine inanıyorum. Sağlam bir Engin bu kadroya büyük katkı sağlayacaktır.

Görebildiğim en önemli sorun Bogdanovic'in savunmada yokları oynaması. Savunmada silik bile değil adeta görünmez. Rakip sürekli 5'e 4 hücum etti. Zayıf takımlara karşı bu durum soprun teşkil etmese de ciddi rakiplere karşı Bogdanovic'in bu vurdumduymaz savunması çok baş ağrıtıcı olabilir. Savunmamız iyi olduğu için rakibi 53 sayıda tutmadık, rakip dağınık olduğu için 53 sayıda kaldılar. hem hücumda hem de savunmada daha organize işler yapmak lazım. ama özellikle Ukic'in sayı olarak değil ama asist olarak, takım idare etmek olarak ipleri eline alması kendine gelmesi gerekiyor.

2 takımımız galibiyet aldı. şu ana kadar beceremedik umarım bu hafta 3 galibiyet alabiliriz.

1 Aralık 2011 Perşembe

Spirou-Efes: 62-66 (Efes kısaları ses verdi)


Kinsey'in yokluğunda (performansı düşük olduğunda)Efes Pilsen'in büyük işler yapmasını beklememek gerek. Maccabi ile Real'e yenildi, Partizan ve Spirou'yu yendi. Mevcut kısa rotasyonu ile Efes'in kendisine yakın rakiplere karşı galibiyet alabilmesi için kısa rotasyonundaki oyuncuların ekstra performans göstermesi gerekiyor. Dün Tunceri yine Avrupa'nın en iyi 10 oyun kurucusundan biriymiş gibi oynadı. 4-5 maçta bir Tunceri böyle oynayabiliyor. Sinan ve Cenk savunamda gerçekten önemli işler yaptılar ve Vujacic takımın bir parçası gibi oynadı. Vujacic bu maç öncesinde 1,5 asist ortalaması ile oynarken 4 asist yaptı sadece bu maçta. ilk periodda farklı farklı dönemlerde 3 oyuncuyu top kapmak için yere atladığını gördük. kerem, sinan, vujacic, savanovic ve barac'dan hangisi atlamış olabilir diye düşünsek ilk akla gelen isimlerin değil, son akla gelebilecek isimlerin atladığını görürüz. İlk periodda savanovic barac ve Vujacic'i yerde top kapma mücadelesinde gördük. ilginç ve önemli bir detay; oyuncuların isteğini göstermesi açısından...

Efes çok rahat kazanacağı maçı zora sokmayı nasıl başardı ben anlayamadım. cenk'den 6ribauntluk bir katkı gelmesine rağmen toplam takım ribauntunda Efes'in 8 ribaunt geride olması çok düşündürücü. dahası 73 doğumlu olan (tahminim EL'de daha yaşlı oyuncu yoktur.) Riddick'in efes'in çok güvendiğimiz pivot rotasyonunda ayak çabukluğunu kullanması garip bir durum. 40 yaşındaki bir adamın ama ayak çabukluğunun ekmeğini yemesine izin verdik. 16 dakika oynadı ve 10 ribaunt aldı bunlardan 5'i savunma ribauntu diğer 5'i ise hücum ribauntu.

"2 dakika daha olsa bu maçın sonu ne olurdu kimse bilemez" demiş Ufuk. Bence kötü açıklama. Farkın kapanma nedeni Efes'in anlamsız bir şekilde nasıl olsa kazandık havasına girmesi. Koçun hatası ise takımı bu havadan çıkartmaması. Dün izlediğim Efes bu maç değil 2 dakika, isterse 100 dakika uzasaydı da Efes yine kazanırdı diye düşünüyorum.

Kinsey'siz Efes, Partizan'a rövanşı vermedi, Spirou'dan rövanşı aldı, bakalım EA7'ya karşı ne yapacak. Efes'de güzel gelişmeler var. Önce Cenk'ten bahsetmek lazım. Cenk'i ilk kez hırslı ve istekli görüyorum. Dün fazlaca sorumluluk aldı. Savunma ve ribauntlardaki gayreti ile o şutları deneme hakkını kazanmıştı. Sokamadı belki ama istekli olması önemli. Cenk eski Cenk gibi olsaydı kinsey'siz Efes'in EL'de galibiyet çıkartması bence mümkün olmayabilirdi. Son tahlilde Cenk'in bench ısıtmak dışında işlewvleri olduğunu görmemiz güzel. Cenk'deki bu değişimi ben ilginç gelecek ama Ersan'a bağlıyorum. Ümit takımı sırtında taşıyan iki oyuncudan biri cenk diğeri ise Ersan'dı. cenk Ersan'ın geldiği kademeyi yakından saha içinde görünce muhtemelen kendinden utandı ve birşeyler yapmaya karar verdi. Umuyorum böyle devam eder. Sinan sakatlığının etkisini yavaş yavaş üzerinden atıyor. eski çabukluğuna kavuşmak üzere. Vujacic, takımın bir parçsı olma yolundaki istekliliği çok önemli. ilk kez 35 dakika oyunda kaldı ve ilk kez sadece 10 top kullandı. Rakam fazla gibi gözükse de bu maç öncesinde yaklaşık 14-15 top kullandığını düşünürsek, 10 rakamı oldukça kabul edilebilir olmakta. Tek sorun ilievski. ne savunmada ne de hücumda varlığını hissettrimemesi Efes için önemli bir handikap. ilievski sınırları belli olan bir oyuncu ama ne savunmada ne de hücumda bu kadar kötü bir oyuncu değil. Efes'in kısa rotasyonunun form durumu Efes'in sıralamadaki yerini belirleyecek. Kinsey'in sakatlık öncesindeki performansı ile dönmesi çok önemli ancak ilievski'den verim alınamazsa top 16 sonrası Efes için büyük bir hüzün olabilir.