18 Şubat 2010 Perşembe

Chatman ve Doping


Chatman'ın kullandığı maddenin, Wada'nın yasaklı maddeler listesindeki Cannabinoids grubundan olduğunu TBF açıkladı. Bu madde doğal olarak insanda ve hayvanlarda bulunabiliyor. Sentetik olarak üretilmiş olanı kullanılarak alınabiliyor ya da cannabis (kenevir) bitkisinden elde edilebiliyor. Ben Chatman'ın Marijuana kullandığını düşünüyorum. Neyse ne içtiği çok da önemli değil ama bunun yarattığı sonuçlar çok önemli.
Doğrusu Chatman'in doping yaptığını öğrendiğimde çok üzüldüğümü belirtmem gerekir. Chatman ligimizde oynayan oyun kurucular içinden doğrusu benim en çok beğendiğim oyuncu. hem oynayan hem de oynatan değerli bir oyuncu. Böylesi bir oyuncuyu ligde izleyememek basketbolseverler için kötü haber.


Beşiktaşın bu kadar değerli bir oyuncusundan yoksun kalması büyük bir kayıp. Beşiktaşın çok derin bir kadrosu olmadığı için böylesi bir kayıpdan cidi anlamda etkilenebileceğini söylemek de mümkün. bu bağlamda ligin iyi takımlarından birisinin zayıflaması ligde kalitenin de zayıfladığı anlamına gelebilir. Dolayısıyla Chatman'in yaptığı doping sadece kendisine değil, takımına ve ligimize de zarar verdi.

14 Şubat 2010 Pazar

Özyer'in Galatasaray Teorisi


Galatasaray'a verilen ceza kaldırılmadan bir kaç gün önce Özyer'le yaptığımız sohbette cezanın kaldırılmasının takım üzerinde olumsuz bir etkisi olabileceğini söylemişti bize. Galatasaraylı oyuncuların "olabilecek en kötü şey gerçekleşti. kaybedecekleri bir şey yok" mantığı ile çok rahat oynadıklarını ve bu nedenle de başarılı sonuçlar aldıklarını söylemişti Özyer. dolayısıyla ceza kadlırıldığı takdirde oyuncuların bu oyunu oynayamayacaklarını iddia etmişti. doğrusu ben pek de inanmamıştım kendisine. hatta ceza kaldırıldıktan sonra takımın üzerindeki stresin azalabileceğini ve bu da oyunlarına olumlu yansıyacağını iddia etmiştim. yanıldığımı söylemem gerekiyor. Özyer haklı çıktı. Önce geçen hafta iş işten geçtikten sonra galatasaray'ın geç geri dönüşü galibiyeti getiremedi. bu hafta ise Yiğitcan'ın inanılmaz üçlüğü ile son saniyede uzayan maç, yine galatasaray aleyhine sonuçlandı. Stresli, anları hem galatasaray teknik heyetinin hem de oyucncuların kaldıramadığını gördük. Özyer'in teorisi haklı çıktı gibi ama ben hala bu oyuncuların önemli işler yapacabileceğini düşünüyorum.


D-wash'a verilen sorumluluk azaltılsa, savunma gereken kritik anlarda murat kaya oynatılmasa, dün kötü günündeki jasaitis'den maçın sonlarında yararlanılsa çok şey değişebilir(di). ilerleyen haftalarda takım rotasyonun daha iyi oturacağını ve d-wash'a verilen sorumluluğun azalacağı umuduyla daha iyi bir galatasaray izleyeceğimizi düşünüyorum.


Banvit'i ise tebrik etmek lazım. Orhun Ene son dakikalarda bence takımını çok iyi idare etti. teleşa engel oldu ve uzatmalara götürmeyi başardı. Çetin Yılmaz'ın yorumculuğu her geçen gün düzeleceğine daha da komik bir hal alıyor. 3 sayı fark var. 2,5 saniye var ve orta sahadan sallama şut öncesinde d-wash tecrübeli bir oyuncu olsa faul yapar ve maç öylece biterdi dedi. saçma bir seçim olurdu. faul atışı sonrası ilkini sokup ikincisi kaçırıp, hücum ribauntu ve sayı yapma ihtimali, ortasahadan atılacak üçlüğün sayı olmasından daha kuvvetli değil mi?

