9 Ağustos 2009 Pazar

Müjde


Murat Murathanoğlu Yiğiter Uluğ ile TRT'de bir basketbol programına başlayacaklar. Henüz anlaşmamışlar ama anlaşmak üzere olduklarını Buradan dinleyebilirsiniz. Radyospor'da yayınlanan 4 ağustos tarihli asist programından takip etmeniz mümkün. Müjde bu değil. Asıl müjde aynı ikili İspanya Basketbol Ligi maçlarının yayını bize sunacaklar. ACB TRT'de izlenir. Yeni TRT sloganı. TÜrkiye ligi bile doğru dürüst izlenmezken İspanya ligini ekranlara getirmelerini hem şaşkınlık hem de takdirle karşılıyorum. Umarım bu gelişme diğer kanallara da sirayet eder ve İspanya ligi dışındaki Yunanistan İtalya ve Fransa gibi ligleri de izleyebiliriz. Bu arada bir cumartesi bir de pazar günü olmak züere hafta da iki maç yayınlayacakalrmış. bu da ayrıca güzel.


TRT ilk göz ağrımız, yeniden moda ve bizim için yeniden sahada. Teşekkürler.

6 Ağustos 2009 Perşembe

Bomba Transfer: Stefon Jackson



Bu senenin önemli transferlerinden birisi Dacka’dan geldi. Dacka s.g pozisyonuna NCAA’de UTEP forması giyen ve yüksek sayı ortalamaları tutturmuş hem savunması hem de hücumu ile etkili bir oyuncuyu kadrosuna kattı. Stefon Jackson. 1.95 boyunda. Oyuncunun en önemli özelliği hızı ve çabukluğu. Bu çabukluğu ile her pozisyonda rakibini geçebiliyor. Savunmanın her iki tarafından da rahatlıkla geçebilecek ve hücumu sonlandıracak yeteneğe sahip. İlk adımı çok hızlı olduğu için üzerine gelen savunmayı kolaylıkla geçebiliyor ve üzerindeki savunmanın adeta belini kırabiliyor. Kenardan hücum etmeyi seviyor. Peşine 3 dört savunmacı takabilir özellikle vücut kontrolü çok iyi olduğundan ikili sıkıştırmalar ve dar koridorları geçmede çok başarılıdır. Estetik hareketler hücumu sonlandırabilecek kıvraklığa ve beceriye sahiptir. Açık alanda çok iyidir. Hızlı bir şekilde yön değiştirir. Savunmasında çabukluğunu kullanır ve 24 sayı ortalamaları olan oyuncular gibi savunmayı ikinci plana atmaz. Ribauntlara katkı sağlar. Buraya kadar oyuncunun artılarından bahsettik.

En önemli eksisi, orta mesafeler için iyi bir şutör olsa da mesafe arttıkça şutörlüğü zayıflamakta. Üçlük atışlarda çok başarılı değil. Yapışkan savunmalara karşı ise oyunu düşmekte. Basketbol aklı çok gelişmiş değil ve şut seçimlerinde yanlışlar yapabiliyor. Zaten NBA’de olmama nedenlerinden birisi bu. İkinci neden ise sıçramasının ve kuvvetinin NBA için yeterli görülmemesi. Yeterince kuvvetli ve iyi zıplayamadığı için pota yakınlarında sıkıntılar yaşabilmekte. Çabukluğuyla potaya yöneldiğinde turnikeyi atabiliyor ama daha yavaş girdiğinde ya da savunmadan tam kurtulamadığında ihtiyacı olan kuvvete sahip olmaması NBA’de olmama nedeni olarak görülmekte.

Bu tip Amerikalı oyuncu bulmak kolay değil. Oyunun hem savunma hem de hücum yönünü iyi oynaması bence en önemli artısı. Hücum silahları her ne kadar çabukluğuna dayalı olsa da hem orta mesafe şutları, hem penetresi hem de açık alanda etkili olması ile hem takımına hem de ligimize çok fazla katkısı olacağını düşünüyorum. Avrupa basketboluna uyum sağlayabilirse, biraza dış şutlarını kuvvetlendirip biraz da şut seçimlerini ve oyun zekasını arttırabilirse ileride NBA’de ya da Avrupa’nın büyük takımlarında izleyebileceğimiz yeteneklere sahip bir oyuncu. Onu ligimize kazandıranların eline emeğine sağlık.

