1 Eylül 2009 Salı

Kenan Bajramovic


Kenan Bajramovic; gerek euroleauge gerekse Bosna milli takımıyla oynadığı maçlar ile hepimizin yakından tanıdığı bir oyuncu idi. Telekoma transferi sonrasında onu daha da yakından tanımak fırsatını bulduk. Karakter olarak değil ama oyuncu olarak özelliklerini daha da iyi görme fırsatı yakaladık.

Bayramovic’in en önemli özelliği, basketbol zekası ve saha görüşünün geniş olması. Bu sayede savunmada doğru pozisyonlar alarak pota altını kapatabilmekte hücumda ise adeta bir oyun kurucu gibi oyunu yönlendirebilmekte. Şarap misali oyununa her geçen sene biraz daha farklı ve güzel bir lezzet katabiliyor. Onu seyredenlerin gönüllerinde ise tatlı bir lezzet bırakıyor.

Doğuştan gelen basketbol yetenekleri yok. Bazı oyuncular vardır ve onların doğuştan yeteneklidir. Bajramovic öyle bir oyuncu değil, sadece aklını kullanan ve çok çalışan, yüreğiyle oynayan bir oyuncu. Yüreğini sahaya koyduğundan, hırsını, oyununa artı olarak aktarabildiğinden dolayı da hem başarılı oluyor hem de seviliyor. Galatasaray’da iki yıl önce Charles Gaines isminde forvet vardı. Gerek fizik gerekse oyun stili olarak Bajromovic’den oldukça farklıydı. Aynı onun gibi doğuştan yetenekli değildi ama yüreğini koyarak takımına çok ciddi katkı verebilmişti. Bajramovic, Gaines’den bence daha da üstün bir oyuncu. Fizik olarak avantajı var. Saha görüşü daha iyi. Ayrıca dış şutu da var. Ama ikisi de yürekten oynayarak takımlarına katkı sağlıyorlar.

Piyasada bu kalitede oyuncu bulmak kolay değil. Özellikle de uzun oyuncu bulmak kolay değil. Takımlarımıza şöyle bir hızla bakarsak aslında Galatasaray, Beşiktaş, Efes ve hatta Fenerbahçe’nin bile en azından bir uzun oyuncuya ihtiyaçları olduğunu söyleyebiliriz. Belki ilk beşte başlayacak bir oyuncu değil ama aldığı 15-20 dakikalık sürede sahada her şeyini verecek, yedek kalmayı sorun etmeyecek. Verilen her görevi yerine getirmeye çalışacak fizikli, tecrübeli bir oyuncu bulmak çok zor. Hele hem pota altında etkili olabilen, oldukça iyi dış şutu olan, basketbol zekası üst düzeyde olan kaç oyuncu sayabiliriz ki. Kendisinden daha ağır bir oyuncuyu karşısında bulduğunda penetre bile edebiliyor. Kendisini savunan oyuncunun eksiklerine göre farklı hücum silahları geliştirebiliyor. Hem hücum silah portföyü zengin bir oyuncu hem de bu portföyü etkin olarak kullanabiliyor. Tek eksiği atletik olmaması. Ama zaten söylediğimiz özelliklerine bir de atletiklik eklenebilse onu Avrupa’da değil NBA’de izlerdik. Yıllar önce prekazi’ye sadece 45 dakika iyisin. 90 dakika oynayamıyorsun demişlerdi. O da zaten doksan dakika oynasam Avrupa’nın en önemli takımlarında oynardım demişti. Neyse Prekazi’yi bırakıp örneğimize geri dönelim.

Pek çok takımımızın derdine çare olabilecek Bajramovic’i Alba Berlin aldı. Hayırlı olsun. Umarım orada da başarılı olur. Ligimize ve takımlarımıza önemli katkı verebilecek böyle bir oyuncunun TBL’de kalmasını isterdim doğrusu. Ondan çok daha iyi bir oyuncu getiremeyeceklerini biliyorum. Alınacak oyuncuların Bajramovic kadar katkı vermeyeceğini de tahmin ediyorum. Böyle değerli oyuncuları ligde tutamayan klüp yönetimlerini ise şaşkınlıkla izliyorum. Sonuçta Barcelonaya değil Alba Berlin’e gitti. Pek çok takımımızı Alba’ya ve ülkemizi de Almanya’ya tercih edebilirdi eğer biz onu isteseydik…

31 Ağustos 2009 Pazartesi

Slovenya:81 Yunanistan:64


Başlık maç yazısını andırdı ama blog’u takip edenler fark etmişlerdir. Biz maçları analiz ederken basketbol ve takım kimyasına ilişkin genel gözlemler yapmaya gayret ediyoruz. Maçı burada anlatmanın şu, şu kadar sayı attı demenin fazla bir manası yok. hatta bu yazıda sadece bu takımlarla sınırlı kalmayıp avrupa basketbol şampiyonasının geneline ilişkin bir iki cümle de sarf edeceğim. son oalrak ise milli takımımız için medyumluk yapacağım.

