29 Aralık 2009 Salı

İSTEMEZÜK

Fenerbahçe maçından sonra kötü yönetimi nedeniyle Mehmet Keseratarı istemiyormuş Beşiktaşlı yöneticiler. Bu yazıda ne takım isimleri ne de hakem isim(ler)i önemli. Önce açıklamalarda hak verdiğim tek bir şeyi belirteyim. Bence de Rasim'e teknik faul çalınabilirdi. Ancak özellikle basketbol maçlarında hakemlerin çaldıkları ya da çalmadıkları düdükleri tartışmanın ben ayrarı olmadığına inanırım. zor zanaatir hakemlik. Basketbol sürekli hızlanıyor, pozisyonaları hakemin iyi süzmesi tek başına yetmiyor aynı zamanda çabuk da karar verebilmesi gerekiyor. oyuncuların, taraftarların ve koçların itirazlarını da düşününce bu işin kolay olmadığını söylemek mümkün. ama hakemi eleştirmek dünyanın ne kolay işi. maçı videodan seyredip hakemin onlarca hatasını yakalamak mümkün. yenilginin acısıyla hekem böyle olmasaydı ya da lisansı yetiştirilemeyen oyuncumuz olsaydı biz rakibi dağıtırdık gibisinden açıklamalar yap. BJK'li yöneticinin bu sözleri kendi içinde de çelişiyor. Oyuncunun lisansı yetişseydi ve bu hakem yönetimi olsa rakibi parçalayabiliceksen neden kadroyu zamanında oluşturamadın diye sorarlar adama? Daha sorulacak çok şey var ama bu sıralar da uzun yazasım yok.
Kimse kusura bakmasın maçı BJK hakem nedneiyle kaybetmedi. 40'lık Mrsic'i tutamayınca kaybetmek kaçınılmaz oldu. Fenerbahçenin de eksikleri var. Bahane gerekiyorsa Fenerbahçenin de benzer hatta daha ciddi bahaneleri var.
Varsayımlara geçeyim. varsayalım bu maçı hakem sayesinde Fenerbahçe kazandı. Açıklamalarda yüzde yüz haklı olunsun. Keseratar bundan sonra BJK maçlarına verilmeyecek mi? Hakem atamalarından sorumlu olan zat-ı muhtemeremin 3 aydır Amerikada olması atamaları imkansız mı kılıyor. Günümüz iletişim araçlarındaki gelişmeler; bu atamalar için insanların yan yana olmasını gerektirmeyecek kadar büyük. boş laf bunlar. yenilgiye kılıf aramak, dışsal sebepleri ön plana çıkararak taraftar nezninde kendi suçunu ört bas etmek.
Hakem hataları olacak. bazen bilinçli olarak da hata(lar) yapılacak. işte o zaman; kendi lehine hata yapılan yönetici-idareci: "biz lehimize yapılan bu hatayı kabul etmiyoruz, maçı tekrardan oynamak istiyoruz" sözlerini dillendiribildiği zaman, daha doğrusu bunu diyebilecek bir toplumsal bilinç ve kültüre sahip olduğumuz zaman gerçekten absketbol konuşabileceğiz...

Murat Hoca Görevden Alındı


A takım koçu olarak en uzun süre görev yaptığı Galatasaray'dan sonra Telekomun başına geçen Özyer, bir galatasaray yenilgisi sonrası Telekomdaki görevinden alındı.


Söylenebilecek fazla bir şey yok. Telekomun tarihine şöyle bir baktığımızda, son yıllarda bu kadar kötü oynayan bir takım izlememiştik. Bu bağlamda doğrusu Özyer ile yolların ayrılmasına şaşırmadık. Ancak bu noktada üzerinde durulması gereken bir konu var. Telekom yıllardır Sunter yönetiminde arzu edilen başarıyı yakalamadı ama Sunter'le hep devam ettiler öyle ki en sonunda Sunter terfi aldı ve telekom yeni bir koçla anlaşabildi. Sunter elle tutulur pek bir başarısı olmaması rağmen adeta vazgeçilmezken Özyer'den neden bu kadar kolay vazgeçildi? Sunter de olup da Özyer'de olmayan ne var?


Neyse bu gibi sorulara cevap bulamayacağımızı biliyoruz. Sonuçta bu ayrılığın hem Özyer hem de Telekoma hayırlı olmasını diliyoruz.