11 Şubat 2010 Perşembe

Maccabi-Efes


Kuralar çekildiğinde Efes'in grubundan üst tura çıkma ihtimali görece daha az olan iki takımın mücadelesinden Maccabi oldukça kazançlı çıktı. Efes sanki galibiyete değil de az farklı bir mağlubiyete şartlanmıştı. özellikle maçın ikinci yarısında popovic'in (eğer bir sakatlığı olmadıysa) kullanılmama nedeni de buydu. Popovic takımı hücuma en hızlı çıkaran oyuncu. Ender'de hızlı çıkar ama çıktıktan sonra ne yapacağını bilemez. popovic ne yapacağını da biliyor. Ama Ataman hız yerine yavaşlığı tercih ederek az farklı bir mağlubiyete soyundu. ama onu bile alamadı. Sene başından beri bu kadronun doğru rotasyon yakalandığında iş yapabileceğini yazıyorum. Aynı şeyleri yazmaktan bıktım doğrusu. Ama Ataman aynı yanlışları yapmaktan bıkmadı. Son maçlarda rotasyonu yakaladı diye düşünmüştüm. kasun kaya ikilisi ciddi süre almıştı. ama bu maçta bir saniye bile yan yana oynatılmadılar.


Bu takımın hızlı oynaması gerekli. bu hız için de net ribaunt gerekli. ne 4 kısalı sistemde ne de ermal'in olduğu 3 kısalı sistemde net ribaunt alabilir takım. Ermal'in kemikleşmiş bir ribaunt zaafı var. Rakibini 3 saniye alanının dışına itmiyor. dolayısıyla da ribauntu çekip alamıyor. tokatlıyor topu. alabileceği toplarda ise rakibi yanında olduğu için topa müdahale ederek net ribaunta engel oluyorlar. bu durumda hücumda iş tamamen bireysel yeteneklere kalıyor. onlar da azıcık gününde olmasa rakibin çok kötü olduğu bir günde dahi (Maccabi 18 top kaybı yaptı) 10 sayı gibi ciddi bir farkla kaybediveriyorsunuz.


son iki maç Efes'in maçın sonlarını da iyi oynamayamadığını gösterdi doğrusu. eski efes, işler ne kadar kötü giderse gitsin maçın sonlarını iyi oynardı. avrupa tecrübesi derdik geçmişte bu duruma. ama bu efes'in maçın sonlarını kötü oynadığını görüyoruz. kafa kafaya giden maçta bir anda 10-14 sayı gerilere düşebildik. 22 sayı gibi bir farkla öndeyken güç bela 10 sayı ile ayrılabildik.


ataman ile rako arasında ne geçtiğini bilemeyiz. Rako neredeyse Ataman'ın boğazına sarılacaktı. Rako daha fazla süre istiyor. hücumda gerçekten birşeyler yapmaya çalışıyor. ama savunmada hiç yok, hücumda da birşeyler yapmaya çalışırken istemeksizin takımı sabote ediyor. ekstra şeyi hücumda değil de savunmada yapmaya çalışsa süre daha fazla alacak ama o bunu yapamıyor ve bence de haklı olarak kenara alınıyor. bunu ise kendisine yediremiyor ve bu psikoloji ile hem kendine hem de takıma zarar veriyor. bakalım ceza verecekler mi?


Her takımın şansı eşit. Efes Madrid'i burada yenebilirse nuhtemelen her takım 3-3 olacak(kuralar çekildiğinden beri faruk bu grupta her takım 3-3 olacak diyordu. ben de efes 3-3 olmaz ya 1-5 ya da 2-4 yapar diyordum. bakalım hangimiz haklı çıkacak) ve bir faul bile bu durumda grup birincisini belirleyebilecek.


Ataman mağlubiyeti kaçan şutlara ve Santiago'ya faul çalınmaması nedeniyle hakemlere bağlamış. Maç stratejimiz doğruydu demiş. Ben pek öyle düşünmüyorum. Efes'in hücumda istediği yüzdeyi yakalayamama nedeni bence ribauntları kolay almamasından kaynaklandı. Rakip %6O'ın üzerinde bir ikilik yüzdesi ile oynadı. biz ise %40'lar civarında. onlar sürekli penetre ederek hücum etti biz ise top çevirerek boş şut yakalamaya çalılştık. bence stratejimizde de ciddi bir hata vardı. doğru bir strateji ile kötü bir şut yüzdesine rağmen bu Maccabi'yi yenmek zor olmayabilirdi.


