18 Ocak 2010 Pazartesi

Kuralar Çekildi


Grup sıralamasını E-F-H-G oalrak ele alsak ilginç bir durum çıkıyor. İlk iki sıradaki takımlar sırasıyla daha kuvvetli takımlar. Kısacası 1. torba olarak bakıldığında bence güç sıralaması 1- barca, 2-panat 3- oly ve 4- cska ikinci torbanın güç sıralaması ise 1- panat 2- siena 3- labarol 4-unicaja. ilk iki torbanın belirleyiciliği ve gücü ele alındığında en zor grup E sonra ise F grubu olduğunu söylemek mümkün. E açık ara en zorlu grupken sonrasında ise efes'in grubu geliyor ardından h grubu ve en kolay grup ise g grubu olarak karşımıza çıkıyor. Bu grupta efes'in şansı çok zor. gerçi başka grupta dahi olsa işi zor olacaktı. sadece grupları paylaşmak istedim. asıl değerelndirmeyi daha sonra yapacağım.

15 Ocak 2010 Cuma

Murat Özyer'le Sohbet (1)


Bolbasket olarak bu sohbeti Ağustos ayında sezon başlamadan önce planlamıştık. Ancak takımın kampları, Avrupa kupaları ve lig derken bir türlü biraraya gelemedik. Kısmet bugüneymiş. Ankara'da Turan Güneş'teki Liva Pastanesi'nde yaklaşık 3 saat süren çok samimi bir o kadar da keyifli ve sıcak bir sohbet ettik. Kendisine bu güzel sohbet için teşekkür ediyoruz. Basketbol antrenörlüğüne başlamasından, Galatasaray’a, Telekom’dan Milli Takım’a kadar bir çok konuda sohbet ettik. Çok uzun olduğundan 2 bölüme ayırmak istedik. Bugün ilk bölümünü yayınlıyoruz.

Bolbasket: Söz gider yazı baki kalır düsturuyla hareket ederek biz bir blog kurmaya karar verdik. Basketbolda konuştuklarımızı paylaşalım istedik. Doğrusu, basketbol dolu sohbetlere açız.

Özyer: Basketbol sohbeti etmek çok zevkli, bir de farklı pencerelerden baktığın zaman yeni bir bakış açısı açılıyor. Doğru veya yanlış ama biraz o pencereden şöyle uzun uzadıya bakma şansın oluyor. En azından düşündürtüyor. Üniversitenin ilk yıllarıydı galiba 1987 civarı. Bir arkadaş grubumuz vardı. Ben bunu çok sık anlatırım çünkü basketbol antrenörlüğü çok çarpıcı bir durumu işaret ediyor. Bir kızı beğendim ve gruptan ayrılıp çıkma teklif edeceğim. Akşam telefon açtım. “Yarın seni kahvaltıya götürebilir miyim”, diye sordum. “Biraz sohbet etmek istiyorum” dedim. Biraz durdu ve “15 dakika sonra seni arayabilir miyim” dedi. “Tabi” dedim. Aradı ve “annem de gelebilir mi” dedi. (bol gülüşmeler)…Hayır dersen olay orada bitecek. Mecburen “evet” dedim. Neyse uzatmayayım annesi geldi…Ordan buradan sohbetten sonra annesi: “oğlum sen ne iş yapıyorsun” diye sordu. “Okuyorum” dedim. “Sonra ne iş yapacaksın” dedi. “Şu an antrenörlükten para kazanıyorum.” “Ne antrenörlüğü” dedi ve “basketbol” dedim. “İleride ne iş yapacaksın” dedi? “Antrenörlüğe devam edeceğim” dedim. “Hayır hayır” dedi, “meslek olarak ne yapacaksın.” “İşte basketbol antrenörlüğü” dedim. “Ben tam anlatamıyorum galiba” dedi. “Hani ekmek kazanacaksın eve ekmek götüreceksin. Hangi işle” diye sordu? Dedim “basketbol antrenörlüğü ile.” “Tamam o zaman” dedi ve bir daha görüşmedik.

Bolbasket: Şu an evlisiniz ve antrenör olmanıza ses etmeyen bir kayınvalideniz var her halde?
Özyer: Evliyim çocuğum da var. Kendimi garantiye aldım. Basketbol dünyasında değerli bir eşim var. (gülüşmeler)…

Bolbasket: Ankara’da kalmaya devam edecek misiniz?

Özyer: Eşim Derya Ted Kolejin İkinci Lig’de ki bayan takımında teknik menajer olarak çalışıyor . Şubat’ın sonuna kadar Ankara’dayız.

Bolbasket: Ankara’ya daha önce maç haricinde gelmiş miydiniz?

Özyer: Askerliği burada yaptığım için aşağı yukarı bir sene burada kaldım.

Bolbasket: Hangi seneler?

Özyer: 90’lı yıllar 93 falan olmalı. Asteğmen olarak yapmıştım ve Tunalı’da iki arkadaş (asteğmenle) ev kiralamıştık… O dönem ümit milli takımında görevliydim ben. Askerliğin ilk dört ayı basketbolla geçti.

Bolbasket: Koçluğa nasıl başladınız?

Özyer: Beni oyunculuktan erken elediler. Yıldız takımındaydım Galatasaray’ın. Sen basketbolcu olmayacaksın ama basketbolu da çok seviyorsun. Antrenörlüğe başlar mısın dediler? Olur dedim ve bir mavi karta (o dönem sadece otobüslerde geçerdi) Galatasaray’a basketbol okuluna antrenör oldum. Galatasaray’da şu an kapalı salon olan yerde asfalt vardı. Sabah giderdik. Sonra akşam iki otobüsle eve dönerdim. Öyle başladım.

Bolbasket: Koçluğa başladığınızda kaç yaşındaydınız?

Özyer: 1983 .17 yaşındaydım.

Bolbasket: Yaşınız çok genç ama tecrübeniz çok fazla.

Özyer: 1966’lıyım. Aydan Siyavuş hariç Türkiye’nin ileri gelen aşağı yukarı tüm koçlarıyla çalıştım.

Bolbasket: Bu koçlardan sizi en çok etkileyen hangisiydi?

