12 Eylül 2009 Cumartesi

EZBERLERE DÖNÜŞ


Hiç kuşkusuz çok büyük bir galibiyet. İspanya son yıllarda Avrupa’nın en önemli takımı. Ayrıca Calderon haricinde tam takım geldiler. Hazırlık maçında Litvanya’dan 20’li fark yemeleri ne de olsa hazırlık maçı diyerek geçiştirildi ancak bu turnuvada pek de beklentileri karşılamadığı rahatlıkla söylenebilir. Turnuva başlamadan önce İspanya analizi yapmıştım. Garbojasa yerine Vazquez’in daha iyi bir seçim olacağını belirtmiştim. Turnuvada pota altındaki sıkıntılarına ilaç olabilirdi. Bu seçimin yapılmamasına rağmen doğrusu turnuvaya gelen takımların durumuna baktığımda İspanya’nın belki de na-mağlup şampiyon olabileceğini düşünmüştüm. Bu turnuvada bahis yapmamam bu bağlamda iyi oldu. Yunanistan çöküş yaşayacak diye bekliyordum tersine hem savunmayı eskisi gibi yapabiliyorlar hem de Kazlauskas’la birlikte çok akıcı bir hücuma da sahip olmuşlar. Kağıt üstü ile gerçekler çok farklı olabiliyor. Bizim takımın bir ya da en fazla iki galibiyetle eve döneceğini bekliyordum. Dört maçını da kazandı. Umarım sonunu da getirebiliriz. Türk gibi başla Alman gibi bitir derler.

Önceki yazımda ezber bozan Türkiye mi sorusunu ele almıştım. Rakipten daha iyi ribaunt alan, daha iyi faul atan, daha yüzdeli hücum eden bir Türkiye izlemiştik. Maalesef faul kabusumuz geri döndü. Keza ribauntlarda da geri kaldık. Ender kendi standartlarını değil neredeyse NBA standartlarını yakalamıştı. Maalesef o da kendini buldu. Bunlar maalesefler.

Hedo’nun rahatsızlığı, Ömer’in sağlıksızlığına rağmen galibiyet almak kolay bir iş değil. Daralan rotasyonun oyuncularımızın performansına olumlu katkı yaptığını görüyoruz. Oyuncuların süresi arttıkça performansları da artıyor. Tanjevic umarım dar rotasyonuın nimetlerini göz ardı etmez ilerleyen maçlarda.

Tanjevic yerinde molalar alıyor. Takımın ne yapacağını seyretmek yerine müdahale etmeyi tercih ediyor. Maçı kaybetmek adına Semih’i kazanmak istedi. Zaman zaman yine fantezilerini denedi ve 6-7 sayı farklarla geriye düştük. Neyse ki çok ısrarcı olmadı Tanjevic. Doğru beşe döndü. Yoksa...?

Dünya şampiyonasındaki hava yakalandı ve oyuncuların da kendine ciddi güveni geldi. Artık madalya kelimesini sadece Hedo değil diğer oyuncular da telaffuz etmeye başladılar. Bunlar da galibiyetin getirdiği güzellikler.

Rakibin alan savunması yapması durumunda çok sıkıntı çekeceğimizi bekliyordum ve alan savunmasına gerçekten çok zorlandık. Özellikle madalya peşindeki takımlar için Türkiye istim üstünde bir rakip konumunda. Bu nedenle de artık bizi daha da ciddi takip edecekler. Bu bağlamda şu dar zamanda bir şekilde alan savunmasına daha efektif bir hücum düzenine çalışmak lazım. Diğer konu ise özellikle maç genelinde (engin’i çok beğenmekle birlikte) ribaunt sıkıntısı ve hücumdaki sıkıntılı dönemlerde bekir’in kullanılmamasını yadırgadığımı belirtmek isterim. Eğer sakatlık ya da hastalık gibi bir sıkıntısı yoksa Bekir bu takımda şu an için hedo’yu yedekleyebilecek tek oyuncu görünümünde. Ersan’ı 3 numaraya ne zaman kaydırdıysak hep geriye düştük. Bekir takımın önemli bir parçası ve değerlendirmek lazım. Oynadığı dakikalarda ribauntlara da ciddi katkı sağlıyor.

Son hücumda bence Tanjevic intihar etti. 12 saniye ve yandan başlayacaklardı. Yani neredeyse normal bir hücum süresi vardı rakibin. Penetre sonrası pas çıkartmış olsalar boş bir üçlük şansı yakalayabilirlerdi. Rakibin kötü dış atışına güvendik ama bence riske gerek yoktu. Oyunun en heyecanlı anında oyuna soğuk bir oyuncuyu almak büyük riskti.

Kaldı Sırbistan ve Slovenya. Üst turu zaten cebe koyduk. Onlardan alacağımız bir galibiyet bizi grup ikincisi yapar. Belki de duruma göre bir galibiyetle birinci bile olabiliriz. Çaprazdan Rusları gözümüze kestirebiliriz.

Hiç yorum yok: