30 Ekim 2009 Cuma

Efes Öldürücü Darbeyi Vuramıyor


Efes Pilsen dünkü maçta rakibini yumruklarıyla sersemletip indirici darbeyi vuramayan daha sonra aldığı kontra yumrukla sersemleyen bir boksör gibiydi. Ne zaman indirici darbeyi vurmaya yeltendi hep bir kontra yumruk yedi. Dünkü maçın genel görüntüsünü böyle resmedebiliriz. Zaten Kaya maçtan önce yapılan röportajda “kazanalım yeter” tarzında konuşarak Efes’in henüz öldürücü darbeyi vuracak kapasiteye gelmediğini itiraf ediyordu.

Bu maç açık seçik ortaya çıkardıki, Ergin Ataman’ın oyun stratejisi Shumpert’li 4 kısalı sistem ve 2 ve 3 numaralı oyuncuların (Rakocevic, Smith ve Shumpert) skor yükünü sırtlaması. Başka bir alternatifide yok zaten. Elindeki 3 uzunun 3 ortak özelliği var ki bu özellikler aslında Ergin Ataman’ın hücumdaki alternatifsizliğini ortaya koymakta. Nedir bu 3 ortak özellik: Hareketsiz olmaları, post-up özelliklerinin olmaması ve şutlarının zayıf olması. Bu tarz uzunları ancak savunmada pota altını kaptamada, hücumda ise kısaların penetresi sonunda bitirici özellikleriyle faydalanabilirsiniz. Böyle bir yapı Efes’i maalesef çıkmaza götürmekte. Oyun sisteminin 2 ve 3 numaralara yoğunlaştığı 4 kısalı sistemde ribaunt zaafı çekiyorsunuz. Doğru dürüst uzunu olmayan Partizan’a bile ribaunlarda 37-33 yenilmişiz. İki uzunla oynadığımızda bu sefer uzunların post-up ve şut özelliği olmadığından hücumlar kısırlaşıyor. Savunmada ise hareketli uzunları tutmakta zorlanıyoruz. Sonuçta Efes Pilsen’in en verimli olduğu sistem 4 kısalı sistem olarak ortaya çıkmakta. Bu sistem bizi top 8 veya F4’e taşır mı? Çok zor. İlerisi için karamsar olmamı gerektirecek diğer bir nokta vasat bir kısa olan Mccaleb’in savunmamızı her aldığı topta delmesi (assist sayısı 7 ki Vranes ve Maric topları tutabilseler ve basit atışları kaçırmasalar daha fazla olabilirdi).

Karamsar tablodan çıkıp, biraz da iyi taraflarımıza bakalım. Asist sayımız 21. Oyun kurucularımızın Kerem ve Ender 10 asist yapmışlar. Top kayıpları sadece 3. Toplam top kaybımız 10. Asist/top kaybı oranı Efes’in 2,1, Partizan’ın ise 1,1. Bunun doğal sonucu olarak rakipten 9 kez fazla hücum etmişiz. En azından takım olamamız adına gelecek için iyi göstergeler bunlar. Diğer taraftan seyircinin maça olan ilgisi (umarım sadece bayram tatilinden kaynaklanmamıştır) oyuncuların kenetlenerek takım olma sürecini hızlandıracaktır.

Grubu en kötü ihtimalle 3 veya 4 bitiririz. En azından Top 16’ya alınacak iyi bir 4 numara ile girmemiz halinde Efes Pilsen’in Top 8 şansı var. Aslında NBA’de sezon başlarken takıma giremeyen iyi bir 4 numara bulunabilir. Efes yönetiminin bu sistemle Top8 veya F4’e giremeyeceğinin farkında olduğunu düşünüyorum. Tahminim elinde bulunan 4 tane 5 numaradan birini elinden çıkartıp yerine 4 numara alacaktır. Elinden çıkaracağı oyuncu da Santiago olacaktır.

Bir Tatlı Derbi Masalı: Yereldene evrensele gidememek...