Dacka’nın ilk yabancı transferi bence bomba bir transfer oldu. Bakalım diğer yabancı oyuncu seçimlerinde de turnayı gözünden vurabilecekler mi? Eğer bu nitelikte seçimler yapabilirlerse Play-off adaylarının sayısı bayağı bir artacak. Dolayısıyla çok daha kaliteli ve renkli bir lig izleyebileceğiz.




Oyuncunun çeşitli videolarını izledim ancak videolardan yeterli bir fikir alamadım. bu nedenle de çeşitli yabancı internet siteleri ve forumlardan oyuncu ile ilgili yazılanları okuyarak bu bilgileri size aktardım.

4 Ağustos 2009 Salı

Barca Modeli vs. Madrid Modeli: Fenerbahçe Basketbol-Futbol


Aslında Barca modeli yerine Ajax modeli de diyebiliriz. Eski ama sonlanmayan bir tartışma. Altyapıdan yetiştirdiğin oyuncularla, eksiklikleri dolduracak yeni transferlerin harmanlanması ile daha düşük bütçe ile büyük başarılar elde etmek mi; yoksa parayı bastırıp, piyasadaki iyi oyuncuları toplayıp başarı peşinde koşmak mı? Cümlenin havasından zaten bizim hangisini tercih ettiğimiz anlaşılmakta. Tabi ki birincisi. Bu modeli futbolda Ajax, Barcelona ve kısmen de Galatasaray’da görebiliyoruz. Alt yapıdan çıkan oyuncular bu takımlarda önemli görevler üstleniyor. Neyse bu yazıda bizim derdimiz ne futbol ne de yukarıda saydığımız takımlar.

Altyapıya dayalı modelin, iyi bir model olduğunu; Fenerbahçe basketbolunu takip edenler görebilir ve ileride de görecekler. Modelin iki temeli var: Birincisi altyapıdan iyi genç oyuncular çıkarmak. İkincisi ise takımın eksiklerini yerinde transferler ile tamamlamak. Fenerbahçe, özellikle Ülker ile birleşmesi ile elde ettiği altyapıyı; daha da geliştirerek ve devam ettirerek modelin ilk kısmı için bence çok başarılı bir yol izlemekte. Ancak modelin ikinci kısmı için aynı şeyi yaptığını söylememiz pek kolay olmayacak. Transferlerin, eksikleri tam kapattığını söylememiz zor. Bunun temel nedeni Avrupa’da arzulanan başarıya yaklaşılamaması. Fenerbahçe gerçekten çok iyi yerli oyunculara sahip (Fenerbahçe’nin iyi yerli oyunculara sahip olduğunu Faruk da Fenerbahçe değerlendirmesinde belirtmişti) ve bu oyuncular sayesinde son 3 yılda ligde çok ciddi sonuçlar aldılar ancak aynı sonuçları Avrupa’da alamadılar. Yukarıda bahsettiğimiz ikinci temeli gerçekleştirmiş olsalar bence Avrupa’da da ciddi başarılar alabilirler.

Fenerbahçe’nin önemli sıkıntılarından bir tanesi Mirsat’tan başka p.f pozisyonunda oynayacak oyuncusu olmaması. Semih, Ömer, Oğuz ve Vidmar yetenekli ve fizikli oyuncular ama 4 numara için ne gerekli şuta ne de çabukluğa sahipler. Ira Clark’dan sonra Fenerbahçe PF transfer’i yapmadı. Sütten ağzı yanan diyebileceğimiz bir durum olabilir. Ira gerçekten çok verimsizdi ancak onun vasatlığından hareketle bu pozisyonu boş bırakmak bence Fener’in son yıllardaki önemli yanlışlarından birisi oldu. Şimdi Vidmar’ın gitmesi ve yerine Enes’in gelmesi konuşuluyor. Enes çok yetenekli bir oyuncu. Umarım bu sene Fener’deki PF eksiğini bu oyuncu hakkıyla kapatır. Eğer Enes bu açığı kapatabilirse Fenerbahçe bu sene hem ligde şampiyon olabilir hem de Avrupa’da gerçekten çok önemli işler yapabilir. Ancak aslında bu yazının konusu tam olarak bu değil.