Yunanistan milli takımını özellikle son yıllarda birazcık panathinaikos’a benziyor. Her ikisi de iyi başlamasa da iyi bitiriyorlar. Ancak diamantidis ve papaloukas’dan yoksun Yunanistan için aynı şeyi söylemek çok zor. Slovenya’mı çok iyiydi Yunanistan mı çok kötü? Aynı Slovenya bulgaristan’ı 3 sayıyla yenebilmişti. Hazırlık maçalrında çok da iyi sonuçlar alamıyorlardı. 2007’in intikamı nedeniyle belki de böyle iştahlılardı. Bilemem. Ama izlediğim Yunanistan gerçekten çok kötüydü. Hücumu çok da önemli değil. Zaten Yunanistan basketbol ekolü çok da hücum ederek maç kazanan bir ekol değil. Sert savunma temel hedefleri. Bu sert savunma ile rüya takımı bile durdurabilmişlerdi. Ancak diamantidis ve papaloukas gibi hem savunma hem de hücumun beyni olan oyunculardan yoksun olsa da Yunanistan geleneğinin o kadar sıradan o kadar mahkum olmaya hakkı olmamalı.

Slovenya ise çok iyi bir kadrosu olsa da bu kadro ile beklenen başarıyı elde edememişti. Nachbar’la röportajımızda ona; bunu da sormuştuk. Biz önümüze bakıyoruz, bu sene başarılı olmak istiyoruz gibi yuvarlak bir cevap vermişti. Nachbar demişken efes için çok önemli bir oyuncu olduğunu söyleyebiliriz. Dün gerçekten de iyi oynadı. Hem içerden hem de dışarıdan etklili oldu. Penetre ederek takımına katkı verdi. 3 numarada çok etkili ama 4 numarada böyle bir katkı verebilir mi? Hücum açısından bakarsak çok sıkıntı çekmez. Ama 4 numara savunmasında etkisiz kalabilir. Türkiye ligi için yazmıyorum bunları. Türkiye’de savunmada onu zorlayacak 4 numara yok gibi. Dudley biraz zorlar. Ama EL’de 4 nuamra savunmasında işi çok zor. Kerem’de ceza alınca Efes’in pota altı rotasyonunu düşünmek bile istemiyorum. Neyse Slovenya’ya geri döneyim. Dün geceki maçta gerçekten iyi mücadele ettiler. Yunanistan’ın canlandığı anlarda Slovenya da sertleşti. Rakibinin kendisini yakalamasına müsaade etmedi.

Fransa’da bu arada Avrupa şampiyonasına katılacak son takım oldu. Yunanistan’ın son halinden sonra İspanya’yı sanki rahat bir şampiyonluk bekliyor gibi. Gerçi tüm takımların ciddi eksikleri var. Bu anlamda belki de son yılların sürprizlere en açık turnuvası olacak. Örneğin sonradan katılma hakkı alsa da ritim yakalayabilirse Fransa, Litvanya, Slovenya, Sırbistan, Hırvatistan ve Rusya İspanya için en güçlü rakipler konumunda. Bakalım ilerleyen günler bize ne gösterecek. Umarlım bu güçlü rakipler arasından sıyrılabiliriz. En azından ilk tur grubunda bu rakiplerden sadece birisi ile eşleşeceğiz. Muhtemelen iki galibiyetle ilk turu geçeriz. Sonraki oluşan grupta ise iyi ihtimal belki bir galibiyet alabiliriz. rakipler slovenya sırbistan ve ispanya. zor gözüküyor. grup dördüncüsü olmamız bile mümkün olmayabilir. Grup dördüncüsü olursak çaprazdan kimin geldiğinin çok da önemi yok. rusya-fransa-yunanistan ve hırvatistan. denk sayılabilirler. biz 5-6-7-8 arasında bir yerlerde muhtemelen 7. olarak turnuvaya veda ederiz. tabi dördüncü sırada bitirebilirsek. benim tahminim ikinci turda galibiyet alamayıp turnuvaya veda edeceğimiz. Umarım takımımız beni utandırır ve turnuva sonrasında şuradan bir özür yazısı çakabilirim. Aslına bakarsak birazcık ışık görsem, bu turnuva kimsenin tam olarak hazır olmadığından dolayı belki de son yılların en kolay kazanılabilecek turnuvası. Ama biz 2010’a hazırlanıyoruz. 2009 pek de milli takım yönetici ve teknik heyetinin umrunda değil gibi.

30 Ağustos 2009 Pazar

İngiltere Maçının Düşündürdükleri


Milli takımımızı seyrederken aklıma bir soru takıldı. Tanjevic’i milli takımın başına getirmeden önce; ligimizdeki basketbol antrenörlerini toplasak ve onlarla bir anket yapsaydık. Onlara "ligdeki en kötü antrenör kim" diye sorsaydık. Aldığımız cevaptaki ismi; milli takımın başına getirseydik. Sonra da yine onlardan "her pozisyona 3 oyuncu gelecek şekilde; 15 kişilik aday kadro" yapmalarını isteseydik. Ortaya konan isimlerden en çok oyu alanları milli takım kadrosu olarak ligin seçilmiş en kötü antrenörüne teslim etseydik. Avrupa şampiyonasında Tanjevic’li milli takımdan daha kötü sonuçlar alabilirler miydi?


Ya da basketbol yorumcularını toplasak ve 15 kişilik aday kadro kurmalarını istesek. onların seçtikleri arasından en çok oyu alan oyunculardan kurulu bir kadro oluştursak. kadronun içinden yaş ve tecrübe olarak en kıdemli olan bir ikisini seçsek. "Takımın başına hiç antrenör koymayacağız. Kendi başınıza bakalım ne yapabileceksiniz" desek; sonuç ne olurdu? Daha mı kötü olurdu? Bence, hayır.

tanjevic'İn akdrosunu bile başı boş bıraksak, bence sahaya şöyle bir takım çıkar:

p.g. kerem
s.g. ömer
s.f. hedo
p.f. ersan
c. ömer

yorulan oyuncu çıkar ve yerine onu dinlendirecek süreliğine yedeği girer. Bence başında tanjevic olandan daha iyi sonuçlar alır.

İngiltere önünde Tanjevic bir yanlıştan döndü mü? Ersan 4 numarada oynadı. Hem de maç boyu. Daha öne yazmıştım. Çocuk 4 numarada oynamak istiyor. Onun gözüne bakan, mimiklerine bakan zaten anlar durumu. Tanjevic 4 numarada kullandı. Bunu yapma nedeni; "performansı 3’te de aynı 4’te de aynı" diyebilmekti. Mesaj vermekti bir bakıma kendisini eleştirenlere. Ama fena çuvalladı Tanjevic. 4’te oynayan Ersan, çok iyi oynadı. Umarım tanjevic mesaj vermeye çalışırken, Ersan’ın ona verdiği mesajı anlayabilmiştir. Gerçi ersan’ın oyununu çok abartmamak gerek. Ersan inişleri ve çıkışları olan bir oyuncu. Bir maç iyi bir maç çok kötü olabiliyor. Ama iyi olacağı maçta 3’te kullanınca da kötü oynuyor. inişte de olsa çıkışta da olsa 4 numarada onu kullanmak mecburiyetindeyiz.

Turnuva farklı bir şeydir. Ömer de bunun farkında ve Almanya maçı sonrasında bu şamar ile belki de şampiyon olacağız demişti. Bir hava yakalanır ve başarılı olunabilir. Ya da çok başarılı bir adayken, küçük bir sorun nedeniyle galibiyet bile alınamadan geri dönülebilir. Ama basketbolun kabul etsek de etmesek de bir takım doğruları var. Bir takım ezberlerimiz var. Ezberleri bozmak her zaman iyi değildir. Doğru ezberleri neden bozalım ki?

Elimizde vasat bir kadro var. Bu kadro ancak çok sert oynayarak ve mücadelesini hızlı hücumlarla sonlandırarak başarılı olabilir. Ancak Tanjevic fantezi denemekten başka bir şey yapmıyor. Tanjevic’in denemeleri oyuncuları da oldukça germiş gibi. Ömer’in Jagla’ya olan darbesi basit bir örnek. Daha önce de yazmıştım. Hidayet’in gerginliği oyununa yansıyor. (Faruğun teorisidir). Hidayeti NBA maçlarında şakalaşırken, gayet rahat bir konumdayken ne kadar etkili olduğunu görmüştük. Milli takımdaki hedo ise gergin. Takımla çok oynandığından, takım kötü gidiyor. Hedo ise çok fazla şey yapmak zorunda hissediyor ve yapması gerekenleri bile yapamıyor.

Neyse bu olumsuzluklar dahilinde ve ayarımızdaki bir takımık Tanjevic’li milli takım hiç yenememiş olsa da yine de az da olsa umutluyuz. Çünkü gerçekten belki de 50 yılda ancak bir kere yakalanacak bir jenerasyonumuz var. Maalesef içsel bir etkenle beceremiyoruz ama onların fitilini ateşleyecek dışsal bir faktör ortaya çıkarsa belki de yine onurlarıyla oynarlar ve biz de gururla izleriz. Umut fukarının ekmeği. Umudumuzu da kaybedersek, turnuvayı izlemenin ne anlamı olur ki…