Bu blogda en azından benim kalemimden futbola ilişkin bir şey pek göremezsiniz. Bu bağlamda bu yazıyı kesip saklayın isterseniz. Binde bir olacak bir şey. Başlangıçta şunu belirtmem lazım. Futbolla ilgilenmediğim için verdiğim bilgilerde yanlışlar olabilir. Kusura bakmayın. Burada verilen bilgiden ziyade mesaja dikkat etmenizi önerebilirim.

Bu konulara ya da bu konuda topa girmeyi pek sevmem çünkü. Konu “büyük” derbi. Yazıyı yazma nedenim ise işte şuradaki köşe yazısı. Gülşah hanım bence güzel yazmış. (Ali sami Yen'de benzer görüntüler olduğunda aynı yazıyı yazabilirse o zaman Gülşah hanımın bu yazısı benim gözümde gerçek değerine ulaşır. Yazabileceğini tahmin ediyorum çünkü; Adnan Polat’a da bu konudaki tutumundan dolayı eleştirel olarak değinebilmiş) Gülşah Hanım’In yazısı; Türkiye futbolunun kısa bir özeti. Benim için ise neden futbol seyretmediğimin kısa bir özeti. Ya da blogun başlığının neden BOLbasket olduğunu da bu köşe yazısında buluyoruz.

Aslında tek neden kirlilik. Futbol ülkemizde o kadar kirli ki, o kadar kirletildi ki böyle bir pisliğin bir parçası olmak istemiyorum. Endişelenmeyin yazı uzun bir yazı olmayacak. İşin aslı böyle derbiler bizim için milli mastürbasyondan başka bir şey değil. Efendim neymiş; dünyanın en önemli derbisiymiş. Miş miş-mış mış. Aynı hafta sonu bir Arjantin derbisi bir de İngiltere derbisi oynandı. O maçlar 200’den fazla ülkede gösterilmiş. Bizim maçı ise bizim dışımızda sadece İspanya yayınlamış. O da dandik bir kanaldaymış. Tek başına bu bile; bu derbinin yerel olduğunun en önemli kanıtıdır.

O zaman bu derbiyi o ünlü Arjantin derbisi ya da İngiltere derbisinin yanında anmamak lazım. Öyle dünya çapında büyük bir derbi falan değil. Biz böyle masalları nedense çok seviyoruz. Yerel başarılarla avunuyoruz. Basketbola da bu kirlilik ucundan kıyısından bulaşmaya başladı. Benim endişem basketbol için.

Partizan Maçının Düşündürdükleri


Maçı seyretmediyseniz sonuca bakıp aldanmayın. Nerdeyse son dakikaya kadar partizan da efes kadar galibiyete yakındı. Buna rağmen bugün biraz polyannacılık oynayacağım. Rakip güçlü olmasa da, maçı içerde oynamış olsak da önemli bir galibiyet olduğunu düşünüyorum. Fenerbahçe deplasmanda ve zayıf bir takımı uzatmada da olsa yenmişti. Ama burada eleştirmiştik Fenerbahçeyi ve koçunu. Fenerbahçe için olumlu konuşmayıp Efes için neden Polyannacılık oynuyoruz? Bunun temel nedeni Fenerbahçe’nin dışsal bir şok olmadığı sürece bu şekilde fazla bir şey yapamayacağına olan inancımız. Efes için aynı şeyi söyleyemem. Muhtemelen Faruk’la Efes konusunda tam bir uzlaşı sağlayamayabiliriz. Efes’in f4 değil ama F8 için mücadele ettiğini düşünüyorum. İlerleyen haftalarda daha doğru bir rotasyonla efes’in çok daha iyi basketbol oynayacağına dair ümidim var.

Efes’in eksiklerini görebiliyoruz. Zaten maçlarda da bu eksikler gözümüze fazlası ile batıyor. Efes de power forvet yok. İyi pivotlar var. Ama bunlardan sadece ermal-kaya ya da kasun-kaya gibi bir ikili çıkartmak mümkün. Efes’in uzun kadrosuna bakıldığında ermal-kaya-kasun-santiago ve dört numarada kullanılan iki kısayı da eklediğimizde 6 kişilik bir rotasyon olduğunu söylemek mümkün. Bu bağlamda bu oyunculardan birinden vazgeçmeden bir uzun transferi daha yapılması pek mümkün gözükmüyor. Dolayısıyla Ancak Santiago ya da Kasun’dan vazgeçip bir dört numara transfer edilebilir. Ya da 3-4 karışımı oynattığın forvetlerden birinden vazgeçilebilirsin. Ancak efes’in bu yollardan her hangi birisine gitmeyeceğini tahmin ediyorum. Bu bağlamda bu maçın ışığında efes’in optimal rotasyonlarına ilişkin birkaç şey söyleyeceğim.