Bu yazının odağında spor dallarının pek çoğu için geçerli olabilecek bir sistem tartışması bulunmakta. Altyapının önemini ve bunun bir sistem olarak kulüplerde uygulanmasını inceliyoruz. Aslında araştırdığımız şeyi en baştan varsayımsal olarak doğru kabul ediyoruz. Günümüzün iktisadi şartları altında, Türkiye gibi gelişmekte olan bir ülkede; spor dallarında evrensel bir başarı ancak ve ancak alt yapıya verilen önemle gerçekleşebilir. Başarıdan kastımız ise kupada final oynamaktır. Pek çok şey şansla açıklanabilir ancak bir Avrupa kupası finalini şansla gerçekleştiğini söylemenin akla mantığa aykırı olduğunu düşünüyoruz. Olaya bu bağlamda baktığımızda Galatasaray’ın UEFA kupasını ve Efes Pilsen’in Koraç Kupasını kazandığı kadro aslında bize alt yapıya dayalı bir takımın doğru bir transfer politikası ile beslendiğinde neler yapabileceğini gösteriyor. Fenerbahçe’nin basketbol ve futbol yönetimi; aynı insanlardan kurulu olsa da, ilginç bir şekilde futboldaki ve basketboldaki sistem; tamamen birbirine tezat oluşturuyor. Futbolda, altyapıdan kadrosunda pek oyuncu barındırmayan Fenerbahçe (istisnalar var) Basketbolda tamamen farklı bir politika uyguluyor ve bizce bu sayede de rakiplerine (Beşiktaş ve Galatasaray’a) ciddi bir fark atmayı başarıyor.

Galatasaray ve Beşiktaş’ın basketbolda doğru hamle için; alt yapının önemini kavramalarını umuyoruz. Aydın Okçu, Can Mutaf, Enes Kanter, Ömer Sancaklı, Berces Orhun Özbek, Berkay Candan, Kerem Hotiç, Erbil Eroğlu. Bu saydığımız isimler Fenerbahçe’nin alt yapısında oynayan oyuncular ve bunlar aynı zamanda U18 ve U16 milli takımlarının da belkemiğin teşkil ediyor. Gördüğümüz gibi Fenerbahçe’nin basketbol geleceği garanti altında. Fenerbahçe’nin bu sitemin devam ettirip ettirmeyeceğini bilemeyiz. Hem kendileri hem de Türk basketbolu için bunun doğru bir yol olduğunu düşünüyoruz. Diğer büyük takımlarımıza da Fenerbahçe’nin altyapıya önem veren yolunda hareket etmelerini buradan salık veririz. Seçim onlara kalmış. Ya en büyük rakiplerinin arkasından bakmaya devam ederler ya da onunla ciddi bir rekabete girebilmek için alt yapıya önem verirler.

Bostjan Nachbar Röportaj


Nachbar’a (Boki) röportaj yapmak istediğimizi bildirdik. Çok yoğun olduğundan dolayı mail aracılığıyla bu röportajı gerçekleştirebildik. Sorularımıza beklediğimiz cevaplar aldık. Aslında bence en önemli konu onun gerçek pozisyonunu kendi ağzından duymamız. Efes’in büyük oyuncular transfer ettiğini görüyoruz ama bu oyuncuları dönem dönem kendi mevkilerinde kullanmayacak olması da önemli bir soru işareti olarak karşımıza çıkmakta. Örneğin kısa forvet olan Boki büyük oranda p.f olarak oynatılacak. Rako ise s.g olmakla birlikte dönem dönem oyun kurucu olarak kullanılacak. Efes’in hem oyun kurucu hem de uzun rotasyonunda sıkıntı yaşayacağını söyleyebiliriz. Bu gibi sorularımıza ise koç bilir, umarım zayıflıklarımızın üstesinden geliriz gibi politik cevaplar vermeyi tercih etti. Karşılıklı olabilseydik bu sorulara daha samimi cevaplar alabilirdik belki…

SORULAR


SORU: Tüm düzeylerde kendini ispat etmiş bir oyuncu olarak sizi Efes Pilsen’e ve Euroleague’e çeken şey nedir? (para dışında)

BOKI: Efes pilsen’in yüksek hedeflere sahip, büyük oyunculara ve iyi bir koça sahip olması dışında çok iyi organize olmuş bir klüp yapısı beni Efes pilsen’e yönlendiren sebeplerdir. , Ayrıca, İstanbul gibi Avrupa’nın en güzel şehirlerinden birinde yaşayacak olmam da bana cazip gelmiştir.

