21 Ekim 2009 Çarşamba

Fenerbahçe-Barcelona


Bazı maçlar vardır sadece asist rakamları tek başına her şeyi anlatırlar. Barca 21 Fener ise 8 asist yapmış. Barcanın savunmayı bıraktıktan sonra Fener’e yazılan üç asisti de çıkarırsak sadece 5 asist yapıldıklarını söyleyebiliriz. Neredeyse rakibin %25’i kadar yardımlaşmış fener’li oyuncular. Bu oyunla zaten galip gelinmesi mümkün değildi.

Takımın üzerinde sanki ölü toprağı var. Oyuncular hırslarını yitirmişler. Barca azıcık diş gösterdi (çok formda bir barcada karşıumızda değildi. daha hafta sonunda basit bir mağlubiyet almışlardı)ve Fener, takım olarak geri çekildi. Mağlubiyeti kabullendi. Halbuki bu takımın en önemli özelliği her durumda mücadeleyi bırakmamasıydı. Dün bu özelliklerini göremedik. Bunun nedenlerini ilerleyen haftalarda tartışırız. İlerleyen haftalarda diyorum çünkü Fenerbahçe’nin kimliğinde farklılaşma olduğunu gözlüyorum. Bu pek de hayırlı olmayan bir kimlik değişikliği ama Fenerbahçe’nin çok kuvvetli bir kadrosu var ve umuyorum bu mağlubiyet takım içinde kenetlenme ve birlik ile açılır.

Mirsat’ın yokluğu önemliydi. Rakipte ise Lakovic yoktu. Barca lakovic’i çok aramadı ama Fenerbahçe Mirsat’ı çok aradı. Mirsat fener için büyük eksik çünkü pf mevkiinde oynayabilecek kadroda başka oyuncu yok. Semih bu pozisyonda sırıtıyor. Rasim’in ise bir dakika bile süre almaması lazım. Tek bir transfer çözüm olmasa da, iki takım arasındaki 16 ribaunt farkını kapatacak bir oyuncu bulmak mümkün olmasa da; en azından alınacak pf ile sıkıntılar bir nebze de olsa azalır.

Doğrusu ben çok daha çekişmeli bir maç izlemeyi umuyordum. Fener kısalarının baskılı savunmasının dengeleri bozacağını ve hızlı hücumla elde edilen sayılar sayesinde yakın farklarla maçın devam edeceğini düşünüyordum. son dakikalarda navarro gibi bir yıldızın maça ağırlıüğını koyacağını beliyordum. Mickael’den de endişeliydim. Ama bu kadar iyi oynayacağını düşünmemiştim.

Fenerbahçede taşların yerine oturması lazım. Özellikle bazı oyuncuların takıma ve basketbola alışması gerekiyor. lig maçlarında bazı oyuncuların daha fazla oynatılması ile takım kimyasının oluşması ve bazı oyuncuların basketbola yeniden dönmesi mümkün olabilir. Ancak maalesef Tanjevic savunmada istediğini yapmıyor diyerekten bir oyuncuyu dışarı alıp bir daha oyuna hiç sokmamakta. Orta vadede bunun fener’e yarardan fazla zarar vereceğini düşünüyorum.

20 Ekim 2009 Salı

Galatasaray-Oyak Renault: Cim Bom İyi Yolda


Bütçede küçülmeye gitmişti Galatasaray ama bu “küçülen” kadrosu bana daha eski kadrolarına oranla daha “büyük”müş gibi geldi. Zaten tek başına Evren transferi bence çok önemliydi. Evren çok yetenekli bir oyuncu değil. Ama çok mücadeleci ve yeteneğinin bütününü sahaya yansıtabiliyor. Çok iyi bir şutör olmasa da üzerine gidiyor, çalışıyor ve geliştiriyor. Gözünü kapatıp penetre ediyor ama topu elinden çok sert çıkarıyor. İleride bu konuda da gelişme kaydedeceğini düşünüyorum. Savunmada çok etkili. Saha görüşü her geçen gün artıyor. Sürekli kendini geliştiriyor. Oyun kurucu oynayabilecek meziyeti var.