Bu maç, Efes’in özellikle uzun rotasyonuna ilişkin görüşlerimi pekiştirdi. Efes eğer tek pivotla oynayacaksa; bu oyuncu Santiago olmalı. Yanında ise Shumpert ve Nachbar yan yana oynamalı. Santiago oyunda yokken de Efes’in ermal-kaya ya da kasun-kaya ikilileri ile sahada yer alması gerekli. Kasun ve Kaya’nın ama özellikle Kaya’nın pota altında tek başına bırakılmaması gerekiyor. Aksi halde efes büyük sıkıntı çekecektir.

Özellikle takımın henüz oturmadığını söylediğimizde önceki maçtan sonra yazdığım gibi efes’in şu dönemde savunma yaparak maç kazanabileceği gerçeğini bu maç ile görmüş olduk. Hatta maç sonrası Ataman da bu minvalde açıklamalar yaptı.

Şöyle bir yanlışa düşmememiz lazım. Ben sıklıkla Efes’in hazır olmadığını ve sancılı günler geçireceğini söylüyorum. Ancak rakiplerimizin de çok hazır olmadıklarını hatta neredeyse hazırlık açısından benzer olduklarını söyleyebiliriz. Vujosevic maç sonrası kendi takımının da henüz hazır olmadığının altını çizmiş. Vujosevic’in açıklamalarında bir şeyi anlamadım. İyi yönetimlerinden dolayı hakemleri tebrik etmiş. Kinaye yapıyor desem kötü bir yönetim yoktu. Samimi olduğunu söylesem öyle aman aman hakemlik bir maç değildi. Hakemlerle bir ara tartıştı. Ya onların açıklamalarından etkilendi ve teşekkür bağlamında bir şeyler söylemiş oldu ya da gerçekten kötü yönettiklerini düşündü. Ve eleştirel bir yaklaşım sergiledi. Bu konuya ilişkin sizlerin diyeceği bir şey var mı?

Rakocevic’in formsuzluğu giderek can sıkıcı oluyor. Faul atışlarında bile zorlanması doğrusu beni ciddi ciddi düşündürüyor ancak Rakocevic’in kariyerine baktığımızda en azından kötü günlerini bu takımlara karşı yaşamasının bile olumlu olduğunu söyleyebiliriz. Rakocevic kötü oynama haklarını kullanıyor ve fazla hakkı kalmadı. Efes’in ise ciddi maçları yaklaşıyor. Dolayısıyla rako’nun o maçalrda kötü oynama konusunda bir hakkı kalmadı diyerek buna da olumlu bakabiliyorum. Bugün galiba yatağın ters tarafından kalktım. Ya da düşündüğüm şeyler gerçekleştiği için olumlu düşünüyorum.

Neyse bu sene her ne kadar efes f4 için yatırım yapmış olsa da ben özellikle oyun kurucu zaafı nedeniyle efes’in söz konusu başarıyı yakalayamayacağını düşünüyorum.
Rakocevic’İn vasat altı oynadığı dönemde kenarda Smith’in sorumluluk alması çok iyi oldu. Son periodta ise onu oyuna almaması enteresandı. Efes’in ilk beş başlamayan iki oyuncusu Sumpert ve Smith Efes’in sayılarının neredeyse yarısını attılar. Oyuncu bazında baktığımızda Nachbar’ın performansının çok yetersiz olduğunu söyleyebiliriz. Şut bile denemedi. Gerçi ancak 5 dakika kadar sahada kaldı orası da ayrı bir konu ama rahatsız olduğu çok açık. Kendisiyle yaptığımız röportajda çok yönlü bir oyuncu olduğunu söylemiştik ve o da "evet çok yönlü bir oyuncuyum verilen her görevi yaparım" gibisinden bir şeyler söylemişti. Ama daha da önemlisi pozisyonuna ilişkin olarak 3 numarada oynadığını üzerine basa basa vurgulamıştı. O vurgudan biz birazcık amiyane tabirle kıllanmıştık. Ve korkularımız gerçekleşiyor gibi. Nachbar sanırım bu şekilde kullanılırsa beklentileri karşılamaktan biraz uzak kalacak gibi.