28 Aralık 2009 Pazartesi

Galatasaray Küme Düşmeyecek


Galatasaray – Türk Telekom maçından zevk aldığımı söylemeliyim. Galatasaray’ın hücumdaki akıcılığı, hareketliliği, çeşitlililiği ve dengeliliği ortaya GS açısından güzelbir basketbol çıkardı. Yabancılarla beraber Türk oyuncularınında hücum opsiyonlarında yer alması GS için önümüzdeki dönem için son derece olumlu bir gelişme. Hele ki yönetim ve seyircinin takıma sahip çıkmasının oyuncular üzerindeki etkisi sahada çok net görülüyordu dünkü maçta. Bir oyuncu için ayrı bir paragraf açmak istiyorum: Rancik. Benim görüşüme göre şu anda TBL’nin (belki en kaliteli değil ama) en istikrarlı ve en yararlı yabancısı. Şut stili ve driplingi teknik açıdan zayıf görünebilir ama mücadele gücü, istikrarı, takım ruhuna verdiği inanılmaz katkı ve en önemlisi diğer arkadaşlarını ateşlemesi bu oyuncunun eksik yönlerini fazlasıyla kapatıyor. Şu TBL istitistiklerine dikkat çekmek isterim: 16,6 sayı, 5,7 ribaund, 2.7 assist. Eurocup ortalaması 22 sayı, 5 ribaund, 2 assist, Beğenmediğimiz şut stili ile yüzde 37,5 ile üçlük, yüzde 87,5 ile faul (Rakocevic’den yüksek) atmış. Telekom maçında gerek hücumda gerekse savunmadaki performansı ile Fatih ile beraber maçın en iyi iki adamıydı.

Küme düşme konusunda ben Ahmet Arif kadar karamsar değilim. Hatta iyimserim bile. GS’in şu anda 7 puanı var ve önünde 18 maç var. Eğer bu maçlardan 14 galibiyet alabilirse (ki alabileceğini düşünüyorum) puanı 39 olur. 39 puan normal şartlarda 9 galibiyet 21 mağlubiyet anlamına gelir. Kepez ve Mersin’in şu anda 3 galibiyeti var. Ben bu takımlardan herhangi birinin 10 galibiyete ulaşamayacağını düşünüyorum. Bir de artık bu Cemal vakasını artık konuşmayalım yazılacağı kadar yazıldı konuşulacağı kadar konuşuldu. Çgeçmiş geçmişte kaldı, artık GS’liler önüne bakmalı. Alınacak 14 galibiyetin hesabı yapılmalı. Ayrıca büyük bir aksilik olmaz ise gruptan çıkacakları bir Eurocup hedefi var. Tüm GS’liler buralara kilitlenmeli.

Telekom hakkında bir şey yazmak istemiyorum. Ahmet arkadaşımızın yazdıklarının altına aynen imzamı atıyorum.

Tutan Değil Atan Kazandı


Fenerbahçe Beşiktaş maçı beklediğim gibi geçti. Maçtan önce çok yüksek tempoda ve 90’lı sayılarda bitecek ve maç sonunu iyi oynayan takımın kazanacığını bekliyordum. Nitekim öyle oldu. Beşiktaş tempoyu yükselttiği anda maça ortak oldu. Ancak maç sonunu kötü oynamaları, iki yabancı oyuncu eksikliği (Newley ve Likholitov) ve FB Ülker’in sezonun en akıllı hücum performansını sergilemesi maçın kaybedilmesine sebep oldu. Artık belli oldu: Beşiktaş oyunu çok yüksek tempoya taşıyarak tutarak değil atarak maç kazanacak veya kaybedecek. Likholitov ile pota altı savunma zaafiyetini biraz olsun giderebilirlerse ve hiç faydalanamadıkları Fletcher yerine savunma yönü güçlü bir 4-5 numara alabilirlerse bu sistemin TBL’de işleyeceğini düşünüyorum. Çünkü Beşiktaşı’ın elinde bence TBL’nin en iyi kısa rotasyonu var: Chatman-Newley-Muratcan-Engin-Haluk-Cevher. Böyle bir kısa rotasyonuna sahip takımın tempoyu yukarı çekip biraz pota altı savunmasını oturtabilirse Efes Pilsen’le beraber en büyük final adayım Beşikaş olur.
Fenerbahçe’ye gelince hücumda çok akıllı oynadılar. Beşiktaş’ın yumuşak karnı olan pota altını iyi kullandılar. Topu her eline alan ya potaya penetre etti ya da uzun oyunculara pas geçirdi. Çok rahat sayı buldular. Yöneticilerin ve seyircilerin maça gelmesi takıma en azından biraz hırs getirmiş gibi. Tabi futbola şu sıralar ara verilmiş olması yönetimin ve taraftarın ilgi göstermesinin en büyük sebebi olsa da basketbol seyirci ile güzel. Bu maçta Oğuz’un sadece 15 dk yer alması açıkçası beni kahrediyor. Hele Rasim’in Oğuz’dan daha fazla süre alması kahır derecemi daha da fazla artırıyor. Yapacak birşey yok. Tanyevic olduğu sürece bu gerçeğe kendimizi alıştırmamız lazım.

Galatasaray Acı Veriyor, Telekom Hayal Kırıklığı


Sene başında Ercüment Sunter yerine Özyer tercihini “aynı hikaye ama farklı kahramanlar” başlığı ile paylaşmıştım sizlerle. Tekrar okumak isterseniz, buradadan okuyabilirsiniz.

Telekom aynı; para harcıyor ama karşılığında bir şey alacağı yok. Maalesef Özyer’de aynı. Para harcandı ama karşılığında getireceği bir başarı yok. Doğrusu bu yazının konusu da TT değil. Asıl konu Galatasaray.

Sene başında Galatasaray’ın bütçesine oranla iyi bir kadro kurduğunu, belki farklı bir oyun kurucu alınabileceği ve iyi bir uzunla takviye edildiğinde çok tehlikeli bir takım olacağını yazmıştık. Son senelerin en iyi kadrosu olduğunun altını çizmiştik ama tam bir takım olma adına 5. Yabancının alınmamasının bizi sükut-u hayale uğratacağını iddia etmiştim. Sene başındaki yazıya buradan ulaşabilirsiniz. Gerçekten son yılların en güçlü GS kadrosu ama yaşanan rezalet nedeniyle bu kadro kuvvetle muhtemel küme düşecek.

Cemal skandalı gerçekten Galatasaray’ı izlerken bana acı veriyor. Bu kadro ve taraftar böyle bir skandalı hak etmedi. Play-off oynaması gereken bu oyuncuların kümede kalma savaşlarında, yollarının açık olmasını diliyorum.

Telekom ise hayal kırıklığı yaratmaya devam ediyor. Telekom yıllardır ayırdığı bütçeyi iyi bir koç almaya ayırmış olsaydı son 5 yılda en azından 2-3 kupayı rahatlıkla müzelerine götürebilirlerdi. Murat Hoca iyi bir insan ama iyi takım kuramıyor. Umarım bu sene beni yanıltır ve Ankara’da final serisini hep birlikte izleyebiliriz. TT’nin de yolu açık olsun.

Maça ilişkin bir şey yazmak istemiyorum. Mallet-Owens-Bekir-Sonkol-Lang beşini TT daha erken keşfedebilirdi. O zaman belki işler farklı olurdu. D-Wash maçı vermek için adeta çırpındı. Ekstra işler yapmaya kalkmasa aslında fena oyuncu değil ama abartıya kaçınca takıma yarardan ziyade zararı var. Koç çok doğru bir hamle ile onu son period oynatmayarak Galatasaray’ın kazanmasını sağladı.
Yazan: Dr. Ahmet Arif Eren

23 Aralık 2009 Çarşamba

TT-FB: Ligin Kalitesizliği


Telekom’da Milicevic sonrası dönemin en önemli özelliği büyük maçlarda ekstra sokamayınca maç kazanamaması. Dün de bunu izledik aslında. bırakın ekstra sokmayı, normal yüzdesini bile tutturamadı tt'li oyuncular. Doğrusu Fener’in kolu kanadı kırıktı ama Telekom takım olmaktan o akdar uzak ki bu nedenle Fener doğrusu rahat bile tabir edilebilecek bir şekilde galip geldiler. TT savunma yapmaktan da uzak. Pota altındaki temel oyuncuları hüseyin ve dudley ancak ikisinin savunmaya katkısı neredeyse hiç yok. Mallet ve owens da öyle. Açıkları kapatabilecek bir Lamayn Wilson kalıyor. Onun da topu yere vurabilen oyunculara karşı savunma zaafı var. Oyun kurucusu olmayan Fenerbahçe’yi 50’li sayılarda tutmak bile mümkün olabilirdi ama Telekom bu bu gerçekleşştiremedi. Buraya kadar yazdıklarıma aldanmayın lütfen. TT maçı savunma zaafları nedeniyle kaybetmedi.