28 Ağustos 2009 Cuma

TANJEVİC’İN FANTEZİSİ



Fenerbahçe’nin başına geldikten sonra 13 Kasım 2008 yılında Tanjevic’le bir röportaj yapılmış: işte linki
“Ben 1971 yılında Sarajevo takımıyla antrenörlüğe başladığımda, ilk 3-4 yıl Sarajevo`da kimse benim ne yapmak istediğimi anlamadığı için, taraftarın büyük bölümü bana karşıydı. Hatta aleyhime çok bağırıyorlardı. O zamanın en büyük takımı Kızılyıldız`dı, 6 tane oyuncuyla oynuyorlardı. Ben 12 tane oyuncuyla oynuyordum. Yüksek tempoda basketbol oynamaya çalışıyorduk, çok oyuncu değiştirerek oynamaya çalışıyorduk. 3-4 yıl sonra herkes benim tarafımda yer almaya başladı. Çalıştığım her ülkede, her takımda başlarda işler negatif olsada sonunda hep pozitife döndü.”

Hırvatistan maçından sonra Tanjevic’in bunamış olabileceğine dair (erken bunama diye bir şey var) bir düşünceye kapıldım. Sonra da üşenmedim geçmişteki röportajlarını okumaya başladım. Okudukça onun bunamadığını anladım. 71 yılında başladığı yeni bir sistemi değiştirerek milli takımda uygulamaya geçmek istiyor. Nedir bu sistem: 12 oyuncuya neredeyse eşit süreler vermek. Böylece her oyuncu, oynayacağını bilerek kendisini hazır tutacak ve maç içinde yorgunluğu minimuma indirecek. Bu sistem gerçekten günümüzde etkili olabilmekte. Hem lig hem de Avrupa maratonu düşünüldüğünde böyle bir rotasyon, pek çok takım tarafından kullanılıyor. Bunun mucidi Tanjevic’dir. Tanjevic’e bu buluşu kafi gelmedi ve yeni bir icad peşinde. Geleceğin basketbolunu uygulamaya çalışıyor. Nedir bu? Her pozisyonda uzun oyuncular. Oyun kurucudan başlayıp pivota kadar her oyuncunun etkili dribbling yetenekleri olan ve herkesin her pozisyonu oynayabildiği bir sistem. Ben buna “tanjevic’in fantezisi” ismini verdim. Belki basketbol gelecekte böyle olacak. Ben bunun en azından yakın gelecekte olmayacağını tahmin ediyorum. Tanjevic’de en azından fenerbahçede bunu uygulayamayacağını fark etti.




Eğer böyle bir sistemle oynayacaksak ve federasyonumuz böyle bir başarının mümkün olduğuna inanmışsa, en azından bunu genelleştirip Türkiye’nin basketbol ekolu olarak böyle bir yapı ortaya koysak. Alt yapılardan itibaren her oyuncunun neredeyse her pozisyonda ne yapması gerektiğini öğretsek ve her oyuncuya top sürme fundemental’ı aşılasak. Böyle bir uygulama da yok.

Böyle bir sistemi sadece milli takıma uygulamak çok eğreti duruyor. Oyuncuları küstürüyoruz. Şöyle bir hatırlarsak: Memo küstü, Serkan küstü, Kaya küstü, Tutku küstü ve Ersan’ın küsmesi de yakın gibi. Çok açık. Çocuk 4 numarada oynamak istiyor. Hatta basketbol otoriteleri de çocuğun en azından şu andaki milli takımda 4 numarada oynaması gerektiğini söylüyorlar. Ama tanjevic inat ediyor. Onun kafasındaki 2010 takımı aslında şuydu:
p.g. cenk akyol
s.g. hidayet
s.f. ersan
p.f. semih
c. memo

Cenk fos çıkınca Sinan’ı oyun kurucu yapmaya heveslendi. Ancak bence temel hata; bu sistem (fantezi) konusunda federasyonu falan ikna etmiş olabilir ama bu sistemi öncelikle tüm Türkiye’ye kabul ettirmek gerekirdi. Tüm liglerde ve altyapıda bu sistem yıllarca uygulanarak belki gelecekte ne bileyim 10 sene 20 sene sonra böyle bir sistem oturabilirdi. Bundan 38 yıl önce Sarejova’da yaşadıklarından hareket ediyor ve 3-4 yılda sistemi oturtabileceğine inanıyor Tanjevic. Ama orada sadece takımın rotasyonu ile oynamıştı. Şimdi oyuncuların pozisyonu ile oynuyor. Bunu gerçekleştirmek bence mümkün değil. En azından kısa vadede. Uzun vade için ise meşhur iktisatçı Keynes’in bir sözü var: “in the long run we are all dead”.