Özyer: Şu sıralarda yabancı koçların bloglarını takip ediyorum. İnsanın içinde bazı ikilemler oluyor. Aynı şey her koçun içinde futbol koçlarının da içinde oluyor. İnsan aslında yaşarken bir değişim yaşıyor. Bugün sizden etkileniyorsam yarın bir başkasından etkilenebiliyorum. Hücum anlayışından etkilendiğim insan da var, oyunculara davranışından etkilendiğim insanlar da var, yaşam şeklinden etkilendiğim insanlar da var, giyinişinden etkilendiğim insan da var.

Bolbasket: Soruyu şöyle soralım o zaman. Etkilenmek değil de beğenmek açısından örneğin Avrupa’da en beğendiğiniz koç kim?

Özyer: Messina’yı çok beğenirim. Pini Gershon. Tabi ki Obradovic. Bu üç isim Avrupa’nın en iyi koçları konumunda.

Bolbasket: Bununla bağlantılı olarak biz iki tür koç olduğunu düşünüyorum. Bir NBA’de Phil Jackson Avrupa’da Messina gibi. Sıfırdan bir takımdan ziyade yıldızların olduğu takımlar yaratırlar ve bunu iyi yönetirler. Bir de kendi takımını yaratıp yıldız olmayan oyuncularla başarı kovalayanlar. İlk zamanlarındaki Tanjevic veya Efes’teki Aydın Örs.

Özyer: Buradaki bağlantı, çıkış noktanız; yıldız oyuncu. Tanımlamak gerekirse yıldız oyuncu kimdir ve dünyada kaç tane vardır? Şu an Türkiye’de yıldız bir oyuncu var mıdır mesela?

Bolbasket: Türk olarak mı?

Özyer: Yok. Beko Basketbol liginde oynayan yıldız bir oyuncu var mı?

Bolbasket: Bana göre Rakocevic olabilir ama onu da savunma yapmıyor diye eleştiriyorum.

Özyer: Klasik bir tabir vardır. Yıldız kime derler? Yıldız karanlıkta ışığını gördüğün bir cisimdir. Yıldız bir takımın kaderini tek başına değiştirecek bir oyuncu olmalı. Basketbol bana göre çok değişti. Artık üst seviyede tek bir yıldız oyuncunun takımın kaderini belirleyebileceğine inanmıyorum. Çünkü basketbolun temposu değişti, atletizmi değişti ve yoğunluğu değişti. Dolayısıyla tek yıldızlı bir takımın Haziran sonunda kupa kaldırması (yüksek seviyeli liglerde) mümkün değil. Onun için artık takım kavramı çok ön planda. Messina diyorsunuz onun elinde yıldız kim vardı?

Bolbasket: Savic, Rigadue, Danilovic vardı Kinder’de ilk şampiyon olduğunda.

Özyer: Basketbolun yapısı ve temposu özellikle 2000’li yıllarından itibaren çok değişti. Bir yıldız oyuncunun artık takımlarına kupa kazandırması yüksek seviyelerde artık kolay değil. Geçmişte Avrupa’da yıldız sayısı çok fazlaydı. Şimdi NBA’in herkese kucak açmasından dolayı yıldız sayısı çok azaldı. Bence Siskauskas, Garbajosa, Reyes, Kaukenas çok iyi oyuncu ama yıldız oyuncu değil. Gershon’u ele alalım. Parker ve Jasikevicius ikilisinin Gershon ile birleşmesi sinerji yaratmıştır. Başka bir koç ile bu sinerji yaratılmayabiliridi. Bence Türkiye Beko BL’de yıldız oyuncu yok. Çok iyi oyuncular var. 2000’li yıllardan sonra yıldız kavramı bence upgrade oldu. Eskiden yıldız kavramına ulaşmak çok kolaydı. Yıldız oyuncudan ziyade orta seviye limitleri belli oyuncuları bir araya getirip orta seviyenin üzerinde bir başarı elde etmek daha kolay. Tabi bu daha risksiz bir yol. Avrupa’da son 4’e kaldığım takım orta seviye bir takımdı. Biz bu takımla orta seviyenin üzerinde bir başarı elde edebildik. Eğer böyle böyle bir takıma ortalamanın üzerinde bir iki oyuncu alabilirseniz o zaman TBL’de şampiymluğa uleb’te finali zorlayabilirsiniz. Bu tür oyuncu sayısını 10’a çıkarırsanız ve orta düzey takımlara yaptırdığınız şeyleri yaptırabiliyorsanız başarılı koç oluyorsunuz.

Bolbasket: Aslında Messina’da bunu yapmıştır.

Özyer: Messina’nın yaptığı en iyi şey takımın kimyasını iyi kuruyor. Kalıcı işler yapıyor. Messina benim için değerli koç.
Bolbasket: Basketbolda hedefler nasıl konmalı sizce. Somutlaştırılım: GS’nin başındayken hedefler adım adım belirleniyordu. Eğer takım GS ise hedef şampiyonluk olmalı, başka bir hedef düşünülmemeli. Sizin hedefleriniz mesela önce bir play-offa kalalım sonrasına bakarız tarzı.

Bolbasket: Biz de bu konuda Ahmet’le pek anlaşamayız. GS futbol takımına verdiği desteği basketbol şubesine vermiyor. Ancak böyle sponsor desteği ile kendini finanse etmeye çalışıyor. Bu çerçevede Efes Pilsen ve FB Ülker gibi takım kuramıyorsunuz. Kuramadıktan sonra koça GS her zaman şampiyonluk hedefler gibi baskıyla göreve başlatmanın rasyonel olmadığını düşünüyorum. Futbolda GS koçunun tek hedefi tabi şampiyonluk olmalı. Önce 5. olalım sonra 3. sene sonra şampiyon oluruz diyemez.