Sorun genel olarak Murat Özyer takımlarının hücum planları olmaması. Hücumdaki zenginlik tamamen oyuncuların bireysel performansına dayalı. Takım oyunu içinde yücelen ve milli takıma yükselen Bekir Yarangüme bile Murat Özyer sisteminde tek başına takımı kurtaracak aslan kesilebiliyor. Post up oyunu oynamaksızın (yani içeri verip sonra dışarı çıkartmazsanız) başarılı olmak (uzun vadeli başarı) bence mümkün değil. Murat Özyer takımlarının en büyük handikapı da maalesef bu oluyor. Herkesin şut kullanabilmesi ya da uzunların dışarıdan penetre edebilmesi güzel ama kısa oyuncuların rahat atışı için mutlaka post up oyunu oynamak gerekiyor. Bunu yapamzasanız, rakibinizden daha fazla asist de yapsanız, daha fazla top çalsanız, rakibinize daha fazla top kaybettirseniz de maçı kazanamayabilirsiniz. Aynı dün akşam olduğu gibi.

Fenerbahçe’nin o kadar çok eksiği var ki. Kötü oynadılar ama bu kadar eksiğe rağmen çok değerli bir galibiyet aldılar. Doğrusu bu bile ligimizin kalitesizliğini gösteriyor. Efes ve fener’den sonra kuvvetli denebilecek Telekom oyun kurucusu olmayan pota altında iki önemli oyuncusu eksik olan, savunmanın bel kemiği ömer onan’ın ise hastalıktan ve sakatlıktan yeni çıktığı için ruh gibi olduğu bir maçta galibiyet alamıyorsa, bu; takımlar arasındaki uçurumu gösterir. Kalitesizliğin göstergesi olarak kabul edilebilir.

Oğuz’un oynatılması lazım. Oğuz’un Türkiye basketbolu için süre alması lazım. Avrupa’da bu fiziğe sahip, bu kadar yumuşak bilekli ve bu kadar iyi saha görüşü olan başka bir oyuncu ben bilmiyorum. Fiziğine oranla ağır bir oyuncu da değil. Eksikleri tamamen maç yapmamaktan kaynaklı. Tecrübesizlik ama yaşına oranlı bir tecrübesizlik. Tek eksiği tecrübe ama yıllar geçiyor ve oğuz hala tecrübesiz. İnanın bu adam gençliğinde Partizanda oynama fırsatı bulsa şu an ya NBA’de ya da Avrupa’nın dev takımlarından birinin ilk beşindeydi. Post up yaparak bir topu aldı. Oldukça da uzakta sahanın ters köşesinde aldı. Daha sonra potaya gidecekmiş gibi yaparak ters ve dip tarafa sert bir pas çıkarttı. Serhat’a bomboş bir üçlük fırsatı verdi. Bana Prkacin’in paslarını hatırlattı. bu yeteneği göz göre göre yok edeceğiz. Sıradanlaşacak. İnce belli ve uzun kollu olmadığı için resmen Tanjevic Oğuz’a ve dolayısıyla Fenerbahçe’ye ve Türk basketboluna zarar veriyor. Hep birlikte seyrediyoruz. Doğrusu Fener seyircisi de artık takımını seyretmez oldu. İçimdeki basketbol izleme aşkını öldüren bu federasyona, yöneticilere ve koçlara kucak dolusu sevgiler…

