4 Kasım 2009 Çarşamba

Taraftar yok, Aziz Başkan var...


Maç öncesi Cibona değerlendirmemde kolay bir maç beklediğimi belirtmiştim. Fenerbahçe’nin önemli eksikleri olduğu ama çok da derin bir kadrosu olduğu bu nedenle de EL’in en kötü takımlarından olan Cibona’ya karşı zorlanmasının benim için sürpriz olacağını söylemiştim.

İlk yarı 32-32 berabere bitti. Cibona maça oldukça konsantre başladı. Fenerbahçeli oyuncular ise oldukça şaşkındı. Cibona’nın farkı açması adeta bir şamar gibi oyuncuların yüzüne çarpması ile sarı lacivertli oyuncular, formanın hakkını vermeye başladılar ve 12-0’lık seri ile öne de geçtiler. Ancak Cibona oyun konsantrasyonunu yeniden yakaladı. Üst üste attıkları 3 üçlük ile tekrardan öne geçtiler ve ilk yarı berabere bitti. İlk yarının en önemli istatistiği Fener’in altısı ilk periodda olmak üzere toplamda yaptığı 8 top kaybı idi. Bir maç içinde yapılabilecek top kaybı istatistiğini ilk periodda gerçekleştirmiş olmaları, oyuncuların şaşkınlığını gösteren en önemli istatistikti.

3 periodun sonlarında ömer’lerin katkısı ile Fenerbahçe oyunda üstünlüğü ele geçirdi. 4. periodda ise sertleşen savunma ile Fenerbahçe galibiyet aldı. Zaten Fener’in azıcık diş göstermesinin galibiyet için yeteceğini maç öncesinde yazmıştık. Ama maçın beklediğim kadar kolay olmadığını belirtmem gerek. Oyuncularda isteksizlik can sıkıcı.

Takımın pota altındaki oyuncuları daha fazla besleme gayreti çok önemliydi. En azından takım elindeki uzunları hatırladı. Bireysel performanslara baktığımızda ise Amerikalı oyuncuların ne hücumda ne de savunmada beklenen performansı göstermemeleri can sıkıcıydı. 40’larına merdiven dayayan Mrsic’den öğrenmeleri gereken şeyler var. Ömer’ler bugün takıma gerçekten iyi katkı verdiler. Oğuz Semih de iyi mücadele ettiler. Özellikle Ömer Aşık ve Oğuz’un yan yana oynatılması ve verimli olmaları ilerisi için bence iyi bir işaretti. Preldzic oyun kurucu vazifesini kaldıramadı. Zaten Gree r varken Preldzic’in oyun kurması bence çok akılcı değil. Günün iki büyük hayal kırıklığı ise Kinsey ve Preldzic oldu. Her ikisi de çok kötü oynadı. Hücumdaki hatalarını geçiyorum ama savunmada da hiçbir şey yapmadılar.

Cibona’da Rozic ve Graves takıma katkı verdiler. Maçın sonlarında Rozic beş faulle çıktı graves ise hiç oynatılmadı.

Maç içinden küçük notlar da verelim. Kinsey’in parmağı Jamoınt’un gözüne geldi. Olay ikinci periodun ortalarında gerçekleşti. Devre arasında bile çocuk düzlemedi ve 3. periodun ortalarında ancak girdi.elektrik kesintisi nedeniyle son dört dakikada skor boardlar arızalandı ve maça 5 dakika kadar ara verildi. son saniyelerde bir pozisyona sinirlenen Tanjevic elindeki su şişesini yere fırlattı ve parkelerin temizlenmesi gerekti.

Yazının başlığına gelirsek: Fenerbahçe taraftarı yine gelmedi. Taraftarın boşluğunu ise Aziz Başkan doldurmaya çalıştı. Maç içinde alkışlayarak sürekli takımına destek verdi. Aziz başkanın bir taraftar gibi takımının yanında olması çok güzel. Ama bir taraftar gibi beyanatlar vermesi (kamuya açık bir dergi bile olsa) kendisine yakışmıyor. Suçu ispatlanmadığı sürece herkes masumdur ilkesini hatırlamamız gerekiyor. Geçmiş sezonlarda Fenerbahçe’de çeşitli branşlarda doping yapan oyuncular olmasından hareketle nasıl ki bunu yaygınlaştırarak Fenerbahçe kulübüne mal edemezsek, Efes kulübüne de aynı bağlamda bir söz söyleyemeyiz, söylememeliyiz. Herkesin öncelikle elini vicdanına koyması gerekiyor. Bunu haber yapan Hürriyet gazetesinin de.