Özyer: Bu soru bana GS taraftarlarınca özellikle ilk geldiğim sene çok fazla soruluyordu. Neden şampiyonluğu telafuz etmiyorsunuz? Gerçekçi yanım var. Taraftar akıllı. Ütopik hedefler konulmamalı. Eğer GS’deki yönetimsel olarak organisazyon hepsi oturmış olsa bunu telafuz etmek zor değil bende oyuncuları buna inandırırım. Oyuncular akıllı, oyuncuları aptal yerine koyamazsınız. Oyunculara kadro bu diyorsunuz, FB Ülker’de Efes’te şu oyuncular var. Diyorsunuz ki şampiyonluğa oynayacağız. Oyuncular bunu neden söylediğimin farkındalar. Ben bunu sevmiyorum. İnansam söylerim. Takımımın hakkının yendiğinde yönetcilerin masaya vurduğunu görsem söylerim. Ülker’de çalıştım, GS’de Telekom’da çalıştım herkesin hakemle sorunu var mutlaka bu normal. Burada şu nokta çok önemli. Fenerbahçe’de onun hakkında konuşulan her yerde cevabı veriliyor. Bu bir politika. Bu oyunculara güç veriyor. Oyuncu diyor ki: Bana kimse yanlış bir şey yapamaz. Bunu arkanda hissedersen kafanda ki soru işaretlerini silersin. Bazı oyuncular da biz finale kadar geliriz ama finalde birilerinin dediği olur. Şimdi bu kavram yerleşmişsse yönetimsel anlamda politikanızın olması lazım. Yöneticiler bana dediki siz hırslı değilsiniz şampiyonluğu telafuz ederken korkuyorsunuz. Eğer biz 20 sayı geriye düşüp oyunıu bırakıyorsak o zaman bana hırsın yok diyebilirsiniz. O sene bizim takım Apdi İpekçi’de FB Ülker’e karşı 20 sayı geriye düşüp maçı bırakmayarak 1 sayı öne geçebildik.

Bolbasket: Peki burayla bağlantılı olarak Telokom’a geldiğinizde hedef ne koymuştunuz? Dedinizki son sözü kimin söyleceği bellidir. Telekom’da sanki son sözü söylemeyecek takımlardan biri.

Özyer: Dışarıdan görüntüsü buydu. Ben açıkçası şunu düşündüm. Bir hedef koymazsanız ayaklar zamanla geri geri gitmeye başlar. 20 senelik organisazyon var. Bir final oynamışlar. Kafada şu var. Oyuncuların sohbetlerini biliyorum. “ne yaparsak yapalım şampiyon yapmazlar.” Sıfırdan bu takımı kursaydım sloganım farklı olabilirdi. Ben 4 oyuncu alabildim.

Bolbasket: Kimler?
Özyer: Wilson, Owens, Mallet ve Hüseyin. Ümit ve Soner önceden alınmıştı. İki Barış bırakılmıştı. Burada yapılacak şey eskilerin kafa yapısını değiştirmekti. Stratejim buydu.

Bolbasket: GS.org’da bu konular sıksıkla yazıldı.
Özyer: Ben GS.org’ta muhalif grup ve beni seven grupla sık sık bir araya geldim zaten.

Bolbasket: “Ülker Özyer’i GS koçu yaptı. İşte Beşiktaş’a gidecekti. Erman Kunter’in GS ile adı geçince, Ülker baskı yaptı da Özyer o yüzden GS’ye geçti.” Bu tür konular çok konuşuldu. Bu arada FB Ülker’e yardımcı koç teklifi de gelmiş sanırım.
Özyer: O doğru. Ülker kapandıktan sonra bir dönem Yunanistan harici teklif gelmedi.

Bolbasket: Hangi takım?
Özyer: Panionios.
Bolbasket: Ne oldu sonra?

Özyer: İbrahim Kutluay ile konuştum. Bir kaç oradan tanıdıkla konuştum. Sonra ilk head koçluk tecrübesini orada yaşamayı tercih etmedim açıkçası. Klüp yapısı, başkanın teknik ekibe karışması, oyuncuların parasının zamanında ödenmemesi ve başka bir dilin konuşulması gibi sebeblerden dolayı orayı açıkçası istemedim. O arada Aydın Örs FB Ülker’de yardımcı koçluk teklif etti. Ben onun milli takımlarında da yardımcı koçluğunu yaptım. Aydın abiye teşekkür ettim ama benim için çok zor bir karar. Bir hafta süre istedim. Tam o dönemde Adnan Polat ikinci başkandı o teklif yaptı. Kabul ettim. GS kolay camia değil bazı alışkanlıkları var. Beni tanıyan camia. İki senelik kontrattı. Kontratın sonunda playofflarda Telekom’a kaybettik. O sene zor seneydi. Telekom serisi başlarken başka koçlarla konuştular. Bucks’ın davetiyle 20 gün yaz liginde yardımcı koçluk yapmıştım. Ben oradayken ve kontratım devam edereken ligde çalışan ve çalışmayan iki koça teklif götürdüler. Benim kulağıma geldi bunlar. Geldikten sonra sancılı başladık. İstediğimiz oyuncuları alamadık. Bekleme kararı aldım. Almak istediğimiz oyuncular bizi bekletiyor. Dee Brown Türkiye Kupasına iki gün kala, Owens 4 gün kala geldi. Kupadan elenince o günün akşamı çok değerli iki koç aradı “bize teklif geldi kabul etmedik” dediler. Yöneticilerle konuştum. Kılıcı kınından çıkardığın zaman kansız yerine koymayacaksın. Bu işin raconu bu. Sonra benim dediklerimi kabul ettiler devam ettik. Ama olay biraz bozulmuştu tabi. O sezonun sonuna doğru zaten tekrar koç arayışlarına başlamışlardı. Kontratım bitiyordu zaten telekom’a 3-0 yenilince yolları ayırdık. Ondan sonra Beşiktaş’la görüştüm. O sırada GS Kunter ile görüşüyordu. Ama onun bazı şartlarını GS kabul etmedi ve GS tekrardan bana döndü. Dedimki “Kendimi duvara dayamam lazım ne yapabileceğinizi gördüm”. İki senelik kontrat istedim. “Her yenilgiden sonra sizinle toplantı yapmak istemiyorum” dedim. Sonra öyle başladık. Efendim Özyer koç olursa 7 olmazsa 3 milyon bütçe vereceğiz demiş güya Ülker. Ülker ile yapılan sözleşmede her sene ne kadar verileceği belli. Bunun dışına çıkılması mümkün değil.