En azından Fenerbahçe’de bunun gerçekleşmeyeceğini anladı. Sanırım Preldzic’i alırken uzun vadede onu oyun kurucu olarak planlamıştı. Uzun oyun kurucuları sevdiğini her ortamda dillendiriyordu. Ama gördüğüm kadarıyla geçen sene başlayan değişim bu sene daha da hızlanarak devam ediyor. Öncelikle kendimden kısa oyuncu almam diyen Tanjevic, green’i aldı. Bu sene greer, kinsey gibi kendine sistemine uygun olmayan oyuncular transfer etti. Klasik bir şablona en azından fenerbahçe’de dönüyor. Ama milli takımda henüz bir değişim yok. Hala fantezisini denemeye çalışıyor. Fenerbahçe’de, fantezisinden vazgeçip sadece milli takımda bu fanteziyi gerçekleştirmeye çalışması ise her iki takımın başkanlarındaki farklılıktan kaynaklanıyor olmalı. Fenerbahçe başkanı; “yeter artık” demiş olabilir.

Bir önceki yazımda Nowitzski-Hedo paralelliğinden hareketle Türkiye Almanyalaşıyor demiştim. Almanya’ya büyük haksızlık etmişim. Basit ama sert oynadılar. Nowitzskisiz bir Almanya’ya bile kaybettik. Bunlar hazırlık maçı ve izlediğim takımlardan hiçbirisi hazır değil. Dünkü Makedonya’yı çok beğendim. Ama rakip de hiçbir şey yapmadı. Zor anlarda nasıl performans gösterirler bilemiyorum. Biz ise hala bir şeyler deniyoruz.

Biz de Ersan 3 numara oynamak istemiyor. Çok belli. Kerhen bir üçlük attı 3 numarada oynarken. O kadar. Ama dörte oynarken çok daha etkili olabiliyor. Aslında bizim beşimiz belli. Daha bu beşi bir arada hiç göremedik ve belki de göremeyeceğiz ama başka bir alternatif olduğunu da sanmıyorum. Diğer oyuncular sadece ilk beşteki oyuncuları dinlendirecek. Bu oyuncular ise neredeyse 30’ar dakika oynayacaklar. Yani toplam 200 dakikanın 150 dakikasını bu aşağıya yazacağım beş’deki oyuncular oynayacak. Diğer oyuncular ise 50 dakika forma giyecek. Ancak bu noktada önemli sorun neredeyse her gün bir maç oynana tempoyu bu oyucnualr 30’ar dakika ile kaldırabilir mi. İşte hazırlık dediğimiz şey de buna ilişkin olmalıydı.

p.g. kerem
s.g. ömer
s.f. hidayet
p.f. ersan
c. ömer

Gelelim ender ve tanjevic’e. Ender’in yolrulduğunu görmemiş olamaz Tanjevic. Sağır sultan gördü. Ender yorulmuştu. Ama çıkartmadı. Neden? Görmemiş olması imkansız. Bana öyle geliyor ki bunun iki nedeni olabilir. Birincisi; maçın son 5 dakikasını farkı kapatan takımla oynamak istedi. İkinci neden ise; “bir oyuncu dokuz dakikadan fazla oynayınca yoruluyor. Onu değiştirince beni eleştiriyorsunuz. Değiştirmeyim de görün bakın neler oluyor” düşüncesi. Murathanoğlu eskiden bu konuları söylerdi. Şu yoruldu. Değiştirmek lazım falan derdi. Değiştirmeyince de eleştirirdi antrenörü. Şimdi koç eleştirisi hiç yapmıyor. Daha doğrusu Hakem konuşmaktan başka bir şey yapmıyor. Her düdüğü yorumluyor. Ve yorumlarken de ağırlıklı olarak aleyhimize çalınanları değerlendiriyor ama lehimize çalınan yanlış düdükler konusunda da bir şey demiyor. Utanmasa mağlubiyeti hakemlere bağlayacak. Hakemler gayet güzel bir maç yönettiler. Yanlış düdük her maçta olur ama bence genel olarak iyiydiler.

Jagla’ya değil ama Ömer Onan’a o pozisyonda hayret ettim. Jagla gördüğüm kadarıyla o pozisyonda hakeme itiraza gidiyordu. Ömer çocuğu boğazından itti. Ömer gibi bu takımın abisi konumundaki bir oyuncunun bu hareketinin altında Tanjevic’in takımla fazla oynamasının oyuncular üzerinde yarattığı baskı olduğunu düşünüyorum. Her şeyi de Tanjevic’e bağlamamak lazım. Sonuçta onu takımın başına getirenler, bir gün götürmeyi de akıl edeceklerdir.

27 Ağustos 2009 Perşembe

Son Uyarı Atışları




Hırvatistan maçı, artık kronik hale gelmeye namzet iki temel basketbol gerçeğimizi ortaya çıkarmıştır:

1) Set hücumundaki yavaş tempomuz
2) Savunmada içeri penetre eden kısalar ve içeri devrilebilen uzunlara karşı çaresizliğimiz

Güçlü takımlarla yapılan hazırlık maçlarının bu tür yapısal sorunlarımızı göstermesi açısından çok faydalı. Ancak, diğer taraftan bu tür sorunlara kısa vadede çözüm üretmek çok zordur. Hele ki Şampiyonaya 15 gün kalan bu iki sorunu çözebilir miyiz, emin değilim. Kurt hoca Tanjevic ve teknik ekip mutlaka bu konulara kafa yoruyordur.