SORU: İmzalamadan önce Efes ve Türkiye hakkındaki görüşlerin nelerdi?

BOKI: Efes Pilsen hakkında olumlu şeyler duymuştum. Takım çok profesyonel ve çok büyük bir taraftarı var. Umarım bu takımın daha yükseklere ulaşmasında katkım olur.

SORU: Basketbol otoritelerince, Euroleague, NCAA ile NBA’in mükemmel bir bileşimi olduğu söylenmektedir: Ateşli taraftarı ve takım oyunu ile NCAA’ ye, yetenek düzeyi ile de giderek NBA’e yaklaşıyor. Bu görüşümüze katılıyor musunuz? Bu konudaki görüşünüz nedir?

BOKI:Katılıyorum. Euroleague gün be gün daha iyi ve daha rekabetçi bir hale gelmektedir. Her yıl daha iyi takımlar görüyoruz. Takımların her geçen gün daha iyi kadrolarla ve daha iyi sahalarla euroleaugue’de yer aldıkalrını söyleyebiliriz. Bence muhteşem bir lig. Sevmediğim tek şey sezon sistemi ve bir oyuncu olarak buna uyum sağlamak zorundayız.

SORU: 2009-2010 Efes pilsen kadrosu aşağıda:
p.g. kerem tunceri, ender arslan
s.g. igor rakocevic, charles smith
s.f. bootsy thornton, sinan guler
p.f. boštjan nachbar, kerem gonlum
c. mario kasun, kaya peker, dusan cantekin

Bu kadro sizce F4 yapar mı? Kadrodaki hangi pozisyonun zayıf halka olduğunu düşünüyorsun?

BOKI: Öyle olacağını umuyorum ama kolay olmayacak. Umarım olabildiğince az zayıf olduğumuz nokta vardır.

SORU: Çok yönlü bir oyuncusun. PF olarak oynayabilecek fiziğe ve kuvvete sahipsin. Bunun yanında iyi bir şutun var ve top kontrolün çok iyi dolayısyla kolaylıkla SF da oynayabilirsin. Efes’de muhtemelen PF olarak oynatılacaksın. Koçun stratejilerine göre SF de olabilirsin. Savunma ve hücum açısından değerlendirdiğinde hangi pozisyonda oynamayı tercih edersin. PF olarak oynamak senin için zor mu? Yoksa SF olarak oynamayı mı tercih edersin?

BOKI: Benim asıl pozisyonum her zaman SF olmuştur ama ben çok yönlü bir oyuncuyum dolayısıyla PF’e de uyum sağlayabilirim. Geçmişte SG oalrak da oynamışlığım var bu bağlamda benim için pozisyon değişikliği sorun teşkil etmez.

SORU: Ligimizde yabancı oyuncu kuralı var: bir takım sahada sadece 3 yabancı oyuncu ile yer alabiliyor ve kenarda ise 2 yabancı oyuncu bulundurabiliyor. Bu kuralı nasıl değerlendirirsin? Çoğunlukla yabancı oyuncular ligde daha az ama euroleaugue’de daha fazla süre alıyorlar? Bu seni nasıl etkiler

BOKI: Rusya’da dinamo ile bu kuralda oynadım ve herhangi bir sorun yaşamadım.

SORU: Senin basketbol stilini biliyoruz ama senin kendi basketbol stilini nasıl gördüğünü bilmiyoruz. Basketbol stilini bize anlatır mısın? Kuvvetli yanların, sayıf yanların nelerdir?

BOKI: Çok yönlü bir oyuncu olmam, şut atmak ve açık saha basketbolu benim kuvvetli yanlarım. Zayıflıklarımdan hiçbir şekilde söz etmem. Daha iyi bir oyuncu olmak için zayıf olduğum şeyleri geliştirmeye çalışırım.