Efes iç dış dengesini iyi kuruyor. Ancak pota altı yüzdesi hiç de iyi değil. %50’ler civarında kalıyor. Bu rakiplere karşı %50’lere ancak ulaşabiliyorsan burada sorun var demektir. Efes’de sırtı dönük oynayabilecek uzun oyuncular Santiago ve Ermal. Santiago yaşlandı ve takıma alışması zaman alacak. Ermal de hazır değil. Onların efektif katılımı önemli. Ancak daha da önemlisi Efes’in pota altı hücum stratejisi. Efes’in pas hızını arttırması gerekiyor. Kısa oyunculardan Rako haricinde delici olabilecek bir oyuncusu yok. Birazcık Ender diyelim. Günümüz basketbolunda adam eksiltmek büyük önem kazandı. Pota altını adam eksilterek beslemek mümkün. Bu nedenle Efes’in pota altını beslemede birazcık daha aktif bir oyun oynaması gerekiyor.

Son söz: Zamanın her iki takımımız için ilaç olması dileğiyle.

29 Ekim 2009 Perşembe

Fenerbahçe Zoru Başardı


Başlıkta bahsettiğim zor ne rakibin dişli olması ne de deplasmanın ateşli olması. Rakip de zayıftı çok bir seyirci baswkısı da yoktu. Hakemler kötüydü ama iki tarafa da. Kağıt üstünde Fenerbahçenin rahat kazanması gereken bir maçtı. Zor olan bu maçı uzatmaya taşımaktı.

Euroleauge’in en zayıf takımlarından birisi ile oynadık. Maç boyu rakip takım toplamda bir dakika bile öne geçemedi. Ama neredeyse maçı kaybediyorduk. Neyse ki Asvel’in kazanmaya niyeti yoktu. Ellerine gelen fırsatları bir bir geri çevirdiler. 2 sayı önde ve maçın bitmesine 25 saniye varken top kaybı yapmaları, uzatmaların son hücumunda ise üçlük sayı gerideyken üçlük yerine ikilik kullanmaları. Örnekleri arttırmak mümkün. Ama uzatmaya hiç gerek yok.

Tanjevic ile oyuncular arasında ciddi bir sorun varmış gibi gözüküyor. Greer ve kinsey haricindeki oyuncular sahada ruh gibiydi. Varlıkları ile yoklukları neredeyse aynıydı. Basit bir istatistik vereyim. Fenerbahçe’li oyuncular hemen her pozisyonda daha uzunlar. Fener’in ilk beş boy ortalaması 2.00 m. Rakibin boy ortalaması ise 1.93 m. Ortalamada 2-3 santimlerin bile önemli olduğunu düşünürsek 7 santimlik bir boy farkı gerçekten çok önemli. Ama ribauntlara baktığımızda rakibin toplam 41 Fener’in ise 35 ribaunt aldığını görüyoruz. Kendimizden ortalamada 7 santim kısa olan takıma iki blok yapabildik onlar ise bize 3 blok yaptılar. Fazla söyleyecek bir şey yok.

Fenerbahçe’nin kağıt üstünde çok kuvvetli bir kadrosu var. Kağıt sütündeki kuvvetin sahaya yansıyabilmesi için koçun oyuncuları zihinsel ve taktiksel olarak hazırlaması gerekiyor ve Fener’de eksik olan konu bu gibi. Koçun bırakın hazırlamayı adeta bu konuda el freni işlevi görüyor. Fenerbahçe ya yokuş aşağıya vitesi boşa alıp da gidecek ya da el freni çekili vaziyette gidecek. İki gidiş de zararlı. İlkinde kaza kaçınılmaz. İkincisinde ise el freni bir yerde kopar ya da araç durur. Kontrollü ama hızlı bir şekilde rampadan aşağıya gitmesi gerek. Orada da tüm sorumluluk koçun üzerinde. Ama maalesef Tanjevic’den böylesi bir sürücülük göremiyoruz.