Can Akın, Efes’deki kötü günleri umarım unutmuştur. Geçen sene izleyemedim kendisini ama istatistiklerine bakınca geçen sene kendini bulmuş ve eski şutör Can Akın geri gelmiş gibi. Dün çok kötüydü ve nedenlerini aşağıda bulabilirsiniz.

D-wash ise saf bir oyun kurucu değil. Savunmasını birazcık geliştirmesi lazım. En önemli eksiği ise maç içinde çok iniş çıkış yaşaması. Belli bir çizgide sürekliliği olmaması nedeniyle zaten Galatasaray bu oyuncuyu alabildi. Mesela ilk yarıda 6 asistle oynadı. İkinci yarıda ise sadece 1 asist yapabildi. Konsantrasyon problemi var. Rakibe göre farklılaşan bir oyunu var. Ancak bu bütçelerde alınabilecek iyi oyunculardan. Ben onu oyun kurucu yerine iki numarada oynatmanın daha verimli olacağını düşünüyorum. İlerleyen haftalarda göreceğiz.

Murat kaya için ne düşündüğümü başka ortamlarda çok yazdım. Çok büyük bir yetenek olsa da bu savunması ile bu takımda fazla süre alamaz, almamalı. Küçük takımlardan beri takip ettiğim bir oyuncu. Savunması zaman içinde gelişir diye düşünüyordum. Bu bağlamda Türkiye’nin en önemli oyuncusu olacak diye beklediğim bir oyuncuydu. Ancak savunması bir türlü gelişmedi.

Galatasaray’ın guard rotasyonu büyük oranda bu oyuncular arasında dönecek. Dönem dönem tufi de onların arasına katılacak. Bu rotasyonun en önemli özelliği 4 kısa oyuncunun da oyun kurma görüşüne ve topu yere vurma yeteneğine sahip olması. Bu galatasaray’ın bence bu seneki en önemli avantajı. Murat haricinde guard rotasyonunun önemli savunma gücü olduğunu söylemek mümkün. Tufi de eski günlerine dönebilirse (çok süre alması lazım. Neredeyse iki senedir doğru dürüst oynamadı. Buna rağmen iyi toparlamış. Ancak ayağı çok ağırlaşmış. Çabukluğunu yakalaması lazım.) Jasaitis’in de katılacağını düşündüğümüzde kısa forvetleri ile de Galatasaray çok iyi bir kısa rotasyonuna sahip olacak.

Rancik ve Wilkinson iyi oyuncular. Cemal’i de dün çok istekli buldum. Üzerine yüklenen sorumluluğun farkında. Aklını kullanmaya başlamış. Saçma vücut faullerinden sakınmaya çalışıyor. Polat ve Eren bu düzeyler için bence yetersiz. Polat, beşinci uzun olarak kalabilir ama galatasaray’ın 2.10 civarı bir pivota ihtiyacı var. Büyük maçlarda bu eksiği hissedeceğiz.

Doğrusu benim koçtan çok bir beklentim yoktu. Ancak okan çevik beni yanıltabilir. Gerçi gsbasket.org’da maç sonrası yazılanlara şöyle bir baktım ve taraftar arasında murat kaya’ya hocanın çok tahammül etmesinin yanlış olduğu konusunda büyük bir konsensüs olduğunu gördüm. Bu konuda bence hocaya yüklenmek yanlış. Hoca bu maçı her durumda kazanacağının farkındaydı. Evren’den ne alacağını zaten ilk yarıda gördü. Evren konusunda bence içi rahat ancak tufi ve murat konusunda pek rahat değil. Tufi’nin ancak oynayarak form tutacağını biliyor. Murat’ı ise görmek istedi. Bence Murat konusunda kararsız. İleride ondan ne alıp ne alamayacağını görmek için süre verdi. Zaten maçın son dakikalarında Can, evren ve d-wash’a süre verdi. Ancak can ve d-wash kendilerini rakiplerinden çok üste gördüklerinden basit top kayıpları yaptılar ve kriz ortaya çıktı. Ama kağıt üstünde Galatasaray rakibinden çok daha kuvvetli olduğundan maçı kazandı. Hoca istese bu maçı 20 sayı ve daha üstü farkla da kazanabilirdi takım ama hem bazı oyuncuları görme hem de kazanma adına krizi göze aldı ama mağlubiyeti değil.