9 Şubat 2010 Salı

Telekom-Kızılyıldız: TT'nin Avrupa Yolculuğu Sonlandı




Maç öncesindeki kızılyıldız değerlendirmemi okuyanlar bu maçta Telekom'a şans tanımadığımı hissetmişlerdir. Bu anlamda benim için sürpriz olmadı. 15 sayı civarında bir fark yeriz demiştim sevgili Onur Yavuz'a. Beklediğimden birazcık daha fazla bir fark yedik.

Uzun zaman sonra salonda maç izleme eziyeti yaşadım. Telekom'lu yöneticiler para vererek, bilet alarak maç izlemeye gelseler salonda neden taraftar olmadığını anlayacaklar. Federasyonun telekom yöneticilerini uyarması gerekiyor. En dandik Avrupa maçlarında dahi dolan spor salonu önemli maçlarda bile dolmuyorsa, bunun tek nedeni telekom idarecilerinin Ankara basketbolseverlerini salona gitmeye küstürmeleridir. Telekomlugüçlüler adıyla yarattıkları basketbol cahili suni taraftar kitlesi, gerçek taraftarı salonlardan uzak tutuyor. Maç öncesinde kapıda dolanarak bilet satıyorlar. Aleni bir suç var. Herkes biliyor ve herkes seyrediyor. Bu yaratıkları orada besleyip büyütüyorlar.

Sırbistan adeta büyük bir basketbol endüstrisi ve bu endüstrini en önemli en büyük firmalarından birisi de kızılyıldız. Önümüzdeki yıllarda Avrupa basketbolunda önemli yer edinebilecek oyuncuları canlı seyretme fırsatını kaçırmak istemediğimden dolayı maça gittiğimi belirtmem gerek.

Maça gelince; TT açısından keyifli olmayan bir maçtı. Amiyane tabirle kedinin fareyle oynadığı gibi oynadı rakibin genç isimleri tt'nin tecrübeli isimleriyle. TT'yi izlemek pek keyif vermese de Kızılyıldız'ı izlemek çok büyük keyifti. Basketbol setleri, hücumdaki paylaşım ve akışkanlık skor tabelasında kendisini gösteriyordu. tablanın fotografını belki sonra faruk ekler siteye. o fotorafı ben sözel olarak size anlatayım. 4. periodun ortalarında, Kızılyıldızda 7 oyuncunun sayısı 8-12 aralığında dağılmıştı. telekomda ise serkan 18 diğerleri 2, 4, 5 civarındaydı. herşeyin özeti bu aslında. kızılyıldız makine düzeninde bir takım olarak oynuyorken TT bireysel yetenekleirne dayalı olarak mücadele ediyordu.

Maçın başında baskılı savunma ile TT farkı 20'lere çıkarabilseydi, belki rakibin gençliğinden de istifade ile kazanabilirdi ama onu beceremedi.


Kızılyıldız çok iyi bir takım. Ben keselj'in ve taylor'un önemli işler yapacağını düşünüyordum. ama 88'li bjelica ve 87'li stimac'a hayran kaldım. Stimac 2,10 boylarında kambala'yı andıran bir fiziğe ve simaya sahip ama daha hareketli ve daha akıllı bir uzun görünümünde. Ayağını yere daha sağlam basabilirse bence ileride Avrupa'da ciddi ses getirecek bir oyuncu. Bjelica ise neredeyse 1-2-3-4 numarada oynayabilen önemli bir oyuncu. ball handling'i vasat bir oyun kurucu kadar iyi. saha görüşü ve basketbol zekası üst düzeyde. Kendisinden uzun ve ağır oyuncu ile eşleştiğinde penetre edebiliyor. kendisinden kısa oyucnu bulunda post up yapıyor. Şutu da var. daha ne olsun? 4-5 sene kontrat yapıp tepe tepe kullan. iki oyuncu için de söylüyorum. sonra da NBA ya da avrupa'nın büyük bir klübüne sat. bunu söylemennin kolay olduğunun farkındayım. gerçekleştirmek de zordur mutlaka ama bunu yapmaya çalışacak basketbol idarecilerine ihtiyaç var.

Trifunovic önemli işler yapıyor. yabancı koç düşünen takımlara şiddetle önerilir. hatta gelirken yanında stimac ve bjelica ile gelirse daha da iyi olur.












TT için Çok Zor Bir Maç


Telekom bugün Kızılyıldız'la oynayacak. Zor bir maç olacak. Rakip isim bazında çok güçlü değil ama sistem olarak çok güçlüler. Daha da önemlisi bence son dönemlerin en iyi koçlarından biri ile çalışıyorlar: Trifunovic. Önüzmüdeki dönemde Avrupa basketboluna damga vuracağını düşündüğüm koçların başında geliyor.



Trifunovic önderliğindeki Kızılyıldız bu sene Uleb'de tek bir yenilgi aldı. Deplasmanda cholet'ye kaybettiler. Benetton gibi güçlü bir takımı hem içerde hem de dışarda yenebildiler. Gran Canaria'ya 30 sayı fark attılar.



Son maçlarda 3 uzunla oyuna başlamayı tercih ediyorlar. Önemli değişikliklerden bir tanesi bu. Diğer bir önemli değişiklik ise Cholet'ye kaybedilen maçtan sonra amerikalı guardları mike Taylor'a daha fazla süre vermeye başlamaları. Taylor cholet maçındaki mağlubiyetten sonra ilk beş başladı. yanılmıyorsam sonrasındaki tüm maçalrda da ilk beşte başladı. ilk dört maçta yaklaşık olarak ortalamada 10 dakika oynatılırken mağlubiyet sonrası 4 maçta 30 dakika üzerinde süre aldı. Taylor'un Avrupadaki ilk sezonu olduğu için, istediği kıvama gelmesini bekledi. kısa boyuna rağmen etkili penetreleri ve kuvvetli şutu ile etkili olan bir oyuncu. Trifunovic onu çok iyi kullanıyor.



88 doğumlu Keselj'in performansını da merakla bekliyorum. her sene oyununu birazcık daha geliştiren genç forvet, şutunda yakalayacağı istikrar ve savunma alanında vereceği katkı ile ileride Avrupa'da önemli bir takım oyuncusu olarak adından söz ettirebilir. bütün oyucnuları teker teker değerlendirmek uzun ve yorucu olacak. İyi genç oyuncular ve tecrübeyi, Trifunovic'in çok iyi harmanladığını düşünüyorum. Rytas'la gerçekleştirdiği mucizenin yeni bir versiyonunu Kızılyıldız ile gerçekelştirebilecek mi? Hep birlikte izleyeceğiz, göreceğiz.








3 Şubat 2010 Çarşamba

Nihayet Efes


Bu maça ilişkin sonucu haricinde pek çok şeyi merak ediyordum. Ataman'ı merak ediyordum, Thornton'un ne yapacağını. Thornton'a karşı Sato'nun ne yapacağını. Domercant'ı merak ediyordum ve Mcintyre'ı kimle savunacağımızı. Sinan tam saha baskı yapar mı mesela diye düşünmüştüm maç öncesinde. Sonuçta ise Real Madrid maçının kopyasını beklemiştim. yanıldım. Efes bu sefer maçı kazanabildi. Real Madrid maçından bence en önemli farklılık takımın savunma direncinin daha iyi olmasıydı. daha doğrusu daha mücadeleci ve istekli olmalarıydı. bunun nedenini aşağıda tartışacağım. Rotasyonları daha iyi kullandı Ataman. Efes'in rotasyonu giderek düzeliyor. önemli bir diğer etken ise bu oldu kanaatimce.


Rotasyona ilişkin bazı şeyler çok açık. sene başından beri aynısı yazıp duruyoruz. Kaya kasun ikilisnin yan ayana oynaması gerektiği. Nachbar-Rako ikilisinin ise yan yana oynamaması gerekliliği. bu takımda iyi hücum edebilen çok sayıda oyuncu var. ancak savunmada yeterli direnç olmayınca hücumda da efektiflik kayboluyor. savunmada yeterince mücadele edilmeyince net ribaunt alınamıyor, dolayısıyla hızlı hücum ve kolay sayı fırsatları kaçıyor. savunmada yeterince mücadele edilmeyince çok kolay sayı yeniyor ve takım demoralize oluyor. Real Madrid m açının son periodunda da bu maçta da aslında aynı hatayı yaptı Ataman. Rakip baskısına karşı topu en iyi çevirebilecek uzun oyuncu olarak Ermal'de sahada kalmak. Ermal ve 4 kısalı sistem olmuyor. Hem ribaunt hem de savunma aksıyor. popovic'de alındıktan sonra doğrusu topu yere vurabilen oyuncu sayısının artması nedeniyle baskıdan bu kadar da yılmamak lazım. Siena kadar topa bu kadar iyi baskı yapabilen takım sayısı çok fazla değil. Bu bağlamda 2 ve 3 periodllarda dönem dönem sertleşen Siena savunmasına karşı hücumdaki etkinliğimiz takımın iyi bir yolda olduğu izlenimini verdi bana. özellikle oynana oyunm, savunma ya da rakipten bağımzıs olarak tek bir örnek ya da iki örnek diyelim bana ilerisi için umut ışığı verdi. Bir tanesi Rakocevic'in periodun bitmesine 19 saniye kala yaptığı hızlı hücum denemesinde top kaybetmesi. bence frene basmalıydı ve süreyi biraz daha kullanıp hücumu gerçekleştirmeliydi. Bunu rako'Nun yapmasını doğrusu anlamakta güçlük çekiyorum. Solomon ya da D-Wash gibi amerikalı oyun kurucular böyle hatalar yapabiliyor ama Rako'nun bunu yapmasını anlamak gerçekten zor. işte bu hatası sonrasında kendi kendine kızarken benchte oyuncuların neredeyse hepsinin ayağa kalkıp Rako'yu alkışlaması takım içinde bir birliğe doğru gidildiğini gösterdi bana. İkincisi ise, kenarda olduğu anlarda Kasun'un takım için ayağa kalkıp arkadaşalarının iyi hareketlerinde onları alkışlaması ve kötü yaptıklarında ise teselli etmesiydi.


Yukarıda takımın madrid maçından daha istekli ve arzulu olduğunu belirtmiştim. Hücumda çizilmiş oyuncuları daha iyi oynadı efes'li oyuncular. Maça çok iyi konsatre olmuşlardı. bunun nedeninin birisi dışsal birisi de içsel olan iki faktöre bağlı olduğunu düşünüyorum.


Dışsal faktörün kahramanı sayın federasyon başkanı demirel. Demirel'in son röportajında Efes'i kötüleyip Fenerbahçe'yi yüceltmeye çalışması doğrusu komikti. ama bunun efes takımı üzerinde olumlu bir etki yarattığını düşündüm. Ataman üzerinde bile olumlu bir etki yarattı. Demirel'İn böyle bir amacı olmamasına rağmen yaptığı açıklamalar ile Efes takımının daha bir birlik ve daha iyi motive olmalarını sağladığını düşünüyorum. bu nedenle de bu galibiyetin "mimar"larından birinin Demirel olduğunu düşünüyorum: böylesi bir amacı olmamasına rağmen. Tabi bu "eser"inden dolayı mutlu olup olmadığını bilemiyoruz.


İçsel faktör ise Efes'in yüksekte yapılan sert ve baskılı savunmaya karşı nasıl oynaması gerektiğini bimesinden, tecrübesinden kaynaklanıyor. Yazıınn başında Sinan'ın Mcintyre'ı tam saha baskı ile alıp almayacağını merak ettiğimi söylemiştim. Sinan'ın tam saha baskı yıldırdığı oyuncu var mı diye sorunca herhalde hepimizin aklına aynı isim gelir. Solomon. Aynı seri gelir. malum Efes-Fenerbahçe final serisi. Fenerbahçe son senelerde Efes'e karşı aldığı galibiyet serilerinde yüksekte yaptığı savunma ile başarılı olmuştu. Son serinin son maçlarında Efes bu savunmaya karşı nasıl hüxum etmesi gerektiğini anladı. Rakipten daha sert savunma yaparsa daha kolay atışlar bulabildiğini gördü ve o seri kemik sesleri arasında sonlandı. Siena maçında da o seriden gelen alışkanlık ve yüksekte yapılan baskıya karşı alışılan hücumların önemli etkisi oldu bu maçta diye düşünüyorum.


Ataman Nachbar ve Rako'yu kazanmak adına önemli bir fark yakalanmasına engel oldu. Bu süreçte Nachbar ve Rako'dan vazgeçerek ne de onalrı kazanabildi. kısacası hem şiş yandı hem de kebap. gruba ilişkin şimdiden öngörüde bulunmak zor. Efes'in diğer maçlarda ne yapacağını kestirmek de zor. Bu mücadele ile yenemeyeceği takım yok. Ama bu mücadeleyi de yukarıdaki analizde bu rakibe ve bu döneme ait içsel ve dışsal nedenlerin ürünü olarak değerlendirdim. böyle nedenleri diğer maçlarda bulabilir miyiz? bilemiyorum.


Foto: efesbasket.org

2 Şubat 2010 Salı

Tanjevic'de Sorun var ama Sorun Tanjevic Değil


Dün Akşam federasyon başkanının yaptığı açıklamalara ilişkin Kaan Kural'ın telefonla bağlantısından sadece bir iki dakikasını izleyebildim. Eleştirinin, ne anlama geldiğini çok güzel özetledi. Ben de bu konudan hareketle bir şeyler yazmak istedim.


Öncelikle İhsan Bayülgen'in yorumlarının bana çok komik geldiğini belirtmek isterim. Kendisi gibi yapıcı eleştiriler yapanlara federasyon başkanının birşey demediğini ama yıkıcı eleştiriler yapanları eleştirdiğini bu nedenle de isim vermesi gerektiğini söyledi. Anlayabildiğim kadarıyla federasyon başkanının eleştirdiği kişiler arasında kendisinin olup olmadığını tam olarak idrak edememiş ve olmaması gerektiğini savunarak onu isim vermeye davet ediyor. offf of...


ben doğrusu şu yıkıcı ve yapıcı eleştiri ayrımının çok da doğru olmadığını düşünüyorum. Yapıcı eleştiri ile kişi yıkılabileceği gibi üzerine yapı da inşa edebilir. Bu tamamen eleştirilenin zeka ve bilgi düzeyi ile ilişkili. Eleştiri yapan ne kadar yıkıcı olmak isterse istesin karşısındaki bu eleştiriden yapıcı yönler ve şeyler çıkartabilir. Burada mesele bence eleştirenlerde değil, bizzat eleştiri alanın niteliğine ilişkindir.


Bu bağlamda eleştiriden korkmamak gerekir. Yıkıcı eleştiri bile yapıcı sonuçlar yaratabilir. Hatta yıkıcı eleştiriler yıkıcı olmayı başardıklarında bile yapıcı olabilir. Schumpeter'in tabiriyle buna "yaratıcı yıkım" diyebiliriz. Örnek vermek gerekirse yapılan eleştiriler sonucu Tanjevic yıkılırsa ve yerine daha çok şey verebilecek bir koç getirilirse bundan daha "yaratıcı bir yıkım" düşünemiyorum. Bu bir boyutu. Diğer bir boyutu ki maalesef Tanjevic'in Türkiye geçmişi bize bu ikinci boyutun pek de geçerli olmadığını gösteren örneklerle dolu: yapılan eleştirilerden Tanjevic'in dersler çıkartması. Tanjevic'in eleştiriye kapalı olduğu hem Fenerbahçe'yi çalıştırırken ne de Milli takımın başında iken gördük. Doğrusu federasyon başkanı da eleştiriye kapalı. Herkes kendisini "tanrı" görürse ve yaptıklarının "hakikat" olduğunu düşünürse eleştiriyi kabullenemez. federasyon başkanımızın haliyeti ruhuyesi aynen böyle. Ama unutulmaması gereken bir şey var; klişe olacak ama milli takım sadece federasyonun değil, hepimizin takımı. bu takım hakkında ilkokula giden talebelerden, profesyonel sporculara kadar herkesin söz söyleme eleştiri yapmak hakkı var ve hiç kimsenin eleştiri hakkı bir diğerininden daha fazla değil. Beğenseniz de beğenmeseniz de...


Evreni öğrendim.

Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.

Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek

Gerektiğini Öğrendim

MEVLANA





Foto: Medyaspor.com'dan alınıtıdır.