Maçın kısa analizine gelirsek maça çok iyi başladık. İlk 5 dakika iyi savunma, top çalmalar, ribaunt üstünlüğü ve Hidayet önderliğinde hızlı set hücumları. İlk periyodun ortalarından itibaren savunmadaki en zayıf halkamız!!! Sinan’ın tuttuğu Ukic’in gerek penetre üstünden, gerekse boş şutlarla bulduğu 10 sayısı ile maç Hırvatların kontrolüne geçti. Bu bölümden sonra kontrolü maçın hiçbir bölümünde elimize geçiremedik. Buradaki ilginç nokta ribaunt, top çalma ve top kaybı istatistiklerinde üstün olmamıza rağmen tempoyu empoze edememizdir. Bu durum üzerinde ayrıca üzerinde durulması gerekmektedir. Repesa’nın taktiği çok basitti. Bol penetre ile savunmanın dengesini bozma. Penetre sonrası dışarıdan fazla sayıda boş şut imkanı buldular. Nitekim maçın en kritik anında yine bu tür penetre sonrasında Kus tarafından dipten bulunan üçlük aslında tüm maçın özeti gibiydi. Kimse şans basketiydi demesin. Aslında o basketin olması bizim için büyük şans. O basket girmeyip Hidayet’in veya Ömer’in zorlama atışı ile maçı kazansaydık, herşeyin üstüne bir şal örtüp gerçekleri saklamamıza izin verirdi. Bizi bundan kurtardığı için şans meleklerine dua etmeliyiz.

Bu noktada şunu belirtmek isterim. Hazırlık maçlarında her şeyin denemesi hoş bir şey olabilir. Ancak turnuvaya 15 gün kala artık deneme faslından çıkıp “milli takımın kemikleşmiş rotasyonu budur, takım sistemi şudur” dememiz lazım. Böyle bir şey görüyormuyuz? Hayır. Oyuncu değişiklikleri tam bir çorbaya döndü. İlk periyot Sinan oyun kurucu rolündeydi. Sonra Kerem oldu. İkinci yarı bu oyuncular sahada hemen hemen hiç yoktu. Engin ve Ender bu rolü üstlendi. Kimin asıl oyun kurucu olması gerektiği ayrı bir konu ancak ben milli takımızın asıl oyun kurucusu kim olacak merak ediyorum. Bu tarz hızlı oyuncu değişikleri ritm bulmamızı çok fazla engelliyor. Burada şöyle bir düşünce akla geliyor. Tanjevic gerçekten değerli hocadır. Bosna Sarajevo takımının başında genç bir koç olarak tam otuz yıl önce 1979 yılında Avrupa Şampiyonu olmuş bir koçun yaptığı herşeyde mutlakabir keramet vardır. Acaba şöyle bir amacı olabilir mi? Rakiplerimizn bizi çözmesini zorlaştırmak. Sağ gösterip sol vurma misali. Litvanya maçına hazırlık maçlarında görülmeyen bir oyun tarzıyla mı çıkacağız. Bekleyip görelim.

Sözün özü bu maç bizim için son uyarı atışlarıdır. Avrupa Şampiyona’sında uyarı atışları bitecek ve yerine gerçek mermilerle meydan muharebesi alacaktır.

Bu arada söylemzsem içinde kalır. 34 yaşında, yerinden vinç vasıtasıyla kaldırabilen Prkacin’in kendisinden uzun ve daha hareketli uzunlarımıza karşı birbirinin kopyası 5 basket bulması hakkında yorum yapmak istemiyorum. Ceza olarak bu basketlerin kasetlerinin uzun oyuncularımıza defalarca seyrettirilmesini öneriyorum.

26 Ağustos 2009 Çarşamba

Türkiye-Hırvatistan: Eksikler


Maçı anlatmayacağım. İzleyen zaten izlemiştir ve maç anlatımına ihtiyacı yoktur. İzlemeyen ise şuradan maç anlatımını takip edebilir.

Mağlup olduk ama hiç önemi yok. Muhtemelen Pazar günü kupa için yine Hırvatlarla oynayacağız. Her iki takım da henüz hazır değil. Ne savunma olarak ne rotasyon olarak ne de hücum olarak. Bu nedenle bireysel yeteneklerini ve rotasyonu azıcık daha akıllıca kullanarak Hırvatlar galip gelmeyi başardı. Burada aslında somut olarak bu maçın değerlendirmesini de yapmayacağım. Gördüğüm eksiklerden hareketle daha genel ve asıl turnuvada ne yapılması gerektiğine ilişkin bir şeyler yazacağım.