Can sanırsam takımda ilk beş oynayacağını düşünerek geldi. Bunun sıkıntılarını yaşıyor. Ben büyük oyuncuyum neden benchte oturuyorum psikolojisi nedeniyle verimli olamıyor. Umarım bir an önce bu düşünceden kurtulur. Çünkü benim gördüğüm kadarıyla Galatasaray’ın bu sene kemikleşecek ilk beşi: (sakatlık ve formsuzluk haricinde) evren-d-wash-jasaitis-rancik ve cemal şeklinde olacak. Ben galatasaray’ı beğendim. Çizilmiş oyunlar olduğunu gördüm. Kenardan katkı aldığını gördüm. Bunalr şampiyonluk için yetmeyebilir ama bence mücadeleci bir takım izleyeceğiz. Özellikle Tufi’nin düzelmesi ve jasaitis’den beklenen katkı alınabilirse lige çok renk katabilir.

Heytvlett (muhtemelen yanlış yazdım) iyi bir kumaşa sahip. Dışarıdan biraz fazla zorladı. İçerden de etkili olabiliyor. Pivot hareketi bile var. 4 numara için iyi denebilecek bir şuta sahip. Çok kuvvetli olmasa da penetre de edebiliyor. Tek zaafı bence savunması. Savunmada nerede duracağını bilmiyor. Blok yeteneği var vücudunu ve fiziğini kullanarak savunma yapmayı yani pozisyon alarak savunma yapmayı bilmiyor. Bu konu üzerinde çalışırsa, dışarıdan değil de içerden hücumu etmeyi daha fazla kullanırsa iyi bir oyuncu olacak gibi. Bu arada pas yeteneği olması da ayrıca önemli. Pas yeteneği demişken Cemal’İ atlamamız gerekiyor. Bu maçta 5 yanılmıyorsam 5 -6 asist yaptı. Tebrikler.




19 Ekim 2009 Pazartesi

Sezona Başlarken

Hem euroleaugue hem de lig başladı. Dolayısıyla biz de sezonu açıyoruz. Bundan sonra Pazar pazartesi ve salı günleri Türkiye liginden ve diğer liglerden seyrettiğimiz maçlara ilişkin yorumlarımızı ve o hafta içinde euroleaugue’de oynayacak takımlarımızın rakiplerini değerlendiren yazılar yazacağız. Maç günlerine göre değişebilir olmakla birlikte Perşembe-cuma günleri ise euroleaugue’de takımlarımızın oynadığı maçlara ilişkin yorumlarda bulunacağız.

Efes-Mersin maçı ile sezonun açılışını yapalım. Ankara’da uzatmalara giden ve tansiyonu yüksek bir maçtan sonra Mersin’e gelen Efes’in hem yorgun hem de rakip zayıf olduğu için tam konsantre olamadığı bir maç izlemeyi bekliyordum. Maç başladığında Mersin 4-0 öne geçti. Düşündüğüm olacak mı derken 10-0’lık bir Efes serisi geldi. Bu seri ile Efes savunmada istekli hücumda paylaşımcı, iyi pas yapan ve mücadele eden bir yapıya büründü ve bu yapısını neredeyse maç boyu korudu.