Fenerbahçe pota altı bunun en güzel örneği. Fizik olarak ve savunma potansiyeli olarak bakıldığında muhtemelen Avrupa’nın önemli pota altı rotasyonlarından birine sahip Fenerbahçe. Ama kendilerinden 10 santim daha kısa olan bir oyuncu (hem de şutu hiç olmayan bir oyuncu) adeta Fenerbahçe pota altında dans etti. Semih, Oğuz ve Ömer ise onu seyretti.

Rakip koç tempoyu birazcık daha erken arttırsaydı Fenerbahçe’yi dümdüz edebilirdi. Ama yaptıkları alan savunması ile (ki tarihin gördüğü en kötü alan savunmasıydı. Önce 3-2 alan savunması yaptılar. Sonra ki bir hücumda ise one and box ile 1-2-2 arası bir şey denediler. Bir oyuncu one and box yaparken geri kalanlar 2-2 yapacaklardı ama birisi bozdu. Tam komediydi.) Fenerbahçe’nin farkı açmasına izin verdiler. İyi bir alan savunmasına karşı fener zorlanacaktır ancak o savunmayı yapabilecek son takım Asvel gibi.

Neyse uzatmayacağım. Rakip gerçekten kötüydü. Maç da kötüydü. El maçı gibi değildi. Hakemler de öyle. Dİxon neredeyse 10 kere top taşıma yapmıştır. Vb.. iki takıma da kötüydü. Yani herkesin formsuz olduğu bir maçtı. Spiker ve Çetin Yılmaz da her zsamanki gibi formsuzdular.

Ama sonuçta değerli bir galibiyet. Çünkü ilk turda toplam on maç yapıldığını düşününce, bu kadar zayıf takıma karşı alınacak mağlubiyet bütün seneye mal olabilirdi. Deplasman galibiyeti her zaman iyidir. Asvel ileride en azından evinde bir iki maç kazanabilirse Fenerbahçenin ekmeğine yağ sürebilir ama Asvel’den bir şey beklememek lazım.

28 Ekim 2009 Çarşamba

Galatasaraylılar: Enseyi Karartmaya Gerek Yok


Galatasaray sezon başı henüz hazır olmamasına rağmen bana ilerisi için umut verdiğini söylemeliyim. Öncelikle dengeli, bütçelerine göre iyi bir kadro kurduklarını düşünüyorum. Kepez maçını kaybetmeleri bence çok önemli değil. Hücum setleri oturmadığından o tarafta sıkıntı yaşadılar. Yeni kurulan takımın maç içinde özellikle hücumda kilitlenme yaşamaları normal karşılanması gerekir. Kepez kendi saha avantajı ile dış şutlarda isabet sağlayınca maçı kazandılar.

Bu seneki kadronun bana umut vermesinin altında bir kaç sebep var. Öncelikle yabancı oyuncu seçimlerinin çok yerinde olduğunu düşünüyorum. Washington hariç diğerleri takım oyunun önemli parçası olmaya müsait. Bu minvalde Rancik’e ayrı bir paragraf açmak lazım. Belki isim olarak değil ama fayda-maliyet açısından TBL’nin en iyi yabancı transferi olduğunu düşünüyorum. Her iki maçta da en savaşçı, takım için her şeyini ortaya koyan, en hırslı oyuncusuydu. İki maçtaki "game face" ve vücut diline bakarsanız bunu anlayabilirseniz. İk iki maçta ortalama 16 sayı 8 ribaunt ortalaması ile oyanayarak istatistiksel olarak da takımın en ön plana çıkan oyuncusu konumunda şu anda. Jasaitis eğer onun üzerine iyi şut setleri geliştirilirse çok katkı verecektir. Wilkinson orta mesafe şutu olan mücadeleci bir oyuncudur. Fayda sağlayacağından eminim. Burada soru işareti D-Wash olacaktır. D-Wash, EL tecrübesi olan skorer yönü biraz daha ağır basan oyuncudur. Özellikle pota altına cesur ve kararlı penetreleri çok etkili. Pozisyonları bitirme yüzdesi yüksek. Bu penetreler sonucunda içeriden Cemal’ı dışarıdan Jasaitis ve Tufan’ı iyi besleyebilirse GS’yi bir adım öne çıkarabilecektir. İlk iki maçta gösterdiği performans (13,5 sayı, 5 assist, 2 ribaunt) gelecek için umut vaat eden istatistiklerdir.