17 Aralık 2009 Perşembe

Efes Evinde de Mağlup


Mağlubiyetin nedeni, takım olarak mücadele etmeyi öğrenememiş olmamız. En kritik anlarda o kadar kolay sayılar yedikten sonra, maçı çevirebilmek için rakibin ekstra hata yapması ve bizim de ekstra oynamamız gerekiyordu. Son dakikalarda rakip ekstra hatayı yaptı ama kaybettikleri topu; Thornton önce yakalayıp, sonra kaçırınca ekstra hataya; hata ile karşılık verip maçı kaybettik. Doğrusu geçen hafta'nın iyi bir ders olacağını ve dönem dönem ikili sıkıştırma yapılan geçen seneki oyunun ve kadronun ağırlıklı olarak yer alacağını ve savunma olarak daha sert bir Efes'i izleyeceğimizi umuyordum ama yine o yumuşak, slovenler gibi oynayan, bireysel yeteneklerle bir yere gelmeye çalışan garip takımı izledik.


İki uzunlu oynadığımız döneme ait skoru görebilsek muhtemelen 10 sayı belki de daha fazla bir fark ile önde olduğumuzu görürüz. 4 kısa ile ise 12 sayı geride olduğumuzu görebiliriz. haftalardır yazdığım iki konuyu öncelikle tekrardan dile getirip sonra ise bazı oyuncuların bireysel performanlarını değerlendireceğim. Yukarıda tahmini olarak verdiğim istatistik efes'in iki uzunla oynaması gerektiğini gösteriyor. Bunu 40 dakika yapabilecek bir 4 numara derinliği yok ama Kaya 25-30 dakika oynayabilir ve maçta 4 uzunla oynadığı dönemi efes süre olarak arttırabilir. İkinci konu ise oyun kurucular. Sene başından beri bu oyun kurucuların bizi F4'e taşıyamayacaklarını dillendiriyordum. bugün şunu gördük. ben sene başında çok iyimsermişim. bu oyun kurucular korkarım bizi top 16'ya bile taşıyamayacak. iyi oynadıkları maçlar da oldu ama korkarım böylesi bir kadronun direksiyonunu bu oyun kuruculara teslim etmek büyük hata oldu. Bu nedenle başta oyun kurucu olarak oynatılmasının yanlış olduğunu düşündüğüm rako'nun bu görevi de üstlenmesinin yararlı olacağını düşünüyorum. Kerem'in asist\top kaybı oranı 0.25. bu bile çok şey anlatıyor bize...


Takımın toplam top kaybı 19. Bu kadar basit kayıplara, savunmada da direnç göstermemek eklenince mağlubiyet kaçınılmaz oldu. Oyuncuların bireysel yeteneklerine sanırsam kimse bir şey diyemez ama oyun kurucu yetersizliği ve gerçek bir 4 numara olmaması takımın potansiyelini yansıtamamasına sebep oluyor.


Kaya'nın mental bir sorunu var. Kaya'yı oynatan koçlar haricinde herkes bunun farkındadır. Kaya ilk beş başladığı maçlarda farklı, sonradan girdiğinde farklı oynar. İlk beş başlamama takıntısı diyelim biz buna. aslında günümüzde kimin ilk beş başladığı çok önemli değil. basketbol stratejisine dayalı olarak bir maç 40 dakika başka bir maç 5 dakika oynayabilirsin ama maalesef Kaya'da böyle bir takıntı var. işin kötü tarafı onu oynatan koçlar (milli takımda tanjevic, efes'de ise şu an ataman) bunu bir türlü fark edemediler ya da önemsemiyorlar ama şu maçta Kaya mental olarak hazır olsa bu maç kaybedilmeyebilirdi.

Ataman aslında çok dikkatliydi. Bir sayı için bile çırpındı. ama nafile. sorunlar çok büyük. Top 16'ya bu takım kalsa bile bir oyun kurucu ve bir de 4 numara takviyesi yapılması şart. Kimi gönderirler bilemiyorum ama iki yabancı ile yolları ayırmak gerekiyor. morris gibi bir 4 numara ve hem savunma yapan hem de oyunu kontrol edebilen bir oyun kurucu şart. schumpert gider ve bir 4 numara alınırsa, smith yerine de bir oyun kurucu alınırsa nachbar gerçek yeri 3'e çekilirse, ergin ataman'da güzel bir rotasyon oturtabilirse, neden olmasın?


Bu söylenenler yapılır mı? Sanmıyorum.
olsa ile bulsa evlense keşke diye çocukları olurmuş. KEŞKE...