Gazetecilik Bir Kamu Görevidir


Aziz Yıldırım Fenerbahçe Dergisi Kasım sayısında aynen şu cümleleri kullanmış:

“....bir takımın topluca doping yapması olayı ile dünyada bugüne kadar sadece iki kez karşılaşılmıştır: Bunlardan birisi Fransa’da Marsilya futbol takımı ile ilgili olandır. Diğeri ise Efes Pilsen’in karşı karşıya olduğu olaydır. Beklentimiz, bu toplu doping eylemine sebebiyet verenlerin spor ailesinden ayıklanarak çıkarılması ve kamu vicdanının bu şekilde rahatlatılmasıdır...”

Bu röportaj Marsilya ve Efes Pilsen’in fotorafları ile beraber ulusal yayın organlarında da yayınlanmıştır. Olaydan habersiz biri bu konuşmadan Efes Pilsen takımının toplu doping yaptığı mahkemece sabit görüldüğü ve takımın hüküm giydğini düşünür. Aziz Yıldırım zaten kararını vermiş. Efes toplu doping yapmıştır. Fenerbahçe tandanslı Türk basını da kararını vermiştir. Efes toplu doping yapmıştır. Marsilya ve Efes Pilsen’in takım fotoğraflarını yan yana gazetelere koyarsanız zımnen Efes pilsen’in topluca doping yaptığı düşüncesini destekliyorsunuz demektir Hatta bu düşünceyi tüm kamuoyuna empoze ediyorsunuz demektir. Kimse terini söylemesin. Basketbolla ilgisi olmayan biri bu sözü ve fotoyu gazetede gördüğünde Efes Pilsen’in takım olarak doping yaptığı iddiasını gerçekmiş gibi düşünecektir.

Efes Pilsen’i ve Tuncay Özhilan’ı doping yapan Marsilya ile aynı kareye koymak nasıl bir etik basın anlayışıdır. Spor basını ve yöneticileri: Bırakın artık bir şeyleri manipüle etmeyi. Bırakın birilerini pohpohlamayı. Gazeteceliğin bir kamu görevi olduğunu ve sosyal sorumluluk gerektirdiğini artık farkedin. Aziz Yıldırım için ne yazabilirm ki. Sonuçta klübünün çıkarları için her zaman yaptığı Makyavellist yaklaşımını aynen devam ettiriyor. Ayrıca kendi dergisinde istediğini söyleyebilir. Fenerbahçe dergisini kınamıyorum. Benim sözüm bu röportajı insanların nezdinde takımın toplu şekilde doping yaptığı düşüncesini uyandıracak şekilde veren Tük basınına.

3 Kasım 2009 Salı

Rakibimiz Cibona: Kolay Bir Maç Olacak...


Rakip Cibona. Hırvat basketbolunun en önemli temsilcisi. Önce Tanjevic’in açıklamalrına bakıp sonrasında rakibimizin kadrosunu değerlendirelim.

Tanjevic aşağıda tam metini bulunan açıklamasında mealen şunları söylüyor: “Bizim için kazanmak zorunda olduğumuz diğer bir karşılaşma. Çok sayıda hasta ve sakat oyuncumuz var ve bu durum da bizim maçı daha da zorlaştıran bir etken. Preldzic grip nedeniyle İki gündür antremanlara katılmıyor. Kinsey’in kaburgasında sorun var ve iyileşmeye çalışıyor. Giricek’in de hafif bir sakatlığı var ve Rasim Başak elini burktu. Tüm bunlar maç için hazır olmadığımızı gösteriyor. Diğer bir sorunise taraftar desteğinin az olması. Taraftarımızın hem El’de hem de ligde gelip bizi desteklemesini istiyoruz. Umarım eskiden olduğu gibi gelir ve bizi desteklerler”

“It’s another game we have to win. And at the same time we have plenty of injuries and illness which makes the game against Cibona Zagreb much more difficult for us. We have Emir Preldzic who has flu and has not practiced in two days. Tarence Kinsey has a problem with his ribs and trying to recover. Gordan Giricek also has a slight injury and Rasim Basak sprained his hand. All those things show that we are not ready for the game. We are not really ready inside. So we are a little bit melancholic before the game. We have another problem in playing our games in an empty gym. Both in the Euroleague and the Turkish League, we are still waiting for our fans to come and support us. I hope they will come and support us like the way they did before.”