SORU: Rakocevic ve Kasun gibi oyuncuların yanı sıra önemli Türk ve Amerikalı oyuncularla bir arada oynayacaksın. Onların oyun stillerini ve özellikle Rako ve Kasun’un oyun stilini düşündüğünde sence bu sene nasıl bir takım izleyeceğiz. (teknik olarak savunma yönlü mü,hızlı hücuma dayalı mı, yoksa hücum yönlü bir takım mı)?

BOKI: Bu koçun kararıdır. Ben onun doğru kombinasyonu bulacağından eminim. Dolayısyla da takımımız kazanabileceği kadar çok maç kazanacaktır.

SORU: Eski koçun David Blatt Rusya ile Avrupa şampiyonasında şampiyonluk kazandığında kariyerin zirvesine ulaşmıştı. Ancak Efes pilsen ve Dinamo Moskova’da başarılı olamadı. Blatt’ın Moskova’daki başarısızlığının temel sebebi sence neydi?

BOKI: Dinamo’daki başarısızlık için sadece Blatt’ı suçlamamak lazım. Finansal durum kötüye gittiğinde sorunlar başladı ve oyuncular takımdan ayrıldılar. Koç bunu kontrol edemezdi bu nedenle Blatt’ı suçlayamayız.

SORU: Slovenya milli takımı Lakovic, Smodis,Nesterovic, Lorbek, Vujacic ve Nachbar gibi çok iyi oyunculardan kurulu. Ancak bu parlak nesil önemli bir başarıya imza atamadı. Bunun nedeni sizce ne olabilir?

BOKI: Pek çok nedeni var. Ama biz geçmişe takılmıyoruz. Önümüze bakıyoruz ve bu sene büyük bir başarı elde etmeyi umuyoruz.

SON SORU: basketbol stilin hakkında çok şey biliyoruz. Ama kişiliğin hakkında fazla şey bilmiyoruz. Zor bir soru olduğunu biliyoruz ama bizi kendini anlatır mısın?

BOKI: Olumlu bir insanım.Basketbol ve taraftar için çok tutkuluyum. Bazen inatçı olabiliyorum ama bunu iyi bir sonuca bağlayabiliyorum. Gülmeyi ve şaka yapmayı çok severim, dolayısıyla yeni takım arkadaşlarımla ve taraftarla eğlenceli vakit geçireceğiz.

Fısıltı Gazetesi


Türk Telekom Serkan’ın yerine İbo’yu düşünüyor mu? Fısıltıları üst üste koyunca ve geçmiş demeçleri de toparlayınca şöyle bir tablo karşımıza çıkıyor. Serkan: “Ankara’da yapacak çok işim var” diyordu. Başarısız olduğunu düşünüyor ve kendisini bu sene göstermesi gerektiğini düşünüyordu. Haklıydı da. TT onu transfer ederken beklentileri çok yüksekti. Dünya şampiyonası ve Tau’daki Serkan’ı izleyeceğimizi düşünüyorduk. Olmadı. Bu sene belki eski Serkan’ı izleriz diye bekliyorduk ama galiba bu sene Serkan’ı Ankara’da izleyemeyeceğiz. TT’nin İbrahim’e talip olduğuna ilişkin dedikodular ortaya çıktıktan sonra; anlaşılan, Serkan İspanya’dan gelen teklifi kabul etmiş. Cajasol forması giymesi an meselesi deniyor. Bilmiyorum TT bu konuda ne yapacak. İbrahim’in İstanbul’dan ayrılması bence zor. Serkan giderse ve İbo gelmezse TT’nin yerli kısa rotasyonunda ciddi bir sıkıntı olur. Barışları da gönderdiğini hesaba katınca ve mevcut yabancı kısıtlamasını düşününce yerli oyunculardan ağırlık büyük oranda Hüseyin, Tutku ve Bekir ve Ümit Sonkol üzerine binecek. Hüseyin yaşı itibariyle çok süre alamıyor ve olası bir yerli oyuncu sakatlığı telekomun başını çok ağrıtacak gibi duruyor.