Maça Sinan’la başlanacağını doğrusu maç öncesinde bekliyordum. Ukic savunması bence çok önemliydi. Tanjevic de benim gibi düşünmüş. Ama ben Tanjevic’den farklı olarak oyun kurucusuz başlamazdım. Sinan’ı Ukic ile Kus’e ise Kerem ile savunurdum. Oyun kurucusuz başlamış olmamız bana öyle geliyor ki Represa’nın da işine geldi. Represa kurt hocadır. Ben çok beğenirim. Oyun kurucusuz oynayan takımımıza baskı yaptırmama nedeni; oyun kurucuyu oyuna almaya bizi zorlamamak için diye düşündüm. Sinan oyun kurucu olarak sahaya sürüldü ve iyi savunma yapması istendi. Basketbol aslına bakarsak birazcık da konsantrasyon işi. Tanjevic’in bence takımın değil ama oyuncuların rotasyonu ile çok fazla oynamasının yarattığı temel sonuç konsantrasyon kaybı. Bunu dün özellikle Sinan ve Ersan’da gördük. Sinan oyun kuruculuğa konsantre oldu ve tutabileceği ukic’e konsantre olamadı. Bir daha da zaten Tanjevic onu denemedi. Bence kerem ve sinan’la başlasa ve Sinan’a Ukic’i bitirme görevi verilse başarılı olabilirdi.

Vujcic’in sakatlanması sonrası pota altını daha etkili kullanmamız gerekirdi. Ancak işte bu noktada bence en temel sıkıntımız boy gösterdi. 12 kişilik kadroda hücumda topu yere vurabilecek oyun kurucu haricinde sadece Hidayet var. Ömer, Sinan, Bekir ve uzunlarımızdan hiçbirisi topu yere vurabilen oyuncular değil. Örneğin bir ara kerem-bekir-ersan-semih-oğuz gibi bir beş vardı sahada. Dibe vurduğumuz beş. Ne pas yapabildiler ne penetre. Ayrıca çok iyi paslaşan oyuncularımız da yok. Bu durumda hücumda tamamen Hidayet’in yaratıcılığı ve saha görüşüne kalıyoruz. Bu anlamda da giderek Almanya gibi basketbol oynuyoruz. Oğuz’a örneğin post-up yaptıramadık. Vs..Buradan bir adım daha atarsak; kısa oyuncuların penetre zaafı nedeniyle hücumda semih ve ömer gibi atletik uzunları pota altında topla buluşturamıyoruz keza hızlı paslaşamadığımızdan dolayı da hidayet’e zaman zaman gelen ikili sıkıştırmaları cezalandıramıyoruz. Rakip uzunların görece hantallığını da hızlı çıkamamaktan dolayı fast break ile bitiremedik. Takımın eksikleri çok fazla ve mevcut kadroda bu eksikleri giderebilecek oyuncu yok görünümünde.

Aslında bizim genel olarak en dezavantajlı olduğumuz konu power forvet savunması. Ancak Hırvatistan kadrosunda bu konuda sıkıntı çıkaracak oyuncu olmaması (maç öncesi yazısında belirttiğim gibi) maç açısından bizim avantajımızdı. Ancak turnuva öncesinde kendimizi bu konuda deneyememiş olmamız da bence kötü oldu. Hareketli 4 numaralara karşı (ersan’ın pozisyonu o kadar çok değiştiriliyor ki konsantre olmakta zorlanıyor.) iki uzunla ne yaparız bilmiyorum.
Savunmada da istediğimiz sertliğe ulaşamadık. Bunun temel nedeninin oyuncuların pozisyonların çok fazla değişmesinden kaynaklandığını düşünüyorum. Özellikle Ersan ribauntlarda etkili olsa da savunmada pek bir şey yapmadı. Kısalarımızın ise; rakip penetreleri bire bir durdurmasının zor olacağını tahmin ediyordum. Bu nedenle bir dönem; mesela hücumda çok kötü olduğumuz ikinci periodda alan savunması denene bilirdi. Tam saha ya da yarı saha alan savunması ile iş yapabilirdik. Özellikle kerem-sinan-hido-ersan ve semih gibi uzun kollu ve görece hareketli bir beş yarı saha baskılı savunmayı etkili olara kullanabilir. Pas araları sonrasında gelebilecek hızlı hücumlar ile de skor yönünden yaşanan zaaflar bir nebze olsun hafifletilebilir.