Tanjevic’in açıklamalarına baktığımda sanki olası bir mağlubiyet için kılıf arar gibi geldi bana. Gırıcek’İn hafif sakatlığı, grip oldu, elini burktu vb. Rakip ekolu olan bir takım olsa da EL’e çok kötü başladı. Özellikle Siena’ya karşı aldıkları 40 sayının üzerindeki mağlubiyeti unutturmak isteyeceklerdir. Siena karşısında aldıkları sonuç; takımın ne kadar formsuz ve kötü bir durumda olduğunun önemli bir göstergesi. Kadroya baktığımız zaman takımın aslında oldukça vasat oyunculardan kurulu olduğunu görmemiz mümkün.

P.G. JAMONT, VRBANC, PRINC
S.G. THOMAS, GRAVES, TROHA,
S.F. BOGDANOVİC, ROZİC
P.F. ZUBCIC, VUKUSİC ,
C. BAGARIC, ANDRIC

Oyun kurucu olarak oynayan Jamont geçen sene eurocup’da oynamıştı. Penetresi kuvvetli ama dış şutu zayıf olan bir oyuncu. Takımı oynatabilen bir oyuncu da değil. Zaten temel sıkıntı burada başlıyor. Graves’i GS’dan biliyoruz. Etkili bir oyunuc. Hem içerden hem de dışarıdan oynayabiliyor ama bence en önemli özelliği savunmasının çok kuvvetli olması. Ancak istikrarsız bir oyuncu. Cibonaya ve EL’e uyum sağlayamamış gibi. Bogdanovic İspanya kariyeri olan ve Hırvat basketbolu adına beklentilerin yüksek olduğu bir oyuncuydu ancak beklenen gelişmeyi gösteremedi. Andric; EL’de fizik oalrak güçlü ama performans oalrak fiziğinin hakkını veremeyen pivotlardan. Efes’e karşı coşmuşluğunu hatırlarım. Ama benzer performansları çok sergileyebilen bir pivot değil. Dış şutu çok kötüdür. Ancak çembere yakın top verilirse sayı yapabilir. Bagaric de aynı Andric gibi fiziğinin hakkını veremeyen pivotlardan. Son birkaç sezondur İtalya ligindeydi. Tehlike oluşturabileceğini sanmıyorum. Rozic bence takımın önemli oyuncularından. Çok top kullanmaz. Görev adamıdır ama yeri geldiğinde hem içerden hem de dışarıdan etkili olabilir. Thomas da zaman zaman etkili olabilen bir oyuncu. Zubcic’in ileride çok iyi bir oyuncu olacağını düşünüyorum. Hatta bu sene Zubcic’in çok önemli bir patlama yapacağını ve senenin sürpriz oyuncusu olacağını düşünüyordum ama kadro o kadar kötü ki potansiyelli oyuncuların bile açığa çıkmasını sağlamaktan uzak. Ama ben Zubcic’i dikkatli izlemenizi öneririm.
Kadroya bütün olarak baktığımızda yıldızı olmayan, daha çok ikincil görevlerde oynayan oyunculardan kurulu olduğunu söyleyebiliriz. Fenerbahçe’li oyuncuların (kinsey, Rasim, solomon, gırıcek) sakatlıkları ciddi dahi olsa kalan oyuncular ile rahat bir galibiyet alması gerekir. Cibona gerçekten çok kötü bir kadroya sahip.

Telekom-Efes Pilsen: 4 Kısa’lı Sistem


Şampiyonluğun en kuvvetli 3 adayından ikisi karşı karşıya geldi. Efes’in rahat bir galibiyet alacağını düşünüyordum. Efes hazır değil ama Telekom da hazır değil. Hatta telekomun hazır olması için daha da fazla zamana ihtiyacı var.