Bolbasket: GS’de farklı yabancılarla çalıştınız. Ben kendimi bildim bileli yabancı oyuncularda istikrar yakalanamadı. Hite’li Owens’lı Brown’lu gibi başarısını ispat etmiş oyunculardan oluşan kadro neden tutulamıyor?

Özyer: Galatasaray’ın yabancı oyuncu tercihlerine geldiğim zaman ilk seneki yabancı oyuncular arasından benim ikinci sene tutmak isteyeceğim bir yabancı oyuncu pek yoktu. İkinci sene artık Uleb’de mücadele edecektik ve Uleb tecrübesi olan oyuncuları oraya almam lazımdı. 3. sene için eleştirinizi kabul edebilirim. Bana göre başarılı olmuş bir takım ama bazılarına göre başarısız olmuş bir takım. Telekoma elenmek bazılarına göre başarısızlıktı. Haklı da olabilirler. Orada ki maçı son saniyede kaybetmiş olmamız, Telekom serisinde bizim attığımız maçlarda ki fauller ile onların attığı fauller arasındaki fark. Örneğin Tutku’ya da söyledim. Bizim seride bir maçta Tutku 12 faul atmıştı. O sezon Tutku’nun Uleb istatistiklerine baktım orada oynadığı 12 maçta toplam 12 faul atmıştı. Biz double team yapıyorduk. Kendisini bırakıyordu ve hemen faul düğdü geliyordu. İki atış…İlk maç tamam bizi kolay yendiler gibi gözüküyor ama orada son topa kaldı. Cüneyt’e kurduğumuz bir oyunu Dee Brown, El Amin’le yarışa girdiği için kendisi kullandı. Maçtan sonra ona çok kızdım. Beşiktaş maçında aynı oyunu kurmuştuk ve Cüneyt sayıyı kaydetmişti. Cüneyt boştu ama kendi attı. Diğer maçta ise son saniyede Chris Williams köşeden attı. Neyse tarih onları yazmaz. Sonuçta skor olarak 3-0 elendik ve tarih bunu yazar. Skor 3-0 olunca da bu takım başarısız ve bu takımı değiştirelim mantığı oldu. Olaylara çok hakim olamıyorsunuz bazen !. Bana kalsa Chris Owens’ı tutalım dedim. Dediler ki; “geçen sene 400’e oynuyordu bu sene 500” istiyor. Onun yerine alacağın oyuncuyu kaça alacaksın? Tek siz karar veremiyorsunuz tabi. Owens değerli oyuncuydu. Hem arkası dönük hem yüzü dönük oynayan 4 numara çok az. Gaines hem 4 hem 5 oyanayan Hüseyin’i daha verimli kılan, savaşan çok değerli bir oyuncuydu. Bu iki oyuncuyu tutmak istedim. Hite’ı çok tutmak istemedim açıkçası. Biraz daha bireysel yeteneği güçlü bir oyuncu lazımdı oraya. Artı kurallar gereği bir Avrupalı almamız şarttı. Aslında o sene yukarıda belirttiğim gibi geç anlaşma yaptım ve haliyle istediğim oyunculara gidemedim. O seneki hatam Gurovic’in gelmesini kabul etmemdi. Milojevic değerli oyuncuydu. Takım içinde tutkal görevi yapan biroyuncuydu. Zizic’te kötü karakter çıktı. Karısının uydusu oldu. Karısı ispanya’ya gitmek istedi. İsimsiz bir takıma gitti.

Bolbasket: Bu arada Gurovic’e ne kadar verildi?

Özyer: Gurovic’e 900000 dolar verildi.

Bolbasket: Gurovic’le neoldu?

Özyer: Gurovic çocuk gibiydi. Daha senenin başında geldi ve “ben basketbolu bırakıyorum” dedi. “Beni 1,5 saat trafik mahvetti artık dayanamıyorum” dedi. Milojevic geldi bana “ben onunla konuşurum” dedi. Sonra Gurovic’le konuşmuş bana “tamam devam ediyorum” dedi. Yine bir gün İspanya’ya uçuyoruz. Yine geldi “ben bırakıyorum sen iyisin ama takım kötü, oyun kurucumuz yok felan” sonra Dejan geldi aslında sebep o değil Gurovic 3 saatten fazla uçağa binmeye korkarmış. Gurovic’e sakinleştirici bir iğne yapılması gerekiyormuş. Sabah geldi ve iğne yaptık garip bir durum.

Bolbasket: GS’de kurduğunuz kadrolar çerçevesinde sizin felsefenizle kurduğunuz kadrolar ne kadar örtüştü. Sizin basketbol felsefeniz nedir?

Özyer: Klasik olacak ama takım kavramına değer veririm. Savunma konusunda agresiflik. İlk sene yarım ve tam saha pres, ikinci sene atletik uzunlarımızla sıkıştırmalı pick and roll savunmaları o sene oturtmuştuk ve hatta Aralık ayında da lider olmuştuk.

Bolbasket: Alan savunmasını pek düşünmüyordunuz.

Özyer: Yok yok onu da yapıyorduk. 1-3-1 alan savunmasını Fatih’le çok yaptım çok maçı çevirdik öyle.

Bolbasket: En büyük eleştirilerimizden biri de alan savunması ile ilgili idi. Uzun kollu Cenk varken çok uygulamadınız.

Özyer: Alan savunmasında ayakların çabukluğu da önemli ama kısalarında çabuk geçilmemesi lazım. Tabi sadece savunmacı koçta değilim. Tabi hücumda kötüyseniz bir yere kadar. Artık günüzmüzde bu iki kavram birleşmiş durumda. Hücumda paylaşım benim için önemli. Hücumda paylaştığınız zaman herkes savunmada da birbirine daha çok yardım ediyor daha çok arkasını kolluyor. Günümüz basketbolunda artık uzunların hareketli olması lazım. GS’da ikinci sene başarılı olmamızın altında bu yatyor. Hüseyin gibi statik bir oyuncunun yanında Gaines ve Owens gibi iki hareketli uzun birbirlerini çok iyi tamamlayabildiler.

Bolbasket: Orada undersize kalma riski var.