Diğer olumlu gözlemim bu takımın sertlik seviyesinin geçen seneye göre artmış olması. Gurovic, Milojevic, Atkins gibi yumuşak oyuncuların yerine alınan yabancılar ve Evren Büker’in takımın savunma sertliğini arttıracağını düşünüyorum. Yerine gelmişken belirtemeden geçemeyeceğim: Geçen sene hem savunma hem hücum yönüyle en beğendiğim oyuncu olan ve izlemekten keyif aldığım Graves keşke bu takımda olsaydı.


Sorunlar yok mu? Tabiki var. 5 numarada sadece Cemal’in olması, Can ve Polat’ın savunma olarak yumuşak kalmaları (Oyak maçında bariz şekilde görülmüştür), Tufan’ın nasıl performans göstereceği. Cemal’in eline çok büyük bir fırsat geçmiştir. Alternatifinin olmamamsı aldığı süreleri kayda değer oranda arttırmıştır. Bu sene ortalama 25-30 dk süre alacaktır. Her ne kadar ilk iki maçta istikrarsız bir görüntü çizse de (Oyak maçında çok iyi Kepez maçında kötü performans) uzun oyuncunun oynayarak ve yavaş yavaş gelişeceği gerçeğinden (Tamer Oyguç örneği) hareketle Cemal’in bu sene olgunlaşma yılı olabileceğini düşünüyorum.

26 Ekim 2009 Pazartesi

Efes-Banvit: Efes'in Güncel Sıkıntıları


Efes Pilsen’in zamana ihtiyacı var. Avrupa şampiyonası nedeniyle hem yerli hem de yabancı oyuncularının bir kısmından mahrum bir şekilde sezona hazırlandı. Bu nedenle de oyun içinde ciddi sancılar çekiyor. Hücumda akıcılık neredeyse hiç yok. Set hücumuna çok yavaş yerleşiyorlar ve 24 saniyede istedikleri hücumu gerçekleştiremiyorlar. Daha da kötüsü rakipler kısa oyunculara birazcık baskı yaptığında; efes'li oyuncular topu içeri de indiremiyorlar. Sonuçta kötü bir şuta kalıyorlar. Pas trafiğinin çok daha hızlanması gerekiyor. Post up pozisyonu alan oyuncuya topu geçirebilmek gerekli. Bunların gerçekleşmesi için takımın zamana ihtiyacı var.

Zaman içinde efes hücumlarının daha iyi olacağını söylemek mümkün. Ancak F4 için yeterli oyun kurucusu olmadığı için beklenen patlamayı yapabileceğini sanmıyorum Efes’in. Bu bağlamda sakatlık ya da başka bir sorun olmazsa takımın F8’den ötesine geçmesinin zor olacağını tahmin ediyorum. Neyse falcılık için henüz erken. Mevcut durumda neler yapılabilir ona bakmamız lazım.

Efes’in hücumunun oturması için Ataman’ın gerekli çabaları sarf ettiğini tahmin ediyorum. Ancak bu süreçte özellikle EL’de başka bir kazaya uğramaması gerekli. Bunun için Efes’in geçen senenin sonlarında yakaladığı savunma sertliğini, sahaya yansıtması gerekiyor. Kasun ve Kaya’nın yan yana oynaması en azından pota altındaki sertliği arttıracaktır. Kısa oyunculardan ise Sinan ya da Smith’in oyunda olması ve rakip oyun kuruculara baskı yaparak rakibin saha içinde organize olmasını engellemesi Efes'in kısa vadeli stratejilerinden biri olmalı. Yoksa rytas maçı gibi kazalarla efes’in sıklıkla karşılaşacağını söyleyebiliriz.