Rakip hazır değildi bir de Frahm gününde olmayınca teslim bayrağını erken çektiler. Bu nedenle de maça ilişkin çok bir şey yazmanın anlamı yok. Ancak ileriye ilişkin gözlemlerimi paylaşmak isterim. Efes’in ribaunt konusunda sıkıntı yaşayacağını bu maçta da görmüş olduk. Efes çok yüksek hücum yüzdesi ile mücadekle etmesine rağmen ribauntlarda ancak 31-30 üstünlük sağlayabilmişlerdir. Bu durum ribauntlarda çok zorlandıklarını net bir şekilde göstermektedir. Özellikle rakibin iyi bir ribauntçusu olmadığı ve maç içinde sıklıkla 4 kısalı bir sistemle oynamaları EL maçları için kaygı vermektedir. Ayrıca, takımda gerçek bir dört numara olmaması ribaunt sıkıntısını tetikleyen unsur olarak varlığını devam ettiriyor. Kaya’nın aşırı istekli oyunu pota altındaki sıkıntılarının kısmen üstünü örtüyor. Mesela Nachbar ile oynarken Kaya aşırı istekliydi. Tüm gedikleri kapatıyordu. Ancak Kasun ile oynarken Kaya sanki oyuna küsmüş gibiydi. Pota altında Efes’in en güçlü savunma rotasyonu Kaya-Kasun ikilisi ve bu ikili sahadayken Mersin üst üste iki kere hücum ribauntu yapabildi.

Smith, 6/4 Shumpert ise 5/4 üçlük ile oynadı. Smith’in form tutması sevindirici. Ergin’in vazgeçilmezlerinden olduğu için alacağı sürelerde iş yapması gerekli. Ancak ben mevcut kadroda Smith’e çok da ihtiyaç olmadığını düşünüyorum. Özellikle Efes’in kısa rotasyonunda çok büyük bir şişkinlik olduğunu ancak uzun rotasyonunda özellikle pf pozisyonunda ciddi bir eksiklik olduğunu görüyorum. Şu aşamada efes’in başka bir transfer yapmayacağını düşündüğümüzde ribauntlarda kısa oyunculardan gelecek yardımların artması gerektiğini söyleyebiliriz. Özellikle Ermal oyundayken, kısaların ribaunt katkılarının daha da artması gerekli.

Mersin geçen seneyi mumla arayacak gibi. Dominic James çok oynatan bir oyuncu değil. 17 civarı sayı yaptı. Yüzdesi de iyiydi ama ben beğenmedim. Cousin ise çok kötüydü. Eğer böyle oynayacaksa bir an önce yolları ayırmak lazım. bir ara Mijatovic’i görür gibi oldum. Frahm gününde değildi. Gerçi son 3 maçtır pek gününde olamadı kendisi. Mersin pota altının takviyeye ihtiyacı var. Ya da mevcut oyuncular iyice bir silkelenecek.

16 Ekim 2009 Cuma

Cum Baba'nın Yer Almadığı Bir Kupa Daha: Efes mi Aldı Fener mi Verdi?


Maçın hepsini seyredemediğimi baştan belirteyim. İnternetin elverdiği ölçüde maçı izledim. Bilgisayarda izlemeyi oldum olası sevmedim. Bu anlamda benim için keyifsiz bir maç oldu. Bu bağlamda çok iyi bir değerlendirme olmayabilir.

Gerek Tanjevic gerekse Fenerli oyuncular sanki “akıl tutulması” yaşadılar. Kasun, kaya ve ermal haricinde takımda uzun oyuncu yok. 3’den 4’e kaydırılacak olan Nachbar’ın yerine Smith mi seçilmiş yoksa sakat mı bilemiyorum ama; neticede yok. 3. Periodun başında “çakma” pf schumpert 4 faul aldı ve dışarıda. Kasun on dakika da 4 faul’le dışarıda. Kaya 5 faul ile çıkacak. Maç uzatmalara gidecek Uzatmalarda efes kazanacak? Maç öncesi bu senaryo söylense; Efes’in kazanacağına kim inanırdı? Aslında Tanjevic’e “güvenenler” haricinde herkes inanabilirdi.