3 Ağustos 2009 Pazartesi

Antalya Büyükşehir Belediye


Altar Tunçkol yönetiminde Antalya Büyükşehir Belediyesi aşağıdaki kadro ile bu sene ligimizde mücadele edecek.

p.g. D.J. Thompson, Azmi Turgut
s.g. Aaron Jackson, Caner Şentürk
s.f. Brian Greene Serkan İnan, Hakan Erol,
p.f. Önder Külçebaş, Oktay Yılmaz
c. Mohammed Kone, Umut Yenice

Yerli oyunculara bakıldığında kadro oldukça zayıf gözüküyor. Önder, hakan ve umut haricindekiler birinci ligde çok süre alabilecek oyuncular değil. Önder, hakan ve umut ise 10 dakika civarı süre verilebilecek oyuncular. Kadronun yerli kalitesinin çok düşük olduğunu düşünüyorum. Ancak yabancı seçimleri için aynısını söylememiz mümkün değil. Hepsi de iyi oyuncu. Karşıyaka çok iyi yabancı oyuncular getirir. Bu sefer Antalya bu role soyunmuş gibi. Brian Greene, çok atletik ve oldukça da satıcı bir oyuncu görünümünde. M. Kemal Bitim bu oyuncunun tam bir takım oyuncusu olduğunu söylese de doğrusu pek öyle bir oyuncu değil gibi. Ribauntlara katkı vermesi önemli bir avantaj. Hem penetre hem de şut özellikleri sayesinde takıma büyük katkı sağlayacağını tahmin ediyorum. 1 ve 2 numaralara seçilen oyuncuların her ikisi de oyun kurucu. Altar Tunçkol’un açıklamalarına bakarsak D.J Thompson bir numarada ve Aaron Jackson iki numarada oynayacakmış gibi bir görüntü çıkıyor. Ben tam tersi bir rotasyonun daha etkin sonuçlar doğuracağını düşünüyorum. D. J. Thompson önemli bir oyuncu. Ama oyun kuruculuk özellikleri çok gelişmiş değil. Sahayı çok hızlı geçen bir oyuncu. Dolayısıyla top kapıldığında hızlı hücuma belki thompson’la çıkılabilir ama set hücumlarında Aaron’un takımı daha iyi organize edeceğini düşünüyorum. Aaron daha takımı oynatan ve asist özelliklerini de önplana çıkartabilen bir oyuncu. Aaron'un da aynı thompson gibi açık alanda çok hızlı olduğunu belirtelim ama bir parça daha kontrollü olduğunun altını çizelim. Atletik özelliklerini ve hızını bir arada kullanabiliyor. Bu da ona büyük bir artı sağlıyor. Aslında iki oyun kurucu biraz lüks. Bu arada örneğin özellikle D.J thompson ve B. Greene yan yana oynatıldığında Antalya’ya bir topun yetmeyeceğini söyleyebiliriz. Bunlara Aaron’u da ekleyince topun kimin elinde olacağı konusu önemli bir sorun teşkil edebilir. Kone ise öyle top bende olsun diyen bir oyuncu değil. Zaten Kone de öyle bir oyuncu olsaydı, Altar’ın işi gerçekten çok zor olurdu. Mohammed Kone atletik, blokcu ve ribauntcu bir oyuncu. Bosman statüsünde oynayacak. Şutu zayıf. Takımın ribaunt hamallığını üstlenmesi ve hücum ribauntları sonrası yaptığı sayılarla etkili olması beklenmekte. Beklentileri ne kadar karşılar bilemiyorum. Vasat bir uzun. Kendine hücum yaratamıyor keza savunması ile de pek önplan çıkan bir oyuncu değil. Umarım ondan umdukları kadar faydalanabilirler. Antalya kısalarını iş başında görmek için sabırsızlanıyorum. Uzun rotasyonuna daha etkili oyuncular katabilseler play-off için daha da kuvvetli bir aday olabilirlerdi. Şu aşamada Beşiktaş, Efes Pilsen, Fenerbahçe, Türk Telekom’u ilk dört için ayırısak geriye kalanlardan; banvit, Galatasaray, Kepez, Karşıya birazcık daha Antalya Büyükşehir’in önünde gibi. Neyse lig, kağıt üstünde kazanılmıyor. Kadrolar kurulduktan sonra pek çok etken devreye giriyor. Biz sadece lig başlamadan, dolayısıyla söz konusu etkenlerin olmadığı durumda analiz yapıyoruz. Antalya takımlarına da buradan başarılar diliyoruz.