Banvit maçı bu konuda önemli bir uyarıydı. Maç başında Efes kısa da olsa yaptığı baskı ile rakibi zorladı. Efes hücumda çok sıkıntı çekti ama en azından çift hanelere maçın ulaşmasına engel oldu. Banvit'in ilk yarıda 12 top kaybı yaptığını düşünürsek dediklerim daha anlaşılır olabilir. ilk yarıda efes sadece 22 sayı atabildi. Bu kötü hücum performansını sergilerken savunması ile en azından rakibin farkı açmasına engel olabildi. yoksa maç çok erkenden efes aleyhine sonlanacaktı.


Birazcık da oyucnuların performansına bakalım. Çeşitli basketbol forumlarına şöyle bir baktım da thornton’u göndermek isteyenler de çıkmış. Thornton takımın hem savunma direncini yükselten hem de ribauntlarda katkı sağlayan bir oyuncu. Takımın bence vazgeçilmezlerinden. Kötü oynadığı zaman da olacak ama onun görünmeyen işler yaptığını unutmamak gerek.

Nachbar dört numaraya alışamayacak gibi. Umarım beni yanıltır. Ancak onun daha fazla sürelere ihtiyacı var. Takım birazcık rahat olabilseydi belki Nachbar daha fazla süre alacaktı ama maçın sonuna kadar Banvit’te galibiyetin diğer ucundan tutuyordu, hatta efes’den daha sıkı tutuyordu. Son anlarda şut seçimlerinde birazcık daha dikkatli olsalar Efes’i yenebilirlerdi.

Rakocevic’de Cumhurbaşkanlığı kupasından sonra ciddi bir düşüş var. Faulleri bile atamıyor. Geçen sene EL’de %90 gibi bir faul yüzdesi vardı. Geçen maç Rytas’a karşı %50 ile faul attı. Dün ise %25 ile faul kullandı. Rakocevic bu takım için çok önemli bir parça. Kısa zamanda kendisini toparlaması lazım. Efes’in hücum sisteminin tam oturmadığını düşündüğümüzde bu dönemlerde hücum açısından oyuncuların bireysel yetenekleri ile yaratacakları sayılar çok önemli olacak. Bu bağlamda Rakocevic’İn form tutması Efes için çok daha önemli olmakta.


Ender'de de çok büyük bir düşüş var. gerçi ondan çok fazla birşey beklediğimiz yok ama Avrupa şampiyonasının ilk turunda oynadığı basketbolu görünce acaba mı demiştik. Tamam öyle bir peformans beklemiyoruz ama 16,5 dakika oynayıp da 2 asist haricinde dişe dokunur hiçbir şey yapmaması çok kötü. özellikle ender'in belki de tek özelliği olan tempoyu yükseltmesini bile göremedik.


Efes sıkıntılı günler geçiriyor. bunlardan bir kısmı aşılabilecek sorunlar. bir kısmı ise efes'İn çok daha ilerilere gitmesine engel olacak sorunlar. kısa vadede efes'den transfer yönünde bir hamle gelmesi pek mümkün değil. Şu sıkıntılı günleri efes'in ancak savunma yaparak aşabileceğini düşünüyorum. İzleyelim görelim...


23 Ekim 2009 Cuma

Efes-Rytas


Böyle maçlardan sonra yazmak çok zor. Gece yazmaya başladım. Çok ağır oldu ve biraz daha sakinleşip yazayım dedim. Ama galiba sakinleşmem uzun sürecek.

Öncelikle genel olarak tv yorumcularının maç boyu söylediklerine hiç katılmadığımı belirtmek isterim. Kulağa biraz farklı gelecek belki ama ben efes’in hücum edemediği için değil, savunma yap(a)madığı için kaybettiğini düşünüyorum ve bu savunmayla Efes’in EL’de başının çok ağrıyacağını da söyleyebilirim. Maç sonrası açıklamalara baktığımda efes’İn başının daha da ağrıyacağını söylemek mümkün çünkü Ataman sorunu yanlış yerde arıyor: “Kağıt sütünde güçlü takımlar bazen potansiyellerini parkeye taşıyamayabilirler…rakibi hafife aldık…plana ilk yarıda sadık kalmadık…ikinci yarıda farkı azalttık ama gecevicius kritik üçlükler attı” diyor Ataman. Maç sonrası daha doğru bir tespit gecevicius’dan gelmiş. Bakın o ne diyor: “…efes pilsen bireysel yeteneklere dayalı. Bu yüzden biz onların yıldızlarını bire bir durdurduk.”