3. periodun 2-3 dakikaları: Shumpert 4. Faulu alıp dışarı çıkıyor. Efes 4 numarada Thornton ile oynuyor. Ama Fenerbahçe, Thornton’un üstünden bir post-up oyunu yapmıyor. Fenerbahçe açısından baktığımızda, Ömer, Oğuz ve Semih’ten oluşan uzun rotasyonu sadece 59,5 dakika sahada kalmış. Maçın uzadığını da düşündüğümüzde 25,5 dakika takım 4 kısa oynamış. Vidmar gönderildi yeri boş, mirsat takımda yok ve Oğuz sadece 10 dakika oynuyor. Tanjevic’İn Oğuz’la sorunu mu var bilemiyorum ama Oğuz bu kadroda ve bu maçta çok daha fazla süreyi hak ediyor. Maçın kritik anlarında Giricek sahada olabilirdi. 16 dakika kadar oynatıldı. Bence iyi de oynuyordu. Ancak buradan hareketle Tanjevic’e vurmak birazcık kolaycılık olur. Çünkü hazırlık maçlarında oldukça iyi oynayan preldzic’İ tercih etti. Preldzic yakaladığı boş atışlarda daha yüzdeli olabilseydi belki de işin rengi değişebilirdi. Ama Oğuz açısında Tanjevic’e atış serbest. Bence Tanjevic Oğuz’u oynatmayarak maçı kaybetti. Preldzic’i giricek’İn yerine bir tercih oalrak kabul edebilirim ama Oğuz’un sadece 10 dakika oynatılması büyük bir hatadır.

Solomon ve greer yan yana oynamalarında pek bir sorun çıkmadı. Ben greer transferi sonrasında bir güç savaşı çıkabileceğini düşünmüştüm. En azından bu maçta öyle bir izlenin edinmedim. Dış şutlarda Solomon çok kötüydü. Ama onun oyun tarzı böyle. Genelde sokabileceği atışları sokamadı. Solomon’u böyle kabul etmek lazım. Ancak ben form tutacağından eminim.

Fenerbahçe’nin kısa rotasyonu oldukça iyi. Solomon-greer-kinsey-giricek ve preldzic’e ömer de eklenince oldukça etkili bir kısa rotasyonu çıkıyor. Mrsic’i de unuttummuşum bu arada. Uzunlar açısından da Türkiye’nin en iyi uzun oyuncuları bünyesinde barındırıyor. Ancak 4 numarada şutör ve ribauntlarda etkili bir uzun daha olması gerekli.

Efes için Faruk’un düşündüğü kadar karamsar değilim. Hatta onun evvelki gün yazdığı efes yazısının cumbaba kupasının kazanılmasında etkili olduğunu düşünüyorum. Türkiye ligi açısından baktığımızda Ermal öncesinde 4 yerli oyuncunun kadroda olmasının çok yetersiz kaldığını belirtmemiz gerek. Yerli oyuncu olarak Ermal’ın gelmesi bile bence yerli yabancı rotasyonu açısından önemli bir katkı. Tabi ki gönül Ersan gibi bir 4 numarayı tercih eder ama şu yoklukta bence önemli bir transfer.

Ancak 4 numaradaki açık konusunda bence Faruk oldukça haklı. Özellikle bu galibiyet her ne kadar kupa getirmiş olsa da bazı gerçeklerin üstünü örtmemeli. Bu maçta Efes’in 4 numara açığı sırıtmadı çünkü karşısındaki rakipte basketbol aklı yoktu. Yazıda da vurguladığım üzere thornton’un 4 numarada olduğu bir durumdan Fenerbahçe yararlanmamış olabilir ama vasat El takımları bile böyle bir handikapı cezasız bırakmazlar. Ayrıca Kerem beğendiğim bir oyun kurucu olsa bile EL’de F4 hedefleyen bir takım için bence yedek oyun kurucu olabilir. Maçı kazandıran adamlardan birisi Kerem olmasına rağmen rahatlıkla söyleyebiliyorum. Oyun kurucunun önemli olduğunu ve EL’de f4’e kalacak takımın çok üst düzey bir oyun kurucuya sahip olması gerektiğine inanıyorum. Buna ilişkin yine bu sayfalarda bir yazı yazmıştım. Linki burada.