Bu maç 4 kısa’lı sistemin en azından efes için çok sıkıntı yarattığını gösterdi bizlere. 3. perioddan bahsediyorum. Efes’in oyunda hakimiyet kurduğu ve üstünlüğünü kabul ettirdiği anlarda kaya ve kasun’un yan yana oynadığının altını çizmemiz gerekiyor. Daha önceki yazılarımda bu konuya özel önem verdiğim için belki de çok abartıyorum ama Efes’in şu andaki form durumu ve kadro yapısı bu ikilinin yan yana oynaması konusunda ciddi alarm veriyor. Ataman belki yorulduklarını düşünerek bu ikiliyi bozdu. Nachbar’ denedi. Ama daha önce de burada sıklıkla belirttiğimiz gibi Nachbar’ın dört numara etkinliği neredeyse yok. Zaten yedekte kalmanın sıkıntısını yaşıyor gibi. Yabancı sistemi nedeniyle ligde de arzu ettikleri dakikaları bulamıyor. Nachbar’ı kazanmak için onu asıl mevkii olan 3 numaraya yerleştirmek gerekiyor. En azından ligde çok daha fazla süreler alması sağlanarak takıma alıştırılmalı. Nachbar sanki takımın bir parçası değilmiş gibi hareket ediyor. Çok ruhsuz bir görüntü çiziyor. Umarım kısa zamanda kendisinden beklediğimiz katkıyı görebiliriz.

Ender’in en azından skor olarak katkı vermesi çok önemliydi. Zaten efes adına maçtaki iki olumlu görüntüden birisi Ender’in katkı vermesi oldu. Diğeri ise yukarıda belirttiğim kaya ve kasun’un yan yana verimli oynaması idi. Rakocevic’İ de belki bu olumlu görüntüye ekleyebiliriz. Kendisinden normalde beklenen performansı kendisinden izledik. İkinci yarıda 20 sayı civarında atarak takımını sırtladı. Son top kaybı ile mağlubiyete de neden oldu ama en azından tüm sorumluluğu üzerine alacak bir performans sergilemesi şu günlerde özellikle önemliydi.

Efes’in şu dönemde savunma sertliği ile maç kazanması gerekiyor. EL’de oynadığı son maçta kısmen de olsa bunun emarelerini görmüştük ancak Telekom’a karşiı yeterli sertliği yakalayamadılar. Telekom’un boş atışlarda daha yüzdeli oynaması durumunda Efes’in çok daha rahat bir mağlubiyet alması kaçınılmaz olacaktı.

Telekom galip gelmiş olsa da eksiklerinin çok fazla olduğunu söylememiz mümkün. Telekom’da Tutku’nun eksikliği hissediliyor. Mallet her ne kadar dün 7 asistlik ve skorer bir oyun sergilese de bu performansı her maç gösteremez. Owens ise çok silikti. Soner ise henüz koçun güvenini kazanamamış. Tutkusuz TT’nin guard rotasyonu ciddi alarm veriyor. Takım oyunundan ziyade bireysel yetenekleri ile maçı kazanmaya çalışıyorlar. Ki bu durum tt’nin değil, Türkiye basketbolunun genel sıkıntısı. Kolektif bir oyun ortaya koyan takımımız neredeyse yok. En kolektif oynayan takımlardan biri BJK ve şu anda yanılmıyorsam liderler.

Son yazılarım hep “zaman” diyerek bitiyor. Zamanın ilaç olması ümidiyle…

1 Kasım 2009 Pazar

Galatasaray - Erdemir

Çok keyifli bir maç oldu. ilk yarıda Erdemir özellikle ikinci periodun ortalarına kadar farklı öndeydi. Daha sonra bir savunma beşinin neler yapabileceğini hep birlikte izledik. Can’ın hakan’a yaptığı baskı sonuç verdi ve erdemir hücumda tıkandı. Caner topağlu da ikinci periodda farkın kapanmasında etkili savunması ve ribauntları ile önemli işler yaptı. Hücumda ise Murat kaya üst üste iki pozisyonda birinde çok güzel bir ikili oyun sonrası pas sonrasında ise pota altında seken topu takip ederek attığı sayı ile takıma katkı verdi. Ama bir oyuncuyu ayırmamız gerekiyor. Wilkinson.