Özyer: Doğru ama mesela Gran Canaria Uleb f8’e çıkma maçında Freeland, Medley gibi oyunculara göre undersize kalmamıza rağmen o maçta pota altında ezilmedik. Hatta üstünlük sağladık. Undersize kalıyorsunuz ama önde baskı yaparsanız avantaj elde edebiliyorsunuz. Gaines pivotların önüne geçebilip pas aldırmayan bir oyuncuydu. Tabiki daha farklı takımlar kurulabilir ama senin bir bütçen var. GS’de başardığımız en önemli şey zamanında para ödemesi ve bütçesini iyi yönetmesi. Böyle bir alışkanlığı geçmişte yoktu aslında. bu sana ne getiriyor. Daha iyi oyuncu almanı sağlıyor. İlk sene bu sorunu yaşadık mesela, istediğimizoyuncuları alamadık.

Bolbasket: İlk seneki GS takımına geçersek Fitch’i neden transfer ettiniz.
Özyer: Şimdi o takım averaj bir takımdı. Kalması gereken Türk oyuncular vardı. Onlarla bütünleşecek bir kimya yaratmamız gerekiyordu. Hedef Avrupa Kupaları’na katılmaktı. O takımla şampiyonluğu hedefleyemezdiniz. Skorer özelliği olan bir oyuncuya ihtiyaç vardı. Bir sene evvel Cibona’da Ülker’e karşı Serkan’ı iyi tutan orada ve burada bize epey sorun çıkaran oyuncu vardı. Okulu da Kentucky iyi bir okul. Problemli olduğunu biliyordum. Biz de kendimiz disiplin verebiliriz diye düşündük. Bir de bir sene önce düşmemeye oynamışsanız iyi oyuncu almanız imkansız. Kepez’e de geldiğinde takımı küme düşmekten kurtardı. Şimdi İspanya’da. Sezon sonuna doğru değiştirme noktasına geldik ama oyuncu bulamadık. O sene hedef ilk 4’tü. Beşiktaş’ı eledik yarı finale kaldık. Son maçta Ömer’in son saniye basketiyle yenildik. Lig maçında 35 sayı fark yedik. Aslında o maçla ilgili çok güzel bir anım vardır. Olumsuz anlamda tarihe geçtik ama bence orada GS seyircisi çok büyük olgunluk gösterdi. Maçtan sonra soyunma odasında herkes ağlıyor. ABD’liler dahil kimse duşa gitmiyor. Boş boş oturuyoruz. Bir anda 10-15 kişi soyunma odasının kapısına dayandılar. Dedim arbede çıkacak. Dediler ki hemen formayı giyip sahaya çıkıyorsunuz. Yarım saat geçmiş salon boşalmamış. Ortaya çağırdılar re re ra ra sanki şampiyon olmuşuz. Hepimiz şaşkın ağlıyoruz. O anı hep hatırlarım.

Bolbasket: Seyirciler de farkında herhalde şampiyon olamayacağınızı...

Özyer: Yok. GS seyircisi öyle bir seyirciki formanı terletip kavganı veriyorsan seyirci seni çağırıyor. Bu bir Beşiktaş’ta var bir de Karşıyaka seyircisinde var. Hiç unutmam İstanbul’da yapılan 92’deki f4’te yarı finalde farklı yenilen Estutiandes takımı seyircileri maçtan sonra şarkı söyleyip oyuncuları alkışlamıştı. Çok şaşırmıştım. Yiğiter’e sordum. İspanya’da böyledir dedi. Bunu GS’de de bunu birebir yaşadım.

Bolbasket: İlk senenizde Mitchell’la çalıştınız. İyi başlamıştı sezona gelecek vaadediyordu. Ama sonra Fitch gelince bozuldu gibi. Hatta Mitchell Fitchleşti diye yazmıştım.

Özyer: Aslında o sene ilginç şeyler oldu. Sorun tek Fitch değildi. Mitchell bana Kasım’da dediki “ben ayrılmak istiyorum eve dönmek istiyorum ailemi özledim”. Home-sick olmuş. “Yapabileceğimiz bir şey var mı” dedim. “Ben eve gitmezsem yaşayamam” dedi. Adam Missisipi’nin bir köyünden gelmiş. 10bin dolar alıyor 9500’ü oraya gönderiyor. Böyle bir adam. Bunun babası ABD’de lise takımında koçluk yapıyor. Babasıyla konuştum dedim ki “Şimdi ayrılırsa Avrupa’daki karıyeri sona erer”. Sonra babasını buraya çağırdım buraya geldi ikna ettio dönemde iy ioynadı kaldı. Fitch’den önce homesick biraz bozdu. Hele böyle kozmopolit bir kente çok küçük bir şehirden geliyorsanız zorluk oluyor tabi.

Bolbasket: Yeri gelmişken Hem Galatasaray’da hem de Telekomda da bunu gördük. Murat Özyer Amerikalı yabancı oyuncuları tercih ediyor gibi geliyor bize. Bu konudaki görüşlerinizi alabilir miyiz?

Özyer: Bu sene point guard olarak Tutku ve Soner gibi iki oyun kurucu vardı. Ama Tutku’nun 6 ay süren bir sakatlığı vardı. Tutku tempolu bir oyuncu ve tam saha basketbolunu çok iyi oynuyor.

Bolbasket: Soner biraz daha kontrollü değil mi?

Özyer: Aslında o da seviyor tempolu basketbolu. Penetre etmeyi. Baskı yapar. Zaman zaman iki guardı sahada tutabileceğim, şutu olan bir oyun kurucu almak istedim. Davor Kus ilk tercihimizdi. O çok bekletti. O dönem örneğin Marquees Greene’i düşündüm. Greene: “Türkiye’de kötü bir sezon geçirdim. Bir daha kötü bir sezon geçirisem benim kariyerim biter. İtalya’ya gitti ve orada son sıralarda yer alan bir takımda oynuyor. O oyuncuyu almadık. Tabi elimde belli bir bütçe var. 3 yabancı için bir bütçe verdiler ve Mallet’i öyle seçtik. Bütçemize uygun Avrupa’lı point guard yoktu.

Bolbasket: Davor Kus neden gelmedi?