Ancak Efes’de transfer işlerin plansızlığını göstermesi açısından size bir örnek sunmak istiyorum. Nachbar transfer edilmeden önce ergin ataman’a ermal ile ilgili bir soru sorulmuştu. Cevabı: “Ermal'in geri dönme ihtimal çok fazla değil. Dusan'ı ön plana çıkarmak için Ermal transferinden vazgeçebiliriz. Kaya, Kerem, Kasun ve yeni gelecek dört numaranın arkasında Dusan'ı kullanmayı düşünüyoruz."
Yukarıdaki röportajdan sonra Kerem’in doping olayı patlak verdi. Yani iki adet dört numara alınması düşünülmeliydi. Efes bir üç numara ve iki tane de 5 numara aldı.

Faruk’la Efes’in bu sene neler yapacağı konusunda hem fikir olmasam da transfer konusunda aynı görüşteyim. En azından Efes’in top 16’ya kalacağına hatta top 8’e kalacağına inanıyorum. Ama f4’ün mucize olacağını düşünüyorum. Ligde ise Fener ile final oynayacak. O süreçte ise daha formda olan ve bir adım daha fazla atabilen ipi göğüsleyecektir. Bu anlamda ligde ne yapacağı çok da önemli değil. Ya birinci ya da ikinci olacak. Bence her ikisi de başarı ya da başarısızlık değil. Birisi şampiyon olacak diğeri ise ikinci. %50’lik bir olasılığın gerçekleşmesi de gerçekleşmemesi de büyük bir olay değil, olmamalı.

Transfer açısından Smith’e yol verip acilen gerçek bir dört numara alınmalı. Nachbar 3 numarada verim verebilir. Onu, 4 numarada kullanmaya çalışmak, onu tamamen kaybetmek anlamına gelecektir.

14 Ekim 2009 Çarşamba

Efes Pilsen'in Çıkmazları

Sonda söyleyeceğimi baştan söyleyim. Efes Pilsen’in bu sene ligde ve Euroleague’de hüsrana uğrayacaktır. Bu iddiayı dile getirmemde Efes Pilsen’in kupada gösterdiği performansla hiç bir bağlantısı yok. Zaten maçlar paralı kanaldan yayınlandığından seyredemedim. Sadece takımın kadro yapısı ve kadronun birbirini tamamlayıcılık özelliğine bakarak bu iddiamı gündeme getiriyorum. Yanılmayı çok isterim. Hatta çok sevinirim.

Efes Pilsen’de iki ana sorun (eğer önlem alınmaz ise) bu sene başlarını çok ağrıtacaktır. Birincisi ki bence en büyük sorun takımda 4 numara olmaması. KG’nin en az 6 ay ceza alması varsayımı altında Euroleague’in tamamı ve ligde playoff’lara kadar Efes’in 4 numarası olmayacaktır. Takımda 7 yabancının olduğunu düşünürsek yabancı oyunculardan birini göndermeden yeni yabancı alamayacaklardır. Yeri olarak o bölgeyi doldurabilecek bir oyuncu da yok. Takımdaki 3 uzun olan Kaya, Kasun ve Santiago’nun hiç biri 4 numara oynayacak vasıflarda değil. Nachbar kesinlikle bir 4 numara değil. Ergin Ataman, ya 4 kısalı sistemi oturtup Nachbar veya Schumpert’i 4 numaraya çekip Kaya ve Kasun’u dönüşümlü oynatacak, ya da Kaya’yı 4’e Nachbar’ı da gerçek yeri olan 3’ çekip uzun bir beşten oluşan sistemi oturtacak. 4 kısalı sistem maçların belirli anlarında veya rakip takımın 4 numarasının zayıf olduğu zamanlarda faydalı olabilecek bir sistem. Ancak maçın tamamında 4 kısalı sistem ile oynayamazsınız. Bu sistemi sürekli oynayabilmeniz için Shumpert’in ve Nachbar’ın ribauntlarda harikalar yaratması lazım ki hepimiz biliyoruz ki bu oyuncular ribaunt özelliği ile ön plana çıkan oyuncular değil. Nitekim, CSKA ve Türkiye Kupası maçlarında takımın bu sistemden doğan ribaunt zafiyeti açıkça ortada. Kaya’yı 4’e kaydırıp 2 uzunlu sisteme dönüldüğünde ise hem Kaya’nın hücumda etkinliği azalacak (en verimli oynadığı yer 5 numara) hem de savunmada atletik, hareketli ve şut özelliği olan 4 numaralara karşı -ki Avrupa’nın üst düzey takımlarında bu tür 4 numaralar var- çok zorlanacaktır.