Wilkinson’dan bahsetmeden önce galatasaray’ın yabancı oyuncuları ve işlevleri konusunda bir iki şey söylemek istiyorum. Hepsi belli bir düzeyin üzerinde ve tecrübeli oyuncular. Rancik-Wilkinson ikilisi uzun rotasyonunda jasaitis-d-wash ise kısa rotasyonunda oynuyorlar. Ancak kısa oyuncular uzunlar kadar profesyonel düşünmüyor gibi. Maça pek de konsantre olmadan çıktıklarını söylemek mümkün. Özellikle d-wash savunmada hiçbir şey yapmadı. Jasaitis ise ikinci yarıda en azından savunmada bir şeyler yaparak destek olmayı tercih etti. D-wash maçın bu kadar kafa kafaya gitmesinin baş sorumlularından birisi oldu. (maçın sonundaki etkili penetrelerinin bu bağlamda benim için hiçbir anlamı yok. Diğer sorumlu ise Murat Kaya idi. Nate Funk’ın normal sürenin son hücumlarında yaptığı hücumlarda Murat hiçbir şey yapamadı. Keza D-Wash’da bir şey yapamadı.

Wilkinson’ın form tutması Galatasaray adına en sevindirici haber. Sadece hücumda skor attığı için yazmıyorum. Savunmada da, ribauntlarda da takımına büyük katkı verdi.

Okan çevik’in kısa rotasyonunu kötü kullandığını söylemek mümkün. D-wash ve murat kaya ikilisinin yan yana oynaması büyük hata. Takımın savunmasını ciddi şekilde bozuyor. Evren kötü bir günündeydi ama bu kısa rotasyonunda çok daha fazla süre alması lazım. D-wash oyun kurucudan ziyade iki numara olarak kullanılıyor ve doğru olan da bu gibi.

Can daha fazla süre alabilir. Murat ve D-wash ise daha az süre almalı. Özellikle Tufan’ın efektif katılımı ve evren’in form tutması bu takım için çok önemli. Yoksa maçlar çok zor geçer.


Erdemir ise elindeki maçı hediye etti. Özellikle maçın sonunda takım oyunundan uzaklaşıp Funk’ın birebirlerine güvenmeleri onların yenilmelerine enden oldu. Uzatmaları ikinci yarısında yani son 2-3 dakikada Kaya’nın oyunda olmaması, Funk’ın can ve Caner ile eşleşmesi maçın ellerinden uçmasına nende oldu. Erdemir’in bu galatasaray’ı pota altında zorlaması gerekiyordu. Pota altında yeterince etkili olamadılar. Özellikle Kone çok vasat gözüktü. Belki yapacakları bir değişiklik ile sıralamada kendilerine çok daha üstlerde bir yer elde edebilirler.

30 Ekim 2009 Cuma

Efes Öldürücü Darbeyi Vuramıyor


Efes Pilsen dünkü maçta rakibini yumruklarıyla sersemletip indirici darbeyi vuramayan daha sonra aldığı kontra yumrukla sersemleyen bir boksör gibiydi. Ne zaman indirici darbeyi vurmaya yeltendi hep bir kontra yumruk yedi. Dünkü maçın genel görüntüsünü böyle resmedebiliriz. Zaten Kaya maçtan önce yapılan röportajda “kazanalım yeter” tarzında konuşarak Efes’in henüz öldürücü darbeyi vuracak kapasiteye gelmediğini itiraf ediyordu.

Bu maç açık seçik ortaya çıkardıki, Ergin Ataman’ın oyun stratejisi Shumpert’li 4 kısalı sistem ve 2 ve 3 numaralı oyuncuların (Rakocevic, Smith ve Shumpert) skor yükünü sırtlaması. Başka bir alternatifide yok zaten. Elindeki 3 uzunun 3 ortak özelliği var ki bu özellikler aslında Ergin Ataman’ın hücumdaki alternatifsizliğini ortaya koymakta. Nedir bu 3 ortak özellik: Hareketsiz olmaları, post-up özelliklerinin olmaması ve şutlarının zayıf olması. Bu tarz uzunları ancak savunmada pota altını kaptamada, hücumda ise kısaların penetresi sonunda bitirici özellikleriyle faydalanabilirsiniz. Böyle bir yapı Efes’i maalesef çıkmaza götürmekte. Oyun sisteminin 2 ve 3 numaralara yoğunlaştığı 4 kısalı sistemde ribaunt zaafı çekiyorsunuz. Doğru dürüst uzunu olmayan Partizan’a bile ribaunlarda 37-33 yenilmişiz. İki uzunla oynadığımızda bu sefer uzunların post-up ve şut özelliği olmadığından hücumlar kısırlaşıyor. Savunmada ise hareketli uzunları tutmakta zorlanıyoruz. Sonuçta Efes Pilsen’in en verimli olduğu sistem 4 kısalı sistem olarak ortaya çıkmakta. Bu sistem bizi top 8 veya F4’e taşır mı? Çok zor. İlerisi için karamsar olmamı gerektirecek diğer bir nokta vasat bir kısa olan Mccaleb’in savunmamızı her aldığı topta delmesi (assist sayısı 7 ki Vranes ve Maric topları tutabilseler ve basit atışları kaçırmasalar daha fazla olabilirdi).