Özyer: Benetton’la bizim arazımızda gitti geldi. Onları seçti. Önceki soruya devam edersek, 5 numarada Lang ve Dudley var ve yüksek kontratları var. Bu ikisine mecburuz ve guardı da aldık. Fener ve Efes’le çekişeceksek eğer Shumpert ve Preldzic’le match up olabilecek bir oyuncu bakmaya başladım. Ergin’in Shumpert’le oynattığı 4 kısalı bir sistem ülkemizde çok hakim oldu. Herkes bunu kullanmaya başladı. Ergin’de Shumpert’den dolayı bu sistemi başarıyla uyguluyor. Biz de buna karşı şutu olan, gözü kapalı şut atabilen hem 3 hem de 4 oynayabilecek bir oyuncu aradık. Asvel’de çok incelediğim bir oyuncuydu. Bize karşı da seyrettim ve çok inceleyebildiğim bir oyuncu. Hem koşan hem de şut atan Lamayn Wilson’ı seçtim. Sonra zaten Bekir, Tutku, Mallet var. Serkan var. Avrupalı için acele etmem. Bulduğumu alırım dedim. Ama o dönem elimizde de fazla Avrupalı kalmadı. 2-3 oynayabilecek Avrupalı kalmadı. Herhangi birisini getirmek de olmuyor. Kennedy Winston gibi bir oyuncuyu bile bünye burada kabul etmediğinden başarılı olamamıştı. Roma’da bu sene muazzam oynuyor. Buraya gelirken de muazzam oynayarak geldi ama buradan gönderilmek zorunda kaldı. Teknik olarak da sosyal olarak da bünye onu içine kabul etmedi. Kennedy Winston bugün olsa Lamayn’ın yerine almak isteyeceğim bir oyuncu aslında. Mantık şu: Hedef final ve şampiyonluksa rakiplerinin sitemini hesap ederek oyuncu transfer etmek zorundasın. Bu bağlamda Lamayn Wilson’u tercih ettim. Kötü oynadığı maçlar da var. Kendi atışını yaratan bir oyuncu değil. Screenden çıkması lazım. Boş kalmalı ve statik şut atmalı ya da fast break’de gidip bitirecek. Ondan shumpert’in oyun zekasını bekleyemezsin.

Bolbasket: Andre Owens’dan beklediğiniz verimi alabildiniz mi? Malum takımdan da gönderildi.

Özyer: Aslında alamadım. Zaten bende gönderiyordum. O pozisyona Graves’i düşünmüştüm. Ben Cris Lang’le Owens’ı gönderip bir Avrupa’lı uzun, bir de yabancı skorer, Graves gibi bir oyuncu alacaktım. Ben Graves’i çok almak istemiştim. Ama o “ben euroleaugue oynayacağım koç” dedi ve Cibona’ya gitti. Bizim teklif ettiğimiz paranın daha altına Cibona’ya gitti. Cibona ile Fenerbahçe maçına geldiğinde “koç ben keşke sizin teklifi kabul etseydim” dedi.

Bolbasket: Biz Graves’i çok beğenirdik. Böylesi iyi yabancı oyuncuların ülkede tutamadığımıza çok üzülüyoruz.

Özyer: Evet. Graves çok iyi bir oyuncu. O da benim bulduğum oyunculardan. Graves çok farklı. Elinde hep kitap var. İnsanın kendisini geliştirmesi ile ilgili kitapları okuyor. Ki ben de çok severim bu tip kitapları. Yüzü gülüyor. Milano, Roma onu almak istiyor ve koçları beni arıyor. Oyuncuyu tarif ettim ve sen beyaz bir oyuncudan bahsediyorsun dediler. Hakikaten öyle bir adam. İyi savunma yapıyor. Penetre ediyor. Sayı atıyor. Benim için her gittiğim yere alabileceğim bir oyuncu. Kurguladığım şeyi bu hafta yapacaktım. Serkan sakattı. Bekir ya da Tutklu sakatlansa Owens’ı niye gönderdin derlerdi. Benim Owens’ı göndereceğim hafta bu hafta olacaktı. Doğrusunu yaptılar. Muhtemelen Lamayn Wilson’u da gönderirler.

14 Ocak 2010 Perşembe

Fenerbahçe Grup Sonuncusu


Maalesef EL'in en kötü grubunda bu takımı sonuncu yapmayı başardı Tanjevic. Dün, Efes'in Ve Telekom'un İspanyol desteği ile üst tura çıktıklarını yazmıştık. Telekom ve Efes kendi ipleirni kesme şansları yoktu ve dışardan bri gücün onlara yardım etmesi gerekiyordu. Fenerbahçe'nin üst tura çıkma şansı ise kendi elindeydi. ve bu şansı Fenerbahçe elinin tersiyle itiverdi. Zalgiris'in hiç deplasman galibiyeti yoktu. Hatta Zalgiris 70'li sayıları geçtiği maç da neredeyse yoktu. En çok sayıyı Fener'e atabildiler. Kaybettikleri maçta da kazandıkları maçta da EL'de bu sezon ulaşabildikleri en yüksek sayıya ulaştılar. Böylesi hedef bir maçta Fenerbahçe savunma yapamıyorsa bu takımın kimyasında büyük bir sorun var demektir.



Solomon'un gitmesi ve diğer oyucnuların mutsuzluğunu bir araya getirdiğimizde Fenerbahçe'den birşey beklemek belki de hayal idi.



Türk takımlarına baktığımızda isim bazında iyi, kaliteli oyucnulardan kurulu olduklarını görüyoruz. kağıt üstünde bizim takımlardan çok daha vasat ekipler, sıralamada üstümüzde yer alabildiler. Hele sıralamada Fenerbahçe'nin üstünde yer alan, asvel, zalgiris, cibona kadro olarak Fenerbahçenin yanından geçemez ama basketbol olarak, mücadele olarak sahaya daha fazla şey koyabiliyor. "bir musibet bin nasihattan iyidir" atasözü ise Tanjevic sayesinde geçerliliğini adeta yitirdi.



Tanjevic demişken, maç sonrası açıklamaları bile onun neden hala bu memlekette ekmek yiyebildiğini gösteriyor. Her şeye bir mazaret bulabiliyor.