Doğrusu ben genel olarak kötümserimdir. Doludan ziyade boşa biraz daha fazla bakarım. Bizim gibi hazır olmayan ve eksikleri olan bir takımla oynadık ve fazla bir ışık alamadık. Ama son tahlilde bunlar hazırlık maçı. Eksikleri gördüğümüz ve umarım düzeltmeye yönelik hamleleri yapabileceğimiz bir ortam sağlarlar. Maç sonrası Tanjevic’in açıklamasını bilmiyorum ama umarım teknik heyet olarak esiklerimiz konusunda doğru tespitlerde bulunabilirler. Yoksa yine gelir hüsran rüzgarı…
ed. bu arada Tanjevic rakibi küçümsediğimizden böyle oldu demiş. Devamında da bu sene oynadığımız en güçlü rakipti demiş. artık içimden Tanjevic'e birşey demek gelmiyor. Bir cümlesi ile bir diğeri birbiriyle çelişiyor ve kime bir şey demiyor. bu arada kaçırdım mı bilmiyorum ama son periodda hiç mola kullandık mı?
Fotoğrafın Linki: Burada

Rakibimiz Hırvatistan



p.g. Zoran Planinić (PG/SG/SF 201 82. CSKA Moskva) Marko Popović (PG/SG 184 82. Unics Kazan)Roko-Leni Ukić (PG 195 84. Toronto) Davor Kus (PG/SG 192 78. Cibona)
s.g. Mario Stojić (SG/SF 196 80. Menorca) Damir Rančić (SG 198 83. Zadar)

s.f. Marin Rozić (SF 201 83. Cibona)
p.f. Marko Banić (PF 204 84. Bilbao Basket) Sandro Nicević (PF/C 210 76. Benetton)
C.Nikola Prkačin (PF/C 208 75. Cibona) Krešimir Lončar (PF/C 210 83. Unics Kazan)Nikola Vujčić (C 211 78. Olympiacos) Mario Kasun (C 213 80. Efes Pilsen)Ante Tomić (C 217 87. Zagreb)
Efes Cup zamanlama olarak önemli bir turnuva olsa da seçilen takımlara bakıldığında önemini yitirmekte. Hırvatistan haricindeki maçların bize çok fazla bir faydası olacağını doğrusu düşünmüyorum. Zayıf rakiplerle oynanan hazırlık maçlarının değerlendirme açısından çok fazla katkısı olmayacağına inanıyorum. Faruk’un milli takımın hazırlık maçları konusundaki sözlerine katılmamak elde değil.

Biraz gecikmeli de olsa Avrupa şampiyonasında oynayacak olan ve bu akşam karşımızda izleyeceğimiz Hırvatistan’ı birazcık tanıtmaya çalışacağım. Pivot ve oyun kurucu rotasyonu açısından ciddi bir bolluk yaşamaktalar. En azından bizde de pivot konusunda iyi bir rotasyona sahip olduğumuzu söyleyebilirim. Oyun kurucu oalrak Hırvatistan bize açık ara üstün. s.g. olarak ise iki takımın da zayıf olduğunun altını çizelim. Marko Tomas’ın sakatlanması ile kısa forvet pozisyonunda Rozic tek kaldı. Bu noktada bizim de Kerem’in doping’i nedeniyle p.f’siz kaldığımızı düşünürsek bir anlamda benzer bir durumda olduğumuzu söylemek mümkün. Kısa forvet oalrak baktığımızda bizim açık ara bir üstünlüğümüz olduğunu söyleyebiliriz. 4 numarayı onlar da beşten bozma oyuncularla oynamak durumunda. Biz de maalesef öyle. Onlar 3 numara açığını tahminimce Planicic ile doldurabilir. Biz de 4 numara açığını Ersan ile doldurmak zorundayız. Keyifli ve sert bir maç olacağını düşünüyorum. Slovenya’ya hazırlık maçlarında kaybetmişti Hırvatlar ama Almanları ise yenmişlerdi. İki takım için de şampiyona öncesinde oynayacakları en ciddi hazırlık maçı olacak. Bu bağlamda sert ve mücadeleci bir maç bizi bekliyor. Özellikle kısa oyuncularımızın Hırvat kısalarının penetrelerini engelleyebilecek savunma kabiliyetine sahip olmalarının bizim için avantaj olduğunu düşünüyorum. Özellikle set hücumunda zorlandığımızı ve Hırvatistan uzun oyuncualrının bizimkilere göre birazcık daha hantal olduğunu düşündüğümüzde net ribaunt alabildiğimiz ölçüde avantajı da sağlayabileceğimizi söyleyebiliriz. Set hücumlarında ise Hido’ya çok iş düşmekte. Özellikle penetre ederek Hırvatistan set savunmasını çok zorlayacaktır. Keyifli bir maç bizleri bekliyor. Umarım sert mücadeleci ve eksiklerimizi görüp düzeltebileceğimiz bir turnuva izleyebiliriz.

Tanjevic ortamda bir kupa varsa almak isteriz mealinden bir şeyler demiş. Hazırlık turnuvalarından ziyade, esas turnuvalardaki kupalara göz koymamızın daha doğru olacağını düşünüyorum. En azından milli takım yetkili ve oyuncularının yaptığı açıklamalara baktığımızda Hidayet dışında şampiyonluk final kelimelerini telaffüz eden çıkmıyor.