Karamsar tablodan çıkıp, biraz da iyi taraflarımıza bakalım. Asist sayımız 21. Oyun kurucularımızın Kerem ve Ender 10 asist yapmışlar. Top kayıpları sadece 3. Toplam top kaybımız 10. Asist/top kaybı oranı Efes’in 2,1, Partizan’ın ise 1,1. Bunun doğal sonucu olarak rakipten 9 kez fazla hücum etmişiz. En azından takım olamamız adına gelecek için iyi göstergeler bunlar. Diğer taraftan seyircinin maça olan ilgisi (umarım sadece bayram tatilinden kaynaklanmamıştır) oyuncuların kenetlenerek takım olma sürecini hızlandıracaktır.

Grubu en kötü ihtimalle 3 veya 4 bitiririz. En azından Top 16’ya alınacak iyi bir 4 numara ile girmemiz halinde Efes Pilsen’in Top 8 şansı var. Aslında NBA’de sezon başlarken takıma giremeyen iyi bir 4 numara bulunabilir. Efes yönetiminin bu sistemle Top8 veya F4’e giremeyeceğinin farkında olduğunu düşünüyorum. Tahminim elinde bulunan 4 tane 5 numaradan birini elinden çıkartıp yerine 4 numara alacaktır. Elinden çıkaracağı oyuncu da Santiago olacaktır.

Bir Tatlı Derbi Masalı: Yereldene evrensele gidememek...


Bu blogda en azından benim kalemimden futbola ilişkin bir şey pek göremezsiniz. Bu bağlamda bu yazıyı kesip saklayın isterseniz. Binde bir olacak bir şey. Başlangıçta şunu belirtmem lazım. Futbolla ilgilenmediğim için verdiğim bilgilerde yanlışlar olabilir. Kusura bakmayın. Burada verilen bilgiden ziyade mesaja dikkat etmenizi önerebilirim.

Bu konulara ya da bu konuda topa girmeyi pek sevmem çünkü. Konu “büyük” derbi. Yazıyı yazma nedenim ise işte şuradaki köşe yazısı. Gülşah hanım bence güzel yazmış. (Ali sami Yen'de benzer görüntüler olduğunda aynı yazıyı yazabilirse o zaman Gülşah hanımın bu yazısı benim gözümde gerçek değerine ulaşır. Yazabileceğini tahmin ediyorum çünkü; Adnan Polat’a da bu konudaki tutumundan dolayı eleştirel olarak değinebilmiş) Gülşah Hanım’In yazısı; Türkiye futbolunun kısa bir özeti. Benim için ise neden futbol seyretmediğimin kısa bir özeti. Ya da blogun başlığının neden BOLbasket olduğunu da bu köşe yazısında buluyoruz.

Aslında tek neden kirlilik. Futbol ülkemizde o kadar kirli ki, o kadar kirletildi ki böyle bir pisliğin bir parçası olmak istemiyorum. Endişelenmeyin yazı uzun bir yazı olmayacak. İşin aslı böyle derbiler bizim için milli mastürbasyondan başka bir şey değil. Efendim neymiş; dünyanın en önemli derbisiymiş. Miş miş-mış mış. Aynı hafta sonu bir Arjantin derbisi bir de İngiltere derbisi oynandı. O maçlar 200’den fazla ülkede gösterilmiş. Bizim maçı ise bizim dışımızda sadece İspanya yayınlamış. O da dandik bir kanaldaymış. Tek başına bu bile; bu derbinin yerel olduğunun en önemli kanıtıdır.

O zaman bu derbiyi o ünlü Arjantin derbisi ya da İngiltere derbisinin yanında anmamak lazım. Öyle dünya çapında büyük bir derbi falan değil. Biz böyle masalları nedense çok seviyoruz. Yerel başarılarla avunuyoruz. Basketbola da bu kirlilik ucundan kıyısından bulaşmaya başladı. Benim endişem basketbol için.