Mirsat ilk kez oynadı, Ukic NBA'de fazla süre almamıştı. o da ilk kez oynadı. Rakip hep penetre etti. Bizi böyle yenmeyi düşünmüşler. Biz de oyunlarına geldik. Çok boş şut imkanı buldular. biz ise çok şut kaçırdık. Bla bla bla...



mümkün olsa da şu bizim üst düzey El takımlarımızı İspanya liginde bir sezon oynatsak. orta sıraları geçebilirler mi doğrusu merak ediyorum? her sene daha büyük bütçelerle daha kötü sonuçlar alıyoruz. Aziz Yıldırım ve ekibi dev bütçelere karşı Avrupa'da şampiyon olmak kolay değil ama 2010 gedefi EL'de şampiyonluktu. En aızndan finaldi, F4'dü. Ne oldu? Grup sonunculuğu. Zalgiris, Asveli Cibona'nın üçününü bütçesini toplasak Fenerbahçe'nin bütçesinin ancak yarısı eder. Bu rezilliğin hesabını veren çıkacak mı doğrusu merak ediyorum...

13 Ocak 2010 Çarşamba

İspanya Desteği


Önce Telekom ardından da Efes İspanya rüzgarını arkalarına alarak üst tura çıkabildiler. Doğrusu Malaga'nın deplasmanda Rytas'ı yenebilme ihtimalinin olsa da bu galibiyetin Malaga için bir getirisi olmaması buna karşın Rytas için bunun çıkma ya da kalma maçı olması nedeniyle ibre Rytas lehine bir hayli ağır basıyordu.


Çok önmeli olmasa da iki kırılma anı olduğunu düşünüyorum. birincisi Welsch'in iki faulü de sayıya çeviremeyerek, farkı 9 sayıya çıkartma şansını takımına tanıyamaması ve akabinde gelen Rytas üçlüğü ile farkın 3'e inmesi. Rytas için maçı kazanma yolunda önbemli bri kırılma noktası olmuştu. Ancak farkı erittikleri bu dönemde, Jomantas'ın basit hatası ile yapılan top kaybı nedeniyle boş geçilen hücum ise Malga'yı maçı getiren kırılma anı olarak düşünüyorum. son 6,5-7 saniyede rytas bir üçlük atsaydı efes top 16'ya kalamayacaktı.


Efes'in top 16'ya kalmasının kısa hikayesi bu. görüldüğü gibi ne bir efes'li oyuncu ne de efes pilsen maçından bir şey yazmadık. Çünkü efes'in top 16'ya kalmasına efes değil, malaga karar verdi. bence bu nedenle de Efes Pilsen yönetimi takım top 16'ya kalamamış gibi davranmalı ve karar almalı.


Malaga iyi mi yaptı bilmiyorum. kendisi için iyi mi yaptı ya da El için iyi mi yaptı gerçekten bilemiyorum. bizim için iyi mi yaptı onu da bilemiyorum. Efes'in saç-baş yoldurtan oyununu izlemek de doğrusu acı veriyor.


sene başından beri yazdığım konuyla bu yazıyı kapatayım. kim ne dersin bu takımın pota altında kaya-kasun ikilisi hatta kaya-santiago ikilisi olmak zorunda. kısa trakımın ciddi ribaunt zaafı var. neyse izleyelim görelim...

8 Ocak 2010 Cuma

+5=14: Mantıksızlık


Bir yönetimin acizliğini görmek için yaptıklarına, kararlarına bakmak yeterlidir. İşte bu son (+5) puan kararı ile hukuksuzluk ve keyfiyetin zirvelerinde yaşıyoruz. Umarım bu, Demirel'in yolcu olmasını sağlayacak bir muhalefet yaratabilir.


Uzun uzadıya yazmaya gerek yok. Ancak bu olaya ilişkin yazılarımızda Galatasaray klübünün ve profesyonel idarecilerinin böylesi bir olayı yapmalarının nedenlerinden birinin, doğrudan federasyonun geçmişte uyguladığı ve uygulayamadığı kişiliksiz yaptırımlar olduğunun altını çizmiştik.


Federasyon doğrusu yine bizi/bizleri yanıltmadı ve sildiği puanları geri verdi. Keşke Galatasaray'ın o seride kazandığı maçları da tekrardan Galatasaray lehine çevirseydi. daha güel olurdu. bu olay hiç yaşanmamış kabul edilir ve hatta oyuncuların cezaları da kaldırılabilirdi. Zaten bir af olacaksa önce oyuncular affedilmeliydi. Cemal gencecik çocuk. Gİyivermiş Tufan'ın fromasını. Tufan ise formasının bekcisi mi olacak?Doğrusu oyucnuları affetmek-aklamak bence klübü affetmek-aklamaktan daha mantıklı olurdu. İşte zaten bu ve benzeri yazıları da gereksiz kılan unsur tam da burada açığa çıkıyor. federasyon ve onun kurum ve kurullarından "mantık"lı davranış beklemek. yok öyle bir şey. Keyfi, güç ve çıkar ilişkileri. Polat cinlik yaptı. Federasyonun nefret ettiği Nur gencer önce takımın başına geçirilip sonra muhtemelen bu cezanın indirilmesi karşılığında geri takımın başından alındı.


Böylesi bir federasyonla Türkiye basketbolunun bir adım ileri gitmeyeceği açık. Zaten yokuş aşağı gitmiyor mu milli takım? Zaten yokuş aşağı gitmiyor mu Euroleaugude Efes ve Fenerbahçe?...

Efes-Olimpiakos:


Yazılacak çok şey var: maça ilişkin, efes'e ilişkin, rakibe ilişkin, koça ilişkin, yorumcuya ilişkin ve seyirciye ilişkin ama hepsini yazacak heves yok bende ne yazık ki ya da ne şans ki...


Efes'in kabetmesine üzüldüm ve hatta olimpiakos'a kaybetmesine daha da üzüldüm ama en çok gelen seyirciler için üzüldüm. Uzun zaman sonra Abdi İpekçi böylesine dolmuşken (11000 seyirci) onlara verilecek en güzel hediye Olimpiakos galibiyeti olacaktı ve hatta olmak da üzereydi ama Kaya 5. faulu almasaydı ya da o düdük çalınmasıydı. Çalınmayabilirdi de. maç tabiki bu nedenle kaybedilmedi.