Lamayn Wilson ve Fransız Tarzı Türk Telekom


Lamayn Wilson'ı cholet'de ve asvel'de oynarken çok seyretmiştim. Nancy'de maalesef kendisini izleyemedim. Wilson hem sf hem de pf pozisyonlarında oynayabilen, hücumda hem üçlük hem de ikilik atışları ile etkili olan önemli bir oyuncu. Wilson üç numarada çok etkili olamıyor. 3 numarada top kullanılırken ona boş şut yaratmak gerekiyor. Rakibini yüzü dönük geçmeyi tercih eden bir oyuncu. Bu nedenle karşısındaki oyuncu kendisinden hızlı olduğunda posttan kayarak şut atmayı tercih ediyor. Bu durumlarda da etkili olabiliyor. Ama dört numarada oynadığında üzerindeki savunmadan daha kolay kurtulabiliyor. Rakibinden uzaklaşabiliyor ve şutunu görece daha boş bir pozisyonda atabiliyor. Ya da rakibini doğrudan geçerek potaya yöneliyor. Bu durumlarda çok şık smaç basketler izleyebiliriz. Potayı gördüğü zaman ondan turnike beklememek lazım. doğrudan smac'a yöneliyor. Savunmada çok etkili bir oyuncu değil. en azından savunması ile tanınmaz. Ancak savunma konusunda özellikle top çalmaya odaklanır. pas araları yaparak kaptığı topları smaçla bitirmeyi sever. Takım hızlı hücuma çıktığında en ileride smaç yapmak üzere pozisyon almış bir lamar görürken, set hücumalarında ise üçlük çizgisinde bekleyen ve üçlük atma hedefinde bir oyuncu olarak Lamayn karşımıza çıkar. Wilson’un ne kadar süre alacağını ve hangi pozisyonda oynatılacağını tahmin etmek kolay değil ama benim tahminim 4 numarada oynayacağı ve 25 dk. süre ortalamasında; 11-12 sayı, 4-5 ribaunt, 1 asist gibi bir ortalama tutturabileceğidir. Amerikalı oyuncuların bu kadar çok sayıda olması bir takım için özellikle de şampiyonluk hedefleyen bir takım için doğru seçim olmadığını düşünü yorum. Çok sayıda Amerikalı oyuncudan oluşan takımların kimyası genelde pek tutmamakta. Gerçi Özyer’in seçtiği Amerikalı oyuncular daha önce de Avrupa’da oynamış oyuncular. Wilson yıllardır Avrupa’da. Ancak Avrupa’da geçen kariyerinin önemli bir kısmını Fransa’da geçirmiş. Fransa basketbolu Avrupa basketbolunun biraz dışında. NBA’e daha yakın bir basketbol oynuyorlar. Atletik, hızlı hücuma dayalı ve kontrolsüz bir basketbol. bu oyunda oldukça başarılı oldu. Ama daha kontrollü oynayan takımlarda nasıl bir performans sergileyen takımlarda ne yapar? Gerçi Murat özyer'in transferlerine bakınca takımın çok da kontrollü değil, tersine hızlı hücuma dayalı daha bir Fransa basketboluna yakın, şuta ve fast break'e dayalı bir takım izleyeceğimizi düşünebiliriz. Hüseyin'İn de o hantallığına rağmen Fransa basketbolu tarafından istenen bir oyuncu olduğu düşünüldüğünde açıkcası ben hızlı ve şuta dayalı, savunamda ise ikili sıkıştırmalar ve baskı ile top çalmaya odaklanan, rakibin temposunu bozan bir telekom izleyeceğimzi düşünüyorum. Ancak böyle bir yapı içinde Dudley benim için önemli bir soru işareti. amerikalı oyucnu olmasına rağmen, kontrollü basketbolda emek yiyen bu oyuncunun, hızlı bir oyunda çok verimli olamayacağını düşünüyorum.

Son tahlilde bu kadar Amerikalıdan kurulu bir takımın, ben çok başarılı olacağına inanmıyorum. Özyer’in takımları genel olarak sezona iyi başlarlar. Bakalım Telekom iyi bir başlangıç yapabilecek mi? Umarım bu sene Özyer yönetimindeki türk Telekom Türk gibi başlayıp Alman gibi bitirebilir.