İkinci ana sorun Charles Smith’e kurtarıcı rolünün verilmesidir. Geçen sene Euroleague’de ilk turu bile geçememizin sebebi Kasun’un yokluğu kadar Charles Smith’in tüm kritk topları kullanarak kurtarıcı rolünü üstlenmesiydi. Takımın en skorer oyucusydu, ama takım top 16’ya bile kalamadı. Ne zaman Charles Smith görev adamı olarak kullanılmaya başlandı ve hücumdaki yetkileri kısıtlandı, sonucu hepimiz biliyoruz. Bu sene CSKA karşısında seyrettiğim Smith sanki geçen senenin başlarında seyrettiğim Smith gibiydi ki bu takım açısından olumsuz sonuçlar doğurabilir. Umarım o maça özgü bir durumdur.

Sözün özü Efes pilsen’in acilen –ki bence çok geç kalmıştır- ya kısalardan bir yabancıyı yollayıp (benim göürüşüm Charles Smith) yada 5 numaralardan Santiago veya Kasun’dan birisini yollayıp bir 4 numara alınmalıdır. Bu söylediğim oyuncular eskiden keşke bizim takımlarımıza gelse dediğimiz oyuncular farkındayım ama mevcut şartlarda maalesef başka alternatif yok.
Not: Tam bu satırları yazarken internet sitesinden Ermal’ın Efes’te olduğu haberi geçti. Şaka gibi. Yani 5 numaralı poziyonda 4 tane süper oyuncusu oldu. Bu transfer yukarıdaki görüşlerimi değiştirecek bir transfer değil.

13 Ekim 2009 Salı

Basketbolda Kirlilik: Chatman'a Haksızlık


Basketbol mu çirkinleşiyor bana mı öyle geliyor bilemiyorum. Kirlenme bir başlayınca ve buna karşı gerekli önelemler alınmayınca artarak devam ediyor. Korkularımızgerçekleşiyor. Cumhurbaşkanlığı kupası bitene kadar yazmamayı düşünüyordum ama Beşiktaş-Kepez maçının sonundaki gelişmeler beni yazmak zorunda bıraktı. Maçın bitimine 17 saniye var. Kepez yandan topu oyuna sokacak ve 5 sayı geride. Maç o şekilde biterse Kepez zaten üst tura geçecek. Kepez gidiyor ve Beşiktaş’a 9 saniye bırakacak şekilde hücum ediyor ve ikilik basket atıyor. 17 saniye sadece ve sadece topu yere vursalar maç öyle bitecek ve Kepez de Beşiktaş’ta istediğini alacak. Ama amiyane tabirle “kaşınıyorlar”. E sonrası?

Sonrasında Chatman topu alıyor orta sahayı geçiyor. Karşısında savunma var. Geçme hamlesi yapıp uzaklardan bir şut deniyor ve sayı. Fark altı sayıya çıkıyor ve Kepez yerine Efes üst tura çıkmış oluyor. Bu baskete salonda sevinen olduğunu tahmin etmiyorum. Ne beşiktaş’lı oyuncular ne Beşiktaş kenar yönetimi ne de taraftarı. Varsa üç beş efes’li sevinmişti. Ancak sorun tam da bu basketten sonra ortaya çıkıyor.