Tunceri en iyi oynayabileceği maçlardan birisini çıkarttı ama yetmedi. 8 asist yaptı ama bu düzeylerde bu oyun kurucular ile bu işin olmayacağını Kerem'in en iyi oynadığı maçta dahi görmüş olduk.

Teodosic, büyük bir oyuncu oldu. oldu diyorum çünkü gerçekten milli takımdaki performansı ne kadar iyi olsa da dün gece seyrettiğimiz oyuncu çok "büyük" bir oyun sergiledi. Attığı skor çok da önemli değil ama takımı organize etmesi ve en kritik yerde olimpiakos gibi yıldızlarla dolu bir takımda en kritik atışı kullanabildiğine göre, yeni bir yıldıza hoşgeldin dememiz gerekir. Hoş geldin Teodosic. Umarım NBA seni kapmadan Avrupa'da seni daha fazla izleyebiliriz.

Alan savunması ile maçı çevirebilmişti Efes ama son hücumda Kerem topu aldıktan sonra bir saniye kadar uyumasaydı belki de galip gelen taraf olacaktı. Kerem'e de çok fazla yüklenmek istemiyorum, kapasitesini bence sonuna kadar kullandı. bundan daha iyi bir kerem izleme şansımız pek fazla yok. bundan daha iyi bir efes izleme şansımız da yok. maalesef malzeme bu.

Ancak sene başından beri buralarda yırtındığım bir konu var. iki uzun meselesi. Bu maç ve önceki maçlar efes'in savunma zaaflarını en az ortaya çıkaran sistmein iki uzunlu sistem olduğunu gösterdi. Abartılı gelecek belki ama Santiago ve kasun ikilisi bile yan yana oynatılabilirdi. Koça büyük bir eleştiri getirmek istemiyorum. çünkü kritik anlardaki koç tercihleri çok önemli olsa da son tahlilde kendi içinde bir rasyonalitesi oluyor. Maç boyu verimli bir şey yapmayan Rakocevic'e sarılmayabilirdi. Bunu bir eleştiri olarak getirmem yine de çko büyük bir kolaycılık çükü Rako'uu almasaydı ve maç kaybedilseydi bu sefer de Rako niye kenarda unutuldu diye eleştirmek mümkün. Benim asıl eleştirim başka bir noktada olacak. Alan savunması düştükten sonra adam adama devam ettik. maça tekrar ortak olduk. Orada bir kırılma anı vardı. o noktada alan savunması ile tekrar maçı lehimize çevirebilirdik.


Neyse efes kendi ipini kesme şansını kaybetti. Hep birlikte bekleyip göreceğiz. umarım bundan sonraki haftalarda bu gördüğümüz seyirci yoğunluğunu basketbol maçlarında tekrar görebiliriz. bu mağlubiyet nedeniyle takıma ve basketbola küsmemeleri dileğiyle...

2 Ocak 2010 Cumartesi

Beşiktaş-Galatasaray

Basketbolda hücum süresinin 14 saniyeye indiğini görecek miyiz bilemiyorum ama 14 saniyeye indiğinde nasıl bir basketbol izleyeceğimizi bugün seyrettik. Zevkli bir maçtı.

Evren iki dakika kenara alındığında chatman, yokuşaşağı giden kamyon gibi bir anda beşiktaşı kasasına attı ve 2 dakikada bulduğu 8 sayı ile Beşiktaşın öne geçmesini sağladı ama Galatasaray'lı oyuncular maçı kazanmak için gereken savunmayı yapmasalar da hücumdaki etkinlik ile maçı kazanmayı başardırlar. Cem Akdağ bence alan savunmasını doğru uygulayarak ve evren'i çıakrtma hatasından erken dönerek ve hepsinden önemlisi D-Wash'ın maçı satacağını anlayarak kritik anlarda onu oyunda tutmayarak maçın kazanılmasında en önemli etkiye sahip oldu.

Beşiktaşta Newley, Galatasaray'da ise Can Akın yoktu. Doğrusu Newley'in eksiliğinin Can'ın olmamasından daha önemli olduğunu düşünüyordum. Evren ve Murat bir numarada oynayabilen oyuncular. Rakip koç da çok kurt bir hoca olmadığından tam anlamıyla bir oyun kurucu olmaksızın galatasaray rahat organize olabildi. hatta d-wash varken takım daha kötü organize oldu. BUrak Bıyıktay eğer oyun kuruculara birazcık baskı yaptırsaydı (muratcan bu işi çok iyi yapabilirdi) maçın rengi bence çok farklı olabilirdi.

Galatasaray daha önce de yazdığımız üzere son yılların en iyi yabancı rotasyonunu kurdu. Önümüzdeki sene ligde kalabilirse (ki silinen puanlar konusunda bir af gelmezse çok zor) d-wash haricindeki yabancıları mutlaka kadroda tutmalı. neyse bunları konuşmak için çok erken.

Beşiktaşın ise bence iyi bir kadrosu var ancak kenar yönetimi çok zayıf kalıyor. Aslında şu beşiktaş kadrosu tam bir Özyer rotasyonuna sahip. Ne bileyim sene başında ismi Beşiktaşla anılıyordu. şimdi de boşda olduğunu düşününce neden olmasın diyoruz.

Son tahlilde çok zevkli bir maçtı. Seyirci de takımını destekledi ve maç sonrası mağlup olan takımı "tribüne" davet etmeleri bence çok hoştu.

Spormax yine hızlı hücumlarda hangi kameradan maçı vereceğine karar veremeyerek bu güzel maçtaki çirkinliklerden biriydi. diğer "çirkinlik" ise sevgili yorumcumuz Çetin Yılmaz'ın bir ara skorboarda bakarak galaatsaray'da sayı dağılımının adil olduğunu oyuncuların 9-18 sayılar arasında dağıldığını söyleyip 18 sayı atanın kim olduğunu forma numarasına bakarak bulunabileceğini söylemesiydi. komik adam diyeceğim. maçı seyrediyorsun ve diğer oyunculardan 8 sayı fazla atan oyuncunun kim olabileceğini bilemiyorsun.