Otomobilden çok anlamam ama izninizle otomobilden hareketle bir analoji kuracağım. Benim gördüğüm kadarıyla efes pilsen’in iyi bir şasesi, motoru, kaportası ve jantları var. Ama bu aracın iyi gitmesi, beklenen sürati üretmesi için 4 vites takılmış. Halbuki bu donanım 5 hatta 6 vitese ihtiyacı var. Oyun kurucudan bahsediyorum. Kerem iyi bir yedek guard, Ender ise ancak 3. Guard olarak oynayabilir. Dünya şampiyonasında bu ikili çok iyi bir başlangıç yapmıştı ama arkasını getiremediler. Bu oyun kurucularla Efes’in büyük hedefler kovalayamayacağını aylar evvel yazmıştım. Umarım yanılırım.

Mevcut kadro sayı potansiyeli olsa da bu sayı potansiyelini açığa çıkaracak bir hücum düzeni için daha iyi oyun kurucuya ihtiyacı var. Elimizde o olmadığından atarak değil ama belki tutarak kazanabiliriz. Aslına bakılırsa tutma özelliği iyi olan oyuncular var. Örneğin Sinan ve Smith uzun kolları ile rakip oyun kurucuya baskı yaptığında neler olabileceğini biliyoruz. Efes’in geri dönüşünde de bu baskının rolü vardı. Smith’in oyun kurucu üzerine verilmesinin önemini kısacık da olsa gördük.

Ataman gerekli hiçbir müdahale yapmadı. Doğrusu rakibin pota altında oynayan tek bir uzunu var. Adam 5 dakikada 3 faul aldı. Ama biz ne hikmetse iki uzunla oynamayı tercih etmedik. Hatta bir ara 5 kısalı oynadık. İki uzunla başarılı olmamızın imkansız olduğunu düşünmüş ataman. O yüzden bir kere bile denemeyi düşünmedi. Bu sayede de 12 ribauntluk bir diferans oluştu. Hadi iki uzunu düşünmedi. Net ribaunt sayısını arttırmak ve hücumu hızlandırmak için alan savunması deneyebilirdi. Onu da denemedik hiç. Litvanyalı şutörlerden korktu herhalde. Bu arada küçük bir parantez açalım. Rakip çok iyi şut attı denmesin lütfen. 22/9 üçlük biz attık, onlar da 22/9 üçlükle oynadılar. İlk periodda zaten sıkıntı çok belliydi. Yapmamız gereken şey onların oyun düzenini bozmak olmalıydı. Sinan bu noktoda çok etkili olabilirdi. Yokları oynayan thornton şu rotasyonda 31 dakika oynadı. Sinan ise sıfır dakika. Hepsini geçiriyorum senin sırtı dönük oynayan Ermal’İn var. Bir de onu deneseydin keşke. Bunlar Ataman’ın gördüğüm yanlışları.

Azımsanmayacak bir seyircisi vardı Efes’in Litvanya maçında. En çok onlar için üzüldüm. Bu mağlubiyet bence basit bir mağlubiyet değil. Grubun diğer zayıf takımları da Efes’i yenebeileceklerini düşünecekler. Bu düşüncenin uyanması uzun vadede bir mağlubiyetten daha da büyük bir kayıp bence.

Son olarak Ermal transferinden sonra San tiago sanki kuru kalabalık gibi oldu. Mümkün olsa da Morris tarzı bir 4 numara ile onu değiştirsek. En azından ribaunt konusunda sıkıntımız bir nebze azalır. Malum 26 dakika oynayan Nachbar sadece 1 ribaunt alabildi. 23 dakika oynayan Shumpert de bir ribaunt aldı.

Rakocevic’de beni çok şaşırttı. Geçen sene %90 serbest atış yüzdesine sahip rako bu maçta %50 ile oynadı. Bizim ondan kazanacaklarımız vardı. Maalesef “körle yatan şaşı kalkar durumu” gerçekleşti.