Koç olarak çok beğendiğim Baldwin ve diğer Kepez’li oyuncular Chatman’ın üzerine yürüyorlar. Bu noktada iki büyük sorun var. Atış yapmama fırsatı Kepez’in elindeyken bunu kullanmıyor. Taktiksel olarak büyük bir yanlış yapıyorlar. Kepez 78 sayının üzerinde attığında 5 sayılık fark da Kepez’e yarayacaktı. Nietekim Kepez son 17 saniyede 88-83 gerideydi. Yani o skorla zaten tur atlıyordu. Atış yapmasına gerek yoktu. Birinci yanlış bu. İkincisi ise daha vahim bir beklenti. Efendim Kepezliler atışı yaptıktan sonraki 9 saniyede; Beşiktaş’ın “nasıl olsa galip geldik” diyerekten, hiçbir karşı eylemde bulunmaması yönündeki beklenti. Böyle saçmalık olur mu? Varsayalım Beşiktaş son 9 saniyede topu yere vurarak maçı bitirdi. Böyle bir hareket koca Beşiktaş camiasına yakışır mı? En azından sallamada olsa bir atış yapılmalıydı. Chatman da onu yaptı zaten. Öylesine, uzaklardan bir şut attı. Kepez’liler efese bir şans verdi. Chatman da bir şans atışı kullandı. Kullanması gerekirdi zaten. başta Baldwin olmak üzere Kepezliler’in en azından Chatman’dan özür dilemesi gerekiyor. Federasyonun ise maç sonrası Chatman’a çıkışan antrenör, teknik heyetin diğer üyeleri ve oyunculara ceza vermesi gerekir. Bir basketbol maçında bir oyuncunun basket atmasından daha doğal ne olabilir?

6 Ekim 2009 Salı

Basketbolu Kirletmeyelim!!!


Şu doping olayından sonra yapılan açıklamaları (Fenerbahçe’den yapılan açıklamaları) hayretle izliyorum. Sonucu bekleyene kadar konuya ilişkin bir şeyler karalamamaya niyetliydik. Zaten son günlerde fark ettiyseniz basketbola ilişkin birşey yazmıyoruz. Bunun nedeni yazacak konumuz olmaması da değil iş yoğunluğu da değil. Bunun nedeni basketbolun keyfini bu denli kaçıran açıklamaların peşi sıra gelmesi.

Bu ülkede güçlerin değil hukukun üstünlüğüne sarılmadığımız sürece bir arpa boyu yol kat edemeyeceğimizi düşünüyorum. Hukuk ne kadar kirli ve yetersiz olursa olsun hukuksuzluktan iyidir. KG’nin alacağı cezanın belli olduğunu söylüyor Fenerbahçe kurumu. Ne gibi bir ceza olabileceğini “tahmin” etmek ayrı bir şey bunun “belli” olduğunu söylemek ayrı bir şey. Varsayalım Fenerbahçe klübünün iddiaları doğru. Organize bir iş var ortamda. Bunun yolu basına yapılan açıklamalar değil, federasyonla gerekli iletişimi kurarak gerekli çalışmaların yapılmasını sağlamak olmalı. En basit hukuk kuralı masumiyet ilkesidir: Suçu sabit görünene kadar herkes masumdur. Bu ilkeye sadık kalmamanın; en çok masumlara dolayısıyla bizlere ve somut örnekte ise basketbolumuza zarar vereceğini düşünüyoruz.

Fenerbahçe’li Kambala’nın doping yaptığı yine Fenerbahçe voleybol takımından bir oyuncunun doping yaptığı da geçmiş yıllarda açığa çıktı. Fenerbahçe’nin mantığından hareket edersek; Fenerbahçe’nin “organize işler” çevirdiğini iddia etmemiz gerekir. Bu çok saçma bir iddia olur. (bu konuda detaylı bilgileri Kemal Belgin’in yazılarından: buradan, buradan ve buradan bulabilirsiniz.) Aynı Fenerbahçe’den bugün gelen açıklamalar gibi. Fenerbahçe kurum olarak nasıl böyle bir iddiada bulunabiliyor sorusu burada bence önem kazanıyor.

Efes Pilsen klübünü zan altında bırakmaya yönelik bu açıklamalar; basit olarak gerçekleri açığa çıkartmak arzusunun çok ötesindedir. “Çamur at izi kalsın” mantığının bile bence ötesinde amaçlar taşımakta Fenerbahçeli yöneticiler. Elimizde kalan tek büyük şirket takımını da adeta can sıkıcı bir çamur deryasına çekerek onların da basketbolu bırakmasını istiyorlar.

Gücü elinde bulunduranlar saha dışında cirit atmaya bayılıyorlar ama lütfen bırakınız sahada oyuncular oynasın.